Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

BAMSI BEYREK DESTANI- DEDE KORKUT DESTANI

Bayındır Han yerinden kalkar. Çadırını diktirir. Her yere ipek halı döşetir. İç Oğuz, Dış Oğuz beyleri Han'ın sohbetine gelir. Bay Büre Bey de Bayındır Han'ın sohbetine katılır. Bayındır Han'ın sağ yanında Kazan oğlu Uruz, sol yanında ise Kazılık Koca oğlu Bey Yigenek, karşısında da Kara Göne oğlu Kara Budak yayına dayanıp durur. Bay Büre Bey bunları gördüğü zaman aklı başından gider, ah çeker, mendilini eline alır ve ağlamaya başlar.
Bayındır Han'ın güçlü desteği Salur Kazan, bu ağlayışın sebebini merak eder. Dizinin üzerine çöker. Gözünü dikerek Bay Büre Bey'in yüzüne bakar. Ve der ki:
"Bay Büre Bey ne ağlayıp, durursun."
Bay Büre de şöyle söyler:
"Kazan Han nasıl ağlamayayım. Oğlum yok, kardeşim yok, Tanrı bana beddua etmiştir. Tacım, tahtım için ağlarım. Bir gün öleceğim ve benim yerimde yurdumda kimse kalmayacak"
Salur Kazan tekrar sorar:
"İstediğin bu mudur?"
Bay Büre Bey de:
"Evet budur. Benim de bir oğlum olsa, Bayındır Han'ın karşısına geçip dursa, hizmet etse, ben de onunla gurur duysam, sevinsem, övünsem, güvensem,"
Bay Büre Bey'in bu üzgün halini gören Oğuz Beyleri, yüzlerini ve ellerini göğe kaldırıp dua etmeye başlarlar: "Yüce Tanrı sana bir oğul versin"
Beylerin hayır duaları Tanrı tarafından kabul olur. Bay Biçen Bey de yerinden kalkar ve der ki:
"Beyler bana da dua edin, Hak Taâlâ bana da bir kız çocuğu nasip etsin."
Güçlü Oğuz Beyleri ellerini kaldırıp şöyle derler: "Allah Taâlâ sana da bir kız versin."
Bay Biçen Bey duadan sonra şöyle der:
"Beyler, Allah Taâlâ eğer bana bir kız çocuğu verecek olursa, sizlerde şahit olun benim kızım Bay Büre Bey'in oğluna beşik kertmesi olsun."

BİR OĞLAN VE BİR KIZ ÇOCUĞU DÜNYAYA GELİYOR
Uzun bir süre sonra Hak Taâlâ Bay Büre Bey'e bir oğul, Bay Biçen Bey'e de bir kız verir. Bay Büre Bey hemen bezirgânları çağırır, emir verir:
"Ey bezirgânlar, Allah la âlâ bana bir oğul verdi. Oğlum büyüyene kadar Rum eline güzel armağanlar getirin."
Emri alan bezirgânlar, geceli gündüzlü yola giderler. İstanbul'a gelirler. Güzel ve zarif armağanlar ahlar. Bay Büre’nin oğlu için aygır, seri kirişli yay, altı kanallı ağır topuz alırlar.


BAY BÜRE BEY İN OĞLU ON BEŞ YAŞINDA

Aradan yıllar geçer. Bay Büre'nin oğlu on beş yaşına geldiğinde, çalımlı, kartal hünerli bir yiğit olur.
Bay Büre'nin oğlu on beş yaşına geldiği halde adı yoldur. Bir oğlana ad konması için kan dökmesi, baş kesmesi gerekir. Bay Büre Bey’in oğlu atına atlar, ava çıkar. Avlanırken babasının ahırının önüne gelir. Ahırbaşı karşılar. Yedirir, içirir. Bu arada bezirgânlar da Kara Dağgeçidi ağzında konaklamışlardır. Ve Evnük Kalesi'nin kâfirleri bunları görür. Bezirgânlar yatarken beş yüz kâfir gelir, saldırır ve yağmalarlar. Bezirgânın büyüğü tutulur, küçüğü ise kaçar, Oğuz'a gelir.
Hudutta bir bey oğlu sağında ve solunda kırk yiğit ile oturur. Bezirgân yanlarına gelir der ki:
"Yiğit yiğit bey yiğit, on altı yıldır buralarda yokluk. Oğuz beylerine çok güzel mallar getiriyorduk. Pasinin Kara Dağ geçidine varmıştık. Evnük Kalesi'nin beş yüz kâfiri üzerimize saldırdı. Mallarımızı yağmaladı. Kardeşim esir oldu. Yiğit yiğit bey yiğit, senden yardım isterim."

