Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

DİLAVER CEBECİ KİMDİR?




15 Temmuz 1943'te Gümüşhane'ye bağlı Kelkit ilçesinin Dayısı köyünde doğdu. Ailesinin Kırıkkale'ye göçmesi üzerine ilkokulu orada tamamladı. Ortaokulu Merzifon ve Mersin askeri okullarında, Kınkkale'de başladığı lise öğrenimini Erzincan'da tamamladı(1966).

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ni bitirdi (1970). Aydın'da (1970–1975), İstanbul’da (1976–1978) öğretmenlik ve Halk Eğitimi Başkanlığı (1976), İstanbul Ortaköy Eğitim Enstitüsü'nde öğretim görevliliği, Diyanet işleri Başkanlığı'nda neşriyat uzmanlığı 81976–1980), Üsküdar Kız Lisesi'nde öğretmenlik yaptı. İ.Ü. İktisat Fakültesi'nde İktisat Tarihi yüksek lisansı (1986) ve aynı fakültenin Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme Ana Bilim Dalında doktora yaptı (1989). Marmara Üniversitesi öğretim üyeliğinden emekli olan şairin ilk şiiri 1965 yılında Defne dergisinde çıktı. Şiirleri, hikâyeleri, mensureleri ve mizah yazıları Devlet, Töre, Bozkurt, Türk Edebiyatı, Ayyıldız, Yeni Türkiye, Kültür Dünyası, Türk Yurdu, Güney Su, Ortadoğu, Hergün, Yeni Düşünce, Ayrıntılı Haber, Türkiye, Millet dergi ve gazetelerinde yayınlandı. Dilâver Cebeci, millî ve tarihi motiflerle bezeli lirik şiirleriyle tanınır. Edebiyatımıza "Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi" mizahî tipini kazandırdı. Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi imzasıyla yazdığı yazılarında Türk sosyal hayatına bir 16. yüzyıl Osmanlı vatandaşı gibi bakarak, bu hayatın Türk kültürüne yabancı yönlerini latif bir üslupla hicvetti. Edebiyatımızda uzun ve hikâyemsi mensure türünü denedi ve bu denemelerinde milli romantizmi vermeye çalıştı. Sözlerini yazdığı “Türkiye’m” şarkısı ile gönüllere taht kuran, kişiliğiyle gençleri çevresinde toplayan Dilaver Cebeci'yi 28 Mayıs 2008 tarihinde kaybettik.

ÖDÜLLERİ
1963’te Türk Ocağı Şiir Yarışmasında Birincilik Ödülü
1995’te Ömer Seyfettin Hikâye Yarışmasında Mansiyon Ödülü
Yedi şiiri bestelenerek ünlü sanatçılar tarafından okundu.

ESERLERİ

Şiirleri:
Hun Aşkı (1973)
Mavi Türkü (mensur şiir 1983)
Şafağa Çekilenler (1984)
…Ve Sığınırım İçime (1992)
Sitare (1997)
Asra Yemin Olsun ki… (2000)
Bütün Şiirleri (2003)   
Kandahar Dağlarında Sabah Namazı (Kendi sesinden kaset, 1992).

Mizahî yazıları:
Devrannâme (Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi imzasıyla, 1984)
Seyranname (1997)
Oyunu:
Büyü (1984).

Çocuk Kitabı:
Azak’ın Denizaltıları, Bahadır Giray’ın Mektubu. (Evliya Çelebi Resimli Çocuk Hikâyeleri)
İnceleme – Araştırma:
Tanzimat ve Türk Ailesi (1993)  

Gezi:
Men Kazanga Baramen (2000)

Ders Kitabı:
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi

Yukarıdaki metin http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=4861'den alınmıştır.

