Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

NECMETTİN HALİL ONAN  KİMDİR?

A- HAYATI

Necmettin Halil Onan 1902’de Çatalca’da doğmuştur. Dedeleri “evlâd-ı fatihan” olarak vasıflandırılan Rumeli Türklerindendir. Tuna boylarında “Hacı Muratoğulları” namıyla anılan köklü bir ailedir. Türk tarihinde “93 Harbi” olarak bilinen 1877-1878 0smanlı-Rus Savaşı’nın getirdiği felâketle vatanını bırakarak Edirne ve İstanbul’a doğru yollara dökülen yüz-binlerce Türk arasında Hacı Muratoğulları da vardı. Hacı Muratoğulları adı, Belgrat muhafızı olan Necmettin Halil Onan’ın dedesinin dedesi Hacı Murat Efendi den gelmektedir. Hacı Murat Efendi’nin torunu Süleyman Hilmi Efendi de soğuk ve karlı bir kış günü, sabahın erken saatlerinde top sesleriyle uyanır. Sayısız ecdad yadigârıyla beraber evini barkını da bırakarak yollara dökülenler arasına katılır. Günlerce süren sıkıntılı yolculuklardan sonra Çatalca’ya gelip yerleşir. Süleyman Hilmi Efendi yüreği vatan sevgisiyle dolu bir insan olduğu için bu zoraki “terkedilmiş vatan”ı bir türlü unutamaz. O, gençliğini ve mutlu günlerini geçirdiği eski vatanla ilgili sevgiyi torununa da aşılayacaktır. Bu uzaklardaki vatanın sevgisi, Necmettin Halil Onan’ın şiirlerinde “Eski Harp Hatıraları” olarak yer alacaktır. Şair, bu şiirleri Balkan Savaşı’nın (1912-1913) ruhunda uyandırdığı duygularla yazmıştır.  Zira Necmettin Halil Onan, Balkan Savaşlarının başladığında henüz on yaşında küçük bir çocuktu. Dedesinin savaşla ilgili anlattığı acı hatıralarla bizzat kendisinin yaşadığı bu acı olaylar onun çocuk ruhu üzerinde etkisini göstermiş ve zamanla silinememiştir.

93 Harbi Türk tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünün başlangıcı olarak görülebilir. Milletlerin tarihinde çok kısa bir zaman sayılabilecek olan 35 yıllık bir aradan sonra birbirinin devamı niteliğinde olan Balkan Savaşı (1912-1913), Trablusgarp Savaşı (1911-1912) ve Birinci Dün ya Savaşı’nı 93 Harbi’nin sonucu olarak görmek mümkündür.

İşte Necmettin Halil Onan bütün bunlarla beraber Millî Mücadele’nin içinde yer almıştır. Dedesi Hulusi Efendi’nin anlattıklarım o zamanlar anlamadığını şiirinde kendisi de itiraf eder. Bunun farkına sonraları varacaktır:

“Sonra titrek sesini hıçkırıklar keserken
Anlamadım dedemin duyduğu hicran neydi?
Başımda çocukluğun rüzgârları eserken
Bilmiyordum Tuna ne, inleyen vatan neydi?”

Türk milletinin tarihinde her zaman felaketle anılan 93 Harbi ile ilgili hatıraları Onan ninesinden de dinlemiştir. Bu savaşın açtığı yaralar onun kalbinde bir türlü kapanmaz. “Moskofla cenk haberini” alınca toplanan şehrin gençleri arasına bu nine de iki oğlunu gönderir. Bu iki oğul şehit olur. Nine, bozgunla o güzel memleketi yâd ellere bırakmanın verdiği acıyla, şahsî derdi olan oğullarının ölümünü bile unutur.

Necmettin Halil Onan’ın babası Düyun-ı Umumiye memurlarından emekli Halil Hilmi Bey (Ölümü: 1961), annesi Mehmet Hilmi Bey’in kızı Nazmiye Hanım’dır. (Ölümü: 1967) Halil Hilmi Bey ile Nazmiye Hanım’ın iki erkek iki kız, dört çocukları olmuştur. Necmettin Halil, bunlardan İkincisidir. Sanatçı, çocukluk yılları hakkında bir mektubunda şu bilgileri verir:

“Tuna boylarından hicret etmiş olan büyük babam Çatalca’da otururdu. Babam ise İstanbul’da memuriyet almış olduğu için benim ömrüm küçük yaşımdan beri İstanbul’da geçti. Çocukluğumun ilk hatıraları Boğaz’ın Anadolu yakasında Beykoz’a aittir. Sonra 1908 hürriyetinin ilanı sırasında İstanbul’da, Laleli’de şimdiki Harikzedegân Apartmanlarının arka tarafına rastlayan bir evde idik. Okula ilk defa orada başladım. Bu okul eski mahalle mekteplerinin son örneklerinden biri idi.”