GÜZEL YİĞİT KÂFİRLERLE SAVAŞMAYA GİDER

Bu güzel yiğit atına biner. Kırk yiğidi ile birlikte kâfirlere kılıç sallar. Karşı gelenlerin başını keser. Bezirgânı ve mallarını kurtarır.
Bezirgânlar der ki:
"Beyim, yiğidim bizi kâfirlerin elinden sen kurtardın. Beğendiğin, istediğin malı al."
Yiğit oğlan aygırı, altı kanatlı topuzu, ak kirişli yayı ister. Bezirgânlar bozulur. Ve bu üç şeyi beylerinin oğluna götürdüklerini söylerler. Oğlan sorar:
"Beyinizin oğlu kimdir?"
Onlar da:
"Bay Büre'nin oğlu"
Karşılarındaki yiğidin Bay Büre'nin oğlu olduğunu bilmezler. Oğlan atım kamçılar, babasının evine döner.
Bezirgânların geldiği Bay Büre'ye haber verilir. Oğlan babasının yanına oturur. Bezirgânlar gelirler. Selâm verirler. Bir de bakarlar ki kâfirlere kılıç sallayan, baş kesen yiğit orada oturur. Hemen gelip elini öperler. Bay Büre buna çok kızar, öfkelenir. Ve der ki:
"Baba dururken oğulun elini mi öpersiniz?"
Onlar da şöyle derler:
"Han'ım bu yiğit senin oğlun mudur?"
O da:
"Evet, benim oğlumdur."
Der. Bezirgânlar der ki:
"Han'ım bize incinmeyin. Bu yiğit olmasaydı bizim mallarımız Gürcistan'a gitmişti. Hepimiz esir olmuştuk."
Bay Büre Bey de:
" Baş kestiğini, kan döktüğünü duydum."
Bay Büre Bey güçlü Oğuz beylerini çağırır, misafir eder. Dedem Korkut gelir, oğlana ad koyar. Ve der ki:
"Ünümü anlama sözümü dinle Bay Büre Bey
Allah Taâlâ sana bir oğul vermiş tutu versin
Ak sancak kaldırınca Müslümanlar arkası olsun
Karşı yatan kara karlı dağlardan aşar olsa
Allah Taâlâ senin oğluna geçit versin
Sen oğlunu Bamsam diye okşarsın Bunun adı boz aygırlı
Bamsı Beyrek olsun Adını ben verdim yaşını Allah versin."


BAMSI BEYREK BEŞİK KERTMESİYLE TANIŞIYOR

Güçlü Oğuz beyleri dua ederler ve hep birlikte ava giderler. Bamsı Beyrek geyikleri kovalarken, yeşil çayırın üzerine kurulmuş, kırmızı bir otağ görür. Bu otağın beşik kertmesi Banı Çiçek'in otağı olduğunu bilmez. Banı Çiçek otağdan bakar. Ve der ki:
"Bu yiğit bize gücünü mü gösteriyor, gidin pay isteyin." Kısırca Yenge adındaki hatun gider, pay ister:
"Hey yiğit bize de bu geyikten pay ver."
Beyrek de der ki:
"Ben avcı değilim. Beyoğlu beyim. Geyiğin hepsi size. Ama sormak isterim bu otağ kimindir?"
Kısırca Yenge şöyle cevap verir:
"Bey yiğidim, bu otağ Bay Biçen Bey'in kızı Banu Çiçek'indir."
Beyreğin kanı kaynar. Usul usul geri döner.
Banu Çiçek, yiğidin kim olduğunu merak eder. Ve onunla konuşmak ister. Çağırırlar. Beyrek gelir. Banu Çiçek sorar:
"Yiğit, gelişin nereden?"
Beyrek de:
"İç Oğuz'dan. Bay Büre oğlu Bamsı Beyrek derler hana."
Kız tekrar sorar:
"Peki, ne yapmaya geldin yiğit."
Beyrek cevap verir:
"Bay Biçen Beyin bir kızı varmış. Onu görmeye geldim."
Kız der ki:
"Ben Banu Çiçek'in dadısıyım. Seninle ata binelim, ok atalım, avlanalım. Beni geçersen onu da geçersin."
Beyreğin atı kızın atını geçer. Oku ise okunu geçer. Kız der ki:
"Benim atımı ve okumu kimse geçemez. Şimdi seninle güreş tutalım."
Attan inip güreşirler. Güreşleri uzun sürer. Beyrek bunalır, bir hamlede kızı sırt üstü yere yatırır. Kız der ki:
"Yiğit Bay Biçen'in kızı Banu Çiçek benim."
Beyrek parmağındaki altın yüzüğü çıkarır ve kıza takar. Kendi aralarında nişan yaparlar.