 

YILDIRAY BULUT'UN YÜKSEK LİSANS TEZİNDEN


HAYATI, SOSYAL VE PSİKOLOJİK DÜNYASI A.DİLÂVER CEBECİ’NİN HAYATI VE SOSYAL DÜNYASI

1.Doğumu, aile çevresi ve çocukluğu
Dilâver Cebeci, 1943 yılında Gümüşhane iline bağlı Kelkit kazasının Dayısı köyünde dünyaya gelir. Babası, o köyden bir çiftçi olan Zihni Çavuş’tur. Dayısı köyü 1516’da ıssız ve harap bir köy olarak bilinmektedir. 1530’da köyde 7 sipahizade, 1592’de ise 10 nefer, 7 sipahi zade bulunmaktadır. Ürünleri buğday, arpa ve sebze; geliri de 1516’da tahminen 2000 akçe iken, 1530’da 2225’e, 1591’de 5999’a yükselmiştir. Bugün ilçe merkezine bağlıdır. Annesi ise Kelkit’in Melişan köyünden (Köyün adının Melikşalı veya Elmelik olduğuna dair bilgiler de bulunmaktadır; ancak 2008 itibariyle adı Kınalıtaş’tır) o civarda dinî ilimlerdeki bilgisi ile çok sevilen ve sayılan Selim Hocanın kızıdır. Dilâver Cebeci’nin birçok akrabasının bulunduğu köyün adı ‘savaşan’ anlamına gelen “Deliler” köyüdür.  Babası 1946 yılında vefat edince annesi, Dilâver Cebeci’nin amcalarından biri olan Mehmet Cebeci ile evlenmiştir. 1948 yılında ise Dilâver Cebeci 5 yaşında iken Ankara’nın küçük bir kazası olan Kırıkkale’ye yerleşmişlerdir. Gençlik yaşları burada geçmiştir. Fikir ve sanat hayatının şekillenmesinde Kırıkkale’nin çok önemli bir yeri vardır. (Kardeşleri ve bazı akrabaları hâlâ Kırıkkale’de ikamet etmekte ve bu vesile ile Kırıkkale’ye gidip gelmekteydi.) Cebeci, çocukluğunda annesine son derece düşkün bir yaşam sürmüştür. Onun için yazdığı “Anam ve Ben” adlı şiiri, ona olan tükenmez sevgisine bir delildir:

Bir emin belde idi başımı koyduğum dizlerin,
Yumunca gözlerimi masallara uçardım...
Alıştığım kanunlar allak bullak olurdu;
Bir âsâ temâsıyla yarılırdı denizler,
Ateşperest çölleri bir solukta geçerdim...
(Cebeci, 2003:100)
Dilâver Cebeci’nin çocukluk dönemi, babasının erken ölümü, küçük yaşta yaşadığı şehri değiştirmesi ve öğrenimini farklı okullarda sürdürmek zorunda kalması gibi sebeplerden dolayı sıkıntılı geçmiştir. Kendi çocuklarına ve genel anlamda bütün çocuklara olan ilgisi ve sevgisi, küçük yaşta içinde kalan bir takım duyguları dışarı vurması olarak algılanmaktadır.

2. Öğrenim hayatı
Dilâver Cebeci, ilkokulu Kırıkkale’de Tınaz ve Atatürk İlkokullarında okuyarak bitirmiştir.  Ortaokul tahsiline 1956–1957 ders yılında Merzifon 1. Astsubay Hazırlama Ortaokulunda başlamıştır. 1956 yılında Mersin 3. Astsubay Hazırlama Ortaokulunda son sınıfta iken askerî öğrencilikten ayrılmıştır. 1961 yılında Kırıkkale’de başladığı lise tahsilini çeşitli engeller dolayısıyla 1965–1966 ders yılında Erzincan lisesinde tamamlamıştır. Üniversite tahsilini ise 1966–1970 ders yılları arasında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde İlahiyat Bölümü’nde gerçekleştirmiştir.

3.Askerliği
Dilâver Cebeci, askerliğini Aydın’da gerçekleştirmiş ve askerliği sırasında çocukları Azapay Cebeci (1972) ve Çağrı Cebeci (1972) Aydın’da dünyaya gelmiştir. Cebeci, bu süreçte Aydın İmam Hatip Lisesi’nde öğretmenlik vazifesinde bulunmuştur.

