Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

GÖKTÜRK KİTABELERİNİN METNİ

Ben, Tanrı gibi gökte doğmuş Türk Bilge Kağan, bu çağda, tahtıma oturdum. Sözlerimi sonuna kadar dinle, iyi işit! Bütün küçük kardeşlerim, yeğenlerim, oğullarım! Bütün soyum, milletim! Sağdaki Şadapıt Beğler, soldaki Tarkanlar, buyruk beğleri! Otuz Tatar, Dokuz Oğuz Beyleri! Millet! Sözlerimi iyice işitin, sağlamca dinleyin!

Doğuda gündoğusuna, batıda günbatısına, kuzeyde gece ortasına kadar olan yerler içinde yaşayan milletler hep bana bağlıdır. Bunca milleti, bunca ülkeyi düzene soktum. Oralarda artık kötülük yoktur, kargaşalık yoktur. Türk kağanı Ötüken ormanında oturursa, ilde sıkıntı, bunalım olmayacaktır.

Doğuda Şantung Ovasına kadar ordu şevk ettim, denize ulaşmamıza az kaldı. Güneyde Tokuz Ersin'e kadar ordu sevk ettim, Tibet'e erişmemize az kaldı. Batıda İnci ırmağını aşarak Demirkapı'ya kadar gittim. Kuzeyde Yir Bayırku'ların toprağına ordu sevkettim. Bunca yerlere Türk adını, Türk şanını alıştırdım.

Ötüken ormanında yabancılar yok. Ötüken'den daha iyi yer de yok. İl tutulacak yer Ötüken Ormanıdır. Bu yerde oturup Çin milleti ile aramı düzelttim.

Altın, gümüş, pirinç, ipek, bunca şeyleri ölçüsüz veren Çin milletinin sözü tatlı, kumaşı yumuşak, yani armağanı çekicidir. Çinliler bu tatlı dil ve çekici armağanlarla uzaktaki milletleri kandırarak kendilerine çekerler. Yakına çekip kondurduktan sonra da fitne bilgisini yayarlar. Uzaktaki kavimler Çinlilerin ne fesatçı olduklarını ancak o zaman anlar.
Ey Türk Milleti! Tatlı sözlere, yumuşak armağanlara kandınız ve birçoklarınız öldü. Yine yanılırsan ve güneydeki Çogay Ormanına, Tögültün Ovasına gidip yerleşirsen, ey Türk milleti, öleceksin!

Oralara gittiğiniz zaman Çin'den gelen kötü kişiler aranıza sokulur ve sizi şöyle kandırırlar: "Onlar uzaktakilere kötü, yakındakilere iyi armağanlar verirler".
Nice bilgisiz kişiler bu sözlere kanıp oralara gitti ve öldüler.

O yerlere varırsan ey Türk milleti, öleceksin! Ötüken'de kalıp, oralara kervan ve kafile gönderirsen, sıkıntın olmaz. Ötüken Ormanında oturursan, ebedî il tutarak oturacaksın. Tok olacaksın!
Ey Türk Milleti! Sen, aç olunca tokluk nedir bilmezsin, fakat tok olunca da açlık nedir düşünmezsin! Böyle olduğun için, seni yüceltmiş olan kağanının sözünü tutmadın. Onun sözünü almadan yerden yere vardın. O yerlerde tükendin. Geri kalanlarınla, daha da zayıflayarak öle yite yürüyordun...

Tanrı yarlıkladığı için, kendi kut'um (meziyetlerim, talihim) var olduğu için, ben, kağan olarak Taht'a oturdum. Tahtıma oturunca, aç, yoksul, dağınık milleti topladım. Yoksul milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım.

Sözümde yalan, yanlış var mı? Türk Beğler! Millet! İşitin!

Türk Milletinin derlenip il tuttuğunu, yanıldığı zaman öldüğünü, buraya vurdum. Ne sözüm var ise, bu ebedî taşa vurdum. Onları görerek, okuyarak bilin! Türk Milleti! Beğleri!
Tahtına bağlı, kağanına itaat eden beğler olarak mı yanılacaksınız!

