Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Kütüphaneler çağlar boyunca büyük bir değişim geçirdi. Parşömenden kâğıda, kâğıttan dijital kitap raflarına uzanan bir yolculuk... Hangi şekilde olursa olsun, kütüphane yüzyıllardır okurun “cenneti” olmayı sürdürdü. İşte kütüphanelerin uzun tarihine kısa bir bakış...

Cüzdanında bir kütüphane kartı taşımak ya da büyük, sessiz bir kütüphanenin koridorlarında kaybolmayı düşlemek hâlâ okurluğun ilk akla gelen heyecanlarından mı? Hız ve gürültü çağında, yavaş ve sessiz olanı temsil eden kütüphaneden bahsetmek belki kulağa nostaljik geliyor, ama bir kitap ekinin sayfalarında okurla muhtemelen paylaşılan bir özlemi de temsil ediyor. Kişisel kütüphanelerimiz bile tabletlerimizdeki sanal raflarahızla taşınırken sormanın tam zamanı: Kütüphane hâlâ karşılığı olan bir kurum mu? Bugün kütüphane sadece bir nesne olarak kitabı koruyan ve kayıt altında tutan bir yapıdan mı ibaret olmalı?

 

Jane Austen, Gurur ve Önyargı’da kütüphanesi olmayan bir evin zavallılığından söz eder. Kütüphanesiz bir şehir de benzer bir sıfatla anılabilir pekâlâ. Sartre’a göre bir tapınaktır kütüphane, Chuck Palahniuk’a göre reçetelerde yer alması gereken bir tedavi biçimi. John Stuart Mill ise kütüphaneyi iyilik dağıtan, mutluluk veren bir yer olarak niteler. Kütüphaneler hakkında çok yazmış Alberto Manguel’e göre, kişisel kütüphane insanın aynasıdır ve onun sadece kim olduğunu değil, kim olmadığını da gösterir. Manguel, Geceleyin Kütüphane’de kütüphane sevgisinin diğer sevgi türleri gibi öğrenilebilir olduğunu yazar. Romalı Cicero ise “Bir kütüphanesi ve bir bahçesi olan başka ne ister ki hayattan?” diye sorar. Bir kütüphanenin, okuma odasının, kitap dolu rafların küçük bir kız çocuğu üzerindeki etkisini Avusturyalı yazar Markus Zusak’ın Kitap Hırsızı romanında ve onun sinema uyarlamasında da görürüz.

Babil Kütüphanesi’nden İskenderiye’ye

Dünyanın pek çok yerinde kütüphanelerin ve kütüphanecilerin sorunlarıyla ilgili haberlerin arttığı, kişisel kütüphanelerin niteliğinin sorgulandığı yıllardayız. Bunda elbette değişen bilgi sistemlerinin bir meslek olarak kütüphanecilik ve bir kurum olarak kütüphane üzerindeki dönüştürücü etkisinin rolü büyük. Sadece ülkemizde değil, dünyada da kütüphaneler kapandıklarında ya da devlet desteğinin azlığıyla gündeme geliyor daha çok. Yakın zamanda New York Times’ta yayımlanan bir haberde New York eyaletindeki halk kütüphanesi sisteminin köhneleştiğinden yakınılıyor, kütüphanelerin yeni bilişim sistemlerine uygun hale getirilmesi gerektiği belirtiliyordu. Bazen heyecan verici haberlerin de konusu oluyor kütüphaneler: Geçen ay, Princeton Üniversitesi’nin Fransız filozof Jacques Derrida’nın 13.800 kitap bulunan kişisel kütüphanesini edinmesi haberi gibi. Kütüphaneler hakkında yazılan kitapların artışı da –örneğin sadece geçtiğimiz yıl içinde Roma kütüphaneleri, imha edilen kütüphaneler, kütüphane-okur ilişkisi gibi farklı konularda pek çok kitap yayımlandı İngilizcede– kütüphanelerden söz açmak ve  kütüphanenin niteliğini tekrar düşünmek gerektiğini ortaya koyuyor.

