Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

EDEBİYAT TARİHİ-4

Bir milletin yüzyıllar boyu yarattığı edebî eserleri ve onları meydana getiren “edip”leri, tarihî gelişme içinde inceleyen bilim koludur. Tanınmış edebiyat tarihçimiz Fuad Köprülü’ye göre:
“Edebiyat tarihi, umumiyetle tarihin, daha sahih bir İfade ile medeniyet tarihinin çok mühim bir kısmıdır. Bir milletin uzun asırlar esnasında geçirdiği fikri ve hissi tekâmülü gösteren bütün fikir mahsullerini tetkik ederek, onun manevi hayatını şe’niyette olduğu gibi -yahut ona en yakın bir şekilde- yaşatmaya çalışan canlı bir tarih şubesidir.”
Edebiyat tarihi’ni “canlı bir tarih şubesi” sayan bu görüşün yanında başka metot teklifleri de vardır. Bunlar yine az çok birbirine bağlı olan Sosyolojik (edebiyatı toplum meseleleriyle izaha çalışan); Estetik (eserleri daha ziyade, güzellik, sanat yönleriyle ele alan); Psikolojik (sanatçıların ruh hallerini esas tutan); Genetik (sanat eserini ve sanatçıyı hazırlamış olan vakayı başlangıcından alarak bütün halinde inceleyen) metotlardır. Fuat Köprülü’nün tarihçi usulünden ayrılarak, daha çok metin incelemelerine bağlı psikolojik bir metodun savunucusu görünen Prof. Ali Nihat Tarlan, şunları söylemektedir:
“Edebiyat tarihçisi hangi cemiyetin edebiyat tarihini yazıyorsa, o cemiyetin teessüri hayatına ait malzemeyi bir obje olarak eline alıp asırlar boyunca yürüyüşlerini bize gösterecektir. İlk iş olarak sanatkârın ruhi binâ ve teşekkülünün belirtilerini bulmak mecburiyeti vardır. Bu bina onun biyografisinin psikolojik cephesini inkâr mertebesinde son haddine kadar derinleştirmek ve verdiği edebi mahsulün aydınlığında psikoloji kanunlarına göre ruhî portresini resmetmekle meydana gelir.”
Ahmet Hamdi Tanpınar ise edebiyat tarihinde estetikçi bir metodun temsilcisidir.

Edebiyat tarihinin asıl konusu eserler ve kişilerdir. Fakat bir edibin yetişmesi ve bir eserin yazılması, tesadüfle olmaz. Edebî eserler bir toplumdaki çeşitli olayları yansıtan aynalar gibidir.
Belirli zamanlarda, millet hayatına tesir eden, maddî ve manevi olaylar vardır. Vatan değişmesi, göçler, din, estetik, İktisadî, siyasî, teknik olaylar, toplumda olduğu gibi, onun edebiyatı üzerinde de izler bırakırlar.
Meselâ; İslâmlık öncesi Şamanlık ve başka devirler Türk edebiyatı ürünlerinin İslâmlığı benimsedikten sonra yazılmış eserlerimizden önemli bir şekilde farklı olması, dinin edebiyat üzerindeki etkisine canlı misaldir.
Şair ve yazarlarımız İran edebiyatını tanıdıktan sonra bambaşka şekil ve öz taşıyan bir Divan Edebiyatı meydana getirdiler. Bu olay estetik değişmesinin edebiyat üstündeki tesirini gösterir.
Bursa ve İstanbul gibi başkentler alındıktan sonra iktisadi, siyasi ve sosyal hayatımızda büyük değişmeler oldu. Osmanlı sarayı, İran şahlarına ve Bizans kayserlerine taş çıkartan bir ihtişama büründü. Konaklarda zarif ve bilgili insanlar çoğaldı. Bu sosyal vakaların sonucu, bir seçkinler edebiyatının meydana çıkmasıdır.
19. yüzyılda tekniğin hızlı gelişmesi, Türk hayatını sarsmış ve iktisatça Avrupa’ya muhtaç kılmıştır. Hazin yenilgiler, yoksullaşan bünye ve uğranılan haksızlıklar arasında Batı'yı anlamak ve taklit etmek için harcadığımız gayret, bize Batı örneğinde bir yeni edebiyat getirmiştir.
Tekniğin hızlı gelişmesi, ulaşım kolaylıkları köy-şehir arasındaki kalın duvarları yıktığı için, bugün Anadolu’da, sözgelişi, Karacaoğlan gibi bir saz şairinin yetişmesi imkânsız olmuştur. Radyo, gazete ve okullar orta bir kültürü ve bazı genel bilgileri her tarafa yaymaktadır. Bölgeler arasındaki yaşayış farkları azalmaktadır. Bunun sonucu: Şehirlerden uzak bir âlemin havasını yaşatan kaynakçıl saz şairleri devri kapanmıştır.
Halkın okuması, aydınların çoğalması demokrasinin varlığı, iç ve dış gezilerin artması gibi birçok sebepler, yalnız bir zümreye hitap eden seçkinler edebiyatım tesirsiz hale koymuştur. Onun yerini, büyük kütleye seslenmek isteyen değişik türlerde eserler almıştır.
Batıdan alınma, İlmî ve sosyal görüşler, edebiyatı etkiledikçe, giyim kuşam tarzları başkalaştıkça kadınlar her alanda günlük yaşamaya katıldıkça-, şehirler büyüdükçe, sinema, radyo, televizyon gibi icatlar çoğaldıkça edebî eserlerde biçim ve öz değişmeleri olmuştur. Halkın dertleri ön plana geçmiş, aşk ve tabiata bakışlar değişmiş, yeni türler, yeni sanat usulleri aranmıştır.
Bu açıklamalarla örnekleri çoğaltabiliriz. Bütün bunlar, ediplerin v edebî eserlerin rasgele değil; vakaların, tekniklerin genel kültürlerin sanat ve fikir çevrelerinin etkisi altında meydana geldiğini dünyada ve toplulukta değişen her şeyin sanat ve edebiyatı da değiştirdiğini gösteriyor.

 

Üye Girişi