Ben bu bengi (ebedî) taşı yontturdum, diktirdim. Güzel bir bark (türbe) yaptırdım. İçine dışına güzel nakış vurdurdum. Gönlümdeki sözleri yazdırdım. Çölde, otlakta, çorak yerde olanlar da bu bengi taşı görsün. Yabancılar dahi görüp bilsin, öğrensin!

Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında kişi oğlu yaratılmış. Kişi oğullarını yönetmek için atalarım Bumin Kağan, İstemi Kağan Taht'a oturmuş. Taht'a oturunca, Türk milletinin iline, töresine sahip olmuş, düzene sokmuş. O zamanlar dört taraf hep düşman imiş. Dört tarafa ordu sevkederek bunca milleti kendine bağlamış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş.

Kağan atalarım bilge imiş, alp imiş. Buyrukçuları da (vezirleri de) bilge imiş, alp imiş. Beyleri de, milleti de doğru imiş. Onun için ili korumuşlar, ili koruyup töreyi düzenlemişler. Günü gelince ecelleriyle ölmüşler. Dört taraftan bunca millet yuğcu (yasçı), sığıtçı (ağlayıcı) olarak gelmiş. Yas tutmuşlar, ağlamışlar, öyle ünlü kağanlarmış.

Onlardan sonra küçük kardeşler kağan olmuş. Oğulları kağan olmuş. Fakat daha sonra, küçük kardeş büyük kardeş gibi yaratılmadığı için, oğlu babası gibi yaratılmadığı için, bilgisiz kağanlar Taht'a oturmuş. Kötü kağanlar gelmiş. Bunların buyruk beğleri de bilgisiz imiş. Beğleri doğrusuz olunca,millet de doğrusuz olmuş.

Bu durumdan Çin milleti yararlanmış. Açıkgöz, hileci Çin milleti, kardeşi kardeşe, milleti birbirine düşürmüş. Bu tuzağa düşen Türk milleti, il tuttuğu toprağı elden çıkarmış, başına geçirdiği kağanını yitirmiş. Soylu erkek oğulları Çin milletine köle, genç kızları cariye olmuş. Bazı Türk beğleri Türk adını bırakıp Çince adları almaya başlamışlar. Çin kağanına boyun eğmişler. Tam elli yıl, işlerini güçlerini Çin kağanına vermişler, ona hizmet etmişler...
Başsız kalan Türk milleti ise şöyle yakınıyormuş:
İlli millet idim, ilim hani? Kime il kazanıyorum? Kağanlı millet idim, kağanım hani? Hangi kağana işimi gücümü vereceğim?

Böyle deyip Çin kağanına düşman olmuş. Ama, töre, düzen kuramayınca, yine teslim olmuş. Çin kağanı da, kendisine bunca iş gören, güç veren Türk Milletini, yok edeyim, soyunu kurutayım, diye çalışıyormuş. Türk Milleti yok olmaya gidiyormuş.

İşte o zaman, üstte Türk Tanrısı, Türk'ün kutlu yer ve su melekleri, Türk Milleti yok olmasın diye, millet olsun diye, babam İlteriş Kağan'ı, annem İlbilge hatunu, göğün tepesinden tutup yukarı kaldırmışlar. Babam Kağan, onyedi erle dışarı çıkmış. Bunu duyan şehirdeki Türkler de "Dışarı çıkıyor" diye haber alınca, dağa çıkmışlar. Dağdakiler de yanına gelmiş, toplanıp yetmiş er olmuşlar. Tanrı güç verdiği için babam kağanın erleri kurt gibi imiş; onlar için düşman koyun gibi imiş. Babam doğuya, batıya çeri sürüp er toplamış. Çoğalmışlar ve yediyüz er olmuşlar.

Yediyüz er olup, ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti; cariye olmuş, kul olmuş milleti, töresini ziyan etmiş milleti, atalarımın töresince yeniden düzenlemiş, harekete geçirmiş, yetiştirmiş...
Babam kağan yedi yıl sefer etmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı yarlıkladığı için başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş. Onca ili, töreyi kazandıktan sonra da uçmağa varmış (ölmüş).

