Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

-MUZAFFER TAYYİP USLU KİMDİR?

Yalnız yaşamak için geldik bu dünyaya
Başka hiçbir şey için değil
Mesut olabilmemiz içindir
Ne varsa bu dünyada
Gökyüzünden tutun da
Ağaçların meyvesine
Hattâ gölgesine varıncaya kadar

1922 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Muzaffer Tayyip Uslu polis komiseri olan babasının görevi nedeniyle çocukluğunun ilk yıllarını Mersin'de geçirdi. İlk ve ortaokulu İstanbul'da bitirdi, lise eğitimini Zonguldak Çelikel Lisesi'nde tamamladı. (1943)

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne yazıldıysa da yoksulluk ve hastalığı sebebiyle tahsiline devam edemedi ve Zonguldak’a dönerek İş Mükellefiyeti’ne memur olarak girdi.

Orhan Veli çizgisindeki şiirleriyle genç yaşta yeni şiir akımının sevilen şairleri arasına giren Uslu'nun şiirleri Ocak gazetesi (Zonguldak 1942), Kara Elmas (Zonguldak 1943-1946) Varlık (1941), Değirmen (1943) dergilerinde yayınlandı.

Şiirlerinin yanısıra Kara Elmas dergisi ve Ocak gazetesinde yayınlanan “Yârenlik”, “Tenkide Dair”, “Yirmi Yılda Türk Edebiyatı”, “Son Çıkan Şiir Kitapları”, “Şiir ve Şiirde Primitif Anlayışa Dair”, “Halk Edebiyatımızdan Faydalanmanın Yolları”, “Şiirde İnsanı Aramak” isimli denemeleri bulunmaktadır.

18 yaşında geçirdiği zatürreeyi yoksulluk yüzünden bir türlü atlatamayan şair, ömrünün son altı yılını veremli olarak, her gün ölebileceğini bilerek, yaşadı ve 3 Temmuz 1946 tarihinde henüz 24 yaşında iken yaşama veda etti.

Şairin ölümünden on yıl sonra şiirleri ve yazıları Necati Cumalı tarafından ‘Muzaffer Tayip’ adlı kitapta toplanarak yayınlanmıştır. 2013 yılında da Muzaffer Tayyip Uslu ve Rüştü Onur'un şiirsel yaşam öyküsünü konu alan Kelebeğin Rüyası adlı bir sinema filmi yapılmıştır.

BAZI ESERLERİ:

Şiir:
Şimdilik (1945)

İLGİLİ İÇERİK

ŞİİRLER

MUZAFFER TAYYİP USLU ŞİİRLERİ

 

 Muzaffer Tayyip Uslu - Şimdilik
"Şair harcıâlem şeylere teşbih ve mecazlarla lâyık olmadığı bir değeri vermek için çabalıyan bir sahtekâr değil, bulanık düşünceleri berraklaştıran hakikat arayıcısıdır."
 
 Ben

Üsküdarlı Şükriye Hanımın

ortanca oğlu

Ve yirminci yüzyılın

eli ayağı bağlı

zavallı şairi

Muzaffer Tayyip Uslu

Şiirler söylemek istiyorum sizlere

Siz sevgili insan kardeşlerime.

Muzaffer Tayyip Uslu, söyleyip diyecek sözü çok olsa da vakti olmayanlardan. 24’ünde veremin kısa kestiği bir ömürden geriye 1945'de sanki devamı gelecekmiş gibi yayınladığı kitabı “Şimdilik” kaldı…. Oysa sonrası hiç olmadı, yakın arkadaşı Rüştü Onur gibi bu kelebek ömürlü şair 1946'da henüz yirmi dört yaşındayken terk edecekti dünyayı…


Ölümünden sonra Necati Cumalı 1956'da şiirlerini ve yazılarından seçmeleri Muzaffer Tayyip adlı bir kitapta topladı.  Yapı Kredi Yayınları tarafından tekrar  Şubat 2013'te yayınlanan kitap Muzaffer Tayyip Uslu’nun ilk basımda yer alan kimi şiirleri ile Kara Elmas Dergisi ve Ocak gazetesinde yayımlanan yazı ve şiirlerinden oluşuyor.

Muzaffer Tayyip Uslu 1922 yılında Fatih’te doğdu. Zatürree hastalığı nedeniyle Mehmet Çelikel Lisesi’ni güçlükle ancak 21 yaşında bitirebildi. Ardından İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne girdiyse de talihsizlik yakasını bırakmadı. Hastalığı vereme çevirince, buna bir de parasızlık eklenince öğrenimini sürdüremedi. Zonguldak’a döndü ve  Ereğli Kömür İşletmeleri İş Mükellefiyeti Dairesi ’nde bir memurdu artık.