Okur olmadan yazar olunamayacağını elbette biliyoruz. Ancak kitabın oluşturduğu atmosferin de yazarlığı ve düşünceyi beslediği yadsınamaz. Kütüphanecilik tarih boyunca pek çok ünlü ismin mesleği olmuş. Ünlü kütüphaneciler arasında sadece yazarlar yok; Mao Zedong gibi politikacılar, Laura Bush gibi ‘first lady’ler, hatta Giacomo Casanova gibi ünlü isimler de var. Marcel Duchamp’ın, Jacob Grimm’in, Alice Harikalar Diyarında’nın yazarı Lewis Carroll’un, Çinli düşünür Laozi’nin, Türk şiirinin ustalarından Asaf Hâlet Çelebi’nin, Amerikalı şairler Philip Larkin ve Stanley Kunitz’in, Marcel Proust’un ve Norveçli romancı Per Petterson’un da kütüphanecilik yaptığı biliniyor. Ama kütüphaneci yazar denildiğinde akla gelen ilk isim şüphesiz Jorge Luis Borges.

Juan Perón hükümetince işinden edilene kadar kütüphanecilik yapan Arjantinli yazarın ünlü metni “Babil Kütüphanesi”nde evren bir kütüphane olarak değerlendirilir.  Borges’in kütüphanesinde ortada bir spiral merdiven bulunur. Holde yer alan bir ayna tüm görüntüleri çift hale getirerek sonsuza açılır. Borges’in kütüphanesi bir labirenttir. O kadar ki, “Cenneti her zaman bir tür kütüphane olarak düşlemişimdir.” diye yazar Borges. Bu hikâye, bugün dijital ortamda da karşılık buldu ve geçtiğimiz günlerde Jonathan Basile, Babil Kütüphanesi’ni internet ortamında gerçekleştirmek için kolları sıvadı. Basile, sonsuz kütüphaneyi sanal olarak şu adreste gerçekleştirmeye çalışıyor:libraryofbabel.info. T.S. Eliot ise kütüphanelerin varlığını gelecekle ve umutla ilişkilendirenlerdendi: “Kütüphanelerin varlığı, insanlığın geleceği hakkında ümitli olmak için yeterli bir sebeptir.”

Antik çağın kütüphanesi

Kütüphaneler çağlar boyunca kitabın değişimine koşut büyük bir değişim geçirdi. George Houston’ın yakın zamanda yayımlanan Inside Roman Libraries (University of North Carolina Press, 2014) adlı kitabında detaylı olarak anlattığı Roma kütüphanesi, bugünün kütüphanelerinin ilk örneklerinden. Tarihçinin anlattığı eski kütüphaneler için kitapları, yani metinlerin yazılı olduğu ruloları bulmak zordu. Metinleri kütüphane sahibinin kendisinin yazması ya da bu işin ticaretini yapanlara başvurması gerekiyordu. Kullanılmış parşömen ruloları satın alarak kütüphaneyi zenginleştirmek ya da dostların kütüphanelerini kullanmak da bir çözümdü. Doğru yazılmış metni bulmak en önemli ölçüttü Roma kütüphaneleri için. Metinlerin yanında doğruluklarını ölçmek için referans kitaplar, sözlükler de böylece ortaya çıkmaya başladı.

Yazıcıların eğitimli olması bir kitabın doğruluğunu gösteren önemli ölçütlerdendi. Örneğin, düşünür ve devlet adamı Cicero’nun kütüphanesinde kendi yazdığı metinler de bulunuyordu. Özel kütüphaneler dosttan dosta, ebeveynden çocuğa, ustadan çırağa devredilirdi, bazen savaşlarda ganimet olurdu. Bu kütüphanelerde Homeros demirbaşken, onu Hesiod’un metinleri izlerdi. Kitap ruloları ahşaptan silindir ya da dikdörtgen kutularda saklanırdı. Böyle bir kutu 60 civarında rulo taşırdı. Raflara konulduğunda ise yatay olarak yerleştiriliyordu rulolar. Üç-dört metrelik bir papirüse 900 dizelik bir şiir sığabiliyordu. Bir metin papirüsün bir tarafına, başka bir metin öteki tarafına yazılabiliyordu. Papirüs sarılınca yazarın ve kitabın adı da sarılıyordu. Bu nedenle ruloların hangi eser olduğu çok özel metinler dışında bilinmiyordu. Özel kütüphaneler zengin ailelere aitti. Roma kütüphanesinin ortasındaki büyük alanda uzun arkalıklı sandalyeler ve banklar bulunurdu kitap okumak için. O çağların okuma pratiklerini anlamamız için bugüne, masada değil oturarak okuyan insanların olduğu kabartmalar kaldı. Sabahları ışık alması için doğuya dönük olması tercih ediliyordu kütüphanelerin. Efes’teki Celsus kütüphanesinde ve Timgad’da olduğu gibi büyük camları olması da bir başka özelliğiydi.

