Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

PARAGRAF DENEME TESTİ -2     (2001 ÖSS soruları) 

Bizim yazınımızda deneme türü oldukça cılızdır. Bu durum, dünya yazını için de geçerlidir. Hemen belirtelim ki denememizin cılızlığı nicelikseldir. Yani denemecimiz az, deneme türünde yazılmış yapıtların sayısı sınırlıdır. Buna karşılık nitelik bakımından dünya yazınındaki seçkin deneme örnekleriyle rahatça boy ölçüşebilecek yetkinliktedir. Konu yönünden de insanoğlunu bütünüyle kuşatan bir çeşitlilik gösterir. Aynı şeyi, öteki yazın türleri için, örneğin roman için, tiyatro için söyleyemem.

1. Bu parçada, yazınımızdaki deneme türünün hangi yönü üzerinde durulmamıştır?

A) Yazılanların sayıca azlığı

B) İçerik yönünden zenginliği

C) Başka türlere oranla daha ileri bir düzeyde olduğu

D) Dünyadaki örnekleriyle yarışabilecek nitelikte olduğu

E) Dil ve yöntem bakımından, yazılışının güçlüğü

 

Edebiyatçı olmaya heveslenen gençlerin sayısı her geçen yıl artıyor. Bu gençler, hemen üne kavuşmak istiyorlar. Çalışarak beklemeyi göze alanların sayısı çok az. Öte yandan ülkemizde eleştirmenlerin sayısı da oldukça sınırlı. Bu yüzden onların bunca şairle, öykücüyle, romancıyla ilgilenebilmesi olanaksız. O zaman da kitaplarından söz edilmeyen, umdukları ilgiyi göremeyen genç yazarlar: "Eleştiri öldü; bizde eleştirmen yok!" diye yakınıyorlar. Aslında eleştiri ölmedi; ama bu gidişle ölecek!

2. Bu parçada sözü edilen gençlerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Herkesçe tanınmak istediklerine

B) Eleştirmenleri suçladıklarına

C) Sabırsız olduklarına

D) Yapıtlarının düzeysiz olduğuna

E) Edebiyata, giderek daha çok gencin ilgi duyduğuna

 

Bana sorarsanız şiir ne yerdedir ne göktedir; insanın yaratıcılığındadır; çünkü otlar da, gökyüzü de birer araçtır ozan için. Nedenine gelince, ozan keşfetmez, icat da etmez; değiştirir, olabileceği tasarlar, olmayacağı dile getirir. Dahası, görüleni, görülmeyenle yeniden kurar. Kurduğu bu dünyanın işe yarayıp yaramayacağını hiç hesaba katmaz. O, yalnızca kendine özgü bir dille duygu ve düşüncelerini şiirleştirir.

3. Bu parçaya göre şair, şiirini yazarken aşağıdakilerin hangisine başvurmaz?

 A) Varlıkları farklı biçimlerde algılamaya

B) Okuyucuyu bir düşünceye yönlendirmeye

C) Alışılmış anlatım biçimlerinden kaçınmaya

D) Gördüklerini düş gücüyle biçimlendirmeye

E) Şiirlerini oluştururken doğadan yararlanmaya

 

Yazar, öykülerinde, insanın insanla, insanın geleneklerle çatışmasını, günlük yaşamın akışı içinde, abartısız ve sevecen bir yaklaşımla ele alır. Anlattıkları, olağanüstü olaylar, olgular, durumlar değildir. Dünyanın herhangi bir ülkesinin bir yöresinde, bu öykülerdekine benzer yaşamlar hâlâ vardır. Basit halk inançları, etkili bir biçimde öykülerinin atardamarını oluşturur. Geçim derdi, biten sevgiler, öykülerden fışkıran renkli tablolardır.

