Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Bu Konuyu Facebook Profilinde Paylaş

 

TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERE AYRILMASINDAKİ ÖLÇÜTLER

Edebiyatımız, hiçbir yazılı belge bulamadığımız çok eski dönemlerde başlamış ve birbirinden farklı kollar halinde gelişmek suretiyle günümüze kadar süregelmiştir. Başlangıcından günümüze ka­dar aynı milli ruhun, edebiyatımızın bütün dönemlerinde hiç değişmeyen ve amacı belirleyen bir çizgi olarak varlığını hissettirdiğini görüyoruz. Ancak bu milli çizgiye onu zenginleştiren birbirinden farklı motiflerin de eklendiğini söylemeliyiz. Edebiyatımızın hangi medeniyetin veya hangi edebiyatların tesi­rine girdiğini, hangi amaçlara hizmet ettiğini ve toplumdaki hangi sosyal sınıflar tarafından temsil edil­diğini bu farklılıklara bakarak anlıyoruz. Ayrıca edebi eserlerde kullanılan kelimelerin yapılarına, çekim­lerine ve ses özelliklerine bakarak hangi dil coğrafyasına ait olduğunu belirliyoruz.

Dünyada başka milletlerin edebiyatlarında da, ana çizgi değişmemekle beraber, farklı edebi dö­nemler yaşandığı görülmektedir. Fakat bunların pek azı bizim edebiyatımız kadar çeşitlilik arz etmek­tedir. Tabii ki bunun en önemli sebebi Türk boylarının dünya üzerinde çeşitli coğrafi bölgelere dağıla­rak ayrı topluluklar halinde ve ayrı devletler kurarak yaşamalarıdır. Bu durum, birtakım kültürel farklılık­ları, farklı lehçe ve şivelerin oluşumunu, farklı medeniyetlerden etkilenmeyi ve farklı edebiyatlara sahip olmayı beraberinde getirmiştir.

Biz de edebiyatımızı tarihi gelişimi içerisinde devirlere ayırarak her birini kendi özelliklerine göre ince­lemek durumundayız. Edebiyatımızın devirlere ayrılmasında esas aldığımız ölçülerden başlıcaları şunlardır:

1. Dil Anlayışı: Asya'nın ve Avrupa'nın çeşitli bölgelerinde başlayıp gelişen Türk edebiyatlarını birbi­rinden ayıran yalnızca şekil, muhteva ve gaye farklılığı değildir. Önemli bir faktör daha vardır ki, bu da edebi eserin asıl malzemesi olan dilde ortaya çıkmaktadır. Bu farklılıklara lehçe veya şive farklılığı diyoruz.

Bir dilin bilinemeyen bir dönemde ayrılan kollarına lehçe denir. Türkçenin Yakutça ve Çuvaşça olmak üzere iki lehçesi vardır. Yakut ve Çuvaş Türkçeleriyle, Türkiye Türkçesi arasında büyük ses, kelime ve şekil farklılıkları vardır. Ayrıca bu lehçelere ait edebiyatlar halen incelenip bir sonuca varıl­mamıştır.

Bir dilin takip edilebilen tarihi seyri içinde ayrılan kollarına ise şive diyoruz. Türkçenin tarihi geli­şimi tam olarak VIII. yüzyıldan itibaren takip edilebilmektedir. Bu nedenle elimizde bulunan ilk yazılı örnekleri (Orhun Kitabeleri) esas almak durumundayız. Bu eserlerin Göktürk alfabesiyle yazıya geçiril­diğini görüyoruz. Eserlerin dili ise Göktürkçe (Köktürkçe)’dir.

Şiveler arasındaki ayrılıklar, kelimelerin yapı, çekim ve fonetik (ses) özellikleriyle ilgili farklılıklar­dan kaynaklanmaktadır. Bu farklılıklar dikkate alınarak Türkçenin birkaç çeşit tasnifi (sınıflandırılması) yapılmıştır.

Şu halde Çağdaş Türk edebiyatlarını; Azerbaycan Türk edebiyatı, Kırgızistan Türk edebiyatı, Ka­zak Türkleri edebiyatı, Özbekistan Türk edebiyatı şeklinde birbirinden ayırırken kullanılan kıstas, bu edebiyatların farklı coğrafyalarda oluşan değişik şivelere ait olmalarıdır.

2. Kültürel Farklılaşma: Kültür, bir milletin dil, din, duygu, düşünce ve yaşayış tarzındaki bütünlük­tür. Bunlarda başlayan değişme, kültürel farklılaşmayı ortaya çıkarır. Türkler, İslamiyet öncesinde atlı - göçebe hayat tarzını sürdürmekteydiler. Bu hayat tarzı, yerleşik hayata geçişle birlikte terk edilirken, bozkır kültürü' olarak adlandırdığımız bu kültür de yavaş yavaş terkedilmiştir. İslamiyet’i kabul eden Türk- ter, bu dini inancın kabullerine ters düşmeyen bazı geleneklerini de sürdürmüşlerdir. Uzun bir dönemde değişime uğramayan Türk - İslam kültürü, etkisini edebi alanda da göstermiştir. İslamiyet’in kabulünden Tanzimat dönemine kadarki Türk edebiyatında dini muhteva her zaman ağırlıklı olmuştur.