Babam kağan uçmağa vardığında, özüm sekiz yaşında kaldım. O töre üzerine amucam kağan Taht'a oturdu. Amucam kağan Taht'a oturunca Türk milletini daha da güçlendirdi. Amucam kağan Taht'a oturdukta özüm tigin olduğum için, işimi gücümü ona verdim. Ona yardım ettim. Tanrı yarlıkladıgı için ondört yaşımda Tarduş milleti üzerine Şad (bir unvan) oldum.

Amucam Kapgan Kağan'la birlikte yirmibeş sefer yaptık ve onüç kez savaştık. Yanılıp bize karşı gelen Türk kavimleriyle de savaştık ve onları da düzene soktuk...

Artık, küçük kardeş büyük kardeşi, oğullar babalarını bilir oldu. Kul kullu, cariye cariyeli oldu.
Türk Beğleri, millet, işitin!

Üstte gök basamasa, altta yer delinmese, Türk milleti, senin ilini, senin töreni kim bozabilirdi?

Ey Türk milleti! Titre ve kendine dön!

İtaat ettiğin zaman seni yükseltmiş, yüceltmiş olan bilge ve alp kağanına, hür ve bağımsız yurdunda, yanılıp isyan ederek kötü iş yaptın! Silâhlı insanlar nereden geldiler de seni dağıtıp götürdüler? Süngülü insanlar nereden geldiler de seni sürüp götürdüler?
Ey kutlu Ötüken Ormanının milleti! Gittiniz! Doğuya varanınız vardı. Batıya varanınız vardı. Vardığın yerde hayrın o oldu ki kanın su gibi aktı; kemiklerin dağ gibi yığılıp yattı... Bilmediğin için, yanılıp kötülük ettiğin için, amucam kağan uçmağa vardı (öldü).
Fakat, Türk milletinin adı, sanı yok olmasın diye babam kağanı, anam hatunu yücelten Tanrı, il veren Tanrı, yine Türk milletinin adı, sanı yok olmasın diye, bu defa özümü kağan yaptı.
Ben, hali vakti yerinde bir millete kağan olmadım.

İçerden yiyeceksiz, dışarıdan giyeceksiz, güçsüz kalmış, yoksul bir millete kağan oldum. Küçük kardeşim Kül Tigin ile sözleştik. Babamızın kazandığı millet adı, millet sanı yok olmasın diye, Türk milleti için, gece uyumadım, gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kül Tigin ile, iki Şad ile, ölesiye, bitesiye çalıştım. Toplanan milleti ateşe, suya düşürmedim.
Özüm kağan oturduğumda, yerden yere varmış millet, öle bite, yayan, çıplak, yine geldi. Milleti yüceltmek için oniki savaş yaptım. Sonra, Tanrı yarlıkladığı, talihim var olduğu için, ölecek milleti dirilttim. Aç milleti tok, uz milleti çok kıldım. Giyimsiz milleti giyimli, yoksul milleti bay kıldım. Dört yandaki milletler hep bana tabi oldular. Milleti düşmansız kıldım.
Bunca töreyi kazandıktan sonra küçük kardeşim Kül Tigin'in özü de öylece uçmağa vardı...
Babam kağan uçmağa vardıkta küçük kardeşim Kül Tigin yedi yasında idi. Tanrıça Umay kadar iyi ve güzel olan anam hatunun devletine, onun kutluluğuna, küçük kardeşim Kül Tigin adını aldı. Onaltı yaşında iken amucam kağana ilini, töresini şöyle kazandırdı.

Altı Çub ve Soğdak'lara karşı sefer ettik. Onları bozguna uğrattık. Çinli Ong Tutuk ellibin askerle geldi, savaştık. Kül Tigin yayalarla fırlayıp saldırdı. Ong Tutuk'un silahlı elini tuttu, silahlı olarak getirip kağana öylece teslim etti. O orduyu orada yok ettik.

