LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
ANA SAYFA > DERS NOTLARI > 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI > TÜRK EDEBİYATINDA İLKLER

TÜRK EDEBİYATINDA İLKLER

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

 

* İlk alfabemiz: Göktürk Alfabesi

* İlk yazılı eser ve Türk adının geçtiği ilk Türkçe metin: Orhun Abideleri

* İlk Türk yazarı: Yolluğ Tigin

* Bilinen ilk Türk şairi : Aprınçur Tigin

* İlk mesnevi, Türkçe yazılan ilk kitap, ilk siyasetnâme, ilk didaktik şiir örneğimiz ve aruzla yazılan ilk eserimiz: Kutadgu Bilig – Yusuf Has Hacip

* İlk Türk dili sözlüğü : Divan-ı Lügati’t Türk – Kaşgarlı Mahmut

* İlk Türkçe sözlük: Şemsettin Sami - Kamus-ı Türki

* İlk Tezkire (biyografik eser) : Mecalisü’n Nefais – Ali Şir Nevâi

* İlk hamse yazarı: Ali Şir Nevai

* İlk hatıra kitabı : Babürşah /Babürname

* İlk seyahatname : MİR’ATÜL MEMALİK / SEYDİ ALİ REİS

* Tasavvuf konulu ilk şiirler ve tekke şiirinin babası : Divan- ı Hikmet – Hoca Ahmet Yesevi

* Fabl türü ilk eser: Harnâme – Şeyhi

* İlk Türk destanı :Alp Er Tunga Destanı

* Dünyanın bilinen ilk destanı:Sümerlerin Gılgamış Destanı

* Dünyanın halen yaşayan, en büyük ve ilk Müslüman Türk Destanı: Kırgızların Manas Destanı

* İlk divan şairi: Hoca Dehhani

* Şarkı nazım şeklini oluşturan: NEDİM

* Divan Edebiyatında mahallileşme akımının temsilcisi: Nedim

* Süslü nesrin ilk temsilcisi: Sinan Paşa

* İlk bibliyografya: Keşfü’z Zünun /Katip Çelebi

* İlk tarih ve coğrafya ansiklopedisi: Kamus'ul Âlam

* Dünya Edebiyatında ilk önemli roman örneği Cervantes’in Don Kişot adlı eseridir.

* İlk ROMAN çevirisi: Yusuf Kamil Paşa / Fenelon’dan Telemak /1859

* Şiire ilk kez müstakil ad koyan şair: ŞİNASİ

* İlk yerli roman: Şemsettin Sami / Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat 1872

* İlk edebi roman: İntibah / Namık Kemal 1876

* İlk tarihi roman : Namık Kemal / Cezmi , A. Mithat /  Yeniçeri

* İlk köy romanı : Nabizade Nazım / Karabibik

* İlk realist roman : Recaizade Mahmut Ekrem / Araba Sevdası

* İlk psikolojik roman: Mehmet Rauf / Eylül

* İlk psikolojik roman denemesi: Zehra - Nabizâde Nazım

* İlk gerçekçi (realist) romancı  Romanları ile Halit Ziya Uşaklıgil

* İlk kadın romancımız:Fatma Aliye Hanım – Muhaderat

* En başarılı psikolojik roman yazarımız: P.Safa / 9.Hariciye Koğuşu

* Kurtuluş savaşımızı doğrudan işleyen roman :Ateşten Gömlek

* İlk naturalist eserimizin yazarı Nabizâde Nazım / Zehra

* Batılı tekniğe uygun ilk roman : Halit Ziya Uşaklıgil / Aşk-ı Memnu

* Dünya edebiyatındaki ilk hikayeci ve eseri: Boccaio Decameron Öyküleri

* İlk öykü denemesi, Emin Nihat’ın Müsameretname adlı eseridir.

* İlk hikâye örneği: Letaif-i Rivayet Ahmet Mithat Efendi(Kıssadan Hisse)

* Batılı anlamda ilk hikayeler ( İlk Realist Hikayeler) : Sami Paşazade Sezai - Küçük Şeyler

* İlk tiyatro çevirileri: Ahmet Vefik Paşa – Moliere’den

* Batılı anlamda ilk tiyatro eseri : Şinasi – Şair Evlenmesi 1859

* İlk şiir çevirisi: Şinasi Tercüme – i Manzume adlı eseri

* İlk makale: Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi Şinasi

* Noktalama işaretlerini ilk kez  kullanan, ilk Türk gazeteci: Şinasi

* Sahnelenen ilk tiyatro: Namık Kemal / Vatan Yahut Silistre

* İlk Atasözleri (Folklor)  Kitabı :Şinasi /Durub-i Emsal-ı Osmaniye

* İlk resmi Türkçe gazete : Takvim –i Vakayi 1831

* İlk yarı resmi gazete : Ceride-i Havadis 1840

* İlk özel gazete : Tercüman-ı Ahval / Şinasi ile Agah Efendi 1860

* İlk pastoral şiir: A.Hamit Tarhan /Sahra

* İlk antolojisi: Ziya Paşa /Harabat

* Kafiyesiz ilk şiir: Abdulhak Hamid Tahran - Validem

* Aruzla ilk manzum tiyatro eseri yazan : A.Hamit / Eşber veya Sardanapal

* Heceyle yazılan ilk manzum tiyatro eseri: A.Hamit / Nesteren

* İlk mensur şiir örneklerini veren : Halit Ziya

* Şiirde ilk defa Türk kelimesini kullanan :Mehmet Emin Yurdakul

* İlk eleştiri, (batılı anlamda ilk eleştiri): Tahrib-i Harabat, Renan Müdafaanamesi Namık Kemal

* İlk özdeyiş örneklerini veren: Ali Bey / Lehçet’ül Hakayık

* İlk mizah dergisi: Diyojen /Teodor Kasap

* İlk fıkra yazarı: Ahmet Rasim

* Batılı anlamda ilk hatıra : Namık Kemal – Magosa Hatıları

* Batılı anlamda ilk gezi yazıları: Ahmet Mithat - Avrupa’da Bir Cevelan

* İlk edebi bildiriyi yayımlayan topluluk:Fecr-i Ati

* İlk Edebiyat tarihçimiz: Abdulhalim Memduh Efendi

* Batı anlayışındaki ilk edebiyat tarihçimiz:  Fuat Köprülü

* Türkçe’nin ilk dil bilgisi kitabı: Süleyman Paşa / Sarf-ı Türki

* Edebiyatımızda objektif eleştirinin nasıl olacağını ilk açıklayan:R. Mahmut Ekrem

* Edebiyatımızdaki milli dönemin açılmasına öncülük eden: Mehmet Emin Yurdakul

* Konuşma diliyle yazılmış ilk hikayenin yazarı: Ömer Seyfettin

* İlk köy şiiri: Muallim Naci / Köylü Kızların Şarkısı

* Bizde epik tiyatro türünün kurucusu: Haldun Taner

* Edebiyat kelimesini bizde ilk kullanan: Şinasi

* Komedi türünün ilk büyük ustası:Aristofanas

* Trajedi türünün ilk büyük ustası:Aiskylos

* Deneme türünün kurucusu:Montaigne

* Hikayede gerçek anlamda ilk kez Anadolu'yu işleyen: Refik Halit Karay

* İlk çocuk şiirlerini yazan: Tevfik Fikret / Şermin

* Dilde sadeleşmeyi savunan ilk yayın organı: Genç Kalemler

ŞİİR(NAZIM) TÜRLERİ

Şiir: Duygu, hayal ve düşüncelerin bir düzene bağlı olarak, çekici bir dil ve ahenkli mısralar içinde aktarılmasıdır.

Şiiri düz yazıdan ayıran ölçü, mısra, ahenk gibi unsurlar vardır. Nazım (şiir) biçimindeki yazılara "manzum"; nazım parçalarına da "manzume" denir.