DEDEM KORKUT, DELİ KAÇARDAN KARDEŞİNİ İSTER

Beyrek kızdan ayrılıp evine döner. Aksakallı babasına Bay Biçen Bey'in kızı ile evlenmek istediğini söyler. Ama kızın Deli Kaçar adında bir kardeşi vardır. Kızı isteyeni öldürür. Bay Büre Bey der ki:
"Oğul güçlü Oğuz beylerini çağıralım. Onlar nasıl uygun görürlerse öyle yapalım."
Güçlü Oğuz beyleri toplanır. Kızı istemek için Dede Korkut uygun görülür. Dede Korkut ata binip, Deli Kaçar'ın ak otağına gider. Ve Allah’ın emri ile kız kardeşi Banu Çiçek'i Bamsı Beyrek'e ister. Deli Kaçar, atını ve silahlarını ister. Dede ise hemen atına binip kaçmaya başlar. On tepe yer aşarlar. Deli Kaçar yetişir, kılıcını çeker. Dede Korkut şaşkına döner ve Tanrı'ya sığınır. Şöyle der:
"Kılıç tutan elin kurusun."
Hak Taâlâ'nın emri ile Deli Kaçar'ın eli havada asılı kalır. Çünkü Dede Korkut doğaüstü güçlere sahip ermiş biridir ve dilekleri kabul olur.
Deli Kaçar Tanrı'ya yalvarmaya başlar:
"Medet aman el'aman
Tanrı'nın birliğine yoktur güman benim elimi iyileştiriver, Tanrı buyruğu ile Peygamberin kavli ile kız kardeşimi Beyrek'e vereyim"
Deli Kaçar tövbe eder. Dede Korkut dua eder. Delinin eli Tanrı'nın emri ile sapa sağlam olur. Ve Dede Korkut'a isteklerini sıralar. Bunları getirirse kız kardeşini vereceği söyler.


DELİ KAÇARIN İSTEKLERİ

Dede Korkut, Bay Büre'nin evine gelir. Deli Kaçar'ın isteklerini sıralar:
"Bin aygır ister, kısrakla çiftleşmemiş olacak, bin erkek deve ister, dişi deve görmemiş olacak, bin de koç ister, koyun görmemiş olacak, bin kulaksız köpek, bin de ufacık karacık pire ister. Bunları getirirsen kız kardeşimi veririm. Getirmezsen seni öldürürüm."
Bay Büre Bey der ki:
"Dede ben üçünü bulursam, ikisini sen bulur musun?"
Dede Korkul da:
"Bulurum"
Köpek ile pireyi Dede Korkut bulur. Aygırları, develeri, koçları da Bay Büre bulur. Dede Korkul, hepsini alır. Deli Kaçar'ın yanına gider.
Deli Kaçar aygırları, develeri, koçları beğenir. Ama köpekleri görünce gülmeye başlar. Ve der ki:
"Hani benim pirelerim?"
Dede Korkut da şöyle söyler:
"Hay oğul Kaçar, pireler insan için tehlikelidir. Onlar canavardır. Hepsini bir yere toplamışımdır. Gel gidelim. Şişmanını al zayıfını bırak"
Deli Kaçar'ı pireli yere getirir. Üstünü soydurur ve ağıla geçirir. Pireler Deli Kaçar'ın üstüne üşüşür. Ama o başa çıkamaz ve der ki:
"Yardım et Dede! Allah aşkına kapıyı aç çıkayım."
Dede Korkut kapıyı açar, Deli Kaçar dışarı çıkar. Bütün gövdesi pireden görünmez bir haldedir. Dede'nin ayaklarına kapanır, yalvarır. Dede Korkut suya atlamasını söyler. Deli Kaçar suya atlar. Pireler de suya akıp gider. Sonra elbiselerini giyer. Evine gider ve düğün hazırlığı yapar.
Beyrek Han okunu eline alır. Sert kirişli yayım çeker. Oku fırlatır. Okun düştüğü yere gelin odasını diker. Çünkü Oğuz zamanında adet böyledir.
Beyrek kırk yiğidi ile yiyip içip otururken, kâfirler onları gözetler. Sonra da gidip Bayburt Kalesi'nin beyine haber verirler. Derler ki:
"Bay Biçen Bey sana vereceği kızı Beyrek'e verir. Bu gece gelin odasına giriyor"