Yirmibir yaşında iken Çin Generali Çaça Sengün'le savaştık. Seksenbin askerle gelmişti. Kül Tigin önce Tadıkın Çor'un boz atına binip saldırdı. O at orada öldü. ikinci olarak Işbara Yamtar'ın boz atına binip saldırdı. O at da orada öldü. Üçüncü olarak Yigen Silig Beğ'in doru atına binip saldırdı. Doru at da orada öldü. Düşman, Kül Tigin'in zırhına, silahına, kaftanına yüzden fazla ok vurdu, ama yüzüne, başına birini bile değdiremedi. Düşman ordusunu orada yok ettik.

Türk Milleti! Kül Tigin'in nasıl hücum ettiğini, nasıl savaştığını hep bilirsiniz.
Kül Tigin yirmi altı yaşında iken Yer Bayırku'lara Kırgız'lara, daha nice milletlere karşı savaştı, büyük zaferler kazandı (Burada tek tek bindiği atları, kimlerle nasıl savaştığını anlatıyor)...

Dokuz Oğuz milleti kendi milletimdendi. Gök, yer bulandığı için, ödüne kıskançlık değdiği için, düşman oldu. Bir yılda beş yol savaştık. Kül Tigin, Azman adlı atına binip saldırdı. Tek başına yedi eri mızrakladı.

Beş savaştan sonra Amga kalesinde kışlayıp ilkbaharda yine ordu çıkardık. Kül Tigin'i baş yaparak orada bıraktık. Savunma tedbiri aldık. Düşman merkezi bastı. Kül Tigin 'Öksüz' adındaki atına binip saldırdı, tek başına dokuz eri mızrakladı, merkezi korudu, vermedi.
Annem hatun, bütün analarım, ablalarım, gelinlerim, prenseslerim, buncanızdan diri kalanları! Kül Tigin olmasa idi, hep ölecektiniz!

Küçük kardeşim Kül Tigin, uçmağa vardı. Ben yaslandım. Kederimden görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu. özüm düşündüm: Zamanı Tanrı yapar, Tanrı yaşar. Kişi oğlu hep ölümlü doğmuştur.. Gözden yaş gelse hep içeri akıtarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek, düşünceye daldım, sıkıldım. Çok katı sıkıldım, iki Şad'ın, alay küçük kardeşlerimin, alay milletimin, ağlamaktan gözü kaşı fena olacak diye düşündüm de, sıkıldım.

Yuğcu (yasçı) ve ağlayıcı olarak, Kıtay, Tatabı milletlerinin başı Udar Sengün geldi. Çin konağından İsiyi Liten geldi. Gereksiz olduğu halde onbinlik hazine, altın, gümüş... fazla fazla getirdi. Tibet kağanından vezir geldi. Suğd, İranlı, Buhara ülkesinden Erik general, Oğul Tarkan geldi. Türgiş kağanından damgacı (mühürdar) geldi. Kırgız kağanından Tarduş İnançu geldi. Bark (türbe) yapıcı, nakışçı, taşa yazı yazıcı olarak Çin kağanının yeğeni Çang Sengün (Çang general) geldi.

Kül Tigin koyun yılında, onyedinci günde uçtu. Dokuzuncu ayın yirmiyedisinde yuğ yaptırdık. Barkını, nakışlarını, yazılı taşını, maymun yılında, yedinci ayın yirmiyedisinde, ona saygılar sunup kutluladık.

Ey Türk milleti! Bu ülkeyi küçük kardeşim Kül Tigin ile öle yite kazandım. Kazanıp, alay milleti ateş, su kılmadım.

Ey Ötüken Ormanının milleti! Kötü kişi gelip birliğini bozmasın, silahlı gelip seni dağıtmasın diye, sana burasını il tuttum. Töreyi kazandırdım.