1. Lirik Şiir: Aşk, ayrılık, hasret ve özlem gibi konuları işleyen duygusal şiirlerdir. Duygu, coşku ve akıcılık söz konusudur. Gazel, şarkı, koşma ve semai lirik şiire örnektir.

2. Pastoral Şiir: Doğa güzelliklerini, kır ve doğa sevgisini, orman, yayla, dağ, köy ve çoban yaşamını, bunlara karşı duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür. Şair doğa karşısındaki duygularını anlatıyorsa "idil", bir çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatıyorsa "eglog" adını alır.

3. Epik Şiir: Destansı özellikler gösteren şiirlerdir. Kahramanlık, yiğitlik gibi konular işlenir. Okuyanda coşku, yiğitlik duygusu, savaşma arzusu uyandırır.

4. Didaktik Şiir: Bilgi vermek, öğretmek, öğüt vermek gibi öğretici amaç taşıyan şiirlerdir. Ahlakilik hakimdir. Kuru bir üslubu vardır. Manzum hikayeler ve fabllar hep didaktiktir.

5. Satirik Şiir: Toplumdaki çeşitli düzensizlik ve bozuklukları yeren, taşlayan şiirlerdir. Halk edebiyatında "taşlama", Divan edebiyatında "hiciv" denir.

6. Dramatik Şiir: Tiyatronun manzum şekline denir. Dramatik manzume, karşılıklı konuşma şeklinde yazılan manzumelerdir.

ŞİİR BİLGİSİ

Mısra (Dize): Ölçülü ve anlamlı, bir satırlık nazım birimidir.

Beyit (İkilik): Aynı ölçüde olan ve anlamca bir bütünlük oluşturan ve iki dizeden oluşan nazım birimidir.

Ölçü (Vezin): Şiirde dizelerin hece sayısına veya hecelerin ses değerine göre bir uyum içinde olmasıdır.

Hece Ölçüsü: Şiirde dizeleri oluşturan sözcüklerin hece sayılarının eşitliğine dayanan ölçüdür. Hece ölçüsüyle yazılmış dizeler okunurken belli yerlerde durulur. Durulan bu yerlere "durak" denir. Durak sözcüğün sonunda yer alır.

Aruz Ölçüsü: Dizelerdeki hecelerin uzunluk ve kısalığına göre, açık ya da kapalı oluşuna göre düzenlenmesidir. Kısa heceler nokta (.) uzun heceler çizgi (-) ile gösterilir.

İmale: Aruz kalıbına uydurmak için kısa hecenin uzun sayılmasıdır.

Zihaf: Uzun heceleri kısa okumaktır.

Serbest Ölçü: Bu ölçüde hecelerin sayısı ya da uzunluğu kısalığı dikkate alınmaz.

Redif: Mısra sonlarında yazılışları, okunuşları, anlamları ve görevleri aynı olan eklerin, kelime ve kelime gruplarının tekrar edilmesine "redif" denir.

*........uzakta

*........plakta

Kafiye: Şiirde mısra sonlarındaki ses benzerliklerine denir. Kafiyeyi oluşturan eklerin ya da kelimelerin; yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri farklı olmalıdır.

KAFİYE ÇEŞİTLERİ

Yarım Kafiye: Tek ses benzerliğine dayanan kafiyedir.

*............savaş

*............barış

Tam Kafiye: İki ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür.

*.........yanık

*.........çık

Zengin Kafiye: Üç ya da daha çok ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür.

*........... bolluk

*.............soluk

Tunç Kafiye: Dize sonundaki bir sözcüğün diğer dize sonundaki sözcüğün içinde yer almasıyla oluşur.

*………..yaz

*……...beyaz

Cinaslı Kafiye: Anlamları ayrı, fakat yazılış ve okunuşları aynı olan kelime ve kelime gruplarının mısra sonunda tekrarı ile oluşan kafiyedir.

*...........vakit çok geç

*...........nasıl geçersen geç

KAFİYE ÖRGÜSÜ

Düz Kafiye:         ------a veya   ------a

------a                 ------a

------a                 ------b

------b                ------b

Çapraz Kafiye:              ------a

------b

------a

------b

Sarma Kafiye:              ------a

------b

------b

------a

DÜZYAZI(NESİR) TÜRLERİ

1. Roman: İnsanların yaşadıkları ya da yaşayabilecekleri olayları, yere, zamana ve şahsa bağlayarak anlatan eserlere roman denir.

*Romanda olaylar geniş ve ayrıntılı olarak anlatılır.
*Ana olay etrafında olaycıklar vardır.

*Şahıs kadrosu geniştir. Karakter çözümlemeleri yapılır.
*Zaman olarak geri dönüşler olur.

Romanlar çeşitli türlere ayrılır:

-Tarihi Roman: Konusunu tarihten alır.

-Töre Romanı: Toplumun yaşayış tarzını, geleneklerini, adetlerini işleyen romandır.

- Psikolojik Roman: Ruh çözümlemelerinin yapıldığı romanlardır.
- Egzotik Roman: Uzak ve yabancı ülkelerin doğa ve insanlarını anlatan romandır.

- Tezli Roman: Bir görüş veya düşünceyi savunan romandır.
- Polisiye Roman: Dedektif hikayelerini anlatan romandır.

2. Hikaye: Olmuş ya da olması mümkün olayları anlatan kısa sanat eserleridir.

*Tek bir olay vardır. Olaycıklar yoktur.

*Şahıs kadrosu romana göre dardır.

*Kişiler çoğu zaman hayatlarının belli bir anı içinde anlatılır.
*İki tür hikaye görülür;

a)Olay Hikayesi: Maupassant tarzı da denir. Olay esastır. Bizdeki temsilcisi, Ömer Seyfettin’dir.

b)Durum Hikayesi: Çehov tarzı da denir. Olaydan çok insanın belli bir zaman dilimindeki durumu anlatılır. Bizdeki temsilcisi: Sait Faik Abasıyanık’tır.

3. Masal: Olağanüstü olayların anlatıldığı sözlü bir edebiyat ürünüdür.

*Olaylar hayal ürünüdür.

*Yer ve zaman belli değildir.

*Kahramanlar insanüstü nitelikler gösterir.

*İyiler hep iyi, kötüler hep kötüdür.

*İyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır.

*Eğiticilik esastır. Evrensel konular işlenir.

*Olaylar -miş'li geçmiş zaman kullanılarak anlatılır.

4. Makale: Bir gerçeği açıklamak, bir konuda görüş ve düşünceler  öne sürmek ya da bir tezi savunmak, desteklemek için yazılan yazılara makale denir.

*Anlatım yalın ve yoğundur, nesnel bir nitelik taşır.
*Öne sürülen düşünce ve tez kanıtlanır.

*Söz oyunlarına başvurulmaz, süslü anlatımdan uzak durulur.

*Her konuda makale yazılabilir.

*Gazete ve dergilerde yayımlanır.

5. Deneme: Yazarın herhangi bir konudaki görüşlerini, kesin kurallara varmadan, kanıtlamaya kalkmadan, okuyucuyu inanmaya zorlamadan anlattığı yazı türüdür.

*Yazar, kendisiyle konuşuyormuş gibi bir hava sezdirir.
*Samimi bir dil kullanılır.

*Yazar, öne sürdüğü görüşleri ispatlamak zorunda değildir.
*Yazarın kesin bir sonuca varma zorunluluğu yoktur.

*Nurullah Ataç "Deneme, ben ülkesidir." der.

*Yazar anlatımda ve konu seçiminde özgürdür.

*Türün ünlüleri, Ahmet Haşim, N. Ataç, Suut Kemal Yetkin, A. Hamdi Tanpınar, Selahattin Eyyüboğlu.