Tanzimat döneminde ise, edebi eserlerin şeklinde ve muhtevasında büyük değişmeler olmuştur. Tanzimat Fermanında (1839), gerekse onun tamamlayıcısı niteliğindeki Islahat Fermanı'nda ifade edilen siyasi, askeri, ekonomik ve diğer alanlardaki değişiklikler doğrudan Batı medeniyeti esas alınarak düzenlenmiştir. Bu durum devletin Batı medeniyeti dairesine girmeyi resmi bir politika meselesi demektir. Yapılan çalışmalar kısa zamanda meyvesini vermiş; devlet, halkıyla ve yönetimiyle hızlı bir değişim sürecine girmiştir. Sanatkâr da kendi alanıyla ilgili yenilikleri ülkesin taşımaya başlamıştır, İstanbul’da sosyal hayat değişmiş, sanat eserleri kendi malzemesinin oluşumunda etkili olmaya başlamıştır. Bu durumu Ahmet Hamdi Tanpınar, "Modern edebiyat bir medeniyet kriziyle başlar." cümlesiyle özetler.

X. yüzyıldan itibaren Acem ve Arap edebiyatlarının etkisiyle ve İslami düşünceye dayalı olarak başlayıp daha sonra milli bir hüviyet kazanan yazılı Türk edebiyatı, bu kez Batı medeniyetinin ve Fran­sız edebiyatının etkisiyle 1860'lı yıllardan sonra yavaş yavaş yeni bir çehreye bürünmüş ve yeni bir kimlik arayışına girmiştir.

Bütün bu değişmeler dikkate alınarak 1860 yılını esas kabul edip, bu tarihten sonra gelişen ede­biyatımızı Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı olarak isimlendiriyor ve bu dönemi kendi ölçüleri içinde değerlendiriyoruz.

3. Dini hayat: İslamiyet’in kabul edilmesinden önce de Türklerin birkaç defa din değiştirdiğini bili­yoruz. Önce büyü ve sihre dayalı Şamanizm inancına mensup olan bazı Türk boyları daha sonra Mani ve Budha (Buda) dinlerine girmişlerdir. Şüphesiz bu değişiklik edebi eserler üzerinde de tesirini göste­recektir. Nitekim Göktürk Kitabelerinde ve eski Türk destanlarında bir Gök Tanrı'dan bahsedilirken Mani ve Budha dinleriyle ilgili metinlerde daha farklı bir inanç sisteminin övgüsü yapılmaktadır.

Edebiyatımızda asıl köklü değişiklik X. yüzyıldan itibaren İslamiyet’in kabul edilmesiyle kendini göstermiştir. Başta Karahanlı Devleti olmak üzere Gazneliler, Harzemşahlar ve Selçuklular bünyesin­de yeni ve güçlü bir edebiyatın başladığını görüyoruz. Bu değişiklik sadece edebiyatla sınırlı kalma­mış; resim, minyatür, ağaç işlemeciliği ve mimaride de kendini göstermiştir. Hatta hat sanatı gibi yeni bir sanatın da başlangıcı olmuştur.

XI. ve XII. yüzyıllarda Müslüman Araplar ve İranlılarla iyi ilişkiler kuran Müslüman Türkler, artık İs­lam medeniyeti dairesinde yer alacaklardır. Edebi, kültürel ve siyasi alanlarda karşılıklı etkileşime ve İslami inanca bağlı olarak yeni dünya görüşünün ifadesi olan bir edebiyat başlamıştır. Bu edebiyat gelişerek Tanzimat dönemine kadar devam etmiştir.

Bu, şekil, muhteva ve gaye değişikliğini dikkate alarak, edebiyatımızın X. yüzyılda öncesini ve sonrasını kendi ölçüleri içinde inceliyoruz.

4. Dil Coğrafyası: IX. ve X. yüzyıllarda bazı Türk boylarının ayrı devletler kurup kendi yazı dillerini oluşturduklarını görüyoruz. Farklı coğrafyalarda ve değişik kollar halinde gelişen dilimizin bugün Azeri Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Türkiye Türkçesi ve Balkan Türkçesi gibi birçok şivesi vardır.

(Kaynak: Prof. Dr. Abdurrahman Güzel, Dr. Ali Tosun, Murat Özbay, Dr. Himmet Biray, Musa Çiftçi, Türk Dili ve Edebiyatı Edebiyat 1 D.K.A.Ş)

 

SON EKLENENLER

Üye Girişi