Türk milleti, beyleri! Sözümü işitin. Türk milletini toplayıp, il tutacağını bu taşa yazdım. Yanılırsa öleceğini yine bu taşa yazdım. Her ne sözüm varsa ebedî taşa yazdım. Ona bakarak bilin şimdiki Türk Beğleri!

Türklerim, alay beğlerim, alay milletim! Kazanıp il tuttuğum bu yerden, kağanından, beğlerinden, suyundan, toprağından ayrılmazsan, iyilik göreceksin. Evinde oturacak, dertsiz olacaksın. Sözlerimde yanlış var mı?

 

----------------------------------                     ----------------------------------  -----------------

 

Kitabelerin Metni-2
Tanrı gibi gökde olmuş Türk Bilge Kağan bu çağda (tahta) oturdum sözümün sonuna kadar işit, bütün küçük kardeşim, yeğenim, oğullarım; bütün soyum, milletim! Sağdaki Şadapıt Beyler, soldaki Tarkanlar; buyruk beyleri! Otuz Tatar, Dokuz Oğuz Beyleri! Milleti! Bu sözümü iyice işit, sağlamca dinle: İleri (Doğuda) gün doğusuna, beri (Cenupta) gün ortasına doğru, geri (Batıda) gün batısına, yukarı (Şimalde) gece ortasına doğru (olan yerler) içindeki millet hep bana uymuştur. Bunca milleti hep düzelttim. Bu şimdiki gibi kargaşalık yok (olur); Türk Kağanı, Ötüken Irmağın'nda oturursa İlci bunalma olmaz. İleri (Doğuda) Şandıng ovasına değin sefer ettim. Denize (kadar) değmedim. Beride (Cenupta) Tokuz Ersin’e değin sefer ettim. Tibet’e (kadar) değmedim. Geride (Batıda) İnci ırmağını geçerek Demir Kapı’ya değin çeri sürdüm. Yukarıda Yir Bayırkuların yerine değin çeri sürdüm. Bunca yer (ler)e değin Türk adını yürüttüm. Ötüken ormanında (yabancı) sahip yok imiş, İl tutulacak yer Ötüken ormanı imiş.
Bu yerde oturup Çin milleti ile (aramı) düzelttim. Altın, gümüş, pirinç, ipek, sayısız, anca verir Çin milleti (nin) sözü tatlı, İpeği yumuşak imiş.
Tatlı sözü, yumuşak ipeğiyle kandırıp uzak milleti anca yaklaştırırmış. Yakına doğru kondukdan sonra (da) fitne bilgisini orada yayar imiş. İyi, bilge kişiyi; iyi, kahraman kişiyi yürütmez imiş. Bir kişi yanılsa, soyu, milleti, beşiğine dek (koymaz:’) imiş.
Tatlı sözüne, yumuşak ipeğine kanıp çok Türk milleti öldü. Türk milleti (ölüm pahasına) beriye Çugay ormanı (na) Tügelin ovasına konayım derse Türk milleti ölsün (diye) orada fitneci kişi (ler), şöyle kışkırtıyorlarmış. Irak ise kötü hediye verir, yakın ise iyi hediye verir (iz.) diye öylece kışkırtır (lar) mış.
Bilgi bilmez kişi (ler) o sözü alıp yakına doğru varıp çok kişi öldü.
O yere doğru varırsa (n), Türk milleti, öleceksin! ötuken yer (ler) oturup kervan, kafile yollarsan sıkıntın yok (olur). Ötuken Ormanı (nda), oturursa(n) ebedi il tutarak oturacaksın.
Türk milleti! Tok olacaksın. Açsan, tokluğu düşünmezsin. Bir doyarsan açlığı düşünmezsin, öyle olduğun için (tana) iyi bakmış kağanının sözünü almadın. Yerden yere vardın. Hep orada tükendin, bittin. Orada kalmış (ların) yerden yere (varıp) hep ayakta ölerek yürüyordu.
Tanrı yarlıkadığı için, kendi kutum var (olduğu) için (ben) Kağan (olarak) (tahta) oturup yok, yoksul milleti hep toplattım.
Yoksul halkı zengin kıldım; az milleti çok kıldım.
Sözümde yalan var mı? Türk Beyler! Millet! İşitin!
Türk milleti ( nin) derlenip il tuttuğunu Kuraya vurdum. Yanılıp öldüğünü de buraya vurdum. Ne sözüm (var) ise ebedî taş'a vurdum. Onları görerek bilin, şimdiki Türk millet, Beyler! Tahta (uyar) görünen Beyler mi yanılacaksınız?
Ben (bu) bengi taş (ı) (yontmak ve dikmek için) Çin Kağan'dan sanatkâr (1ar) getirttim, (onlara) nakışlattım. Benim sözümü kırmadı. Çin Kağan’ın içerideki nakışçısını gönderdi. Onlara güzel (bir) bark yaptırdım. İçine dışına güzel nakış vurdurdum. Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü (yazdırdım.)
On - Ok oğluna, yabancısına değin bunu görüp bilin. Bengü taş yontturdum.
Çölde, otlakda, çorak yerde (olanlar için) öylece çorak yerde ebedî taş yontturdum. Yazdırdım.
Onu görüp öylece bilin. Bu yazıyı yazan, atası,
Yollug Tigin'dir.