Önce öksürüverdim
 Öksürüverdim hafiften
 Derken ağzıma kan geldi
 Bir ikindi üstü durup dururken

Meseleyi o saat anladım
 Anladım ama, iş işten geçmiş ola
 Şöyle bir etrafıma bakındım
 Baktım ki yaşamak güzeldi hala

Mesela gökyüzü
 Maviydi alabildiğine
 İnsanlar dalıp gitmişti
 Kendi alemine

Kendisiyle aynı hastalığa yakalanan can dostu, şair arkadaşı Rüştü Onur’la birlikte direniyorlardı. Bir süre yanyana yatarak tedavi oldular. Birlikte şiir üzerine, edebiyat sohbetleri yapıyor, yine birlikte şiirlerinin Varlık’ta yayımlanmasını bekliyorlardı.

Sonunda hayallleri gerçekleşti. MuzafferTayyip Uslu’nun Varlık’ta ilk şiiri yayımlandığında tarih 1 Haziran 1941’di… Tayyip Uslu’nun yaşı da 19………Ve o şiirde “İsterdim” diyordu…  İhtimaldir ki ümitsizlikle…

“Bir güzele

Güzelliğini söylemek isterdim

Aynalardan evvel

Bir güzelle

Yaşamak isterdim

Güzel güzel…

Verem illetine rağmen içindeki coşkuyu, yaşama sevincini yine şiirle açıklıyordu:

"Siz bakmayın bana

Ben şairim

Denizin üzerinde yürüyebilirim…”



“Sokakların ellerinden öperim

Bana yaşamasını öğretmişlerdi

Dost olsun, düşman olsun 

İnsanlara iyi günler dilerim .…”

“Gecem ne olur şarkı söyle..

Çekinme, yabancı yok

Bir ben, birde hatıralar.…”


Ve can dostu Rüştü Onur’u kaybettiğinde sığınağı yine kelimeler oldu… Onun ardından yaşadığı yalnızlığı anlattı:   “Rüştü ölmüş... Demek ben artık, Rüştü gelirse; şöyle yaparız, böyle yaparız, diye hülyalara dalamıyacağım. Demek artık, bir zamanlar başbaşa tasarladığımız yarına ait o güzel projelerden hiçbiri tahakkuk etmiyecek. Demek artık, bu şehrin caddelerinde dolaştığımız ve yeni yazdığımız şiirleri birbiri¬mize okumak için deliler gibi sokaklara düştüğümüz günler, bulutu bulut, ağacı ağaç, denizi deniz olarak seyrettiğimiz saatler, sırf şiirden bahsederek sabahladığımız geceler birer hâtıra oldu.

Rüştü ölmüş... Ve ben daha şimdiden insanları yorulmadan sokakları yorulan bu küçük şehirde yalnızlığımı hissetmeye başladım…”   (Ocak gazetesi, 16.12.1942)

Çok değil iki yıl sonra, henüz yirmi dört yaşındayken o da terk edecekti dünyayı…

OKTAY RİFAT'A
Önce bütün şairlere selam
Sonra şunu söylemek isterim
Ölüm hiçte güzel değil
Ne sabah var ne akşam

Sokakların ellerinden öperim
Bana yaşamasını öğretmişlerdi
Dost olsun düşman olsun
İnsanlara iyi günler dilerim

Söyle sarı saçlı daktiloya
Ben yokum artık
Vefasız dostlara hatırlat
Kimseye kalmaz o dünya

Nasıl unuturum güzeldi yaşamak
Fakat hakkı varmış Oktay'ın
"Hatıralar da dal istiyor"
"Kuşlar gibi konacak"

********
Diyecekler ki arkamdan
Ben öldükten sonra
O, yalnız şiir yazardı
Ve yağmurlu gecelerde
Elleri cebinde gezerdi
Yazık diyecek
Hatıra defterimi okuyan
Ne talihsiz adammış
İmanı gevremiş parasızlıktan

Muzaffer Tayyip Uslu

****************

Muzaffer Tayyip Uslu dergilerde şiire dair yazdığı yazılarında da tıpkı dönem şairleri gibi temiz dili, gösterişsizliği ve dürüstlüğü savunurdu.   Şiire ve Şiirde Primitif Anlayışa Dair başlıklı yazısında “ gerçek şair yaşadığının farkına varan insandır. Halis şiir, yaşamak sevincinin bir tezahürüdür...Niçin ağacı ağaç, bulutu bulut ve denizi deniz olarak seyretmiyelim? Niçin çiçek açmış canım erik ağacını ciğeri beş para etmez bir teşbih uğruna feda edelim?.. Şair, harcıalem şeylere teşbih ve mecazlarla layık olmadığı bir değeri vermek için çabalayan bir sahtekar değil, bulanık düşünceleri berraklaştıran hakikat arayıcısıdır...” diyor.

Zonguldaklı şairler gibi Mehmet Çelikel Lisesi’nde okuyan İrfan Yalçın 2011'de Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu ve Kemal Uluser’in anısına çıkardığı İlkyaz Ölümleri kitabında yazdıkları ile onları daha yakından tanıyoruz. Bu kitapta yazılanlardan bir demet...