6. Fıkra: Yazarın, gündelik olayları, özel bir görüşle, güzel bir üslupla, kanıtlama gereği duymadan yazdığı kısa, günübirlik yazılardır.

*Gazete yazısıdır.

*Yazar düşüncelerini kanıtlama yoluna gitmez.

*Dil tabiidir. Günlük deyimlere, yer yer nükteli sözlere yer verilir.

*Okuyucuyla sohbet ediyormuş gibi bir hava sezdirilir.
Türün ünlüleri: Ahmet Rasim, Falih Rıfkı, A. Haşim, H. Cahit Yalçın, Peyami Safa.

7. Sohbet: Yazarın, gündelik olaylarla ilgili düşüncelerini, okuyucu ile karşı karşıya oturup konuşuyormuş gibi içten bir hava içinde yazdığı yazılardır.

*Herkesi ilgilendiren konular seçilir.

*Cümleler çoğu zaman konuşmadaki gibi devriktir.
*Yazar, sorulu-cevaplı  cümlelerle konuşuyormuş hissi verir.

*İçtenlik, samimilik, doğallık sohbetin özelliklerindendir.
*Türün ünlüleri: Ahmet Rasim, Şevket Rado, Atilla İlhan.

8. Eleştiri: Sanat, edebiyat, düşünce eserlerini hem öz hem yapı yönünden açıklayan, başarılı-başarısız ya da değerli-değersiz yönlerini gösteren, bunları örneklerle somutla-yıp belirten yazı türüdür.

*Eleştiri objektif olmalıdır.

*Eleştiride amaç okura ve yazara yol göstermektir.
*Eleştirmenin kişisel duygularını kattığı eleştirilere öznel eleştiri, kişisel duygularını katmadığı, objektif olduğu eleştirilere de nesnel eleştiri denir.

9. Günlük (Günce): Yaşanan olayların, izlenimlerin, tarih atılarak, günü gününe yazılması ile oluşan türe günlük denir.

*Kısa yazılardır.

*Olayı yaşayan kişi tarafından yazılır.

*Yazarın hayatından izler taşır.

*İçten ve sevecendir.

*Ruzname de denir.

*Türün ünlüleri: Oktay Akbal, Suut Kemal Yetkin,

Seyit Kemal Karaalioğlu.

10. Hatıra (Anı): Bir yazarın kendisinin yaşadığı ya da tanık olduğu olayları, sanat değeri taşıyan bir üslupla anlattığı yazılardır.

*Geçmişteki olay üzerine yazılır.

*Yazar, olayları kendi bakış açısından anlatır.
*Anılar, yaşandığı dönem hakkında bilgi verir.
*Anılarda, yazarın kişisel bakışı söz konusudur.
*Türün ünlüleri: Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Rasim, Halit Ziya, Hüseyin Cahit, Falih Rıfkı.

11. Biyografi: Ünlü kişilerin hayatını anlatan yazı türüdür. Kişiyi tüm yönleriyle tanıtır. Açık, sade bir dil kullanılır. Divan edebiyatında şairleri anlatan bu eserlere, "Tezkire" denirdi. Türün ünlüleri: Mithat Cemal Kuntay, Şevket Süreyya Aydemir.

12. Otobiyografi: Bir kimsenin kendi yaşam olaylarını anlattığı eserlerdir.

*Çoğu zaman bunlarda, sanatçı kendisiyle beraber aile büyüklerinden, çevreden, aile içi durumlardan da söz eder.

13. Monografi: Başlı başına bir konuyu incelemek amacıyla yazılan yazı türüdür.

14. Mektup: Bir düşünce veya duygunun birilerine iletilmesi amacıyla yazılan özel yazılardır.

*Türün ünlüleri: Fuzuli, Namık Kemal, Ziya Gökalp, A. Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı.

15. Gezi Yazısı: Gezilip görülen yerler hakkında yazılan yazılardır.

*Gezi yazısında yazar daima, gezdiği yerleri anlatmalı, uydurma, yanlış bilgiler vermemelidir.

*Yazar gördüklerini, okuyucusunun daha iyi algılaması için, karşılaştırma yapar. Okur sanki o yerleri sanatçıyla gezer gibi olur.

16. Tiyatro: Hayattaki olayları konu edinen, sahnede oynanmak amacıyla yazılan edebi eserdir.

*Roman ve hikaye soyut olduğu halde, tiyatro somuttur.
*Tiyatro eserleri, konularına göre dram, trajedi ve komedi gibi türlere ayrılır.

a-Trajedi: Seyirciye, hayatın acıklı yönlerini göstermek, ahlak, erdemi anlatmak için yazılmış manzum eserlerdir.

*Konusunu seçkin kimselerin hayatından ya da mitolojiden alır.

*Kahramanları tanrılar, tanrıçalar ve soylu kimselerdir.
*Kusursuz bir üslubu vardır. Kaba sözlere yer verilmez.
*Eser baştan sona kadar ağırbaşlı, ciddi bir hava içinde geçer.

*Çirkin olaylar, seyircinin gözü önünde gerçekleştirilmez, sahne arkasında gerçekleştirilir. Bu olaylar haberciler tarafından sahnede aktarılır.

*Üç birlik kuralına uyulur. (Yer, zaman, olay)

*Oyunda korolara yer verilir.

*Ünlü trajedi yazarları: Eski Yunan; Aiskhylos, Eurupides, Sophokles / Fransız; Corneille, Racine.

b-Komedi: İnsanların ve olayların gülünç yönlerini ortaya koymak, izleyenleri güldürmek ve düşündürmek amacıyla yazılmış tiyatro eseridir.

*Konusunu, yaşanılan hayattan ve günlük olaylardan alır.
*Kişiler halktan ve yüksek zümreden her çeşit insan olabilir.
*Her türlü söze şakaya yer verilir.

*Kişilerin her türlü davranışları sahnede gösterilir.
*Birbirini izleyen diyalog ve koro bölümlerinden oluşur.
*Manzum olarak yazılır.

*Üç birlik kuralına uyulur.

Türün yazarları: Yunan-Aristophanes, Fransız-Moli-ere.

c-Dram: Hayatı olduğu gibi acıklı ve gülünç yönleriyle sahnede göstermek için yazılan tiyatro eseridir.

*Hayatı olduğu gibi yansıtır. Trajedi ve Komedi kaynaşmıştır.
*Konusunu günlük yaşamdan ve tarihten alır.

*Üç birlik kuralına uyma zorunluluğu yoktur.

*Olaylar, çirkin dahi olsa sahnede gösterildiği gibi kişiler hangi sınıf ve halktan olursa olsun dramda yer alır.

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI

( ? – 11.yy.)

Türklerin İslamiyet'e girmeden önce meydana getirdikleri edebiyattır. Başlangıçtan 11.yüzyıla kadar sürer. Sözlü ve yazılı olmak üzere ikiye ayrılır.

1) Sözlü Edebiyat Dönemi: Henüz yazıyı kullanmadan önce oluşturduğumuz eserleri kapsayan dönemdir. Bu ürünler sözlü olarak üretilmiş ve ağızdan ağıza aktarılarak bugünlere kadar gelmiştir. Eski Türk topluluklarının sığır, şölen ve yuğ adını verdikleri törenlerden doğan ürünlerdir. Bu törenler şaman, kam, baksı, oyun ve ozan adını alan kişiler tarafından yönetilir, bunlar sazlarıyla bu törenlerde bazı destan parçalarını veya koşuk, sagu adı verilen şiirleri söylerlerdi.

Dönemin ürünleri:

Ø Koşuk: Sığır denilen sürek avları sırasında söylenen şiirlerdir. Konusu daha çok doğa, aşk, savaş ve yiğitliktir. Bu tür daha sonra Halk edebiyatında koşma adıyla anılmıştır.