Mektubunda da ifade ettiği gibi, çocukluk yılları Boğaz’ın Anadolu yakasında ve Laleli’de geçer. Okula Laleli’de, Koska Mahalle Mektebi'nde başlar. İlköğrenimini sırayla; Burhan-ı Terakki, Çatalca İbtidâisi ve Bakırköy Numune Rüştiyesi’nde tamamlar. Orta öğrenimini Vefa Sultanisi’nde yapar. Bu yıllarda, şimdiki adıyla “Güzel Sanatlar Akademisi” olan Sanayi-i Nefîse’ye devam ederse de 1919’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne imtihanla girerek Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydolunur. (7) Fakültedeki öğrencilik yıllarında
Servet-i Fünun devrinin önemli şairlerinden Cenab Şehabettin ve Türkoloji sahasının büyük âlimi Fuat Köprülü’den “Türk Edebiyatı” dersleri okumuştur. Ferit Kam’dan “Metin Şerhi”, Yusuf Şerif ve Türk şiirinin büyük ustası Yahya Kemâl’den “Batı Edebiyatı” dersleri almıştır. İlim ve sanat dünyasının bu büyük ustalarının talebesi olmak, ona edebiyatın ve özellikle şiirin hakiki yerini öğrenmesinde en büyük vesile olmuştur. Bilhassa Yahya Kemâl ve Ferit Kam’ın kendisi için yeni bir ufuk açtığını ifade eder.

Fakat Necmettin Halil Onan’ın üniversiteye başladığı yıllar, Türkiye’nin yirminci yüzyıla girerken geçirmeye başladığı büyük buhranların devam ettiği bir dönemdir. Balkan Savaşları, Trablusgarp Savaşı, Birinci Dünya Savaşı bu yılların getirdiği büyük felâketlerdir. Necmettin Halil Onan’ın hocalarından Cenab Şehabettin’in de aralarında yer aldığı bazı kimseler, yazıları ve konferanslarıyla memlekete ihanet derecesinde faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bunlara karşılık Onan, daha öğrencilik yıllarında bu tür düşünce ve faaliyetlerin karşısına çıkmıştır.

Nitekim İstanbul işgal edilince üniversitenin kapatılması ve Millî Mücadele’nin başlaması üzerine o da Anadolu’ya geçmiştir. Ankara Talimgâhı’na girerek zâbit vekili olmuştur. Millî Mücadele’nin başarıyla sonuçlanması üzerine terhis olarak askerlikten üniversiteye dönmüş ve 1925’te yükseköğrenimini tamamlamıştır. Bir yıl sonra sınıf arkadaşlarından Ahter Hanım’la evlenir ve bu evlilikten 1929’da tek çocukları doğar.

Necmettin Halil Onan öğrencilik yıllarında çalışmaya başlar. Üniversite öğrenciliği sırasında bir taraftan geceleri Anadolu Ajansı’nın siyasî servisinde çalışırken bir taraftan da gündüzleri Kuledibi’nde özel Alyans İzrailet okulunda öğretmenlik yaptı. Bu görevlere üniversiteyi bitirdikten sonra bir müddet daha devam etti. 1927’de İzmir Amerikan Koleji’ne Türkçe ve Edebiyat Öğretmeni olarak tayin edilir. Bu okula tayininde okulun özel durumu dikkate alınmıştır. O yıllarda iki öğrencinin din değiştirerek Amerika’ya kaçmak istemeleri basında geniş yankılar uyandırmıştır. Bu olaylar ve bu tür okulların yapısı dikkate alınırsa, Necmettin Halil Onan gibi millî ve manevî duyguları kuvvetli, şahsiyet sahibi şair bir öğretmenin öğrenciler üzerindeki rolü daha iyi anlaşılır. O, buradaki hatıralarını ve yakından tanıdığı bu çevreyi İşleyen Yara isimli romanında anlatmıştır.

Amerikan Koleji’nden sonra İzmir Erkek Lisesi ve İzmir Kız Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği görevinde bulunmuştur. İzmir’deki bu görevleri 1932’ye kadar devam eder. Bu tarihte Adana Erkek Öğretmen Okulu Müdürlüğü’ne getirilir. İzmir’i çok seven şair, bu görevde ancak bir yıl kalır ve 1933'te Ankara Erkek Lisesi Müdürlüğü’ne tayin edilir. 1935’te tekrar sevdiği İzmir’e kavuşur. İzmir Kız Lisesi Müdürlüğünden 1939’da Millî Eğitim Bakanlığı Müfettişliğine atanır. 1942’de Millî Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğretim Genel Müdürlüğü’ne getirilir. Bu görevdeyken bir taraftan da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Türk Edebiyatı dersleri verir. 1946’da genel müdürlükten ayrılarak bu fakülteye Eski Türk Edebiyatı profesörü olarak tayin edilir. Bu görevini 1960’a kadar sürdüren Necmettin Halil Onan sağlığının bozulmasından dolayı bu tarihte emekliye ayrılmıştır.

Prof. Necmettin Halil Onan emekliye ayrıldıktan sonra, çocukluk yıllarını geçirdiği İstanbul'a dönmüştür. Küçüksu’da yaptırdığı evinde günlerini dinlenerek geçirmiştir. Evinin bahçesiyle uğraşarak vakit geçirmiş, gül yetiştirmiş ve sandalla sık sık balığa çıkmıştır. Onun için çevrede “Balıkçı Profesör" olarak anılmış ve bundan büyük bir zevk duymuştur. İnsanlarla olan yakın ve candan ilgisi sevilip sayılmasına vesile olmuştur. Bu serbest hayat, 1968’e kadar sürmüştür. 1968'de geçirdiği bir ameliyatta iç kanamasından kurtulamamıştır. Mezarı, kendisinin hazırladığı Kandilli’deki aile mezarlığındadır.

