Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Oktay Taftalı Kimdir?

(d. 1958, Erzurum)

İÜ Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Aynı bölümde master yaptı. Viyana Üniversitesinde doktora yapmak için Avusturya’ya gitti. Doktorasını tamamlayamadı. Viyana’ya yerleşti.

Şiir dışında şiir eleştirileri ve denemeler yazdı. 1980’den itibaren şiirlerini Üç Çiçek, Yönelişler, Poetika, Yazko Edebiyat, Fanatik, Düşler, Oluşum, Somut, Varlık, Sombahar, Öküz gibi dergilerde yayımladı.

Eserleri

Şiir:

Pembe Aralık (1986),
Suların Durulduğu Yerde Yalnız Askerler (1993),
Kan Geleneği (1997),
Sivil Aşk Yoktur (1999)

 

Deneme:

Anti Post Modern Bakış / Şiirin Mikro Estetik Eleştirisi (1993),
Medya Çağın-da Düşünce (1995),
Ahlâk, Estetik ve Şiir (1998)

 

Şiirlerinden Örnekler:


Şarkılarında Rüzgârgülü

açık bırakmasan kapıları
ben uzayıp gitmesem
su istemese çiçekler
ama sen su versen
açık bırakmasam kapıları
ben hiç değişmesem

bir gün güneş alsa odam, ışıkları söndürsem
bir rüzgâr gülü bulsam şarkılarında
serin yollarını yitirmesem
açık bırakmasan kapıları
duymasa başkaları, duymasa şehir
benim olmayan bu çığlığı

keşke korkmasan, giden belki ben değilim
işte yazıyorum
ben şimdiyim, buradayım
işte yazıyorum, yazıyla kutsanırmış zaman
hem sen beni ne kadar bilirsin
ne kadar bilirsin çocukları
şimdi burada olan ve
değişmeyen hiçbir zaman
artık bu hayatı ne denli uzatsam,
el versem
yalnızlığına
bütün korkular sana beni yazar
giden belki ben değildim, ama artık gittim
o kapılarıda yalnız ben kapatacağım
ben hiç değişmedim, şimdi sen sus
sen sus aralığında akşamın
ben yalnız
ben bir hikâye zamanında ağlayacağım.

(Öküz, Kasım 1997)




Aşklarınızın Sahibi Benim

kelama başlayınca sizinle
geri gidiyor adımlarım, sığ sularınıza giriyorum
şaşırıyorsunuz, şölende ve cenazede
isteksiz heyecansız ve durgunsuz
siz var ya,siz
çocuklarını denizaşırı ölümlere gönderen
sömürgeciler kadar mert değilsiniz
bana gelince, beni yorunca varlığınız
beni öyle biliniz,

ki sarhoş ve dövüşçüyüm
bin beterim mülkünüze
aynalarınıza bakıyorum, aynalarınıza
saatlerinizi soruyorum, eskitiyorum onları
kızıyorsunuz
kızınız kızınız
kızınızı seviyorum, bana vermiyorsunuz
yoktan bir sevinç nasıl çalışır
hangi hukuk beni alıkoyar bilmiyorsunuz
diretiyorsunuz
şark usulü talanda ve haramda
bölüşemiyor, yiyemiyorsunuz
papaz yakıyor elinizi
işte andolsun
kapınızda dans ederim bundan böyle,
size nara atarım
ölümsüzlük şerbetinizi ben içerim,
uyurum uykularınızı

derin ve huzurlu
şakiri ve zakiri anımsatıyor size
nasip değil, oralı değilsiniz
bakın siz var ya, siz
siz hakikaten bana dertsiniz
ben size ilan-ı harbim
kopunca tufan kocayınca kızlarınız
umutsuz aşklarınızın bile
amansız sahibi benim

(Öküz 49, Haziran 1998)