BEYREK ESİR ALINIYOR

Bayburt Kalesi'nin beyi yedi yüz kâfiri ile hücum eder. O anda Beyrek gelin odasında uyuyordun Kâfirler otağa saldırır. Vekili kılıcını eline alır, savaşır:
"Benim başım Beyrek'in başına kurban olsun"
Der. Ve şehit olur. Otuz dokuz yiğit ile Beyrek esir alınır.
Sabah olunca anası ve babası Beyrek'e bakarlar. Gelin odasında bulamazlar. Akılları başlarından gider. Babası sarığını yere atar. Yakasını yırtar. Oğul, oğul diye feryat eder. Ak bürçekli anası ağlar, dövünür. Kara saçını yolar. Ağlayarak, sızlayarak evine gider.
Beyrek'in yavuklusu Banu Çiçek'e haber gider. O da karalara bürünür. Hem ağlar hem de söylenir. Der ki:
"Vay al duvağımın sahibi
Vay alnımın başımın umudu
Vay şah yiğidim vay genç güzel yiğidim
Doyuncaya kadar yüzüne bakmadığım Han'ım
Nereye gittin beni yalnız koyup canım yiğit
Göz açıp da gördüğüm
Gönül ile sevdiğim
Bir yastıkta baş koyduğum
Yolunda öldüğüm kurban olduğum
Vay Kazan Bey'in inançlısı
Vay kudretli Oğuz'un imrenileni
Han Beyrek"
Bunu duyan herkes karalar giyinir. Yas tutar.


ON ALTI YIL SONRA

Aradan on altı yıl geçer. Beyrek ölü mü sağ mı bilemezler. Deli Kaçar bir gün dayanamayıp Bayındır Han'ın huzuruna çıkar. Dizlerinin üzerine çöker. Ve der ki:
"Han'ım aradan on altı yıl geçti. Beyrek sağ olsaydı, geri gelirdi. Kim ki sağ olduğunun haberini getirir. Ona altın akçe veririm. Kim ki ölüsünün haberini getirir. Ona kız kardeşimi veririm"
Bunu duyan Yalancı oğlu Yaltacuk der ki:
"Sultanım ben gideyim. Ölü mü sağ mı size haber getireyim."
Yalancı oğlu Yaltacuk, Beyrek'in kendisine önceden verdiği gömleği kana batırır. Ye der ki:
"Beyrek'i Kara Derbent'te öldürmüşler. İşte delili sultanım."
Gömleği gören beyler hüngür hüngür ağlar. Bayındır Han da kızar ve şöyle söyler:
"Niye ağlıyorsunuz. Biz bunu tanımayız. Yavuklusuna götürün, görsün. O iyi bilir. Çünkü o dikmiştir."
Banu Çiçek'in yanına giderler. Gömleği gösterirler. Gömleği görünce tanır. Ona ait olduğunu söyler. Dövünür ve ağlamaya başlar.
Yalancı oğlu Yaltacuk küçük düğünü yapar. Büyük düğün için de süre verir.