Öğrencilerinden Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu’nun; şair, yazar, ilim adamı, araştırmacı olan hocası Prof. Necmettin Halil Onan’ın özellikle İnsanî yönünü ifade eden şu cümleleri oldukça önemlidir:

“Necmettin Halil Onan öğretici ve yönetici olarak Millî Eğitimin her kademesinde çalışmıştır. Yetiştirdiği binlerce öğrenciye örnek bir hoca olarak kendisini sevdirmiş, onların kalbinde yaşayarak daima sevgi ve saygıyla anılmak mutluluğuna erişmiştir. Çünkü Necmettin Halil Onan, her ne olursa olsun doğruluktan ayrılmayan yurtsever, ülkücü ve erdemli bir hoca idi. Küçük hesapları olmayan büyük bir insandı. Herkese karşı nazikti ve hoşgörü sahibi idi. Bütün öğrencilerine sevgi ve ilgi gösterir, birisini ötekinden ayırmaz, onların başarılarıyla mutlu, üzüntüleriyle dertli olurdu. Sağduyu ve sağbeğeni örneği idi. Görevinde son derece titiz olup en mükemmeli yapma çabasını gösterir ve başarırdı. Keskin zekâsının parıltılı buluşlarıyla renklendirdiği esprili ve tatlı sohbetlerine doyum ol mazdı.”

B- EDEBÎ KİŞİLİĞİ

Bir yönüyle şair ve yazar olarak karşımıza çıkan Necmettin Halil Onan, bir başka yönüyle edebiyat araştırıcısı ve ilim adamı olarak karşımıza çıkar. Edebiyat dünyasına şiirle girmiş ve ilk şiirlerini Mütareke yıllarında yayınlamaya başlamıştır. Şiir kitaplarına girmeyen Meçhul Saray (1919) ve Felâketten Sonra (1919) Nedim dergisinde yayınlanan ilk şiirleridir. Bu ilk şiirlerini Servet-i Fünun dergisinde yayınlananlar takip etmiş ve Cumhuriyet devri edebiyatı şairleri arasında yerini almıştır. Şiirle yoğun bir şekilde 1927’ye kadar uğraşmış ve o zamanın en tanınmış sanat ve edebiyat dergileri olan Nedim, Servet-i Fünun, Kitaplar, Dergâh, Hayat, Millî Mecmua, Anadolu Mecmuası gibi yayın organlarında şiirleriyle yer almıştır.

Cumhuriyet devri edebiyatında gerek Mütareke günlerinin, gerekse Kurtuluş Savaşı yıllarının tesiriyle başlangıçta duygu ve heyecan hâkimdi. Bu millî duygu ve heyecan, giderek, Millî Mücadele’nin destanî havasından uzaklaşıldıkça yerini sanata bırakmaya başlamıştır. 1927’de Hayat Mecmuası’nda yayınlanan “Bir Yolcuya” isimli şiiri, Onan'ın bu yönünü en iyi ortaya koyan eserlerindendir. Tarihî ve bütün olarak millî özellikleriyle bir memleket edebiyatının doğmasında, şüphesiz ki başlangıçta duyulan heyecanın rolü büyüktür. Bu heyecanı duyan şairler arasında Kemalettin Kâmi Kamu (1901-1948), Faruk Nafiz Çamlıbel (1898-1973), Ömer Bedrettin Uşaklı (1904-1946) ve Semih Rifat (1867-1932) ilk hatırlanması gerekenlerdendir. Şüphesiz ki Necmettin Halil Onan, Faruk Nafiz, Ömer Bedrettin veya Kemâlettin Kamu gibi şiire sonuna kadar bağlı kalmamıştır. Hattâ giderek, bütün halinde sanattan kopmamakla beraber, ilme yöneldiği eserlerinin kronolojisinden de anlaşılır. 1927 ve 1933’de yayınladığı iki şiir kitabından başka bu türde eser yayınlamamış olması da bunu gösterir. İşleyen Yara isimli romanının tefrika edilmesinin de bu yıllara rastlaması (1932-1933), edebî çalışmalarının bu yıllardaki yoğunluğunu gösteren ayrı bir durumdur.

