Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

BELLETİP BELLEYEMEDİĞİMİZ” BELLETMENLİK 

 

 “Belletmenlik anlatılmaz yaşanır!” 

Yaşamayan bilmez bu  fermanı, 

kimseler bulmaz buna dermanı…

Bir türlü benimsenemeyen bu kelime de ne? “Belletmen” dedik durduk çoğumuz, niye “nöbetçi öğretmen” değil de “belletmen”?

Neyi belletiriz, neyi öğretiriz biz, öğretmenlik okuldaydı, burada da mı öğreteceğiz, anlamadık. Ben, dersim biter gider miyim evime?

İlk pansiyon nöbeti gecem... O günlerde daha mı soğuktu, daha  mı garipti bu memleket bilmem, ama bildiğim bir şey var ki; o gece, bana da bir belletmen gerekiyordu.

Ulukışla’ya “Uluyankışla” demiştim o gece, esmesi bitmedi rüzgârın, sesleri gitmedi köpeklerin, düdüğü yitmedi trenin… ama gitti elektrik, o zamanlar adını bilmediğim çok çocuk ağladı üstümde, Ali Ünlü’nün elinden alıp el fenerini çocukların yanına gittim hemen, korkumuzu atalım deyip şarkı söyledik, gülümsedik birlikte, içimde bir huzurla indim odama, evet üstümde iki yüz öğrencinin varlığını düşünüyordum, o gün de, niye oradalar, “Niye buradayım, Allah’ım?” derken... günler günleri kovaladı, görmeye başladım başka şeyleri, yoruluyordum evet, ikiye bölünüyorduk öğretmenler hatta üçe, beşe bazılarımız. Hala da öyle, ey arkadaşlar ama!...

Unutmam Kevser’in gelip, zaten kendiliğinden beyaz koca dişleriyle peltek peltek; “Dişlerimizi kontrol edecek misiniz örtmenim?” deyince gülüverişimi…

Ali Anul’la nöbet tutmak ayrıcalıktır. Bırakırsın, sabaha dek yummaz gözünü, çay demler gece, üşenmez, hayalet kalorifercimizin vcd’sine film koyar izleriz uykumuz gelene kadar. Yardımcıdır Ali hocam, güven verir babacandır ve onunla nöbet tutmak onun da dediği gibi ayrıcalıktır.

Saat 17:00’de başlar görev, “Oysa daha iki saat önce bitmemiş miydi işimiz yahu?” derken, yoklama alınır, öğrenciler etüt odalarına geçer, derslerini ve ödevlerini yaparlar, bu arada belletme, varsa çocukların ihtiyaçlarıyla ilgilenir, sonra nedense ödevlerini yapmış bitirmiş, ama yapacak işi de kalmamış çocuklar belirir ortalıkta, saate bakarsın, 18:30’a gelmiştir, yemek saati... pansiyonda çınlar sesleri çocukların; “Yemek saatiiii!...”, sıraya geçilir, sorular başlar; ”Sınıf sırası mı, oda sırası mı öğretmenim?” Cevap verirsin; “Ne fark eder?” Susarlar, yemek düzenli bir şekilde yenir, öğrenciler ikinci etüde kadar serbest zamanlarını bahçede ya da odalarında geçirir ve ikinci etüt başlar. Saat 19:30’dan  20:30’a kadar kalan ders ve ödevleriyle, resim ya da diğer çalışmalarıyla ilgilenen çocukların, nöbet defterinde de yazdığı gibi saat 21:00 de temizlikleri yaptırılarak uyumaları sağlanır. Sağlanmaya çalışılır ki, genelde sıkıntı bitmez, çünkü “Üstünüzü sıkı giyinin, soğuğa çıkmayın, çoraplarınızı giyin, elinizi yüzünüzü yıkayın.” diye dillerinde tüy bitmesine karşın bütün öğretmenlerin, bunu duymayan ya da bir sebepten yapmamış öğrenciler oldukça çoktur ve bunların neticeleri de… 

“Nerden başlasam, nasıl anlatsam?” derken mecburen yaptığım bir iş de olsa, yaptıktan sonra içime huzur katan yönlerini yazayım dedim, bilmem iyi mi ettim kötümü gittim.

Tatlı yemesek de, tatlı konuşalım. 

(Değil mi ama?)

Melek Yaya

Ulukışla YİBO

 

İngilizce Öğretmeni

Üye Girişi