BEZİRGÂNLAR BEYREKİ BULUR

Bu arada Bay Büre Bey bezirgânları çağırır. Şöyle söyler:
"Bezirgânlar diyar diyar gezin, arayın. Beyrek ölü müdür, sağ mıdır bana haber getirin."
Bezirgânlar hazırlanır. Yola çıkarlar. Gece gündüz demeden yürürler. Ve Parasalım Bayburt Kalesi'ne gelirler. O gün de kalede kâfirler özel günlerini kutlamakladır. Kâfirlere kopuz çalan Beyrek, bezirgânları görür. Ve haberleşirler:
"Düz engin havadar yerden gelen kervancı
Bey babamın kadın anamın hediyesi kervancı
 Ulaş oğlu Salur Kazanı sorar olsam sağ mı kervancı
Kudretli Oğuz içinde
Aksakallı babamı
Ak pürçekli anamı sorar olsam sağ mı kervancı
Göz açıp da gördüğüm
Gönül ile sevdiğim
Bay Biçen kızı Banu Çiçek evde mi kervancı
Yoksa başkalarına vardı mı kervancı
Söyle bana
Karabaşını kurban olsun kervancı sana"
Der. Bezirgânlar da cevap verirler:
"Sağ mısın esen misin canını Bamsı
On altı yılın hasreti canını Bamsı
Kudretli Oğuz içinde
Kazan Beyi sorar olsan sağdır Bamsı
Aksakallı babanı
Ak pürçekli ananı sorar olsan sağdır Bamsı
Yedi kız kardeşini yedi yol ayrımında ağlar gördüm Bamsı     
Güz elması gibi al yanaklarını yırtar gördüm Bamsı
Gitti gelmez kardeş diye feryat eder gördüm Bamsı  
Göz açıp da gördüğün
Gönül verip sevdiğin
Bay Biçen kızı Banu Çiçek
Küçük düğünü yaptı büyük düğününe süre koydu
Yalancı oğlu Yaltacuk'a varır gördüm
Han Beyrek
Parasarın Bayburt Kalesi'nden uçmağa bak
Ap alaca gerdeğine gelmeye bak
Gelmez olsan
Bay Biçen Banu Çiçek'i aldırdın böyle bil"
Bu sözleri duyan Beyrek, ayağa kalkar. Ağlayarak kırk yiğidin yanına gider. Şöyle der:
"Hey benim kırk yiğit arkadaşım. Neler olmuş biliyor musunuz? Yalancı oğlu Yaltacuk, benim ölüm haberimi iletmiş. Gönül verip sevdiğim Banu Çiçek'i hatunu olarak almış."
Bu haberi duyan kırk yiğit de ağlamaya başlar.
Bayburt Kalesi'nin kâfir beyinin bir kızı vardır. Kız her gün Beyrek'i görmeye gelir. Beyrek'in üzgün olduğunu görünce sorar:
"Her zaman seni şen görürdüm. Şimdi n'oldu da üzgünsün"
Beyrek de:
"Nasıl üzgün olmam. On altı yıldır baban beni esir aldı. Yurduma, anama, babama hasretim. Güzel bir yavuklum vardı. Yalancı oğlu Yaltacuk, benim öldüğümü söylemiş. Ve yavuklumu kendine eş olarak almış."
Der. Bu sözleri duyan kız Beyrek'e âşık olur. Ve der ki: "Seni kaleden aşağıya ip sarkıtarak indirebilirim. Ama anana, babana sağ olarak kavuştuktan sonra, gelip beni helâlliğine alır mısın?"


BEYREK KALEDEN KAÇIYOR

Beyrek and içer. Kız ipi getirir. Beyrek'i kaleden aşağı sarkıtır. Böylece kaleden kaçar. Giderken at sürüsünün arasında kendi atını görür. Atı da onu tanır ve şaha kalkar.
Beyrek atına biner. Kalenin kapısına gelir. Kaleden çıkarken şunları söyler:
"Ey pis dinli kâfir
Benim ağzıma söğüp duruyorsun tahammül edemedim
Kara domuz etinden yahni yedirdin tahammül edemedim
Tanrı bana yol verdi gider oldum ey kâfir
Otuz dokuz yiğidimi emanet ettim ey kâfir
Birini eksik bulsam yerine on öldüreyim
Onunu eksik bulsam yerine yüzünü öldüreyim ey kâfir
Otuz dokuz yiğidimi emanet ettim ey kâfir"
Ve atını sürer. Kaçtığını gören kırk kâfir peşine düşerler. Kovalarlar ama yetişemezler.
Beyrek yurduna dönerken yolda bir ozana rastlar. Nereye gittiğini sorar. O da:
"Yiğit düğününe gidiyorum"
Der. Beyrek kimin düğünü olduğunu sorar. Ozan da: "Yalancı oğlu Yaltacuk, Beyrek Han'ın yavuklusunu alıyor."
Der. Bunu duyan Beyrek, ozanın elindeki kopuz ile atını değiştirir. Ve babasının yurduna gider. Yolda çobanların bir kenarda ağlaştığını görür. Yanlarına gider. Neden ağladıklarını sorar. Çobanlar da:
"Beyimizin bir oğlu vardı. On altı yıldır sağ mı, ölü mü kimse bilmez. Yalancı oğlu Yaltacuk, onun öldüğünü söyleyince, Banu Çiçek'i ona verdiler. Burada yolunu bekliyoruz. Geçerken vuracağız."
Derler. Bu sözler Beyrek'in hoşuna gider. Ve der ki: "Yiğitler, yüzünüz ak olsun, ağanızın ekmeği de size helâl olsun"