4.Öğretmenlikleri
Dilâver Cebeci, üniversite tahsilinin ardından Aydın İmam-Hatip Okuluna Meslek Dersleri Öğretmeni sıfatı ile atanmıştır. Aydın’da 1976 yılında Halk Eğitimi Başkanlığı görevinde bulunmuş, aynı yıl İstanbul Ortaköy Eğitim enstitüsüne tayin edilerek orada öğretmenlik görevine devam etmiştir. 1978 yılında Diyanet İşleri Başkanlığına geçerek orada iki yıl neşriyat uzmanı olarak çalışmıştır. 1980 yılında tekrar öğretmenliğe dönmüş ve İstanbul’da Üsküdar Kız lisesinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak göreve başlamıştır. 1986 yılında İktisat Fakültesi Türk İktisat Tarihi Anabilim dalında yüksek lisansını, 1989 yılında ise yine aynı fakültede Sosyal Yapı Sosyal Değişme Bilim Dalında doktorasını gerçekleştirmiştir. 1993 yılında Marmara Üniversitesinde Türk Dili Okutmanlığı vazifesi ile göreve başlamıştır. Marmara Üniversitesi Anadolu Hisarı Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulunda Sporda Psiko-Sosyal Alanlar Anabilim Dalında Yrd. Doç. Dr. unvanı ile görev yapmıştır.
Cebeci, öğretmenlik hayatı boyunca her zaman öğrencilerinin en sevdiği ve saydığı öğretmen olma özelliğini kazanmıştır. Öğrencileri ile yapılan röportajlarda söylenen özelliklerinden dikkat çekici olanı Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini öğrencilerine sevdiren bir öğretmen olduğudur. Dilâver Cebeci’nin eski bir öğrencisi olan Hilal Çelenk, Cebeci’nin öğretmenliği ile ilgili şu açıklamaları yapmaktadır:

“Uzun boyu ile dev gibi gelirdi bana o zamanlar. Kırmızı yanakları vardı, elma elma... Dingin bir ses tonuyla sakin sakin anlatırdı dersi... Din dersi ve Ahlak Bilgisi dersi öğretmenimdi. Öğrettiği her şeyi önce yüreğimize sonra aklımıza işlerdi. En sayılan öğretmendi okulda. Korkudan değil sevgiden sayardık. Ve öyle bir denge kurmuştu ki öğrencileriyle arasında onu üzmekten korkardık sadece.”
Cebeci, her dersin başında öncelikle öğrencilerine edebî bir konuşma yapar. Bu konuşma çoğu zaman bir hikâye, bir şiir yahut bir roman hakkındaki bilgileri içerir.  Dersini işledikten sonra dersin sonunda benzer bir konuşma daha yapar ve dersin sonunda öğrencilerine herhangi bir sorunları olup olmadığını sorarak onların sıkıntılarını giderir. Âdeta onlar için bir rehber gibidir. Onları toplum konusunda bilinçlendirmeye gayret eder ve insan ilişkilerinde sosyalleştirmeye çalışır. Ahlaksız insanlarla görüşülmemesi gerektiğini salık verir. Şair ruhu taşıması dolayısıyla duygulu bir ders anlatımına sahiptir. Hayat şartlarını anlatarak öğrencilerini yoğurmak için uğraştığı birçok öğrencisinin belirttiği durumlardandır. Söz konusu öğrenciler Dilâver Hocalarının sayesinde hayatı örendiklerini ve karakterlerini oluşturduklarını ifade etmektedirler.
Öğretmenliği sırasında öğrencilerine kazandırmaya çalıştığı bir diğer bilinç de Türk’ün ve ana dili olan Türkçenin büyüklüğü bilincidir. Kayıtsız batı üstünlüğünü kabullenmeye ve yabancı dil hayranlığına karşıdır. Yabancı dil öğrenimini desteklerken yabancı dille eğitimi taraftarı değildir. Aydınların bu konuya eğilmesi gerektiğini belirterek doğru eğitimle Türk çocuklarının bu konuda daha duyarlı bir duruma geleceklerine inanmaktadır.

