Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

DEMİRCİOĞLU ALİ’NİN HİKÂYESİ

Safranbolu’da aslen Kastamonulu bir aileden dinledim:

Demirci Ali namıyla anılan dedeleri Çanakkale’ye savaşmaya gitmiş.

Uzun zaman geçmesine rağmen ailesi Demirci Ali’den haber alamamış. Bunun üzerine oğullarının öldüğüne hükmetmişler. Evli olan Demirci Ali’nin karısını himaye etmek maksadıyla yine evli olan kendinden bir yaş küçük kardeşine ikinci eş olarak nikâhlamışlar. Birkaç yıl sonra öldü sanılan Demirci Ali çıkagelmiş. Köye girer girmez durumu öğrenmiş ve bir daha dönmemek üzere arkasına bakmadan çıkmış gitmiş. Demirci Ali’den bir daha haber alamamışlar.

Demirci Ali’nin torunları duvardaki dedelerinin heybetli resmine doğru bakarken dalıp gidiyorlar. Kuşaktan kuşağa anlatılanlardan ortaya çok esaslı bir şehit hikâyesi çıkarıvermişler. Sadece duvarda fotoğrafı ve dillerde adı olan Demirci Oğlu Ali’nin iç burkan hikâyesi sanki hâlâ sürüyor gibi. Demir ailesinin en küçük oğlu tamamlıyor hikâyeyi: Dedemizin, yıllar önce gelip de kendine gurur yapıp gittiği gibi, bir gün ansızın yeniden kapımızı çalacağına dair içimde hep bir his var.

Çok gezdik, çok dolaştık, çok insanla konuştuk Kastamonu’da.

Hepsi, “Yaman olur Kastamonu uşağı / Salıvermiş ince belden kuşağı” türküsünce dilden dile dolaşan insan hikâyeleri anlatsalar da, bunun somut belgesini istediğimizde “Daha ne belgesi istiyorsunuz, Kastamonu’yu gezip dolaşmadınız mı?” diye şaşkınlıklarını gizlemediler. Biz de bu kadar insanın tevatür derecesinde üzerinde birleştikleri Çanakkale’ye dair hikâyeleri dinlemekten bıkmadığımız gibi, aynı zamanda bu hikâyeleri zamanın sicilinden geçmiş sağlam belge niteliğinde gördük.

Kastamonu İl Kültür Müdürlüğü’nün bu meyanda bir çalışması var mıydı acaba? Araştırmalarımız neticesi bu anlamda bir çalışmanın olmadığı, böyle bir çalışmaya kaynaklık edecek çok fazla bir bilgiye de sahip olmadıklarını gördük. Aradan geçen yaklaşık 92 yıllık bir tarihin şu ana dek kayıt altına alınmaması kuşkusuz bir eksiklik. Şehitlerden geriye kalan ve tanıklık eden birinci kuşaktan neredeyse yaşayan hiç kimse kalmamış durumda. Birinci kuşağın ikinci kuşağa şifahen aktardıkları arasında zihinde zapt edilen ya da hatıra cinsinden muhafaza edilen herhangi bir şey yakalamak ise nerdeyse mucize... Zira görsel kültür anlatı geleneğini ortadan kaldırmış, dededen toruna ya da babadan oğla akan şifahi aktarımın yerini alarak böylesine zengin bir kaynağı kurutmuştur. Modern zamanlarda insanların ne bu türden canlı hatırları vardır, ne duyarlı kulakları, ne de bu hatıralara ayıracak vakitleri.

KASTAMONU’NUN ÇANAKKALE KAHRAMANLARI, HÜSEYİN AKIN

 

SON EKLENENLER

Üye Girişi