4. Aşağıdakilerden hangisi, bu parçada sözü edilen öykücünün bir özelliği değildir?

A) Ders vermeyi amaçlama

B) Anlatımda doğallığı benimseme

C) Sıradan öğeleri çarpıcı kılma

D) Karşıtlıklardan yararlanma

E) Folklorik öğelere yer verme

 

Bir edebiyatçı değil, bir toplumbilimciydi. Toplumbilimin bilim olarak yeni yeni oluşmaya başladığı bir dönemde yaşamıştı. Bir müzisyenin çelişkili dünyasını inceleyerek ilginç bir yapıt oluşturdu: "Mozart: Bir Dahinin Sosyolojisi Üzerine". Bu yapıtında, müzisyeni, toplumbilimin kendine özgü yöntemleriyle anlatmaya çalışıyor. Yer yer bir bilimsel belge niteliği taşıyan kitap, bir dahinin insana özgü, değişik durumlarını yansıtıyor. Ayrıca, bir insanın çaresizliğini dile getirerek, bunu yaşanmış örneklerle zenginleştiriyor.

5. Bu parçada tanıtılan yazarla ilgili olarak aşağıdakilerin hangisinden söz edilmemiştir?

A) Nesnel, kanıtlanabilir bilgiler verdiğinden

B) Yapıtının etkileyici nitelikler taşıdığından

C) Bütün yapıtlarını aynı yöntemle oluşturduğundan

D) Anlattıklarının gerçeklere dayandığından

E) Ele aldığı kişiyi, farklı özellikleriyle yansıttığından

 

Bilim dili, nesnel bir dildir; çünkü terimlerle kurulur, terimlerle oluşur. Terimlerin de açık, anlaşılır, aydınlık olması gerekir. Bunun da baş koşulu, terimlerin, anlamları herkesçe bilinen sözcüklerden yapılmasıdır. Böyle olmazsa bilim dili, anlaşılmaz; karmaşık bir görünüm alır. Bu yüzden, bilim adamları arasında tam bir anlaşma olmaz. Ayrıca, bilim ürünlerini geniş halk yığınlarına iletmek de olanaksızlaşır.

6. Bu parçada, terimlerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Anlamlarının kişiden kişiye değişmemesine

B) Dilin sık kullanılan sözcüklerinden oluşturulmasına

C) Bilimsel iletişimi sağlamasına

D) Bilimsel çalışmaları geliştirip hızlandırmasına

E) Güç anlaşılan bir yapıda olmamasına

 

Evimin penceresini tümüyle kapatan kiraz ağacı, önceki sabah birden duvağını takıp pencereden içeri uzandı. Ak çiçekleriyle el öpmeye geldi sanki. Nedendir bilmem, her yıl içimde bahar sevinçleri tutuşturan kiraz ağacı, bu yıl beni yalnızca kederlendiriyor, yalnızca hüzün veriyor bana. Duvak takmış kiraz ağacına gülümsemek nedense bir türlü gelmiyor içimden.

7. Bu parçadan, kiraz ağacıyla ilgili olarak nasıl bir sonuç çıkarılabilir?

A) Bu yıl daha erken, daha çok çiçek açmıştır.

B) Duyguları etkileme gücü azalmıştır.

C) Çiçeklerindeki renk zenginliği şaşırtıcıdır.

D) Evin dış dünyayla bağlantısını engellemektedir.

E) Olumsuz çağrışımlar uyandırmaktadır.

 

Anadili, onu kullanan bireyler arasında köklü sevgi bağları oluşturur. Bilinçaltına dek uzanarak kişinin iç varlığını kuşatan bu bağlar, toplumsal yaşamda çok gerekli olan güven duygusunun da kaynağıdır; çünkü birbirini sevip sayan, birbirine güven duyan bireylerin oluşturduğu bir toplumda, bireylerin gelecek korkusu olmaz.

8. Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Anadilinin, ortak duygular oluşturmada çok önemli bir işlevi olduğu

B) Kişilerin yetiştikleri ortamla benlikleri arasında sıkı bir ilişki bulunduğu

C) Anadilindeki ses özelliğinin kişilerin düşünce ve duygularını etkilediği

D) Aynı dili kullanan kişilerin, aynı doğrultuda düşünebileceği

E) Anadili eğitimine ağırlık vererek ulusal duyguları pekiştirmek gerektiği

 

Bir paragrafı anlayarak okumak, bir matematik problemini çözmeye benzer. Bir problemi çözmek için onu oluşturan öğeleri değerlerine göre kullanmak, aralarındaki bağlantıyı doğru kurmak bir zorunluluktur. Bunun gibi bir paragrafı anlamak için de onu oluşturan sözcüklerin anlamını doğru algılamak, birbirleriyle bağlantılarını bulmak gerekir. Ayrıca, yansıttıkları düşünceyi ve düşünsel düzeni görmek de bir gerekliliktir.

9. Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Düşünceler sözcükler aracılığıyla dile getirilir.

B) Okunanların anlaşılmasında sözcüklerin yeri ve bunlar arasındaki ilişki önemlidir.

C) Matematik problemlerinin çözümünde temel olan, okuduğunu anlamadır.

D) Duygu ve düşüncelerin eksiksizce anlatımı, bunlara uygun sözcükler bulmayı gerektirir.

E) Her alanın, kendine özgü anlamlar içeren sözcükleri ve kuralları vardır.

 

Dört beş yaşlarında bir çocuk ağaca tırmanıyor. Onu izleyen annesi, çocuğa: "Dikkat et, in, düşersin." demiyor. "Ağaçtan düşersen ne olabileceğini düşünüyor musun?" diyor.

10. Yukarıda sözü edilen annenin yapmak istediği aşağıdakilerden hangisidir?

A) Çocuğu korkutmaktan kaçınmak

B) Ağaçtan düşüp, çocuğun bundan ders almasını sağlamak

C) Çocuğu, durum üzerinde düşündürerek ona doğruyu buldurmak

D) Söz dinlemesi gerektiğini çocuğa anlatmak

E) Kendine güvenmesinin önemli olduğunu çocuğa anlatmaya çalışmak

 

(I) O, yaşamı yaşayarak öğrenmiş bir yazar. (II) Deneyimlerini ve gözlemlerini herkesle paylaşmış. (III) Kendi kendine öğrendiği üç yabancı dili de iyi derecede konuşabilecek düzeye erişmiş. (IV) Öğretmenlik yapmış, siyasetle uğraşmış, yurtiçi ve yurtdışında birçok yeri görmüş. (V) Kimi roman ve öyküleri ancak ölümünden sonra yayımlanabilmiş. (VI) Gezdiği, gördüğü yerlerin yöresel renklerini büyük bir ustalıkla yapıtlarına yansıtmış.

11. Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

A) II.                 B) III.                 C) IV.          D) V.          E) VI.

 

Gençlere, kendi kalıplarımıza göre düşünmeyi öğretmek, yalnız onlar için değil, bütün toplum için zararlı bir tutum. Şunu unutmamak gerekir: Birtakım temel kavramları verirken onlara kendi değer yargılarımızı da benimsetmeye çalışırsak belki söz dinleyen bir kuşak yaratabiliriz; kendi değerlerimize göre yetiştirdiğimiz gençleri kurulu düzenin savunucuları olarak görebiliriz. Fakat düşünmeyi öğrenmeden yetişen genç, günü gelir, öğretilenlerin dışında, yeni durumlarla karşılaştığında şaşırır, kendine güvenemez ve yaşamın akışı içinde bir yandan öte yana savrulur durur.

12. Bu parçada, gençlerle ilgili olarak anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Büyükleri örnek almalarının sorun yarattığı

B) Yanlış yapa yapa doğruya ulaşacakları

C) Değişik görüşler öne sürmelerinin kuşak çatışmasını ortaya çıkaracağı

D) Düşünce ve davranışlarında özgür olacak biçimde eğitilmeleri gerektiği

E) Üzerlerindeki baskının, her şeye karşı koyan kişiler olmalarına yol açtığı

 

Öykülerimdeki anlatıcıyı ben olarak düşünmeseniz iyi olur. Bir öyküdeki sevgili, ille de yazarın sevgilisi değildir. Elbette bir küçük yaşantıdan, yaşanmış, gerçek anlardan da yola çıkarak öyküler, romanlar yazılabiliyor; ama yazarın çizdiği görüntülerin ille de yaşanmış olması gerekmez. Önemli olan, okuru, bu görüntülerin gerçekliğine inandırması, onu bu görüntülerin içine çekmesidir.