Ø Sagu: Yuğ adı verilen ölüm törenlerinde, ölen kişilerin erdemlerini ve duyulan acıları dile getiren şiirlerdir. Halk edebiyatında ağıt, divan edebiyatında mersiyenin karşılığıdır.

Ø Sav: Dönemin özlü sözleridir. Bugünkü atasözlerinin ilk biçimi niteliğindedir.

Ø Destan: Milletlerin zihinlerinde derin etki bırakan savaş, göç, afet, kıtlık gibi olayların sonunda halk arasında kendiliğinden oluşan uzun manzum hikayelerdir.

Destanların Özellikleri Şunlardır:

· Toplumun ortak görüşlerini yansıtması

· Seçkin kişileri konu alması

· Oldukça uzun olması

· Olayların toplumda derin izler bırakması

· Olağanüstü nitelikler göstermesi

· Milli dil ve nazım şekilleriyle söylenmesi

Türk Destanları

Destanlarımız yazıya geçirilemediklerinden İran, Çin ve Arap kaynaklarından ancak destanlarımızın konularını öğrenebiliyoruz.

Saka Türklerinin Destanları

· Alp Er Tunga Destanı: Türk-İran savaşlarıyla Alp Er Tunga’nın yiğitlikleri anlatılır.

· Şu Destanı: Türkler ile İskender arasındaki savaşlar ve Türk hakanı Şu’nun destanıdır.

Hun Türklerinin Destanı

· Oğuz Kağan Destanı: Hun Hükümdarı Mete’yi ve hayatını anlatır.

Göktürk Destanı

· Bozkurt Destanı: Savaşta yaralanan bir Türk’ün, dişi bir kurt(asena) tarafından kurtarılması, korunması ve Türklerin sözü edilen kurtla bu Türk’ten çoğalması anlatılır.

· Ergenekon Destanı: Bir yenilgi sonunda Ergenekon’a çekilen Türklerin orada çoğalıp, bir demir dağı erittikten sonra öçlerini alışlarını anlatan destandır.

Uygur Türklerinin Destanı

· Türeyiş Destanı: Uygurların erkek bir kurttan türeyişi anlatılır.

· Göç Destanı: Türklerin, Kutsal taşı Çinlilere vermeleri üzerine, tanrı tarafından cezalandırılmaları ve kuraklığın başlaması nedeniyle de göç etmeleri anlatılır.

Destanlar oluşumları bakımından ikiye ayrılır:

a- Doğal Destanlar: Halk arasında ortaya çıkan anonim ürünlerdir. Bunlar genellikle daha sonra bir şair tarafından derlenip düzenlenmiştir. Bu türün belli başlı örnekleri:

Yunanlılar(Homeros)-İlyada, Odysseia

İran(Firdevsi)-Şehname

Finliler-Kalevala

Alman-Nibelungen

İngilizler-Robin Hood

Hint-Ramayana, Mahabarata

Ruslar-İgor

İspanyol-Cid

Fransız-Chanson de Roland

Sümer-Gılgamış

Kırgız-Manas

b- Yapma(Suni) Destanlar: Bir olayın doğal destana benzetilerek bir şair tarafından destanlaştırılmasıdır. Örnekler:

Virgilius-Aeneit

Dante-İlahi Komedi

Tasso-Kurtarılmış Kudüs

Milton-Kaybedilmiş Cennet

2) Yazılı Edebiyat Dönemi: Bu dönemi Göktürk ve Uygur dönemi olarak iki grupta inceleyebiliriz.

a) Göktürk(Orhun) Yazıtları(8.yy): Bunlarda Çinlilere karşı bağımsızlık savaşı yapan, Türk bütünlüğünü yeniden kurmak için içte ve dışta savaşan Göktürklerin hikayesi anlatılır. Bu abideler 38 harfli olan Göktürk alfabesiyle yazılmıştır. Bunlardan en önemlileri şunlardır:

· Bilge(vezir) Tonyukuk Yazıtı(720-725) : Dört hakana vezirlik etmiş olan Tonyukuk tarafından yazdırılmıştır. Daha çok Çinlilerle yapılan savaşlar anlatılmaktadır. Kitabedeki hatıraların yazarı da vezirin kendisidir.

· Kül Tigin Yazıtı (732) : Göktürk hakanı olan bilge Kağan kardeşi Kül Tigin’in ölümü üzerine bu abideyi diktirmiştir.

· Bilge Kağan Yazıtı (735) : Göktürk hakanı olan Bilge Kağan’ın ölümünden sonra yazdırılmış bir abidedir. Son iki yazıt daha çok dönemin olaylarından, törelerden ve Bilge Kağan’ın ulusuna dilediği iyi dileklerden söz eder.

Kül Tigin ve Bilge Kağan abidelerindeki hatıraların yazarı ilk büyük Türk edibi sayılan Yollug Tigin’dir.

Türk adının geçtiği ilk yazılı belge ve Türk edebiyatının ilk yazılı örnekleri olan Göktürk abidelerindeki yazılar Prof. Thomsen ve Radloff tarafından okunmuştur.

b) Uygur dönemi eserleri: Göktürk devletinin yıkılmasından sonra kurulan Uygur hanlıklarından kalma eserlerdir. Daha çok Buddha ve Mani dininin esaslarını anlatan metinlerdir. Bunlar Turfan yöresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Uygurların kağıda kitap basma tekniğini bildikleri anlaşılmaktadır. Dönemden kalma birçok hikayenin yanında “kökünç” denilen bir tür ilkel tiyatro eserleri de vardır. Uygurlar bu eserleri 14 harfli Uygur alfabesiyle yazmışlardır.

İSLAMİYET ETKİSİNDEKİ TÜRK EDEBİYATI

(10. – 19.yy)

KUTADGU BİLİG

· 11. yy.da (1069-1070) Yusuf Has Hacip tarafından yazılmıştır.

· Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur.

· Kutadgu Bilig “Saadet Veren Bilgi” demektir.

· Didaktik bir eserdir.

· Aruzun kullanıldığı ilk eserdir.

· Mesnevi şeklinde 6645 beyit olarak yazılmıştır.

· Eserde 173 tane de dörtlük (mani) vardır.

· Eserde amaç toplum hayatındaki bozuklukları düzeltecek, insanı mutlu edecek yollar bulmak; bu yolları, devrin hükümdarına öğütler halinde göstermektir.

· Ahlak, dinin önemi, devlet idaresi gibi konulara da değinilmiştir.

· Eserde dört sembolik şahsiyet yer alır.

· Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.

DİVAN-I LÜGATİ’T-TÜRK

· 11.yy.da (1072-1074) Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılmıştır.

· Ebul Kasım Abdullah’a sunulmuştur.

· Türkçe’nin ilk sözlüğü ve dilbilgisi kitabıdır.

· 7500 Türkçe kelimenin Arapça karşılığını vermiş, cümledeki kullanımını göstermiştir.

· Türk dilini Araplara öğretmek amacıyla yazılmıştır. Bu nedenle Arapça olarak kaleme alınmıştır.

· Yazar Türkçe kelimelerin karşılıklarını vermiş, bunu halk dilinden derlediği örneklerle delillendirmiştir.

· Türk boyları ve coğrafyası ile Türklerin örf ve gelenekleri üzerine önemli bilgiler vardır.

· Devrinin Türk dünyasını gösteren bir haritada vardır.

· Hakaniye lehçesi kullanılmıştır.

ATABET’ÜL-HAKAYIK

· 12.yy.da “Edip Ahmet Yükneki” tarafından kaleme alınmıştır.

· Eser Sipehsalar Mehmet Bey adlı birine sunulmuştur.

· Atabet’ül Hakayık “Hakikatler Eşiği’’ anlamına gelir.

· Aruz vezniyle mesnevi tarzında yazılmıştır.

· Didaktik bir eserdir.

· Cömertlik, doğruluk, ilim gibi erdeme dayalı  konular işlenmiştir.