Yok olan kütüphane

Antik çağda İskenderiye Kütüphanesi’ndeki rafların üzerinde “ruhun tedavi olduğu yer” diye yazıyordu. İskenderiye Kütüphanesi “sanatın dokuz tanrıçasından biri” sayılan Muses’e adanmıştı. Kütüphane, İskenderiye Müzesi’nin bir parçasıydı. Kütüphane hakkında tarihteki en önemli tartışma, adıyla özdeşleşen yangınla ilgilidir. Bilginin yok olması bağlamında İskenderiye Kütüphanesi’nin yanması sembolik bir anlam kazanmıştır. Kütüphane daha çok nasıl yandığına ilişkin tartışmalarla anılır. İskenderiye’ye ilham veren kütüphane ise Büyük İskender’in etkilendiği, Irak’ta Ninova’da bulunan ilk kütüphanelerden Asurbanipal Kütüphanesi’dir. Ninova’daki kütüphanenin içinde 30 bin 943 tablet vardı, aralarında dünya edebiyatının ilk metinlerinden Gılgamış Destanı’nın da bulunduğu biliniyor. Antik çağların en önemli kütüphanelerinin Anadolu’da kurulduğunu da eklemek gerekir. Hattuşaş, Bergama ve Efes’teki kütüphaneler bunlar arasında sayılabilir.

İskenderiye Kütüphanesi’nin kuruluş tarihi milattan önce 300’ü buluyor. Fransa’nın ilk kütüphanesi Bibliothèque Nationale de France 1367 yılında kurulmuştur. Almanya’da ilk kütüphane 1661’de Berlin’de, İspanya’da ilk kütüphane 1712’de Madrid’de inşa edilmiştir. Portekiz’in ulusal kütüphanesi 1796 tarihini taşıyor. Kitap ödünç veren ilk kütüphane ise 1740 yılında Londra’da açılmış. 17. ve 18. yüzyıllarda kütüphaneler altın çağını yaşarken Rusya’da ilk kütüphanenin kurulması 1700’lerin sonunu bulur. Amerika’nın ilk kütüphanesi Ben Franklin tarafından 1731’de kuruldu. John Harvard’ın bağışladığı 400 kitapla Massaschusettes’te kurulan üniversite kütüphanesi ise ülkenin en eski kitaplıklarındandır. Üniversite daha sonra bu bağışı yapan Harvard’ın adını aldı. Amerika’nın üye olunabilen kütüphaneleri 18. yüzyılda kuruldu. Ülkenin ilk halk kütüphanesi New Hampshire’da 1833’te açıldı.

Prestij ve güç olarak kütüphane

Kütüphane hem siyasi hem maddi olarak gücün tamamlayıcısı ve prestij sembolüydü aynı zamanda. Bu bağlamda siyaseten güçlü figürlerin seçimleri antik çağlardan bugüne ulaşan eserlerde belirleyici oldu. Kütüphanelerle ilişkisi üzerine yakın zamanda yayımlanan Letter to a Future Lover (Graywolf Press, 2015) adlı kitabında Ander Monson da arşivlemenin ve dolayısıyla kütüphane katalogları oluşturmanın politik bir eylem olduğuna dikkati çekiyor.

Umberto Eco’nun Gülün Adı adlı romanında da kütüphane entelektüel ve siyasi gücün sembolüdür. Romanın son sayfalarında kütüphanenin imhası karanlık ortaçağların geride bırakılması, alevlerin o karanlık çağları aydınlatması anlamına gelir. İmha edilen, Hıristiyanlığın en büyük kütüphanesidir.