Bir Yanımız Öfke ve Deniz

belki kimseye bildiremedik
ulaşmadı haberimiz yerine
oysa bu denizlerden karşı kıyılara ne çok yineledik
“utanmak biraz insan olmaktır aslında”
biz getirmedik bilim ve tanrı egemenliğini
sömürgeleri biz keşfetmedik
günaha ilişkin değil kimliğimiz, günah belki bu çağdadır
ve avuç içimizdeki yara ondan intikam almaya yetmez
ansızın havaya düşer yorgunluğumuz
dağ geyikleri üzerine bir söylence olur
kimse görmek istemez bizi akşamları
çünkü inanca göre biz
akşamı bacak aramıza gerer, alkolle inceltiriz
ve inanırız daima
utanmak biraz insan olmaktır aslında

ihtilallerin riyasını düşünürüz
ve isyanı kutsarız çokuluslu ölümlere soyunarak
küçük yaşlardan beri biliriz
bir yanımız öfke ve deniz bir yanımız palandöken doruğu
ateş, toprak ve su gibi
aziz olmayı denemeliyiz
uygun zaman: kuşkusuz ortadoğu
ve insan görünmeyen bir kuytuda ansızın
utanmak biraz insan olmaktır aslında

sonra ceketimiz bir uzun rüzgar yüklenir
ve ayaz kokar ellerimiz
yıllarca haber alınamaz bizden
postamız gecikir
gecikir postamız diye
cinnet getiririz güvercin katillerine
oysa zaman bize eşlik etmek zorundadır
geçmek zorundadır o
uçmalıdır haberimiz, bildirilmelidir yerine
“günah belki bu çağdadır ve biz utanırız
çünkü utanmak, biraz insan olmaktır aslında”


(Suların Durulduğu Yerde Yalnız Askerler’den)



Emanetim Tehdit Ediyor Yılları

Tamer Saatçioğlu anısına

Beni vurduğunuzu kimseye söylemeyin
nasılsa her canlı
sonunda toprağa düşer
doğa yineler kendini bir kısrağın karnında
emanetin ve tehdidin gizli ilişkisinden ötürü
yavrusunu emziren bir anne ateştir
ateş gibidir düşmanına

ben onunla barışığım

işte bu yüzden uysal ve sabırlı
bir ad bulmalıyım kendime
zalimler ve kahramanlar arasında ortak bilinen bir suçtan
almalıyım cesaretimi

ateş gibi anasının yanına iyi bir oğul
uysal ve sabırlı bir ad kendime
ve her canlı gibi düştüğüm bu toprağa
sonsuz anlamlar verebilirim

ben hala
ayakkabısını bağlarken ilk derse geç kalan bir çocuk gibi
infazıma geç kalabilirim

beni vurduğunuzu kimseye söylemeyin
yaşarken değil belki
öldükten sonra ben
yalnız rüyalarınıza emanetim



(Kan Geleneği’nden)




Hile ve Hayâl

Erdem bir ruh halidir, kömür hayatın gizi
akrebi henüz bilmiyorum, hayalse ben’im
belki benim nedenim bir pusu haberi
belki ben ateşe karşı bir sancıyım
şaşıyorum bana rağmen derin uykulara
bütün gece ateşe bakıyorum
gelgit oluyor aklım
ben kutsal azınlıktan biri, akşam ülkesine yabancıyım
ben flagellum dei, yağmura ve ekmeğe inanıyorum
biliyorum zehirli bir kadın eli
kimseye söylemiyorum
yani sözünü etmiyorum birçok sırrın
ve kimyayı ölümüme saklıyorum
yani göç eden maddedir, rüzgarımız gümüş
hileyi henüz bilmiyorum, hayalse ben’im
belki benim nedenim bir pusu haberi
belki ben erken ölümlere akan bir geceyim
gölgem dayanmıyor sevdiklerimin yokluğuna
benden önce gitmesin diye onlar
hileyi keşfedeceğim
ve rüzgarla birlikte ben
kan revan içinde bir hayal olarak
önce davranıp hemen
ateşi aleme
alemi ateşe vereceğim


(Kan Geleneği’nden)

Üye Girişi