13. Bu parçaya göre, öykünün en önemli niteliği aşağıdakilerden hangisidir?

A) Yazarın, başından geçenleri, başkalarının öyküsüymüş gibi anlatması

B) Yaşanmış olaylardan bir seçme yapılarak bunların anlatılması

C) Yazarın, yaşadıklarını değiştirerek vermesi

D) Gerçek olayların, gerçek olmadığı izlenimi bırakacak biçimde yansıtılması

E) Olayların, okuyucuda, yaşanmışlık duygusunu uyandıracak biçimde anlatılması

 

Roman yazarı, romanındaki kişilerin düşüncelerine, duyarlıklarına ortak olmalı, onlar gibi düşünmeli, onlar gibi duyumsamalıdır yazarken. Özellikle bizim toplumumuz için geçerli bir yöntemdir bu; çünkü Anadolu insanının yüzyıllardan beri süzülüp gelen bir yaşam biçimi; doğaya, insana, topluma, kendine özgü bir bakışı vardır. Bunun bütün yönleriyle romanlaştırılmasının, açık, anlaşılır, özlü bir anlatımla okura ulaştırılmasının gereğine inanıyorum. İşte romanlarımda yapmaya çalıştığım, budur bir bakıma.

14. Bu parçadan, romancılarla ilgili olarak aşağıdaki yargıların hangisi çıkarılabilir?

A) İçinde bulunduğu toplumu yönlendirmelidir.

B) Kendisini roman kişileriyle özdeşleştirmelidir.

C) Okurun düzeyini iyi belirlemelidir.

D) Her romanında, farklı yaşam biçimlerini yansıtmalıdır.

E) Toplumun tarihsel gelişimini göstermelidir.

 

Yazı dediğimiz büyülü şekiller, önceleri taşın, kilin, kemiğin, ipeğin, bambunun üzerinde binlerce yıl oyalandı. Sonra papirüsün, parşömenin, derinin üzerinde epeyce konakladı. Daha sonra asıl büyük birikimini sağladığı kâğıt üzerinde ışıltılarla dolaştı. Günümüzden otuz kırk yıl önce, elektronik devreler arasında gözle görülmez küçücük mekânlarda istiflendi. Böylece, aynı anda dünyanın bir başka köşesinde görülebilen bir nitelik kazandı.

15. Bu parçada, yazıyla ilgili olarak vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Ne gibi değişmeler geçirdiği

B) Uygarlığın gelişmesini sağladığı

C) Hangi gereksinimler sonucunda ortaya çıktığı

D) Kâğıdın bulunuşundan nasıl etkilendiği

E) Günümüzde önemli bir iletişim aracı olduğu

 

Akşam yemeğinde sessizlik vardı. Büyükler, yemek yer gibi görünüyorlardı; ama pek bir şey yedikleri yoktu. Biz çocuklara, bir an önce yemeğimizi bitirip masadan kalkmamız söylendi. O günden sonra yaşamımız değişmişti. Babaannemin eğlenceli tekerlemeler söylediği, annemin zarafet ve güzellikle renklendirdiği, lezzetli yemeklerin sohbet ve kahkaha ile yendiği o akşamlar nerede kalmıştı?

16. Bu parçada anlatılan aile üyelerinin içinde bulunduğu durum, aşağıdakilerden hangisiyle nitelendirilebilir?

A) içekapanık – gururlu

B) kırgın – görgülü

C) tedirgin – sıkıntılı 

D) huysuz – kaderci

E) saygılı – utangaç

 

"Gençliğimde okuduğum kitapları yeniden okuyacak yaşa geldim." demiş bir yazar. Ne kadar doğru! On ya da yirmi yıl önce okuduğumuz bir kitabı yeniden elimize aldığımızda ya da eski bir filmi tekrar izlediğimizde ne kadar değişik izlenimler ediniyor, nasıl da farklı yorumlara varabiliyoruz! Aynı durum, kuşkusuz, tiyatro için de geçerli. On yıl önce izlediğimiz bir oyunu, aynı yönetmenin on yıl sonraki yorumuyla seyrederken, bu gerçeği daha iyi algılıyoruz.

17. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Değişik sanat yapıtları temelde benzer nitelikler taşır.