Büyük kütüphanelerin çoğu eski çağlarda kale gibi bir mimariye sahipti. Luciana Canfora, antik çağın yok olan kütüphanelerini incelediği The Vanished Library adlı kitabında eski kütüphanenin bu çerçevede monarşiyle, despotizmle ve merkezî bir güçle ilgili olduğunu yazar. Devlet ve otorite ile ilişkili olduğundan genellikle bu kütüphaneler alevler içinde kalmıştır. (Yok olan kütüphaneler ne yazık ki uzak geçmişe ait bir gerçeklik değil yalnızca, yok olan bir kütüphanenin hikâyesi için 1992’ye dönmek yeterli: Saraybosna’daki Bosna Ulusal Kütüphanesi bombardıman sırasında yıkılmıştı.)

Kütüphane kartı

Kütüphane, kitabı bir nesne olarak daha görünür kılar ve kitabın ‘dış metni’ni yani paratext’ini de geliştirir. Örneğin bir kitabın arkasındaki ödünç alma kartı, kitabın ve kütüphanenin sınırlarını mekânda ve zamanda genişletir. Ander Monson’un bu kaydı “kütüphane kartındaki hayaletler” diye anması boşuna değil. Kütüphane müdavimleri çok iyi bilir ki kayıt her zaman zorunlu mevcut anlamına gelmez. Raflarla kayıtlar arasındaki uyumsuzluk ve var olmayan kitabın yerindeki boşluk ayrı bir hikâyeye doğru genişletir kütüphaneyi. (Anatole France, kütüphanedeki eksik kitapların boşluğunu kişisel kütüphaneler açısından şöyle okur: Kütüphanem ödünç aldığım kitaplardan oluşur.)

Monson, “Kütüphaneleri ne kadar çok ziyaret edersem, onlara o kadar çok açıldığımı hissediyorum.” diyor. Kütüphanelerin yaşamın önemli bir parçası olduğu toplumlar, böylece kütüphanenin önce birey ve nihayet toplum üzerindeki dönüştürücü etkisini deneyimler. Özellikle halk kütüphanelerinin toplumsal dönüşüme etkisi yadsınamaz. O nedenle çağdaş, demokratik toplumları inşa etmek için çok da uzağa gitmeye, başka binalar inşa etmeye gerek yok. Kütüphane bir kurum olarak geçmişte güçle ilişkili olsa da, Doris Lessing’in dediği gibi bugün “halk kütüphanesi dünyadaki en demokratik şeydir.”

 

Rakamlarla kütüphaneler

Ülkemizdeki kütüphanelere ilişkin rakamlar geçen ay Kütüphaneler Haftası nedeniyle medyaya yansımıştı. Buna göre Türkiye’de kayıtlı kütüphane okuru sayısı bir milyon. Nüfusu Türkiye’den az olan Fransa’da ise bu rakam on bir milyonu geçiyor. Al Jazeera Türk’ün ulaştığı rakamlar okullardaki kütüphanelerin yetersizliğini ortaya koyuyor. Devlet okullarının sadece yüzde 34’ünde kütüphane bulunuyor. Türkiye’deki halk kütüphanesi sayısı ise 1118 ve bunların 122’si kapalı. Türkiye’de kütüphanecilik adına son dönemde yapılan en önemli proje internet ve elektronik kitap gibi dijital hizmetler de veren Z-kütüphane (zenginleştirilmiş kütüphane) projesi. 2011’den bu yana bu proje kapsamında 370 Z-kütüphane açılmış.

Dünyanın en büyük kütüphanesi

Dünyanın en büyük kütüphanesi Amerikan Kongresi’ne bağlı Kongre Kütüphanesi (Library of Congress). 1800’de kurulan kütüphane ABD’nin ulusal kütüphanesi olarak da nitelendiriliyor. Başkent Washington’daki kütüphanede her dilde kaynak bulmak mümkün. Kütüphanenin katalogunda 37 milyondan fazla kitap bulunuyor. El yazmaları ve dijital koleksiyonlar da dikkate alındığında 160 milyonun üzerinde kaynak var Kongre Kütüphanesi’nde. Koleksiyonuna her gün 15 bin yeni kaynak ekleyen kütüphanenin ödünç verme birimi yok. Kaynakların yarısından çoğu İngilizce dışındaki 450 yabancı dilde.

Başak Bingöl, Kitap Zamanı

 

06 Mayıs 2015

http://kitapzamani.zaman.com.tr/ust-manset/sonsuzluk-olarak-kutuphane_550769

 

Üye Girişi