Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

ÖLMEDEN MEZARA GİRENLER

Çanakkale Türküsü’nde dile getirilen diri diri mezara konmak acaba ne ola ki diye hiç düşündünüz mü? Kefensiz toprağa girmeyi mi yoksa gençliğinin baharında nişanlıların, yeni evlilerin ya da sevdalıların hallerini mi anlatır diye düşünürken birden bir hatıra düştü kayıtlarımıza.

“Arıburnu-Kanlısırt arkalarındaki Kurudere Sargiyeri’nde görevli doktorun önüne bir gün ağır yaralı bir Mehmetçik getirilmiş.

Keklik gibi kınalı bir kuzu...

Yaralı ile doktor göz göze gelmişler.

Gönülleri kıpır kıpır etmiş, sıcacık olmuş kor gibi yürekleri.

Harbin ateşi değilmiş bu defa vücutları yakan ayrılığın hicranıymış.

Doktor kendini çabuk toparlamış ve titrek bir sesle;

- Askerler, bakın ileride bir ceviz ağacı var. Bu yaralıyı götürüp onun gölgesine yatırın, dikkat edin güneşte kalmasın.

Ruhunu teslim edince de boynundan künyesini, ceplerinde neyi varsa alın bana getirin demiş görevli sıhhiye erlerine. Sonrasında sırada bekleyen başka bir yaralı koçyiğite yönelmiş, şifalı elleriyle... Birkaç saat sonra o ceviz ağacı altına gölgeye yatırılan yaralı Mehmetçiğin şehadet haberi ve künyesi ile anacığına yazdığı bir mektup gelmiş doktorun önüne.

Askerler;

- Emriniz komutanım, derler.

Doktor,

- Defnedebilirsiniz artık, arkadaşlarının arasına, benim çok işim var. Varın gidin, son vazifesini de yapın ona! Biraz dikkatli olun, hem mezarı da biraz düzgünce olsun. O benim evladımdı, der.

Ölmeden mezara konmak bu olsa gerek. Önüne gelen evladı da olsa vatanının kurtuluşu için ona iltimas geçmemek ve onu diğerlerinden ayrı görmemek…

KASTAMONU’NUN ÇANAKKALE KAHRAMANLARI, HÜSEYİN AKIN

 

Üye Girişi