Üstte Gök Tanrı (mâvi gök), altda yağız yer kılındıkda ikisi ara(sında) kişi oğlu kılınmış (yaratılmış).Kişi oğlu üstüne atalarım Bumtn Kağan, istemi Kağan (tahta) oturmuş. Osurarak Türk milletinin ilini, töresini tutuvermiş, düzene koymuş. Dört bucak hep düşman imiş. Çeri sürüp dört bucaktaki milleti hep almış, hep tâbi' kılmış. Başlı'yı yükündürmüş, dizli'yi çöktürmüş.
İleri, Kadırgan Ormanı'na değin; geri, Demir Kapı'ya değin kondurmuş. İkisi arasında sahipsiz Gök - Türk öylece otururmuş.
(Onlar) bilge kağan imiş, Alp kağan imiş. Buyruk (1ar) ı (da) bilge imiş, alp imiş. Beğleri yine, milleti yine doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş (lar). İli tutup töreyi düzenlemiş (ler).
(Günü gelince) kendi (ecelleriyle) ölmüşler. Yuğcu, sığıtçı (olarak) öndeki gündoğusundan Bökli (ler) Çöligil (er); Çin, Tibet, Apar, Apurım (lar); Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı, bunca millet gelip yas tutmuş, ağlamış (lar).
Öyle ünlü kağan (lar) mış
Ondan sonra küçük kardeş (ler) kağan olmuş. Oğulları kağan olmuş. Ondan sonra küçük kırdeş, büyük kardeş gibi yaratılmadığı için; oğlu, bahası gibi yaratılmadığı (ndan) bilgisiz kağan (lar) (tahta) oturmuş. Kötü kağan (lar) (tahta) oturmuş.
Buyrukları yine bilgisiz imiş, kötü imiş. Beğleri, milleti doğrusuz (olduğu) için, Çin millet (de) hiyleci, açıkgöz olduğu için, şirretliği yüzünden; küçüklü büyüklü tartıştıkları için; Beğli milleti kışkırttıkları için Türk millet, il tuttuğu ilini elden çıkarmış. Kağan yaptığı kağanını yitirivermiş.
Çin milleti’ne asıl erkek oğulları kul (olmuş). Temiz kız oğulları câriye (olmuş). Türk Beğler, Türk adını (atmış). Çinli Beğler (in) Çin (ce) adını tutup Çin Kağanına uymuş. Elli yıl, işini gücünü (ona) vermiş. İleri, gündoğusu’nda Bokli Kağan’a değin, çeri sürmüş. Batı'da Demir Kapı'ya değin çeri sürmüş. Çin Kağanına (onların) il (lerini) töre (lerini) almış.
Türk avam halkı öyle demiş:
(Ben) Ülkeli millet idim. İlim şimdi nerede? Kime il kazanacağım? Dermiş. (Yine, ben) Kağanlı millet idim. Kağanım nerede? Ne Kağana işimi gücümü vereceğim? Der imiş.
Böyle deyip Çin Kağanı’na düşman olmuş.
Düşman olup töre, düzen kura mayınca yine (ona) sığınmış.
(Çin Kağanı), bunca işini gücünü verdiği halde, sakınmadan, Türk kavmini öldüreyim, soyunu kurutayım der imiş. Yok etmeğe gelirmiş. (O zaman): Üstte Türk Tanrısı, Türk'ün kutlu yer ve su (melekleri) öyle demiş.
Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye, babam İteriş Kağanı, anam İl Bilge Katun'u Tanrı T-pesi'nde tutup yukarı götürmüş.