· Eser 46 beyit ve 101 dörtlükten meydana gelmiştir.

· Dörtlükler manilerdeki gibi aaxa şeklinde kafiyelen-miştir.

· Eserin dili biraz ağırdır. Arapça ve Farsça kelimelere rastlanır.

· Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.

DİVAN-I HİKMET

· 12.yüzyılda Hoca Ahmet Yesevi tarafından yazılmıştır.

· Hikmet, Ahmet Yesevi’nin kendi şiirlerine verdiği isimdir.

· Eserin dili sadedir.

· Eserin yazılma gayesi, halka İslamiyet'i hikmetli bir şekilde öğretmektir.

· Dörtlükler ve hece vezniyle yazılmıştır.

· Hakaniye lehçesi kullanılmıştır.

KİTAB-I DEDE KORKUT

· Destandan halk hikâyesine geçiş döneminin ürünüdür.

· 12 hikaye ve bir önsözden oluşur.

· Olağanüstü olaylarla gerçeğe uygun olaylar eserde iç içedir.

· Türklerin eski yaşam tarzları ile ilgili ayrıntılar yanında İslam dini ile ilgili özellikler de vardır.

· Eserde geçen “Dede Korkut” meçhul bir halk ozanıdır.

· Hikayelerde Oğuzların çevredeki boylar ile aralarındaki savaşlar ve kendi iç mücadeleleri yer alır.

· Hikayelerin konuları; aşk, yiğitlik gösterisi, kahramanlık, boylar arasındaki savaştır.

· 15. yy.da bugün adı bilinmeyen bir yazar tarafından yazıya geçirilmiştir.

· Eserin yazarı belli değildir.

· Nazım ile nesir iç içedir.

· Azeri Türkçesi de kullanılmıştır.

ANADOLU TÜRK EDEBİYATI

HALK EDEBİYATI

Halk Edebiyatının Genel Özellikleri:


*Sözlü edebiyatın devamı niteliğindedir.

*Dili sade, anlatımı yalındır.
*Halk deyimlerine ve güzel söyleyişlere yer verilir.
*Şiirler çoğu zaman saz eşliğinde, belli bir ezgiyle doğaçlama(hazırlıksız) söylenir.
*Nazım birimi genelde dörtlüktür.

*Ölçü hecedir(genellikle 7, 8 ve 11’li). Ancak aruzla yazanlar da çıkmıştır. 
*Çoğu kez yarım kafiye kullanılır. Rediflerden yararlanılmıştır.

*Somut konular işlenir.

*Yer yer benzetmelerden faydalanılmıştır. (Boy serviye, yüz aya, kaş kaleme, diş inciye, yanak güle…)
*Aşk, tabiat, ayrılık, hasret, ölüm, yiğitlik, toplum, din, zamandan şikayet sık sık işlenen konulardır.
*Şiirlerin başlığı yoktur. Şiirler nazım şekilleri ile adlandırılır.
*Koşma, semai, mani türkü, ilahi, destan gibi değişik nazım biçimleri kullanılmış; az da olsa nesir türünde de eser verilmiştir.

*Halk şairlerinin şiirleri ve kısa hayat hikayeleri “Cönk” adı verilen eserlerde toplanır.

Halk Edebiyatı üç grupta incelenir:

1) Anonim Halk Edebiyatı:Kim tarafından söylendiği bilinmeyen halkın ortak malı sayılan sözlü ürünlerin oluşturduğu edebiyattır.

*Mani, ninni, türkü, destan, ağıt, tekerleme, bilmece gibi nazım; atasözü, ortaoyunu, masal, halk hikayesi, efsane gibi nesir türlerinde eserler verilmiştir.

Nazım Şekilleri

MANİ

*Kafiye örgüsü aaxa’dır. (xaxa olanlar da vardır.)  *Genellikle hecenin 7’li kalıbı ile söylenir.

*Her konu işlenebilir.
*Bir dörtlükten oluşur. Dört dizeden az(kesik) ya da fazla(yedekli) olan maniler de vardır.
*İlk iki dize doldurmadır. Asıl maksat son iki dizede söylenir.

TÜRKÜ

*Kendine özgü bir ezgi ile söylenen bir nazım biçimidir.
*Daha çok hecenin 7, 8 ve 11’li kalıbıyla söylenir.
*İki bölümden oluşur. Birincisi türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bölümdür. Buna bent denir. İkincisi ise her bendin sonunda tekrarlanan nakarat bölümleridir. Bunlara da kavuştak(nakarat) denir.

*Bentler ve kavuştaklar kendi aralarında kafiyelidir.
*Aşk, tabiat, ayrılık, gurbet, hasret, sevgi ve güzellik gibi konular işlenmiştir.

*Konusu ve şekli devirden devire ve çevreden çevreye değişir.

*Ölünün arkasından söylenen ve onun hayattaki başarılarını anlatan ağıtlar da bir çeşit türküdür.

NİNNİ

*Annelerin çocuklarını uyutmak için belli bir ezgi ile söylediği sözlü edebiyat ürünüdür.
*Anne çocuğuna ilişkin isteklerini, iyi dileklerini, kendi sevincini, üzüntülerini anlatır.

2) Aşık Edebiyatı: Saz eşliğinde söyleyen “aşık” adlı halk şairleri tarafından oluşturulmuştur.

*Aşıklar genellikle okur yazar değildir.

*Aşıklar; köy, kasaba, şehir ve asker ocaklarında yetişir.

Nazım Şekilleri

KOŞMA

*Sevgi, doğa, türlü acılar, insanlık, sevgi ve yiğitlik gibi konular işlenir. 11’li hece ölçüsüyle söylenir. (6+5 ve 4+4+3).

*Nazım birimi dörtlüktür. 3-5 dörtlükten oluşur.

*Son dörtlükte ozanın adı (tapşırma) yer alır.

*Kafiye düzeni abab, cccb, dddb.... şeklindedir. İlk dörtlük aaab, abcb şeklinde de olabilir.

Koşmalar konuları yönüyle şu adları alır:

a)Güzelleme: Aşk, hasret, ayrılık, doğa sevgisi gibi lirik konuları işleyen koşmadır.

b)Taşlama: Birini yermek ya da toplumun bozuk yönlerini eleştirmek amacıyla yazılan şiirlerdir.

c)Koçaklama: Coşkun ve yiğitçe bir üslupla savaş ve kahramanlıkları anlatan şiirlerdir.

ç)Ağıt: Bir kişinin ölümünden duyulan acı ifade edilir. Belli bir ezgi ile söylenir.

SEMAİ

*Hece ölçüsünün 8’li(4+4) kalıbıyla söylenir.
*Kendine özgü bir ezgisi vardır.
*Ölçüsü ve bestesi dışında bütün özellikleri koşma ile aynıdır.

VARSAĞI

*Güneydoğu Anadolu’da yaşayan Varsak boyundan adını alır. Hemen bütün yönleriyle semai gibidir. *Semaiden farkı ilk dörtlükte geçen bre, behey, hey gibi ünlemlere yer verilmesidir.

*Müziğinde ve sözlerinde meydan okuyan, babacan, erkekçe bir hava duyulur. Koçaklama tarzındadır.

DESTAN

*Yiğitlik, savaş, deprem, yangın gibi toplumsal açıdan önemli konuların işlendiği bir türdür.

*Nazım birimi dörtlüktür. Dörtlük sayısı işlenen konuya göre değiştiğinden Halk edebiyatının en uzun nazım biçimi kabul edilir.

*Genellikle 11’li hece ölçüsü ile yazılır.

*Kafiye örgüsü koşma ile aynıdır.

*Kayıkçı Kul Mustafa’nın Genç Osman Destanı en ünlüsüdür.