BEYREK EVİNE GELİR

Beyrek evlerinin önündeki pınarın yanına yaklaşır. O anda kız kardeşi evden çıkar. Pınardan su almaya gelir. Kardeş Beyrek, diye ağlıyordun Kız kardeşinin ağladığını gören Beyrek üzülür. Dayanamaz o da ağlar. Ve şunları söyler:
" Bre kız ne ağlıyorsun ne bağırıyorsun ağabey diye
Yandı bağrım yakıldı içim
Senin ağabeyin yok mu olmuştur.
Yüreğine kaynar yağlar mı dökülmüştür
Kara bağrın mı sarsılmıştır
Ağabey diye ne ağlıyorsun ne bağırıyorsun
Yandı bağrım yakıldı içim
Karşı yatan kara dağı sorar olsam yaylak kimin
Soğuk soğuk sularını sorar olsam içme kimin
Karalı mavili otağı sorar olsam gölge kimin
Ağız dilden kız işi haber bana
Karabaşını kurban olsun bugün sana"
Kız da:
"Çalına ozan söyleme ozan
Yaslı ben kızın nesine gerek
Karalı mavili otağı sorar olsan
Ağa beyim Beyrek’indir.
Ağabeyim Beyrek gideli göçenim yok"
Ve kız devam eder:
"Ey ozan
Karşı yatan kara dağdan geçip geldiğinde
Beyrek adlı bir yiğide rastlamadın mı?
Ey ozan gördün ise söyle bana
Karabaşını kurban olsun ozan sana
Ozan senin haberin yok
Çalma ozan söyleme ozan
Yaslı ben kızın nesine gerek ozan
Önünde düğün var düğüne varıp öt"
Beyrek oradan ayrılır.

Büyük kız kardeşlerinin yanına gider. Onlara şöyle söyler:

"Sabah sabah yerinden kalkan kızlar
Ak otağı bırakıp kara otağa giren kızlar
Ak çıkarıp kara giyen kızlar
Üç gündür yoldan geldim doyurun beni
Üç güne varmasın Allah sevindirsin sizi"

Kızlar yemek verirler. Beyrek yemeğini yer. Karnını doyurur. Sonra da:

"Ağabeyinizin başının ve gözünün sadakası için, kaftanınız var ise verin. Giyinip, düğüne gideyim. Düğünde bana başka kaftan verirler. O zaman sizin kaftanı geri getiririm" Der. Kızlar ağabeylerinin kaftanını verirler. O da alır, giyer. Büyük kız kardeşi onu Beyrek'e benzetir. Gözlerinden yaşlar akmaya başlar. Sonra da şunları söyler:
"Kara süzme gözlerin donuklaşmasaydı
Ağabeyim Beyrek diyeydim ozan sana
Yüzünü kara saç örtmeseydi
Ağabeyim Beyrek direydim ozan sana
Sallana sahana yürüyüşünden
Aslan gibi duruşundan
Arkaya dönüp bakışından
Ağabeyim Beyrek'e benzetiyorum ozan seni
Sevindirdin mahzun etme ozan beni"

Dedikten sonra devam eder:

"Çalma ozan söyleme ozan
Ağabeyim Beyrek gideli bize ozan geldiği yok
Üstümüzden kaftanımızı aldığı yok
Başımızdan örtümüzü aldığı yok
Boynuzu burma koçlarımızı aldığı yok"


DELİ OZAN BEYREK DÜĞÜN EVİNDE

Beyrek kaftanı üstünden çıkarır. Kızlara verir. Çünkü kaftanı giyince onu tanımışlardır. Oğuz Beylerinin de onu tanıyacağını düşünür. Dostunun, düşmanın kim olduğunu anlamak ister. Kaftanı giymekten vazgeçer. Eski bir çuval bulur. Onu boynuna geçirir. Deli olduğunu düşünmeleri için, tuhaf hareketler yapar. Ve düğüne gider.
Bu arada düğünde güvey ok atıyordur. Kara Göne oğlu Budak, Kazan Beyoğlu Uruz, beyler başı Yigenek, Gaflet Koca oğlu Şir Şemseddin, kızın kardeşi Deli Kaçar beraber ok atarlar. Okları güveyin yüzüğüne nişan alarak atıyorlardır. Sırayla Budak, Yigenek, Şir Şemseddin oklarını atarken, şöyle derler:
"Beyrek elin var olsun"
Ama güvey oku atarken:
"Elin kurusun, parmakların çürüsün, hay domuz oğlu domuz"
Diye söylenir. Beyrek de yayını eline alır. Ok atmak ister. Ama yayı ikiye ayrılır. Yalancı oğlu Yaltacuk yayın kırılmasına kızar. Ve emir verir:
"Beyrek'in yayı vardır. Onu getirin."
Der. Beyrek yayı görünce ağlar. Eline alır. Sonra da: "Beyler sizin aşkınıza çekeyim yayı, atayım oku"
Der. Yüzüğe nişan alır, vurur. Yüzük parçalanır. Oğuz Beyleri bunu görünce gülerler.
Kazan Bey adamlarından birine emir verir. Onu çağırttırır. Deli ozan gelir, selam verir. Sonra şunları söyler:
"Sabah erken sapa yerde dikilince ak otağlı
Atlas ile yapılınca mavi gölgelikli
Han'ım Kazan
Ünümü anla sözümü dinle
Sabah sabah kalkmışsın
Ak ormana girmişsin
Sağda oturan beyler
Sol kolda oturan beyler
Eşikteki inançlılar
Dipte oturan has beyler
Kutlu olsun devletiniz"