5.Evliliği ve aile bireyleri
Eşi Ayla Cebeci ile üniversite üçüncü sınıfta iken ortak arkadaşları Ülkü Hanım ve eşi Mehmet Bey vasıtasıyla tanışırlar. Evlilikleri görücü usulü ile gerçekleşmiştir. Cebeci evlendiğinde 27 yaşındadır. Eşiyle birçok ortak yöne sahiptirler. Ayla Cebeci de Dilâver Cebeci gibi, güzel sanatlara, ilme ve edebiyata karşı son derece ilgili bir insandır.
Dilâver Cebeci, ailevi hayatına hiç kimseyi karıştırmamış, aile içi sorunlarını ailesini etrafında birleştirerek çözmeyi denemiştir. Eşi Ayla Cebeci ile gazeteci, yazar ve edebiyat araştırıcısı Mehmet Nuri Yardım’ın yaptığı röportajda Dilâver Cebeci’nin babalık ve kocalık vasıfları son derece üstün olarak nitelenmiştir.

“Dilâver ile evliliğimiz bugüne kadar pek çok yerde bizlere soruldu. Çok kişi de ikimizin tanışıp konuşarak evlilik kararımızı verdiğimizi zannetmişlerdir. Öyle olmadı. Benim ve Dilâver’in de tanıdığı ortak bir aile dostumuz vardı. Ülkü abla ve eşi Mehmet ağabey. Bizleri birbirimize yakıştırmışlar. Konuyu Dilâver’e açmışlar o da kabul etmiş. Bize geldiler, istediler ve sonuçta, anlaşacağımıza inandık ve evlendik. Yani evliliğimiz görücü usulü ile oldu. Günümüzde görücü usulü ile evlenmenin pek çok sakıncalar doğuracağını, tanışıp birbirlerini anlayarak evlenmenin gerektiğini söyleyenler çoğunlukta. Onlara da saygı duyuyorum ama biz görücü usulü ile evlendik. 30 senelik evliyiz. 2 çocuğumuz var ve bugüne kadar da hep mutlu olarak yaşadık. Dilâver Cebeci her zaman iyi bir eş ve çocuklarına da müşfik bir baba olmuştur. Dilâver sevgi dolu bir insandır. Sanatçı ve sanat âşığı bir insandır. Sanatçı bir insan her zaman duygu yüklü ve hassas olur. Ve dolayısı ile Dilâver de duygu yüklü ve hassastır. Biz ailede sevgi ve anlayışın çok önemli bir rol oynadığına inanıyoruz. Hep bu düşünce ile yola çıktık ve bugüne kadar da getirdik. Evin dışındaki problemlerini ve sıkıntılarını hiçbir zaman bize aksettirmez. Kapıdan içeri girdiğinde bütün her şey dışarıda kalır.”

Aile bireyleri
Eşi:
Dilâver Cebeci, kadın-erkek eşitliğini savunan bir yapıya sahiptir. Birçok şiir şölenine yahut geceye eşiyle beraber gitmeyi tercih etmiş, onu hiçbir zaman ikinci planda görmemiştir. Sanatını ve düşüncelerini eşiyle paylaşmış ve görüşlerine son derece önem vermiştir. Bazı geceler yazdığı yeni bir şiiri onu uyandırarak sorduğu bile olmuştur. Eşi eğer yazdığı şeyi beğenmişse rahata kavuşmuş, beğenmez ise üzerinde çalışmaya devam etmiştir.
Ayla Cebeci de Dilâver Cebeci gibi ilme ve sanata kendini adamış bir insandır.  Bir müddet resim ile uğraşmış bu resimler Tercüman Çocuk ve Türkiye Çocuk dergilerinde yayınlanmıştır. Şiire olan ilgisi ise ortaokul ve lise yıllarına dayanmaktadır. Okullarının özel günlerinde şiirleri okumak için ilk seçilen öğrenci o olmuştur. Okullar arası şiir yarışmalarında birinciliklere sahiptir. Dilâver Cebeci ile tanışıp onun şiirlerini görünce şiir yazmayı bırakmıştır.