Necmettin Halil Onan’ın sanat ve edebiyat anlayışında 1911’de Selanik’te yayın hayatına başlayan Genç Kalemler dergisiyle ortaya atılan “Millî Edebiyat Cereyanı”nın tesirleri olmuştur. Bilindiği gibi, bu yeni anlayış Servet-i Fünun Edebiyatı ve onun bir devamı niteliğinde olan Fecr-i Âtî topluluğunun ortaya koyduğu sanat ve edebiyat görüşüne tepki olarak doğmuştur. Zira bu devre sanatçılarının eserleri, gerek şekil bakımından gerekse muhteva bakımından birtakım zorlamalar ve sunilikler gösteriyordu. Konular taklidi veya mensubu oldukları cemiyetin ortak duygu ve düşüncelerini yansıtmaktan uzaktı. Dil, Arapçanın ve Farsçanın etkisiyle Türkçenin özelliği bozulduğu için anlaşılması ve kavranılması güç bir muammaya dönmüştü. Aruz vezniyle Doğu ve Batıdan alınan nazım şekillerinin kullanıldığı bir edebiyat anlayışı hâkimdi. Milli edebiyatçılar, Türk dilinin bünyesini bozan unsurları dilden atarak hece vezniyle millî konuları işleyerek yeni bir edebiyat ortaya koymak ülküsünü benimsemişlerdi. Millî edebiyatçıların önceki devirlere tepkiyle böyle bir edebiyat anlayışı ortaya koymalarında, gelişen tarihî ve siyasî olayların yakın ilgisinin olduğunu da gözden uzak tutmamak gerek. Millî Edebiyat hareketiyle ortaya atılan hususların benimsenmesinde bu gelişen olayların rolü inkâr edilemez.

Necmettin Halil Onan, yaşadığı çalkantılı yılların tesiri ve aile içinde aynı havayı sık sık teneffüs eden bir şair olarak bunun dışında kalamazdı. Şiirlerinin en belirgin yönlerinden biri olan millî, tarihî ve İnsanî hususları burada aramak gerekir. O zamana kadar yazdığı şiirlerinin hemen hemen tamamına yakın bir bölümünü ihtiva eden Bir Yudum Daha’da “İzmir Kapılarında” ve “Eski Harp Hatıraları” adıyla iki bölümün bulunması, bu bakımdan ayrıca önemlidir. Bu kitapta yer alan aruzla yazılmış üç şiirin dışında bütün şiirleri heceyle yazılmıştır. Daha sonraları yazdığı az sayıdaki şiirleri arasında aruz vezniyle yazılmış olanları varsa da bu bir yön değiştirme değildir, Aruzla yazdığı “Bir Damla” isimli şiirini söz konusu ederek Mehmet Behçet Yazar’a gönderdiği mektubunda “Buna bakarak beni heceden aruza dönmüş sanmayınız. Bu durgunluk senelerinde, şiirin aruz, hece davasından başka bir şey olduğunu daha vuzuhla anladım.”-demektedir.  Bundan da hareketle; şiirin şekilden ziyade muhtevaya dayandığını; bir duyma ve duyurma işi olduğunu kabul ettiğini söylemek mümkündür.

Esasen Necmettin Halil Onan’ın üniversiteden hocası olan ve şiirde üstat olarak kabul ettiği Yahya Kemâl’e derin bir bağlılığı vardır. İlk şiir kitabı olan Çakıl Taşları’nı “Üstat Yahya Kemâl’e, Geçen yıllarla artan bir sevgi ve saygı ile” sözleriyle hocasına ithaf etmiştir. Yahya Kemâl’in “Ok” şiiri bir yana bırakılacak olursa, bütün şiirleri aruz vezniyle yazılmıştır. Fakat şekle ait bu özelliğin yanında onun tarihî, millî, manevî ve insani değerlerin iç içe olduğu bir zevk anlayışıyla ifadesini bulan şiir anlayışını yakından tanıyan Onan, buna ilgisiz kalamazdı. Yahya Kemâl’in şiiri bir ahenk ve daha çok “derûnî ahenk’le ifade ederek mûsikî ile düşünce güzelliğinin bir potada erimesi olarak görmesi, Necmettin Halil Onan’ın hayranlığını artıran diğer bir hususiyettir.

Bütün bunların yanında Onan’ın derin bir edebiyat kültürüne sahip olduğunu ve Türk Edebiyatının bütününü tanımakla birlikte, giderek araştırma ve incelemeleriyle klasik bir zevk anlayışıyla “Divan Şiiri”nin içine girmiş ve bu devreyi İlmî saha olarak seçmiştir. Bu devirle olan yakın ilgisini Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu şöyle ifade eder:

Türk Edebiyatının Necmettin Halil Onan’ı en çok çeken alanı Divan şiiriydi. Divan şiirimize karşı özel bir tutkusu vardı. Bu tutkuyladır ki özellikle 1933’ten sonra zaman zaman gazeller yazmıştır. Gazellerindeki ifade güzelliği ve incelik Divan şiirine ruhen ne kadar yakın ve onunla nasıl dolu olduğunu göstermektedir. Necmettin Halil Onan boş zamanlarında divanları elinden düşürmez, onları okurken kendisinden geçerdi. Bâkî’nin şiirlerindeki ahenge, dili işleyişindeki ustalığa hayrandı. Şeyhülislâm Yahya’nın şiirlerindeki inceliği ve akıcılığı, Nâilî’deki ifade güzelliğini, Neşâtî’deki ibham ve marazîliği, Nef’î’nin mübalağalarını, Nedim’in zekî buluşlarını ve şaklabanlıklarını, Gâlib’in mistik havaya bürüdüğü parlak hayallerini zevkle okur ve öğrencilerine de aynı zevki tattırmanın yolunu bilirdi. Fuzulî en çok beğendiği ve sevdiği şairlerin başında gelirdi. Fuzulî’yi okurken şairin aşk ve ızdırabını içten duyardı. Leylâ ve Mecnun’daki lirizme hayrandı.”

