Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

BAKİ - LALE HADLER KILDILAR GÜLGEŞT-İ SAHRA SEMT SEMT

GAZEL
1. Lâle-hadler kıldılar gülgeşt-i sahrâ semt semt
Bâğ u râğı gezdiler idüp temâşâ semt semt

2. Âşık-ı dîdâr-i pakindir meğerkim cûylar
Cüst ü cû eyler seni ey serv-i bâlâ semt semt

3. Leşger-i gam geldi dil şehrine kondu Çok çok
Koptu yer yer fitne vü âşûb-i gavga semt semt

4. Giryeden cû-yı sirişkim sûbesû oldu revân
Yine Kulzüm gibi cûşetti bu deryâ semt semt

5. Şi'r-i Bâkî seb'a-i iklîme olmuştur revân
Okunursg yiridir b! nazm-i garrâ semt semt

Vezni: Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün


Günümüz Türkçesi
1. Lâle gibi al yanaklı güzeller kırda gül seyrine çıktılar; taraf taraf bahçeleri, çayırları görüp gezdiler.
2. Ey selvi boylu! Akar sular galiba güzel, temiz yüzünün âşıkıdırlar ki yer yer seni ararlar.
3. Gam askeri çok çok gelip gönül şehrinde konakladı vey er yer kavga karışıklığıyle kargaşalığı koptu.
4. Ağlamaktan ırmağa dönen gözyaşım yer yer aktı ve bu deniz gene Kızıldeniz gibi taraf taraf coştu.
5. Bakinin şiri yedi iklime, yani bütün dünyaya gidip yayılmıştır. Bu parlak nazım bucak bucak okunursa yeridir.


İzahlar:

1. Lâle-had (f. St.) Lâle yanaklı.
Gülgeşt; gül seyri, gül gezintisi demektir; Farsça bir birleşik ismidir.
Gülgeşt-i sahrâ : (f. is. t.) Kırda gül seyri; kırda güller arasında yapılan gezinti.
Gülgeşt-i sahrâ kılmak, kırda gül seyrine, gezintisine çıkmak demektir.
İdüp; etmek mastarından yapılan edip kelimesinin eski şive ve vezindeki imale icabı olarak aldığı şekildir.
Bu gazelin redifi olan semt semt kelimelerinin birincisini, vezinde, bir kapalı ve bir açık hece karşılığı olacak tarzda okumak lâzımdır.

2. Dîdâr-i pâk: (f. s. t.) Temiz yüz.
Âşık-i dîdâr-i pâk: (f. is. t.) Temiz yüzün âşıkı.
Meğerkim; meğerki, galiba, sanki ola ki kelimeleriyle aynı manaya gelmek üzere kullanılır.
Cüst ü cû; aynı manaya gelen iki kelimeninb ir bağlama edatıyla birleştirilmesi suretiyle meydana gelen bu Farsça tabir arama, araştırma demektir.
Servi-bâlâ: (f. s. t.) Yüksek, uzun selvi bâlâ kelimesi, yüksek, üst, yukarı demektir.
Cûyların cüst ü cû eylemesinden maksat, derelerin kıvrıla kıvrıla, döne dolaşa akışlarıdır. Tabii bunun, birinci mısradaki serv ile de alâkası vardır. Çünkü dereler ağaçların diplerinden kıvrıla kıvrıla akar ve ağaçların akisleri de sularda görünür.
Suların böyle kıvrıla kıvrıla akmasına, şairin selvi boylu sevgilisinin güzel yüzüne âşık olup onu aramalarının sebep gösterilmesi, hüsnü tâlildir.
Birinci mısradaki cûylar kelimesinin cûy hecesini, vezinde, bir kapalı ve bir açık hece karşılığı olacak surette uzatarak okumak lâzımdır.

3. Leşger-i gam: (f. is. t.) Gam askeri.
Aşûb-i gavgâ: (f. is. t.) Kavga kargaşalığı. Aşûb kelimesine bağlama edatıyle bağlı olan fitne de gavgânın bir tamlananıdır.
Şair, gamın kendi gönlünde uyandırdığı karışıklığı ve huzursuzluğu, gönlünü bir memlekete ve gamı da oraya hücum eden bir orduya benzeterek anlatmış oluyor.
Birinci mısraın sonundaki “çok” kelimelerinden birincisinin imâlesi, vezinde, bir kapalı ve bir açık hece karşılığı olacak kadardır.

4. Cû-yi sirişk : (f. is. t.) Gözyaşı ırmağı.
Şairin mübalâğa yaparak, ırmak coşkunluğuyle akan gözyaşlarının hâsıl ettiği denize “Kulzüm”, yani Kızıldeniz demesi, kanlı gözyaşı dökmesinden dolayıdır.

5. Şi'r-i Bâkî : (f. is. t.) Bakinin şiiri.
Seb'a-i iklim : (f. is. t.) İklimlerin yedisi; yedi diyar, bütün dünya. Arapçada “seb'a” yedi ve “iklim” memleket, kıt'a, diyar demektir. Eskiden, dünyanın bilinen kısmının her birine de iklim denirdi.
Nazm-i garrâ: (f. s. t.) Parlak nazım.
Yeridir kelimesi, eski yazılışına ve birinci hecesindeki imâleye göre “yiridir” şekline girmiştir.

İZAHLI DİVAN ŞİİR ANTOLOJİSİ, NECMETTİN HALİL ONAN

Üye Girişi