Ayla Cebeci, son zamanlarda el örgüsüne merak duymuş ve ilmî olarak çalışmaya başlamıştır. Ürettiği eserleri, televizyonlarda hanımlara öğretmeye çalışmaktadır. El örgüsü konusunda konferanslar düzenlemekte ve sergiler açmaktadır.

Eşi Ayla Cebeci ile aralarında çok büyük bir bağ bulunan (genelde birçok açıdan, özelde sanata düşkünlükleri açısından) Dilâver Cebeci, çok duygulu ve sık ağlayan bir yapıya sahiptir. Eşiyle oturup birçok kez birlikte gözyaşı döktükleri olmuştur. Dışardan sert bir görünümü olan Dilâver Cebeci, eşinin açıklamalarına göre oldukça duygulu ve yufka yürekli bir kişiliğe sahiptir. Evini hiç ihmal etmeyen daima gündeminin başköşesine oturtan bir yapıdadır. Mütevazı bir aile kurma çabası içinde olmuştur. Evleneceği kişiyi kendi kültürüne yakın bir çevreden seçtiğini ifade eder
ve öğrencilerine de bu doğrultuda tavsiyeler verir.

Çocukları:
Kızı Azapay Cebeci, Dilâver Cebeci 27 yaşında iken dünyaya gelmiştir. 1972 yılı Aydın doğumludur. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunudur. Aynı bölümde de yüksek lisansını gerçekleştirmiştir. 2009 yılı itibariyle öğretmenlik mesleği yapmaktadır. Güzel şiir okur ve birkaç hikâye denemesi de bulunmaktadır.

Oğlu Çağrı Cebeci, 1974 yılı Aydın doğumludur. Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik bölümü mezunudur. Caf Caf mizah ve Birdirbir çocuk dergilerinde karikatüristlik ve yazarlık, İstanbul Mizah Derneği’nde başkanlık görevlerinde bulunmaktadır.


Dilâver Cebeci, çocuklarına son derece düşkündür. Onlara karşı hassaslığı daima göz önündedir. Çocuk eğitimine büyük önem verir. “Çocukları gelişmiş bir insanmış gibi eğitmek gerekir, onlara boş hediyeler verilmemelidir veya onları gereksiz bilgilerle donatmaya çalışılmamalıdır, ihtiyacı olan şeyler nelerse onların üzerinde durmalıdır.” görüşüne sahiptir.  Dilâver Cebeci’nin çocuklarına öğretmeye ve aşılamaya çalıştığı en önemli olgu ise helal ve haram kazanç olgusudur. Evine gelen karşılıksız ve uğruna emek harcamadığı hediyeleri kabul etmez ve söz konusu hediyelerin muhtaç kimselere bağışlanması şartını öne sürer.

6.Yurt dışı gezileri
Dilâver Cebeci, yurt dışı gezileri bağlamında Tataristan, Almanya, Hollanda ve Makedonya’da bulunmuştur. Tataristan’a yapmış olduğu gezide büyük Tatar şairlerinden Abdullah Tukay’ı anma etkinliklerine katılmıştır. Bu gezinin ayrıntıları Dilâver Cebeci’nin Men Kazanga Baramenadlı kitabını incelediğimiz Gezi Yazıları bölümünde belirtilmektedir. Yazarın Hollanda ziyareti sırasındaki izlenimlerini paylaştığı “Hollanda Destanı” adlı şiiri dikkat çekicidir:

Hollanda mülkünü gezdim dolaştım;
Çalışırlar, dur-durağı bilmezler.
Tefrika yok, lisan, âdet, din birdir,
Bizim gibi solu sağı bilmezler.
(Cebeci, 2003:27)