Edebiyat zevki ve sanat anlayışıyla beraber, dil karşısındaki tutumu da eserlerinde yine Millî Edebiyatçıların ortaya koydukları sanat ve edebiyat diline dayanmaktadır. Kitaplarına giren şiirlerinde yabancı kurallara bağlı olarak yapılmış bir tek tamlamaya rastlanmaz. Günlük konuşma dilinin sadeliğinden ve saflığından bir şiir dili çıkarmayı başarmıştır. Onun kelime dünyasını ve bütün olarak üslûbunu dikkate alarak inceleyen öğrencisi Prof. Dr. Zeynep Korkmaz bu konuda şunları söyler":

“...Gerçi, onun dili günlük dille bağdaşabilen açık seçik bir Türkçedir Ancak o, bu dilden aldığı malzemeyi, genellikle günlük dilin dışına taşan edebî bir üslûpla sanatlı bir anlatım biçimine sokabilmiştir. Ondaki kelime kadrosu Millî Edebiyat akımını benimseyen şair ve yazarların ortak kelime kadrosundan pek farklı sayılmaz. Ne var ki, o, bu ortak dili, kendi sanatçı kişiliğinden gelen kullanışlarla kendine özgü bir dil durumuna getirebilmiştir. Şair, şiir yoluyla dile getirmek istediği duygu ve düşüncelerine uygun düşen kelimeleri ince bir duyarlıkla seçebilmiştir. Söz dağarcığının bu yönden incelenmesi, onların itinalı olarak sezilmiş ve seçilmiş kelimeler olduğunu ortaya koyar. Demek oluyor ki, Necmettin Halil Onan’ın şiirlerinde kelime kadrosu birer ham yapı malzemesi olarak, anlatılmak istenen ruh ve düşünce dünyası ile duygulara elverişli olan kelimelerdir. Bunların seçimi gibi, biribirlerine örülüşünde de şair, genellikle başarıya, ulaşmıştır. Yalnız, şairin kendi duygularını ve iç dünyasını yansıtmak üzere kullandığı bu kelimelerin bir kısmı gerek aşk gerek yurtseverlik şiirlerinde, yurdun o günkü koşullan, şairin gençlik yıllarındaki iç dünyası ve duyguları ile orantılı olarak çok kez bedbinliği, üzüntü ve hasreti dile getiren cinsten kelimelerdir. Daha doğrusu, bu duyguları belirtmeye elverişli olan kelime kadrosu, şairde böyle bir anlatımla dile getirilmiştir.

Necmettin Halil Onan’ın romanında da aynı dil ve üslûp anlayışı hâkimdir. Burada bir tezi savunarak bir duruma dikkati çekmiştir. Türkiye’de açılmış olan yabancı okulların ve bu okullarda görevli yabancı hocaların öğrenciler üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat edilmesi gereği açıkça belirtilmiştir. Bu yaranın günümüzde de işlediğini göz önünde bulundurursak, onun nasıl bir duygu ve düşünceyle hareket ettiği daha iyi anlaşılır.

C- ESERLERİ

1- Çakıl Taşları: Ahmet Kâmil Matbaası. İstanbul 1927. Necmettin Halil Onan’ın yayınlanan ilk eseridir Arap harfleriyle basılmıştır. Bu tarihe kadar çeşitli dergilerde yayınlanan şiirlerinden seçilen yirmi yedi şiirden meydana gelmiştir. Kitaba adım veren "Çakıl Taşları” ilk olarak Hayat Mecmuası’nda yayınlanmıştır. Bu kitaptaki şiirlerin birkaçı Millî Mecmu-a’da çıkmış, diğerlerinin tamamı Dergâh Mecmuası’nda yayınlanmıştır. 1927'ye kadar kırkın üzerinde şiir yayınlamış olmakla beraber, dergilerde yer alan şiirlerinin tamamına bu eserinde yer vermemiştir.
Çakıl Taşları’nı şiirde üstad olarak kabul ettiği Yahya Kemâl Beyatlı’ya (1884-1958) ithaf etmiştir. Kitap üç bölüme ayrılır. Çakıl Taşları, ilk ve en geniş bölümdür. Bu bölümde sırayla şu şiirler yer alır:  
 
Çakıl Taşları
Kalp 1-11
Gönlüm Gözüm
Gemi
Tren Sesleri
Köyden Mektup
Yolda Mısralar
Bir Akşamın Hisleri
Köyden İkinci Mektup
Maziden Hatıralar
Uyanan Hatıralar I-II
Büyüklük Şanı
Put
Bir Han Duvarından
Temenni
Bir Teselli
Günlerim
Ayşeciğin Hüznü
Bir Yolcuya
Dönüş

İkinci bölüm. "Eski Harp Hatıraları" adını taşır. Şair. “Balkan Harbi tahassüsleriyle yazılmıştır " diyerek, bu şiirlerin doğduğu kaynağı belirtir. Biri ninesinin, üçü dedesinin hatıralarına dayanan dört şiir bulunmaktadır:

Kapanmaz Yaralar
Yıllardan Sonra
Karlı Geceler
Gençlik Günleri

Üçüncü bölüm. "Aruzla İki Manzume" adını taşır. Bir Akşam Gezintisi ve Hasret isimli şiirler. Onan’ın benimsediği hece vezninin dışında bir özellik taşıdıkları için böyle bir bölümde yer almışlardır.