Babam Kağan 17 erle dışarı çıkmış. Dışarı yürüyor diye haber işitip şehirdeki dağa çıkmış. Dağdaki inmiş.
Derlenip yetmiş er olmuş.
Tanrı güç verdiği için babam Kağan'ın çerisi kurt gibi imiş. Düşmanı koyun gibi imiş. Doğu’ya, Batıya çeri sürüp (er) dermiş. Çoğalmış. Hepsi yedi yüz er olmuş. Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti; halayıklaşmış, kullaşmış milleti; Türk töresini ziyan etmiş milleti atalarım töresince yaratmış, harekete getirmiş. Tölis, Tarduş milletini orada düzenlemiş. Yabgu'yı, Şad'ı orada vermiş. Beride Çin milleti düşman imiş. Yukarıda Baz Kağan, Tokuz Oğuz milleti düşman imiş. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı, hep düşman imiş. Babam Kağan bunca (milletle çarpışmış) kırk yedi yol sefer etmiş. Yirmi savaş savaşmış. Tanrı yarlıkadığı için illiyi ilsiz etmiş, kağanlı'yı kağansız etmiş. Düşmanı basmış. Dizliyi çöktürmüş. Başlıyı yükündürmüş. Onca ili, töreyi kazanıp uçuvermiş. (Uçmağa varmış.) Babam Kağan'a Baz Kağanı balbal dikmiş.
Babam Kağan uçtuğunda özüm sekiz yaşta kaldım. O töre üzerine amucam Kağan (tahta) oturdu. Amucam Kağan (tahta) oturarak Türk milletini daha düzeltti. Daha yükseltti. Yoksulu bay kıldı, azı çok kıldı. Amucam Kağan (tahta) oturdukta özüm, tigin olduğum için amucam Kağan'a işimi gücümü verdim. Tanrı yarlıkadığı için on dört yaşımda Tarduş milleti üzerinde şad idim.
Amucam Kağan ile Doğu’da Yaşıl Ügüze (Yeşil - ırmağa) Şantung ovasına değin çeri sürdük. Batı’da Demir Kapıya değin çeri sürdük. Kögmen'i aşarak Kırgız yerine değin sefer ettik. Hepsi yirmi beş sefer ettik. On üç defa savaştık. İlli’yi İlsiz ettik. Kağanlı’yı Kağansız koduk. Dizliyi çöktürdük. Başlıyı yükündürdük.
Türgiş Kağanı türüklerimden, milletimdendi. Bilmediği için, bize karşı yanıldığı, karşı geldiği için Kağan’ı öldü. Buyruğu, beğleri de öldü. On ok milleti zahmet gördü. Atalarımızın (il) tuttuğu yer (ler), su (lar) sahipsiz olmasın diye az milleti düzeltip düzene koyup ...
. . . Bars Beğ idi. Kağan ad (ını) burada biz verdik. Küçük kız kardeşim prensesi (zevce olarak) verdik. Kendisi yanıldı. Kağanı öldü. Milleti kul, köle oldu. Kögmen yer (leri), su (ları) sahipsiz kalmasın diye Az ve Kırgız milletini yoluna koyup geldik. Savaştık. (İlini) yine verdik. Doğu'da Kadırgan Ormanını aşarak milleti öylece kondurduk, öylece düzene koyduk. Batı’da Kengü Tarman’a değin Türk milletini öylece kondurduk, öylece düzenledik. O zamanda kul, kullu olmuş idi. Halayık (da) halayıklı olmuş idi. Küçük kardeş büyük kardeşi bilmezdi. Oğlu, babasını bilmez idi. öylece kazanılmış, düzenlenmiş ilimiz, töremiz (var) idi.