7.Hastalığı ve ölümü
Dilâver Cebeci, 2000 yılında İzmir’de yapılan Türk Kurultayı’na giderken bindiği otobüsle geçirmiş olduğu bir trafik kazası sebebiyle üretkenliğini yitirmiştir. Bu kazada kafatasının büyük bir kısmı hasar görmüş ve beyinsel faaliyetlerinin çoğunu kaybetmiştir. İnsanları tanımada ve onlarla konuşmada büyük zorluklar çeken Dilâver Cebeci’nin, rahatsızlığının yaşattığı olumsuzluklara rağmen üretmek için elinden geleni yaptığı ailesi ile yapılan röportajda sıklıkla dile getirilmektedir. Çoğunlukla eşi Ayla Cebeci ve oğlu Çağrı Cebeci, Dilâver Cebeci’nin geçirdiği bu kazanın ardından onun eserlerini yayınlama ve hatta Türk edebiyatına onun elinden yeni eserler kazandırma çabasına girişmişlerdir. Bu çabaların ilki 18. Yüzyıl Osmanlı Toplumu ve Farklı Yönleriyle Evliyâ Çelebi adını taşımaktadır. Bu çalışmada 18. yüzyıl Osmanlı toplumu ve Evliya Çelebi ile ilgili daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış ve üzerinde durulmamış tezlerin yer alması planlanmaktadır. Söz konusu eserin 2009 yılı itibariyle yayınlanma girişimleri oğlu Çağrı Cebeci tarafından sürdürülmektedir.


Yazarın rahatsızlığı sırasında hayata geçirmek için çabaladığı ikinci eser ise Farklı Yönleriyle Türkler adını taşımaktadır. Bu eserde Dilâver Cebeci, geçmişten günümüze Türk yaşayışı, âdetleri, gelenekleri-görenekleri ve toplum yapısı üzerinde durmaktadır.

Yazarın hazırlık aşamasında olan üçüncü eseri, bir şiir kitabıdır. Fakat bu şiir kitabının ilgi çekici bir özelliği bulunmaktadır ki bu özellik, yazarın yazmış olduğu şiirlerin birer öz geçmişinin sunulacak olmasıdır. Türk edebiyatı için özgün bir fikir olduğu birçok akademisyen tarafından kabul edilmiş olan bir gerçektir. Kitabın ismi henüz konmamıştır.

Dilâver Cebeci’nin rahatsızlığı esnasında çalışmalarını yaptığı ve yakın zamanda piyasaya çıkarılması beklenen son kitabı Kervannâme adını taşımaktadır. Devrannâme ve Seyrannâme ismini taşıyan Seyyâh-ı Fakîr Evliyâ Çelebi yazı dizisinin üçüncü ve son basamağı olması beklenen bu eserde Seyyâh-ı Fakîr mahlası altında yazdığı ancak daha önce hiçbir yerde yayınlamadığı denemelerini bulmak mümkün olacaktır. Dilâver Cebeci geçirdiği beyin ameliyatının ardından sekiz yıl daha yaşamış; ancak 2008 yılı Mayıs ayında (kalp ameliyatını atlatmasına rağmen) geçirdiği bir  kalp krizi sonrası, Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 65 yaşında iken hayatını kaybetmiştir. Dilâver Cebeci için 2008 yılı, 30 Mayıs Cuma gününde öğretim üyesi olduğu Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camii’nde cenaze töreni düzenlenmiş, törene, Dilâver Cebeci'nin eşi Ayla, oğlu Çağrı, kızı Azapay, damadı Selim Şener ile  2008 yılı itibariyle TBMM Başkanvekili olan Meral Akşener, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, MHP İstanbul İl Başkanı İhsan Barutçu, eski milletvekilleri Bozkurt Yaşar Öztürk ve Ahmet Çakar, Nevzat Yalçıntaş, Üsküdar Belediye Başkanı Mehmet Çakır, Türk Edebiyatı Vakfı Başkanı Servet Kabaklı, sanatçı Esat Kabaklı ile çok sayıda vatandaş katılmıştır. Cenazeye MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de çelenk göndermiştir.  