“Behçet Necatigil, 27.7.1946’da “Türkün Sesi” gazetesinde, bu üç şairle ilgili şunları yazıyor; “Zonguldak deyince, Rüştü Onur’dan, Kemal Uluser’den, Muzaffer Tayyip Uslu’dan daha kuvvetli neyi düşünebilirim? Çelikel Lisesi duvarları içinde o küçük edebiyat şubesinde, Tayyip’e hocalık yaptırmıştı bana tesadüf…”

Kemal Uluser,“Yeni yeni ışıyan darlı ve sisli yollara” sahip Amasra’dan…Felsefe öğrenimini tamamlamak için her türlü çabayı gösterse de; ya sık sık hastalanıyor; ya da geçim derdine düşüyor, öğrenimi yarıda bırakıp Zonguldak’a dönüyor. Evine ziyarete gidiyorlar Uluser’in: “Karanlık ağaçlar altında, karanlık bir ev. İki katlı bir yıkıntı sanki. Çöktü çökecek gibi duruyor ve ölümü düşündürüyor. Kırık çoğu camların. Pencerelerin yalnız birinde var perde. Öyle bir ev ki korkulu masallardan…” Evlerinin kapsında “Homo homini deus est” altta küçük harflerle Türkçesi: “İnsanın Tanrısı İnsandır”.

“1940’ı 1941’e bağlayan yılbaşı gecesi, veremin pençesinde her geçen gün acı sona doğru yaklaşan bu gençler o yılbaşı akşamı gecenin ilerleyen saatlerinde şiirler okuyarak ölümle de yüzleştiler. “… ‘Öyle bir yalnızlık ki bu, ne yapsan ölüme değiyor.’ dedi Rüştü. O gece kura çektiler, kim önce ölecek diye… “Kura çekiminin belirlediği sırayla gerçekleşmedi üç ölüm; önce Rüştü Onur, 1942; sonra Kemal Uluser, 1944; daha sonra da, Muzaffer Tayyip Uslu öldü, 1946”

1942 Ağustos ayı başında, ikinci kez Heybeliada Sanatoryumuna yatmak için İstanbul’a doğru yola çıkıyordu Rüştü Onur. Limana uğurlamaya gelenler arasında, Rüştü’nün babası, kardeşi Saffet Onur, Muzaffer Tayyip Uslu ve Muzaffer Soysal vardı. Bir de resim çekildiler. “Muzaffer ölümünün yaklaştığı günlerde hep o resimlere baktı” dedi annesi. Muzaffer Soysal resmi aldı eline baktı. Arkasını çevirdi sonra… Mırıldanarak okudu. “İstanbul’a yolcu ettiğimiz gün Rüştü’yü… 5.8.1942” Altta büyük harflerle yazılı dört sözcük: HER YERDE İLKYAZ ÖLÜMLERİ.”

****************
Muzaffer Tayyip Uslu’nun yaşayıp öldüğü ve mezarının bulunduğu, “Bizi şair yaptı” dediği şehir, Zonguldak’tır. 3 Temmuz 1946 günü, Zonguldak’ta büyük bir cenaze töreni düzenlenir. Törene, Vali Halit Aksoy da katılır. Cenaze törenine, Vali Bey gelince, başta EKİ görevlileri olmak üzere bütün bürokrasi ve halk da katılır. EKİ Bandosu eşliğinde kaldırılan genç şairin kalabalık ve görkemli cenaze törenine yirmi kadar da çelenk gönderilmiştir. Arkadaşı gazeteci Muzaffer Soysal, cenaze törenini şu cümlelerle anlatır:

“Ama bir cenaze töreni yapıldı ki sormayın. O zamanın valisi evine bile gitmeye üşenen bir zattı. O gelince, bütün hükümet erkânı da cenazeye taşındı. Kömür işletmesinin bandosu arkasında sayısı yirmiyi bulan çelenklerle muazzam bir kalabalığı gören Zonguldaklılar bir şairin ölümüne şaştılar durdular. Şair ölmesine ölürmüş, ama cenazesi de bir parti reisi gibi kaldırılır mı imiş?” .. ”

Muzaffer Tayyip Uslu kısacık yaşamında hep ölümle vuruştu ama şiirlerinde hep yaşama sevincini vardı..

"Şiirlerimizde hep sarışın kadınlar var. Oysa sevdiğimiz kadınlar esmer. Şiirlerde hep mavi gözlü kadınlara tutkunuz. Oysa sevdiklerimizin gözleri kara. Şiirlerimizde hep İstanbul’dan dem vuruyoruz. Oysa dönüp dolaşıp geldiğimiz yer, şu kara kömür, şu Zonguldak. Şiirlerimizde hep yaşam var ama biz ölümle vuruşuyoruz"..

Öyle şiir olsun diye değildi yazdıkları.. onun için bir iz bıraktılar...

Biz sevgili insan kardeşlerine

Şiirler söylemek istedi bizlere

sokaklar ona

yaşamasını öğretmişlerdi

o da dost olsun, düşman olsun hepimize

yaşadıklarını ve güzelliğini söylemek istedi

ölmeden önce..


İLGİLİ İÇERİK

ŞİİRLER

MUZAFFER TAYYİP USLU ŞİİRLERİ

Üye Girişi