Aşık Edebiyatının Sanatçıları:

KÖROĞLU

*16.yy halk şairlerimizdendir.
*Bolu Bey’i ile yaptığı mücadele ile tanınır.
*Şiirleri arasında yiğitçe, coşkun bir seslenişle söylenmiş koçaklamaları önemli bir yer tutar.
*Aşk, tabiat gibi konuları işlediği şiirleri de vardır.

KARACAOĞLAN

*17.yy halk şairidir.

*Halk edebiyatının en tanınmış şairi olan Karacaoğlan gerçek aşk hikayelerini konu almıştır.

*Kendinden sonraki halk şairlerini etkilemiştir. 
*Aşk ve tabiat şairidir.

*Dili sade, arı ve duru bir Türkçe’dir.

*Şiirlerinde tasavvufa ve dini konulara yer vermez.
*Şiirlerini hece ölçüsü ile yazmıştır.

AŞIK ÖMER

*Divan şiirinin etkisinde kalmıştır.

*Halk ve Divan şiirinin nazım şekilleriyle birlikte hece ve aruzla da şiir söylemiştir.

*18.yy şairidir.

*En çok eser veren saz şairidir.

GEVHERİ

*17.yy sonu ve 18.yy başında yaşamıştır.
*Şiirlerinden Şam’a, Arabistan’a gittiğini bir kaynaktan da Rumeli de bulunduğunu ve bir paşanın yanında katiplik yaptığını öğreniyoruz.

*Şiirlerinde divan edebiyatının etkisi vardır.
*Yer yer aruz ölçüsünü de kullanmıştır.
*Şiirlerinde yabancı kelimelere ve divan edebiyatı mazmunlarına yer vermiştir.

SEYRANİ

*Kayseri’nin Develi kasabasında doğmuştur.
*İstanbul’a gelmiş ancak devrin büyüklerini hicvettiği için, memleketine dönmek zorunda kalmıştır.
*Hicivleriyle tanınır.
*Aruzla yazmakla birlikte asıl şöhretini hece ölçüsüyle bulmuştur.

DADALOĞLU

*Toroslardaki göçebe Türkmenlerin Avşar boyundan olan Dadaloğlu’nun hayatı hakkında fazla bilgimiz yoktur.
*Derviş Paşa komutasındaki orduya karşı çıkmış, Türkmenleri ayaklanmaya çağıran şiirler yazmıştır. En meşhur sözü “Ferman padişahınsa dağlar bizimdir.”

*Şiirlerinde yiğitçe bir sesleniş olduğu gibi içli söyleyiş de vardır.

*İçinde bulunduğu tarih ve toplum olaylarını şiirlerine yansıtmıştır.

ERZURUMLU EMRAH

*Zamanın ünlü şairlerindendir.

*Divan şiirinin etkisinde kalarak aruzla da şiir yazmıştır.  Asıl kişiliği hece ölçüsü ile yazdığı koşma ve semailerinde görülür.

AŞIK VEYSEL SATIROĞLU

*Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde doğmuştur.
*Çocukluğunda geçirdiği çiçek hastalığı yüzünden gözlerini kaybetmiştir.
*İçli bir saz şairidir.
*Şiirlerinde insan, yurt, tabiat sevgisini dile getirmiştir.
*Ankara ve İstanbul radyolarında program yapmıştır.
*Ahmet Kudsi Tecer tarafından edebiyatımıza kazandırılmıştır.
Eserleri: Deyişler, Sazımdan Sesler, Dostlar Beni Hatırlasın.

3)Tekke Ve Tasavvuf Halk Edebiyatı: Dini, tasavvufi düşünceyi yaymak düşüncesiyle gelişen bir edebiyattır.
*Bu edebiyatın konusu Allah aşkı ve Vahdet-i Vücud düşüncesidir.
*Şairleri hem divan edebiyatı hem de halk edebiyatı nazım şekillerini kullanmıştır.
*Aruz vezni ve hece vezni birlikte kullanılmıştır.
*Dili halkın anlayabileceği bir dildir.

Nazım Şekilleri

İLAHİ

*Allah’ı övmek ve ona yalvarmak için yazılan şiirlere denir.
*Özel bir ezgiyle okunur.
*Hecenin 7’li 8’li 11’li kalıbıyla söylenir.

NEFES

*Bektaşi şairlerinin söyledikleri şiirlere denir.
*Tasavvuftaki Vahdet-i Vücud düşüncesi anlatılır.
*Hz. Muhammed ve Hz. Ali için övgüler de söylenilir.

NUTUK

Pirlerin ve mürşitlerin, tarikata yeni giren dervişlere tarikat derecelerini ve tarikat adabını öğretmek için söyledikleri şiirlerdir.

DEVRİYE

Devir kuramını anlatan şiirlere denir.

ŞATHİYE

İnançlardan teklifsizce, alaylı bir dille söz eder gibi yazılan şiirlerdir.

Tekke Ve Tasavvuf Edebiyatı Sanatçıları:

YUNUS EMRE

*Eskişehir’de yaşadığı söylenir.

*Hayatı efsanelerle örülmüştür.

*Dili sadedir.

*Allah inancını ve insan sevgisini işler.

*Şiirlerinde coşkun bir lirizm vardır. Lirik bir şairdir.
*Şiirlerinde hem aruz hem de hece vezni kullanılmıştır.
*İşlediği konular yönüyle evrenseldir.

Eserleri: Divan, Risalet’ün-Nushiye



HACI BEKTAŞ-I VELİ

13.yy.da yaşamıştır. Türkistan’ın Nişabur şehrinde doğmuştur. A.Yesevi’nin isteğiyle Anadolu’ya gelmiştir.
Bilinen en önemli eseri “Makalat”tır. Sohbetler, sözler anlamına gelir. Hz Adem’in yaratılışı, şeytan ve şeytani işler, Allah’ın birliği gibi konuları ele almıştır.

PİR SULTAN ABDAL

*16.yy.da yaşamış bir Bektaşi şairidir. Sivas’ın Banaz köyünde doğmuştur. Hızır Paşa tarafından Sivas'ta idam edilmiştir.
*Tasavvuf, tabiat, aşk ve halkın gerçek yaşayışıyla ilgili konuları işler.

*Divan edebiyatından etkilenmemiştir. Dili sadedir.

EDEBİ SANATLAR

1- BENZETME(TEŞBİH)

Aralarında ortak özellik bulunan iki kavramdan nitelik yönünden zayıf  olanın  güçlüye benzetilerek belirgin hale getirilmesidir.

Güzel Türkçe’miz anamın sütü gibidir.(Bu örnekte Türkçe ;saf,temiz ve katkısız olma bakımından ana sütüne benzetilmiştir.)

Tam bir benzetmede dört öğe bulunur.

1-Benzeyen:Bir birine benzetilen kavramlardan nitelikçe güçsüz olanıdır.

2-Kendisine Benzetilen:Benzetilen kavramlardan nitelikçe güçlü olanıdır.

3-Benzetme Yönü:Benzeyenle benzetilen arasındaki ortak özelliktir.

4-Benzetme Yönü:Benzetmeyle benzetilen arasında ilişkiyi kuran  sözcüktür.gibi,kadar,sanki……

CENNET            GİBİ                 GÜZEL                                 VATAN

Kendisine          benzetme                 benzetme                           benzeyen

Benzetilen           edatı                         yönü

NOT:Benzetme yaparken her zaman bu dört   ögenin   bulunması gerekmez

2- İSTİARE(İĞRETİLEME )

Her hangi bir varlığa,benzerlik dolayısıyla  asıl adının benzediği başka bir varlığın adının verilmesine denir.Bu sanatın özünün teşbih oluşturur.Ancak istiarede benzeyen ve kendisine benzetilenden sadece biri söylenir.

Şakaklarıma kar mı yağdı ,ne var?

Kendisine  benzetilen :kar

Benzeyen:şakaklardaki kır saçlardır.Ancak söylenmemiştir.Biz bunu mantıkla buluyoruz.