Kazan Bey de şöyle cevap verir:

"Ey deli ozan! Benden ne dilersin? Çadır mı, hizmetçi mi, altın akçe mi dilersin?"
Beyrek de:
"Sultanım beni bıraksan da şölen yemeğine gitsem. Karnım açtır, doyursam."
Der. Kazan Bey izin verir. Serbest bırakır.
Beyrek şölen yemeğinin olduğu yere gider. Karnını doyurur. Kazanları ters çevirir, döker. Kazan Bey'e hemen haber gider.
"Ozan yemeği döktü. Şimdi de kadınların yanına gitmek ister"
Derler. Kazan Bey de:
"Bırakın gitsin"
Der. Beyrek kadınların oturduğu otağa gider. Oradaki herkesi kovar. Kazan Bey'in hatunu kızar. Der ki:
"Ey deli ozan! .Maksadın nedir?"

BEYREK KADINLARIN OLDUĞU OTAĞA GİRİYOR

Beyrek de:
"Hanın maksadım şudur. Ben kopuz çalayım. Kocaya varan kız da kalkıp oynasın."
Der. Kısırca Yengeyi kaldırırlar. Ne bilsin deli ozan. Kalk sen oyna, derler. Beyrek kopuz çalmaya başlar. Ve şöyle söyler:
"And içmişim kısır kısrağa bindiğim yok
Binip mukaddes savaşlara vardığım yok
Öküz ardında çobanlar sana bakar
Boncuk boncuk gözlerinin yaşı akar
Sen onların yanına var Muradını onlar verir böyle bil
Seninle işim yok
Kocaya varan kız kalksın
Kol sallayıp oynasın
Ben kopuz çalayım"
Der. Kısırca Yenge kendisini tanımasına şaşırır. Yerine oturur.
Bu seferde Boğazca Fatma'yı kaldırırlar. Kızın kaftanını giyer.
"Kız benim, çal da oynayayım"

BEYREK, BANU ÇİÇEK İLE SÖYLEŞİYOR

Beyrek, Boğazca Fatma'yı da tanır. O da oyunu bırakır. Yerine oturur. Burla Hatun:
"Kız kalk oyna elinden ne gelir"
Der. Banu Çiçek kırmızı kaftanını giyer. Ve der ki:
"Deli ozan çal, kocaya varan kız benim, oynayayım."
Beyrek de der ki:
"Ben bu yerden gideli deli olmuş
Pek çok beyaz karlar yağmış dize çıkmış
Han kızının evinde kul cariye tükenmiş
Maşrapa alınış suya varmış
Bileğinden on parmağını soğuk su almış
Kızıl altın getirin han kızına tırnak yontun
Ayıplıca han kızı kocaya varmak ayıp olur"

Bu sözleri duyan Banu Çiçek kızar. Ve şöyle söyler:
"Ey deli ozan! Beni niye ayıplıyorsun?"
Sonra da ak bileğini açar. Elini çıkarır. Beyrek'in eline geçirdiği yüzük görünür. Beyrek yüzüğü tanır. Der ki:
"Beyrek gideli bam bam tepe başına çıktın mı kız?
Kıvranıp dört yanına baktın mı kız?
Kargı gibi kara saçım yoldun mu kız?
Kara gözden acı yaşını döktün mii kız?
Güz elması gibi al yanağını yırttın mı kız?
Sen kocaya varıyorsun altın yüzük benimdir ver bana kız"
Kız hemen cevap verir:
"Beyrek gideli bam bam tepe başına çıktığım çok
Kargı gibi kara saçımı yolduğum çok
Güz elması gibi al yanağımı yırttığını çok
Gitti gelmez bey yiğidim han yiğidim
Beyrek diye ağladığım çok
Sevdiğim Bamsı Beyrek sen değilsin
Altın yüzük senin değildir
Altın yüzükte çok nişan vardır
Altın yüzüğü istiyorsan nişanını söyle?"

Beyrek kendini kıza tanıtmak için şöyle söyler:

"Sabah sabah han kızı yerimden kalkmadım mı?
Boz aygırın beline binmedim mi?
Senin evinin üzerine yabani geyik yıkmadım mı?
Sen beni yanına çağırmadın mı?
Seninle meydanda at koşturmadık mı?
Senin atını benim atım geçmedi mi?
Ok atınca ben senin okunu geride bırakmadım mı?
Güreşte ben seni yenmedim mi?
Üç öpüp bir ısırıp
Altın yüzüğü parmağına geçirmedim mi?
Sevdiğin Bamsı Beyrek ben değil miyim?"