B) Tiyatro yönetmenleri aynı oyunu zaman zaman farklı yorumlarla sunarlar.

C) Yazarlar yaşlandıkça yaratma güçleri artmaktadır.

D) İnsanların bakış açıları, değerlendirme ölçütleri yaşla birlikte değişmektedir.

E) Tiyatro yapıtları, değişik biçimlerde yansıtılmaya uygundur.

 

Bence resmin farklı bir sunuluşunun olması gerekiyor. Daha geniş çevrelerce izlenebilmesi için bugünkü koşulların düzeltilmesi, ayrıca daha sık sergiler açılması gibi öneriler geliyor aklıma.

18. Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisinin yanıtı olabilir?

A) Resim piyasasında çok yüksek ücretler söz konusu; bunun nedenini açıklayabilir misiniz?

B) Sergilerde en iyi parçalar satılıyor; geriye kalanlar için nasıl bir değerlendirme yapabilirsiniz?

C) Resimlerin, ilginç olduğu ölçüde izleyici topladığı söyleniyor; sizce bu doğru mudur?

D) Bir ressamın başarılı olmasının ölçüsü, resimlerinin çok satılması mıdır?

E) Günümüzde, resimlerin yalnızca müze benzeri yerlerde sergilenmesini nasıl karşılıyorsunuz?

 

Yazın değeri taşıyan bir roman, bir öykü, bir oyun, yaşam çevremizi genişletir; içinde bulunduğumuz gerçek dünyanın dışına çıkarır bizi. ....... Tam tersine gerçekleri değişik bir gözle görmemizi, olaylara farklı açılardan bakmamızı sağlar.

19. Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) Bu, elbette, bir kaçış ya da kendi gerçeklerimizden kopuş değildir.

B) İç gerilimlerimizden, sıkıntı ve bunalımlarımızdan büyük ölçüde kurtarır.

C) Okuma, insanı her türlü tutkudan kurtararak özgürleştirir.

D) Okuyan bir kişi, bütün bilgi eksikliklerini giderebilir.

E) Okunan her kitap, iç zenginliğini artırır, duyguları harekete geçirir.

 

(I) Sonbahar, kendisinden sonra gelecek kış mevsiminin gizli telaşını yaşatıyor doğaya. (II) Amasra'da bir Roma yapıtı olan Kuşkayası Yol Anıtı sarı bir örtüyle kaplanıyor. (III) Hasankeyf'teki Artukoğulları zamanından kalma cami, minaresindeki son leyleği yolcu ediyor. (IV) Kaçkarlarda yağmur fazla mesai yapmaya başlıyor. (V) Bolu Dağları'nda, Istrancalarda gezinirken yerlerde ağaç gövdelerinin hüzünlü yüzlerini, acılı bakışlarını görüyoruz.

20. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde insana özgü bir nitelik doğaya aktarılmamıştır?

A) l.           B) II.           C) III.              D) IV.              E) V.

 

(l) Mektup on altıncı yüzyıla kadar salt haberleşme amacıyla kullanılıyor, bu anlamda bir tür gazete görevi de yapıyordu. (II) On altıncı yüzyıldan sonra ise söz konusu görevinin yanı sıra, duygu ve düşünceler de mektuplar aracılığıyla paylaşılmaya başlandı. (III) Goethe'nin ciltler dolusu özel mektupları, Schiller'in yazışmaları, Gogol, Puşkin, Byron'ın unutulmaz mektupları bunlar arasında sayılmaya değer niteliktedir. (IV) Candide yazarı Voltaire'in yazdığı mektuplar öğüt vermek, danışmak, bilgi almak, yapıtlarını tanıtmak gibi değişik amaçlar içerir. (V) Bu büyük ustanın en başarılı mektuplarıysa, duygularını paylaşmak için yazdığı mektuplardır. (VI) Bunlar, özentiye kaçmadan, yapaylığa düşmeden, içten geldiği gibi yazılmış mektuplardır.

21. Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle başlaması uygun olur?

A) II.           B) III.              C) IV.            D) V.              E) VI.

 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21

E D B A C D E A B C D D E E A C D E A B C

Edebiyat Öğretmeni N.Kazel'den alınmıştır.

Üye Girişi