Benzeyenin ya da benzetilenin kullanılmasına bağlı olarak iki çeşit istiare vardır.

1-Açık İstiare:Yalnız kendisine benzetilenin kullanılmasıyla yapılır.

Semanın kandilleri yanıyor

Benzeyen:yıldızlar(yok)

Kendisine benzetilen:kandil(var)

Her güzelin  kalbinde bir aslan yatar

Benzeyen:sevgili(yok)

Kendisine benzetilen:aslan(var)

Her güzelin kalbinde bir aslan yatar

Gözlerimiz bulutlandı arabaya binince

Yüce dağ başında siyah tül var

Havada bir dost eli okşuyor tenimizi

2-Kapalı İstiare: Benzeyenin  ve benzetme yönünün kullanılmasıyla yapılan istiaredir.

Yüce dağların başında

Salkım salkım olan bulut.

Benzeyen:Bulut(var)

Kendisine benzetilen:üzüzm(yok)

O giderken ağlıyordu gökler

Benzeyen:gökler(var)

Kendisine benzetilen:insan(yok)

O giderken ağlıyordu gökler

Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyordu

Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal

Yürüyordum ağlıyordu ırmaklar

3. Temsili İstiare

Kendisine benzetilen ve benzetme yönüyle yapılan benzetmelerdir. Bunlarda benzeyenin anlatılmak istenen birçok özelliği kendisine benzetilenin özelliği olarak sıralanır.

Hani bir gün seninle Topkapı’dan

Geliyorduk yol üstü bir meydan

Bir çınar gördük enli, boylu, vakur

Bir çınar hiç eğilmemiş mağrur

Koca bir gövde belki altı asır

Belki ondan da fazla, dalgın, ağır

Kaygısız bir ömür sürüp gelmiş

Öyle serpilmiş, öyle yükselmiş

Yukarıdaki dizelerde Osmanlı, bir çınara benzetilmiş ancak Osmanlı hiç söylenmemiş, çınarın özellikleriyle hissettirilmiştir.

Bin gemle bağlanan yağız at şaha kalkıyor
Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor
Son macerayı dinlememiş varsa, anlatın
Ram etmek isteyenler o mağrur, asil atın
Beyhudedir her uzvuna bir halka bulsa da
Boştur köpüklü ağzına gemler vurulsa da
Coştukça böyle sel gibi bağrında hisleri
Bir gün başında kalmayacaktır seyisleri
Son şanlı macerasını tarihe anlatın
Zincir içinde bağlı duran kahraman atın
Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor
Asrın baş eğdi sandığı at, şaha kalkıyor

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

Benzeyen Kendisine Benzetilen

Türk ulusu                              At
Hücuma geçme                       Şaha kalkma
Kurtuluş Savaşı                        Son şanlı macera
Düşman                                  Seyis

At ==> Türk Milleti

3-KİNAYE

Bir sözün gerçek anlamını  söyleyip mecaz anlamını çağrıştırma sanatıdır. Bu sanatta gerçek anlamda söylenmiş olabilir ama kastedilen yan anlamdır.

Bulamadım dünyada gönüle mekan

Nerde bir gül bitse etrafı diken”

Son dizede kinaye yapılmıştır.Çünkü:Gerçekten gülün olduğu yerde dikenler vardır.Ancak burada kastedilen “nerede iyilik olsa mutlaka etrafında kötülük de olur” anlamındadır.Dizede söylenen gerçek  anlamın ardında bir mecaz anlam vardır.

“Var mı benden yüreklisi birisi bu işi yapacak”

“Ey benim sarı tamburam

-Niçin inilersin

-İçim oyuk derdim büyük onun için inilerim

Bir kelime yada kelime grubunu bir sebebe bağlı olarak her iki anlama gelecek şekilde kullanma sanatıdır.Bu sanatta sözün gerçek anlamı söylenir ama mecaz anlam çağrıştırılır.

Bulamadım dünyada gönüle mekan

Nerede gül bitse etrafı  diken

(Son dizede kinaye sanatı yapılmıştır.Gerçekte gülün açtığı yerde diken de vardır ama burada her iyinin çevresinde kötülükte vardır denmek istenmiştir.

Var mı benden yüreklisi bu işi yapacak

Ey banim sarı tamburam

Sen niçin inlersin

İçim oyuk derdim büyük

Onun için inlerim

4-MECAZ-I MÜRSEL(AD AKTARMASI):

Bir sözün benzetme amacı güdülmeden gerçek anlamı dışında kullanılması sanatıdır.Gerçek anlama gelmesi imkansızdır.

Ankara bu olaya tepki gösterdi.

Burada tepki gösteren şehir değil.Anakara da bulunan hükümettir.Mecaz-ı mürsel yapılmış.Şehir söylenmiş hükümet kastedilmiştir.

Cemil Meriç’i her okuyuşumda yeni bir şeyler buluyorum. (Kitabını okuyorum kendisini değil)

Kırmızı beyaz bu sene başarı gösteremedi.

Evin suyu patlamış.

5- TEVRİYE

Birden fazla anlamı olan bir kelimenin iki anlama gelecek şekilde kullanılmasıyla oluşturulan sanattır.Kelimelerin yakın anlamları söylenir görünerek uzak anlamları kastedilir.Tevriyede kelimenin her iki anlamı da gerçektir.

Ulusun korkma ,nasıl böyle bir imanı boğar

Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar

Yukarıdaki dizelerde geçen ulusun kelimesi hem yücesin anlamı hem de köpek gibi ulumak anlamı taşır. Bu anlamların ikisi de gerçektir.

Baki kalan bu kubbede hoş bir seda imiş

I.anlam:şairin kendisi

II.anlam:ebedi

6- TEŞHİS-İNTAK  (KİŞİLEŞTİRME-KONUŞTURMA)

İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıklara insana özgü bir özellik verme sanatına TEŞHİS denir.

Alama karanfil beni de ağlatma

Sil göz yaşlarını

Ağlamak insana özgü bir niteliktir burada karanfilin ağlaması, göz yaşlarını silmesi kişileştirildiğini gösterir.

Kanlıca yüzerken uykularda

Mehtabı sürükledik sularda

Aslan postu giymiş eşeğin biri

Canına okuyacaktı dünyanın

İnsafı da yoktu kafir hayvanın

İNTAK: İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıkların konuşturulması sanatıdır. Konuşturma kişileştirmeden sonra gelir.Varlıklar önce kişileştirilir sonra gerekirse konuşturulur. Her intakta bir kişileştir me vardır ama her kişileştirmede bir intak yoktur.Fabllar bu sanata örnektir.

Sordum sarı çiçeğe:

-Annen baban var mıdır?

Çiçek eydür derviş baba :

-Annem babam topraktır.

Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna:

-Tenimde bir yara işler gibisin

Titrerim rüzgarlar zarar vermesin!

7- ALİTERASYON

Şiirde aynı seslerin fazlaca kullanılmasıdır.Amaç ahenk oluşturmaktır.

Bir büyük boşlukta bozuldu büyü

Eylülde melul oldu gönül soldu da lale

Bir kaküle meyletti gönül geldi bu hale

8- TARİZ(İĞNELEME-DOKUNDURMACA )

İğneleme sözün tam karşıtının söylenmesiyle yapılır.Bir sözün karşıt anlamının anlaşılacak şekilde kullanılmasıdır.Tarizde eleştiri,yergi, alay anlamı vardır.

Yaramaz bir çocuk için “o çok usludur “ denmesi

Geç kalan birisine “Beyefendiler niçin erken teşrif buyurdular” denmesi

9- TEZAT(ZITLIK-KARŞITLIK)

İki karşıt düşüncenin bir arada söylenmesi ile yapılan sanattır.Bir cümlede iki zıt kelimenin  bulunması önemli değildir. Ö nemli olan bu iki zıt kelimenin bir düşüncede birleşmesidir.