BANU ÇİÇEK, BEYREK'İ TANIR

Banu Çiçek, Beyrek'i hemen tanır. Ayaklarına kapanır. Beyrek'e dadılar kaftan giydirirler, donatırlar. Kız hemen atına atlar. Beyrek'in babasına, anasına müjde verir. Bu arada beyler Beyrek’i getirirler. Kazan Bey:
" Müjde Bay Büre Bey oğlun geldi."
Der. Bay Büre Bey de:
"Oğlum olduğunu anlamam için, serçe parmağını kanatsın. Kanını mendile silsin. Gözüme süreyim. Eğer açılırsa oğlum Beyrek olduğunu anlarım."
Çünkü oğlu Beyrek için ağlamaktan, gözleri görmez olmuştur. Mendili verirler. Gözlerine sürer. Allah Taâlâ'nın gücü ile gözleri açılır. Babası ve anası feryat ederek, Beyrek'e sarılırlar:
"Penceresi altın otağımın kabzası oğul
Kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul
Görür gözümün aydını oğul
Tutar belimin kuvveti oğul
Kudretli Oğuz gıpta edileni canım oğul"
Diyerek ağlarlar. Yalancı oğlu Yaltacuk bunu duyar. Beyrek'in korkusundan kaçar. Beyrek peşine düşer. Kovalaya kovalaya sazlığa düşürür. Sonra da ateş getirmelerini ister. Sazlığı ateşe verir. Yaltacuk alevler içinde kalır. Ve kendini sazlıktan dışarı atar. Beyrek'in ayaklarına kapanır. Kılıcının altına geçer. Beyrek de Yaltacuk'u affeder.


BEYREK OTUZ DOKUZ YİĞİDİNİ KURTARIR

Kazan Bey:
"Han'ım gel de muradına eriş."
Der. Beyrek şöyle cevap verir:
"Arkadaşlarımı kurtarmadan, kaleyi ele geçirmeden, muradıma eremem."
Kudretli Oğuz beyleri ata binip, kılıç kuşanırlar. Bayburt Kalesi'ne dörtnala giderler.
Kaleye geldiklerinde güçlü Oğuz beyleri abdest alırlar. Ak alınlarını yere koyarlar. İki rekât namaz kılarlar. Adı güzel Muhammed'i anarlar. Gümbür gümbür davul çalarlar. Ve ardından savaş başlar. Kazan Bey, Şöklü Melik'i yere düşürür. Deli Dündar, Kara Tekür'ü bir kılıç darbesiyle yere düşürür. Kara Budak ise Kara Aslan Melik'i yere düşürür. Yedi kâfir beyi kılıçtan geçirirler. Beyrek, Yigenek, Kazan Bey, Kara Budak, Deli Dündar, Kazan oğlu Uruz Bey kaleye yürürler.

Beyrek otuz dokuz yiğidinin sağ olduğunu görür. Allah'a şükreder.
Kâfirin kalesini yıkarlar. Yerine mescit yaparlar. Keşişleri öldürürler. Ezan okuturlar. Kuşun alaca kanını, kumaşın temizini, kızın güzelini, dokuz katlı işlenmiş elbise ve cübbeyi Bayındır Han'a hisse diye alırlar. Bay Hüre Bey'in oğlu Beyrek, Melik'in kızını alır. Ak otağına geri döner. Düğüne başlar.
Bu kırk yiğidin bir kaçına Han Kazan, bir kaçına da Bayındır Han kız verir. Beyrek de yedi kız kardeşini yedi yiğide verir. Kırk yerde otağ diker. Kırk gün kırk gece şenlik olur. Beyrek ve yiğitleri murada erer. Dedem Korkut gelir. Gazilerin başına ne geldiğini anlatır. Ve:
" Bu Oğuzname Beyrek'in olsun."
Der.
Dua edelim: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgesi olan büyük ağacın kesilmesin. Taşkın akan suyun kurumasın. Kadir Tanrı seni namerde muhtaç etmesin.

 

İLGİLİ İÇERİK

DİRSE HAN OĞLU BOĞAÇ HAN DESTANI -DEDE KORKUT DESTANI

BASATIN TEPEGÖZÜ ÖLDÜRMESİ (Dede Korkut Hikâyeleri)

DEDE KORKUT - DUHA KOCA OĞLU DELİ DUMRUL

DEDE KORKUT KİTABININ ORJİNAL GİRİŞ BÖLÜMÜ (ÖNSÖZ)

DEDE KORKUT İSLAM ANS

Üye Girişi