Türk, Oğuz Beğleri, millet! İşitin! Üstte gök basma (dıy)sa, altta yer delinme (diy)se, Türk millet(i)! (Senin) ilini, töreni kim (ler) bozdu?
(Ey) Türk millet! Pişman ol! Emre uyduğun için (Seni) yükseltmiş bilge kağanına, iyi, müstakil ülkene, kendin yanıldın! Kötü iş yaptın!
Silâhlı, nereden gelip (seni) yayıp götürdü? Süngülü, nereden gelip (seni) sürüp götürdü? Kutlu ötüken Ormanı millet(i)! (kendin) gittin!
* Gök-Türklerin, yurdu idare ettikleri yer: ötüken Dağı’ndan bir başka görünü”

Doğu'ya varanınız vardı. Batı’ya varanınız vardı. Vardığın yerde iyiliğin o oldu ki kanın hu gibi yüğürüp (aktı.) Kemiklerin dağ gibi (yığılıp) yattı. Asıl erkek oğulların kul oldu. Temiz kız oğulların câriye oldu.
Bilmediğin için, kötülüğün için amucam Kağan uçmağa vardı. Türk millet (inin) adı sanı yok olmasın diye babam kağanı, anam Hâtun’u yücelten Tanı ı, il veren Tanrı (yine) Türk millet (inin) adı sam yok olmasın diye özümü o Tanrı, Kağan oturttu.
Ben halli vakitli bir millete (kağan) oturmadım. İçeriden yiyeceksiz, dışarıdan giyeceksiz, düşkün, yoksul bir millet üstüne kağan oturdum. Küçük kardeşim Kül Tigin ile sözleştik. Babamızın, amucamızın kazandığı millet adı sanı yok olmasın diye Türk millet için gece uyumadım. Gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kül Tigin ile İki. Şad ile ölesiye bitesiye çalıştım, öylece çalışıp biriken milleti ateş, su kılmadım, özüm, Kağan oturduğumda yerden yere varmış millet, öle bite, yayan, çıplak, yine geldi. Milleti yücelteyim diye yukarıda Oğuz kavmine karşı, Doğu’da Kıtay, Tatabı kavimlerine karşı, beride Çin’e karşı ulu ordu (ile) on iki defâ çeri sürdüm.
Sonra, Tanrı yarlıkadığı ve tâliim vâr (olduğu) için ölecek milleti diriltip doğrulttum. Yalın kavmi giyimli, yoksul kavmi bay kıldım. Az milleti çok kıldım. Başka illi’den, başka kağanlıdan üstün kıldım. Dört yandaki milletleri hep emrim altına aldım. Düşmansız kıldım. Hep bana tâbi’ oldular. İşini gücünü verir (oldular.)
Bunca töreyi kazanıp küçük kardeşim Kül Tigin kendiliğinden (?) merhûm oldu.

Babam Kağan uçmağa vardıkta küçük kardeşim Kül Tigin yedi yaşında kaldı. Umay gibi anam Katun tâliine küçük kardeşim Kül Tigin er adını aldı. On altı yaşında amucam Kağan’ın ilini töresini öylece kazandı. Altı Çub ve Suğdak’lara karşı sefer ettik, bozduk. Çinli Ong Tutuk, beş tümen çeri (ile) geldi. Savaştık. Kül Tigin, yaya (larla) fırlayıp hücum etti. Ong Turuk’un silâhlı elini tuttu. Silâhlı olarak Kağan a öylece ulaştırdı. O orduyu orada yok ettik.

.....

N.SAMİ BANARLI, RESİMLİ TÜRK ED.TARİHİ, CİLT:1

 

Üye Girişi