2. Bir Yudum Daha: Semih Lütfi Sühulet Kütüphanesi, İstanbul 1933. Çakıl Taşları’ndaki şiirlerin tamamının yer aldığı bu eserde, yeni on sekiz şiirle birlikte toplam kırk altı şiir bulunmaktadır. Eserin tamamı altı bölümden meydana gelmiştir. Kitabın adını taşıyan ilk bölümde on şiir yer alır. Bunların üçü Hayat Mecmuası'nda yayınlanmıştır. Diğerleri ise ilk olarak bu eserde yer alırlar. Kitaptaki yayın sırasına göre bu şiirlerin isimleri:

Tezgâh Başında
Ömrüne Yan Kuzum
Gençlik
Gramafonda Beş Plâk
Kalpler
Bir Genç Ölü (Hayat, 1929)
Akşamlar Tekin Değildir Gece (Hayat, 1929)
Dağlar
Bâkî’nin Ölümü (Hayat, 1927)

İkinci bölüm, “İzmir Kapılarında" adındadır. Bu bölüm, “M. Esat’a” ithaf edilmiştir. Buradaki şiirlerden “Gazi’nin Heykeli, Öğüt ve Bir Ölünün Yıldönümü” ilk olarak bu kitapta yayınlanırlar. “9 Eylül” ve “Halkapınar” ise daha önce Hayat Mecmuası’nda yayınlanmıştır.
“Kendim İçin”, adını taşıyan üçüncü bölümdeyse aynı adı taşıyan iki şiir bulunmaktadır. Bu şiirler de daha önce bir yerde yayınlanmamışlardır.

Çakıl Taşları, bütün olarak ilk şekliyle ve aynı bölümlerle Bir Yudum Daha’da yer alır. Ancak son bölüme aruzla yazılan “Bir Marş” isimli yeni bir şiir eklenmiştir. Buna bağlı olarak bölümün adı da “Aruzla Üç Manzume” şeklini almıştır.

Necmettin Halil Onan’ın kitaplarına girmemiş olan şiirleri de vardır. Bunları yayın durumuna göre üç bölüme ayırmak mümkündür.

a) 1933’e kadar herhangi bir yerde yayınlandığı halde, şiir kitaplarına alınmamış olanlar:

Meçhul Saray (Nedim)
Felâketten Sonra (Nedim)
Nişan Yüzüğü (Servet-i Fünun)
Köyün Kızları (Servet-i Fünun)
Bir Mektuba Cevap (Servet-i Fünun)
Münacaat (Servet-i Fünun)
Sevda (Kitaplar)
Nasihat (Kitaplar)
Uzaklardan (Kitaplar)
Ölümler-I (Kitaplar)
İlk Hasret (Kitaplar)
İstanbul’un Karşısında Batan Güneş (Kitaplar)
Bir Gün (Dergâh)
Anadolu Dağlarında (Dergâh)
Ölsem de Bahtiyarım (Dergâh)
Gönlüm Gözüm Seninle Dolduğu Gündenberi (Millî Mecmua)
Bir Akşam Gezintisi (Hayat)

b)    Kitaplarının yayınından sonra yazılıp çeşitli yayın organlarında yayınlanmış olanlar:

Kâr-ı Nâtık Gazel (Ulus gazetesi, Aralık 1949)
İzmir Mektubu (Fikirler Mecmuası, Ocak 1949)
Boğaz Rüyası (Hisar dergisi, Nisan 1951)
Yaz Sonu (Kültür Dünyası, Ocak 1954)
Akşam (Kültür Dünyası, Haziran 1954)
Söyleniş (Kültür Dünyası, Mayıs 1955

c)    Ölümüne kadar herhangi bir yerde yayınlanmamış olanlar:
Kızım İçin (1933)
İzmir İçin (1933)

Gazel (1933)
“Müdürlük Çiftçinin indinde- gayet dil-firîb ancak
Bizim tayinimiz hakka ki bir emr-i acîb ancak”

Gazel (1946)
“Gafil cihanca gussayı bir cân için çeker
Can kaydın ehl-i aşk ise cânân için çeker"

Hazan Gazeli (1949)
“Evrak bâd-ı serd ile her yan cedeldedir
Gülşende imtiyâz-ı bekâ şimdi yeldedir”

Küçüksu’da (1952)
Boğaz’da Akşam (1954)

Gazel (1958)
“Kasdım üstâd Kemâl’in ne sühendân idügi
Va’ni ol bâbda ser-nâme-i destan idügi”
Bir Kıta (1958)

3-    İşleyen Yara: 1932-1933 yıllarında Vakit gazetesinde tefrika edilen bu roman, Necmettin Halil Onan’ın yazdığı tek romanıdır. Gazetede 7 Teşrinisâni (Kasım) 1932’de başlayan tefrika 8 Kânunisâni (Ocak) 1932’de tamamlanmıştır. Altmış bir sayıda tefrikası tamamlanan bu eserde yazar. Türkiye’deki yabancı okullarda verilen eğitimin sakıncalarına işaret etmiştir.