Türk Yurdu dergisi yazarı İbrahim Metin, Cebeci’nin cenaze töreni hakkındaki izlenimlerini âdeta merhuma hitap havasında, şöyle belirtmektedir:
“Hıncahınç dolu olan İlâhiyat Camii’ndeki cenaze namazından sonra, seni Çengelköy Mezarlığına götürdük. Hani büyük adamlar hep yüksek tepelerde yatar diyordun ya. İstanbul gibi insanın yatacak yer bile bulamadığı bu koca şehirde neyse ki senin arzuna uygun bir yer tesadüfen bulundu... Hoca talkın verip; seni “Yıldızlar”ına uğurladıktan sonra, Üsküdar’daki evine toplandık. Ama bu toplanma faslı biraz uzun sürdü. Sevenlerini, küçücük evine nasıl sığdıracaktık. Gönlün çok genişti, evi değil kâinatı kapsıyordu ama şöyle dua merasimine katılan insanları sığdıracak kadar bahçeli bir evin veya villan bile yoktu. Ömrünce hep vatan, millet demiş bir lokma, bir hırka yaşayabilmiştin...”

Dilâver Cebeci’nin ölümü birçoklarına göre âdeta onun için bir kurtuluş olmuştur. Nitekim Necmettin Sefercioğlu, Cebeci’nin ölümünün ardından duygularını şöyle ifade etmektedir:
“Çünkü onun yıllardır konuşamadan, yazamadan, çoğu kez yatağa bağlı olarak yaşamaya çalıştığını ve bu durumun onu kahrettiğini duyuyor, biliyordum. Bu açıdan bakıldığında, ölümün onun için bir kurtuluş olduğunu söylemek, buna sevinmek gerektiğini düşünmek mümkündü…”

2.BÖLÜM
SANAT HAYATI
1. Edebiyatla ilgilenmeye başlaması
Dilâver Cebeci’nin sanatçı kişiliğinin oluşmasında ve sanat hayatına atılışında aile çevresinin doğrudan bir etkisi bulunmamaktadır. Cebeci’nin aile çevresinde şiirle yahut edebiyatla ilgilenen bir şahıs, onu etkileyecek bir akraba veya yakını olmamıştır. Dolayısıyla Cebeci, bu alana kendi kendini eğiterek atılmıştır. Şairliği kendiliğinden beliren bir kabiliyetidir. Çocukluk yıllarında farklı şehirler gezen ve farklı okullarda okuyan Cebeci’nin ailesi o dönemde maddî ve manevi bir takım sıkıntılar yaşamakta ve hayat gailesi içinde bulunmaktadır. Bu sebeple Cebeci’nin eğitim ve öğretim yaşamı boyunca kendi kendisini yetiştirdiği bir gerçektir. Eline ne geçtiyse okumayı seven bir yapıda olan Cebeci’nin şiirle tanışması da birçok şair de olduğu gibi ilkokul yıllarına dayanmaktadır.

