Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

BABAM SEYREDİYOR!

   Ortaokulda okuyan ve kısa bir süre önce annesini kaybeden genç, babasıyla birlikte yaşıyordu. Babasıyla aralarında çok güzel bir dostluk vardı. Genç, okulun futbol takımındaydı. Takımdaydı ama ufak tefek yapısı ve tecrübesizliği nedeniyle hocası ona maçlarda bir türlü görev vermiyordu. Bu yüzden her, maça yedek kulübesinde oturuyordu. Buna rağmen, babası hiçbir maçı kaçırmaz ve hep ayağa kalkıp tezahürat yapardı.

        Liseye girdiğinde sınıfın en sıska öğrencisiydi gencimiz. Fakat babası onu hep futbol oynamaya teşvik etti; bununla birlikte, eğer isterse oynamayabileceğini de belirtti. Delikanlı futbolu seviyordu ve takımında kalmaya karar verdi. Her idmanda elinden geleni yapıyor ve takımın as oyuncularından biri olmaya çalışıyordu. Bütün lise hayatı boyunca hiçbir maçı ve idmanı kaçırmadı Ama sürekli yedek kulübesinde oturmaktan kurtulamadı.

İnançlı babası ise her zaman ki gibi tribünlerde yerini alıyor ve oğlunu destekleyici tezahüratlarda bulunmaya devam ediyordu.

        Genç, üniversiteye başladığında futbol onun için önemini kaybetmeye yüz tuttu, ama yine de elinden geleni yaptı. Herkes onun okul takımına giremeyeceğinden emindiyse de bunu başardı. Takımın antrenörü onu listeye dâhil ettiğini, çünkü her idmana yüreğini koyduğunu ve takımın diğer üyelerine de şevke getirdiğini itiraf etti. Takıma girebildiği haberi onu en heyecanlandırdı ve sevindirdi. Onun bu mutluluğunu paylaşan babası sezonluk biletleri göndermesini istedi.

        Üniversitede ki dört yıl boyunca hiçbir idmanı kaçırmayan genç, ne yazık ki hiçbir maçta oynayamadı. Futbol sezonunun sonlarına doğru sahaya çıkmaya hazırlanan gencin yanına, elinde bir telgrafla antrenörü geldi. Delikanlı telgrafı okuyunca ölüm sessizliğine büründü. Güçlükle yutkunarak hocasına şunları söyleyebildi:”Bu sabah babam ölmüş izninizle idmana gelmesem?” Hocası şefkatle omzuna doladı ve “Bu hafta dinlen evlat” dedi, ”Cumartesi günkü maça gelmeyi de aklından geçirme.”

        Cumartesi geldi çattı, ama okul takımının durumu hiç de iyi değildi. Maçın sonlarına doğru, bir kişi soyunma odasına sessizce girdi, formasını ve futbol ayakkabılarını giyip sahanın kenarına çıktı. Babası ölen ufaklıktı bu! Antrenör ve oyuncular azimli arkadaşlarını bu kadar kısa sürede tekrar aralarında görmekten dolayı son derece şaşırmışlardı.

        Hocasının yanına giden genç “Lütfen izin verin oynayayım” dedi, ”Bugün oynamak zorundayım ”Hocası önce onu duymamış gibi yaptı. Böylesine zor bir eleme maçında takımın en kötü oyuncusunu sahaya çıkarmasına imkân olmadığını düşünüyordu. Âmâ genç o kadar ısrar etti ki, sonunda ona acıyan hocası razı oldu. “Pekâlâ, oyuna girebilirsin”.

       Gencin oyuna girmesinin üzerinden çok geçmemişti ki, hem hoca, hem oyuncular, hem de maçı izleyenler gördüklerine inanamadılar. Daha önce hiç oynamamış olan bu meçhul ufaklığın her hareketi harika, attığı her pas isabetliydi. Koşuyor, pas veriyor savunmaya yardım ediyor ve maçın yıldızı olarak parlıyordu. Sonunda, gencin takımı aradaki farkı kapattı, nihayet atılan bir golle de beraberliği yakaladı. Ve son saniyelerde ufaklık topu tek başına sürükleyip herkesi geçti ve galibiyet golünü attı. Maç bitmişti. Okulun taraftarları sevinç çığlıkları atıyor, arkadaşları onu omuzlarında yaşıyordu.

      Seyirciler tribünleri terk ettikten, oyuncular duşlarını alıp soyunma odasını boşalttıktan sonra, takımın hocası gencin köşede tek başına sessizce oturduğunu fark etti. Yanına gidip “Evlat, inanamıyorum. Bu gün bir harikaydın” dedi. “Sana ne oldu, bunu nasıl yaptın, anlat bana!”

      Genç hocasına baktı, gözlerine yaşlar doldu ve şöyle dedi:

      “Babamın öldüğünü biliyorsunuz. Peki, onun gözlerinin görmediğini biliyor muydunuz? Delikanlı zorlukla yutkundu, gülümsemeye çalıştı: “Babam bütün maçlarıma geldi, çünkü görmediği halde beni desteklemek istiyordu. Ve ilk defa bu gün beni oynarken görebilirdi. Ben de bu fırsatı kullanmak ve oynayabildiğimi ona göstermek istedim!”

 

Üye Girişi