4-    İzahlı Divan Şiiri Antolojisi: Maarif Matbaası. İstanbul 1940. Bu eser millî Eğitim Bakanlığınca dört kere basılmıştır. Başlangıçtan 19. yüzyılın ortalarına kadar Divan Edebiyatının belli başlı temsilcilerine yüzyıllara göre yer vermiştir. Yüzyıllar içerisinde yetişmiş olan şairlerin en önemlilerinin en tanınmış şiirlerinden örnekler seçilmiştir. Bu örnekler, aynı zamanda şairlerin kişiliğini ve şöhretini ortaya koyan yaygın eserleridir.
Kitapta, Örnek olarak seçilen metinlerin aslı verilmiş ve karşısına bugünkü Türkçe ile sağlam nesir cümleleriyle anlamları verilmiştir. Sonra bu metinde geçen mazmunların metinde ve genel olarak Divan Edebiyatında taşıdığı çeşitli manalar verilmiştir. Ayrıca metinde geçen edebî sanatların izahı yapıldığından, eser edebî sanatlar hakkında gerekli bilgiye de sahiptir. Bu özellikler, eserin gerekliliğini ortaya çıkarmış ve daima aranan bir kaynak olmuştur. Sonraları bu eser örnek alınarak Türk Edebiyatının bu sahasıyla ilgili izahlı antolojiler hazırlanmıştır.

5- Leyla ile Mecnun: Maarif Basımevi, İstanbul 1956. Üniversite hocalığı yıllarında çalışma sahası olarak seçtiği Divan Edebiyatına hâkimiyetini İzahlı Divan Şiiri Antolojisi’nden sonra gösteren en büyük eseri budur On dört yazma nüshayı karşılaştırarak en doğru Leyla ile Mecnun metnini ortaya çıkarmıştır. Gerek bu eseri, gerekse antolojisinde Fuzûlî’ye ayırdığı yer, Divan Edebiyatının klasiklerine verdiği değeri göstermesi bakımından önemlidir. Bu eserin önsözünde yazar şunları söyler:

“Bilindiği gibi, bu güzel eserin gerek eldeki Fuzulî divanlarıyla beraber, gerek ayrıca basılmış olan nüshaları sayısız yanlışlarla dolu ve yer yer eksiktir. Muhtelif kütüphanelerimizde bulunan yazma Leylâ ile Mecnun nüshalarının çoğu da maalesef basmalardan çok farklı değildir. Bugüne kadar, eski kül türümüzün edebiyat değerleri arasında bu eserin de tam ve doğru şekliyle basılmamış olması şüphe yok ki üzülecek bir şeydi. Geçen yüzyıllarla zihniyetimiz, zevkimiz ve dilimiz ne kadar değişmiş olursa olsun, büyük şair olarak adını tarihe kazıp ebediyete göçmüş olanların miraslarını iyi saklayamamak, medenî bir millet için kayıtsız kalınacak kusur ve ihmallerden değildir. Yurt ve millet sevgisinin tezahürlerinden biri de geçmişin değerlerine saygı göstermektir. Milletçe gözümüz gelecekte olmakla beraber, arkada bıraktığımız, her millete nasib olmayacak derecede zengin ve şerefli geçmişin eserlerini sevgiyle elde ve göz önünde tutmak vazifemiz olduğu kadar, o geleceğe hazırlanmak bakımından kuvvet kaynağımızdır da.

6-    Namık Kemâl’in Talim-i Edebiyat Üzerine Bir Risalesi, Millî Eğitim Basımevi, Ankara 1950.
Namık Kemâl’den kalan evrakı gözden geçirmek fırsatını bulan Necmettin Halil Onan, terekesi arasında böyle bir eserin varlığını tesbit etmiştir. Bu esere yazdığı önsözde bildirdiğine göre; söz konusu evrakı kendisine Refik Baha Gürsoy vermiştir. Refik Baha Gürsoy’a bu evrak, Namık Kemâl’in Sakız Mutasarrıfı bulunduğu sıralarda tahrirat kaleminde çalışan babası Baha Bey’den kalmıştır.

Recaizâde Mahmut Ekrem’in edebiyat ve edebiyatın çeşitli meseleleri üzerine görüş ve düşüncelerini ortaya koyduğu “Talim-i Edebiyat” isimli eseri dikkate alınarak yazılmıştır. Namık Kemâl’in edebiyat meseleleri hakkındaki görüşlerini açıklamak düşüncesiyle yazmayı tasarladığı bu eseri yarım kalmıştır.

7-    Necmettin Halil Onan’ın bunların dışında yayınlanmış makaleleri de vardır.
a)    Hâmid Günü Vesilesiyle, Millî Mecmua, C.3, S.32, Mart 1924, s.501.
b)    Namık Kemâl’in Bilinmeyen Bir Eseri, Ulus gazetesi, 22 Aralık 1940.
c)    Şeyyat Hamza’nın İki Yeni Gazeli Dolayısıyla, AÜ. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, C.7, S.4, 1949 Ankara, s. 529-534.