2. Şiire Başlaması
Kırıkkale’de Atatürk İlkokulu 5. sınıfta okumaktayken bitirme imtihanları sırasında öğretmenleri ondan bir şiir okumasını ister. O da Kırıkkale’ye yazmış olduğu bir şiiri okur. Öğretmenleri tarafından bu şiir çok beğenilir ve alkışlanır.  Cebeci’nin imtihanlara girmesi gerekmediğini, şiir yazması gerektiğini ifade ederler.  Bu teşvikler sonucunda Cebeci’nin şiir yaşamı başlamış olur.  İlk şiirlerini ilkokuldayken yazmış olan şair, ürünlerini çoğunlukla defter yapraklarına veya küçük kâğıtlara yazar. Ortaokul ve lise yıllarında genellikle aşk şiirleri yazan şairin, memleket şiirleri yazdığı da görülmektedir. Ülkü ocakları ile iletişiminin yüksek olması buna sebep olan bir faktördür. O yıllarda yazmış olduğu şiirlerinin çoğu başlıksızdır. Başlığı bilinen şiirlerinden bir kaçı ise “Sen Olmasan”  (Cebeci, 2003:165), “Vedat’a” (Cebeci, 2003:167), “Hani” (Cebeci, 2003:168),  “Ağlama” (Cebeci, 2003:169), “Yitik Kişi” (Cebeci, 2003:170), “Seni” (Cebeci,  2003:177) adlarını taşır. 21 Zaman 1960’lı yıllardır ve ilk şiirini 1965’de “Defne” dergisinde yayınlar. Daha sonraki edebî yaşamı boyunca şiirleri, hikâyeleri, mensureleri ve mizah yazıları Devlet, Töre, Bozkurt, Türk Edebiyatı, Türk Yurdu, Güney Su, Ortadoğu, Her gün,  Yeni Düşünce, Ayrıntılı Haber ve Türkiye dergi ve gazetelerinde yayınlanır. Kendi dilinden verdiği bilgilere göre Cebeci’nin şiir merakı lise yıllarında ciddiyet ve olgunluk kazanarak belli bir seviyeye ulaşmıştır.
1970’den itibaren öncelikle İbrahim Metin’in teşviki ile Töre dergisinde daha sonra ise haftalık Devlet gazetesinde Seyyâh-ı Fakîr Evliyâ Çelebi müstear adı ile Osmanlıca mizahi yazılar yazmaya başlamış, o yıllarda ve daha sonra neşredilen Türk Yurdu, Töre, Bozkurt gibi çeşitli dergilerde şiir, mizah ve mensureler yazmaya devam etmiştir. Daha sonra Her gün, Ortadoğu, Ayrıntılı Haber, Millet, Türkiye gibi gazetelerde ve başta Türk Edebiyatı olmak üzere birçok dergide şiir ve çeşitli yazılar neşretmeye devam etmiştir. Dilâver Cebeci, ilk şiir kitabı olan Hun Aşkı’nı 1973 yılında 30 yaşında iken yayımlar. Adında anlaşılacağı gibi Hun Aşkı, milliyetçi duyguların ağır bastığı bir eserdir ve zamanın siyasal atmosferi düşünüldüğünde oldukça cesur bir söylem taşımaktadır. Şair Hun Aşkı’ndan on bir yıl sonra 1984 yılında bu kez Şafağa Çekilenler adlı kitabını yayımlar. Bu kitap kısmen de olsa Hun Aşkı’nın karakteristik özelliğini taşır;  ancak bu çalışmasında Türk kimliğinin yanına bu kez keskin bir de Müslüman kimliği koyar.
 
1992 yılında Ve Sığınırım İçime adını taşıyan ve içinde “Şimdiki Zaman Çekiminde Bir Mahkûma Mektup” (Cebeci, 2003:183), “Beş Zaman Arasında Bir Kaside” (Cebeci, 2003:192) gibi ün kazanmış şiirlerinin bulunduğu kitabını yayımlar. Bu kitap bir anlamda Şafağa Çekilenler adlı kitabın genişletilmiş bir baskısı gibidir.  Cebeci, 1997 yılında ünlü şiiri Sitâre’nin adını taşıyan kitabını yayımlar. Kitabın dikkat çeken en önemli özelliği, Cebeci’nin kitabın sonuna şiirleri için bir
“Meraklısına Açıklamalar” kısmı eklemesidir. Şair, 2000 yılında içinde Sitâre adlı eserinin de yer aldığı Asra Yemin Olsun ki...adlı eserini yayımlar. Bu kitap, şairin şiir yolculuğunun özümsenmesi açısından önemli bir eserdir.

Cebeci’nin şiir kitaplarının dışında kalan neşredilmiş eserleri ise yayımlanış tarihlerine göre şu şekilde sıralanır:
Din Bilgisi (Lise 3, 1981),
Din Bilgisi(Ortaokul 3, 1981),
Mavi Türkü (mensureler, 1983),
Büyü(piyes, 1984),
Devrannâme (Seyyâh -ı Fakîr Evliyâ Çelebi, 1984),
Tanzimat ve Türk Ailesi(araştırma, 1993),
Evliyâ Çelebi Çocuk Kitapları Dizisi (1993),
Seyrannâme (Seyyâh -ı Fakîr Evliyâ Çelebi, 1997),
Men Kazanga Baramen (seyahat notları, 2000),
Türk’e Dair(araştırma, 2001) ve Kur’ân Gerçekleri(2002)

...

http://docplayer.biz.tr/22516758-Dilaver-cebeci-hayati-sanati-ve-eserleri.html

Üye Girişi