8- Dilbilgisi kitapları:

Necmettin Halil Onan ders kitaplarıyla yakından ilgilenmiştir. Dilbilgisi derslerinin okutulduğu değişik seviyedeki okullar ve sınıflar için kitaplar yazmıştır. Bunları üç bölümde değerlendirmek mümkündür.

a)    Dilbilgisi (Gramer) Sınıf: 1, Semih Lütfi Sühulet Kütüphanesi, İstanbul 1934.
Dilbilgisi (Gramer) Sınıf: 2, Semih Lütfi Sühulet Kütüphanesi, İstanbul 1934.
Bu iki kitabı eşiyle birlikte yazmıştır. Kitabın kapağının üzerinde “Muallim Ahter Necmettin” ve “Muallim Necmettin Halil” kaydı vardır. Bu kitabın okutulduğu okulları gösteren, “Maarif Vekâleti Millî Talim ve Terbiye hey’etince liselere, ortaokullara, muallim ve hayat mekteplerine kabul edilmiştir.” cümlesi vardır.

b)    Dilbilgisi I, Ortaokul kitapları, Maarif Matbaası, Istan bul 1943.
Dilbilgisi 11, Ortaokul kitapları, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul 1948.    
c)    Necmettin Halil Onan; Avni Başman, Tahir Nejat Gen-can ve Mithat Sadullah Sander ile birlikte ilkokullarda okutulmak üzere Dilbilgisi kitabı hazırlamıştır. Yakın zamana kadar okutulan bu kitabın hemen her yıl yeni bir baskısı yapılmıştır.
Dilbilgisi (15. baskı) İlkokul kitapları. Maarif Basımevi, İstanbul 1955. Bu kitabın 30. baskısı 1969’da 575000 adet olarak yapılmıştır.
Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Necmettin Halil Onan'ın Dilbilgisi kitapları için şunları söyler.
“Onan'ın dilbilgisi kitapları birkaç bakımdan önemlidir:
1-    Gramer-bilgisi ve konuya hâkimiyet
2-    Bilgiyi veriş biçimi; metod, dil ve üslûp
3-    Pedagojik yönü ile.

Onda sağlam bir gramer bilgisi vardır. Dilbilgisi kitaplarında ele aldığı konuların işlenişi, kurallara bağlanışı ve kuralların örneklerle açıklanıp değerlendirilişi, onun bu alandaki sağlam bilgisini ortaya koyacak niteliktedir. İşlediği bir konuyu öğrenci seviyesine uygun, açık, anlaşılır ve etkili bir dille verebilmiş olması; üslûbundaki güzellik ve konuların tertibindeki metod özelliği onun gramer yazarlığında gözden kaçmayan ikinci başarılı bir yönüdür. Orta seviyeli okullar için hazırlanmış olan dilbilgisi kitaplarının bir kısmında, dil konuları kuru, sıkıcı anlatımlardan başlayarak içiçe girmiş sınıflandırmalar ve örneklendirmeler yüzünden, öğrenciyi bunaltan birer bilgi yığını özelliğini taşırken, o, uyguladığı yöntem ve üslûbundaki güzellik dolayısıyla, bu konuları zevkle izlenebilecek ve dilimizin güzelliğini benimsetecek bir güçle işleyip geliştirebilmiştir.

Eserlerinde konuların açıklanmasında kullandığı örnekler de üzerinde özellikle durmaya değer niteliktedir. Bunlar, gelişigüzel bulunup sıralanmış örnekler değildir. Onan’ın zevkindeki inceliğe ve pedagojik anlayışına uygun olarak seçilmiş örneklerdir. Bunlar kimi zaman öğrenciye doğa, yurt ve çalışma sevgisini aşılayan parçalardır. Kimi zaman da tabiat, tarih ve coğrafya bilgilerini bir örnek gösterme yoluyla kolayca benimsetip öğrenme olanağı sağlayacak türden örneklerdir. Dilbilgisi kitaplarına serpiştirilmiş olan bu Örnek, alıştırma ve uygulama parçaları, öğrencideki duygu, hayal ve kompozisyon gücünü de geliştirici parçalardır. Edebiyat tarihimizin değerli kişileri de bu yolla tanıtılabilmiş; konulan besleyen örneklerle, uygulama parçalarının bilgi, zevk ve metod süzgecinden geçirilerek verilmesi ihmal edilmemiştir. Onan’ın dilbilgisindeki sağlamlığına, metodundaki başarısına, konuların işlenişindeki pedagojik yönüne bir de Türk dilini ustalıkla kullanma yeteneğinin eklenmiş olması, dilbilgisi yazarlığındaki değerini bir kat daha artırmıştır.”

ABDÜLKADİR HAYBER, NECMETTİN HALİL ONAN- KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI YAYINLARI: 926, ANKARA

 

İLGİLİ İÇERİK

ŞİİRLER

NECMETTİN HALİL ONAN'NIN DİĞER ŞİİRLERİ...

ÇAKIL TAŞLARI- NECMETTİN HALİL ONAN

NECMEDDİN HALİL ONAN HAYATI ve ESERLERİ

BİR YOLCUYA - NECMETTİN HALİL ONAN

Üye Girişi