Gece uyurum,gündüz çalışırım---------(tezat değil)

Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz

Ağzına yok dediler dediklerince var imiş

10- MÜBALAĞA (ABARTMA )

Bir sözün etkisini arttırmak amacıyla bir şeyi olduğundan çok göstermek ya da olmayacak biçimde anlatma sanatıdır.

Alem sele gitti gözüm yaşından(Göz yaşından sel oluşmaz o nedenle abartma yapılmıştır)

Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle

O kadar zayıftı ki

Bir dalın arkasına geçse göremezdi kimse onu

Merkezi hake atsalar da bizi

Küre-i arzı patlatır çıkarız

11-SECİ

Düz yazıda kafiyeli sözcüklerin kullanılmasıdır.

İlahi! kabul senden, red senden;şifa senden, dert senden.

İlahi! iman verdin,daim eyle; ihsan verdim, kaim eyle

12-   TENASÜP

Anlamca aralarında ilişki bulunan sözcüklerin bir arada kullanılması sanatıdır.

Gün bitti ağaçta neşe söndü

Yaprak ateş oldu kuşta yakut

Yaprakla kuşun parıltısından

Havuzun suyu erguvane döndü

13-HÜSN –İ TALİL (GÜZEL SEBEBE BAĞLAMA)

Bilinen bir olayı sebebinin dışında daha güzel bir sebebe bağlama sanatıdır.

Güzel şeyler düşünelim diye yemyeşil oluvermiş ağaçlar

Ateşten kızaran bir gül arar da

Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi

Üzüm üzüme baka baka kararır

14-TECAHÜL-İ ARİF

Bilinen bir gerçeği bilmez görünerek anlatma sanatıdır.

Gökyüzünün başka rengi de varmış

Geç fark ettim taşın sert olduğunu

Su insanı boğar ateş yakarmış

Her doğan günün bir dert olduğunu

İnsan bu yaşa gelince anlarmış

Şakaklarıma kar mı yağdı, ne var?

Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?

………………………..

Yılın ilk karı yağdı

İyice kısaldı günler

Ölülerimiz üşür mü ki?

…………………………….

Sular mı yandı,neden tunca benziyor mermer?

15-TELMİH (HATIRLATMA)

Herkesçe bilinen tarihi bir olayı,kişiyi ya da bir öyküyü hatırlatma sanatıdır.

Sultan Süleyman’a kalmayan dünya

Sana da bana da kalmaz

(Bu dizede hayvanlarla konuşabilen Hz. Süleyman peygamber anımsatılmıştır)

Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi(Bedir savaşındaki askerler)

Gökyüzünde İsa ile

Tur dağında Musa ile

Elindeki asa ile

Çağırayım Mevla’m seni

16-   CİNAS

Şiirde yazılışları aynı anlamları farklı sözlerin bir arada kullanılması sanatıdır.

Neden içsin kuzu su

Beni inim inim inleten

Bir ananın kuzusu

Kısmetindir yer yer gezdiren seni

Arşa çıksan akıbet yer yer seni

DİVAN EDEBİYAT

Divan Edebiyatının Genel Özellikleri:

*Şiirde aruz ölçüsü kullanılmıştır.

*Mazmunlar (klişeleşmiş, kalıplaşmış sözler) sıkça kullanılır.
*Dil süslü ve sanatlıdır. Arapça, Farsça kelime ve tamlamalara sıkça yer verilir.

*Şiirde konu bütünlüğü aranmaz. Beyit bütünlüğü esastır. Her beyit ayrı bir konuyu işler.

*Anlamdan çok söyleyiş önemlidir. Ne söylendiği değil nasıl söylendiği önemlidir.

*Kafiye göz içindir. Genellikle zengin kafiye kullanılmıştır.
*Şiire başlık konmaz. Her şiir redif veya türünün adı ile anılır.

*İnsanın iç dünyasına dönük, soyut ve kitabi edebiyattır.
*Özgün değildir. Arap ve Fars edebiyatı etkisindedir.
*Nazım birimi olarak Gazel, Kaside, Rubai gibi Arap ve Fars edebiyatından alınan nazım şekilleri kullanıldığı gibi Tuyuğ ve Şarkı gibi divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı nazım şekilleri de kullanılmıştır.

Divan Edebiyatı Nazım Şekilleri

Divan edebiyatı nazım türleri

Dörtlük halinde    Bent Halinde       Beyit halinde

Rubai                 terci-i bent                       kıt’a

Şarkı                  terkib-i bent                    müstezat

Tuyuğ                                                          Şehrengiz

Murabba                                                gazel

Kaside

mesnevi

1. Nazım Birimi Beyit Olanlar:

GAZEL

*Aşk, ayrılık, hasret, ölüm gibi lirik konular işlenir.
*Türk edebiyatına İran edebiyatından girmiştir.
*İlk beytine “matla” son beytine “makta” denir.
*En güzel beytine beytü’l-gazel denir.
*Son beyitte şairin mahlası yer alır.
*Gazelin bütün beyitlerinde aynı konu işleniyorsa buna yek-ahenk gazel denir.
*Bütün beyitleri aynı güzelliğe sahipse yek avaz gazel denir.
*Beyit sayısı 5-15 arasındadır.
*İlk beyit kendi arasında kafiyelidir. Diğer beyitlerin ikinci beyitleri birinci beyit ile kafiyelidir. (aa, ba, ca, da, ea)

KASİDE

*Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla belirli kurallar içinde yazılan uzun şiirlere denir.
*İlk beytine “matla” son beytine “makta” denir.
*Şair matla beytini kasidenin herhangi bir yerinde yineleyebilir.
*Şair mahlasının bulunduğu beyte taç beyit denir.
*En güzel beytine beytü’l-kasid denir.
*En az 31(33)en fazla 99 beyit olur.
*Kaside belli bölümler halinde yazılır:

a) Nesib: Bahar mevsimi kış manzaraları betimlenir ya da kurban ve ramazan bayramı anlatılır.
b) Girizgah: Nesib bölümünden asıl konuya geçiş ifade eden bir veya birkaç beyittir. Nükteli ince sözlerin söylendiği bölüm.
c) Mehdiye: Asıl anlatılmak, övülmek istenen kişi için ne denecekse açıklanır. Asıl bölümdür.
ç) Fahriye: Şairin kendini övdüğü ve diğer şairlerle karşılaştırdığı bölümdür.
d) Tegazzül: Kasideyle aynı ölçüde ve uyakta gazel yazılır.
e) Dua: Şair övdüğü kişinin başarılarının devamlı olması ömrünün uzun olması için dualar eder iyi dileklerde bulunur.

Kasideler Konularına Göre Değişik Adlar Alır:

Tevhid: Allah’ın birliğini anlatan kasideler.
Münacat: Allah’a yalvarmak, dua etmek amacıyla yazılan kasideler.
Naat: Peygamberimizi övmek için yazılan kasideler.
Mehdiye: Devrin ileri gelenlerini övmek için yazılan kasideler.
Hicviye: Devrin yöneticilerini eleştirmek için yazılan kasideler.
Mersiye: Devlet büyüklerinin ölümünden duyulan üzüntülerin anlatıldığı kasideler.

Not: Kasideler "nesib" bölümünde işlenen konulara ve rediflerine göre adlandırılır.

MESNEVİ

*Mesneviler öğüt verici bir olayı anlatan uzun şiirlerdir. (savaş, aşk, tarihi olaylar, din ve tasavvuf)
*Mesneviler Divan edebiyatında bir bakıma günümüzdeki roman ve hikayenin yerini tutuyordu.
*Beyit sayısı sınırsızdır.

*Her beyit kendi arasında kafiyelidir.(aa, bb, cc, dd)

*Aruzun kısa kalıpları ile yazılır.

*Beş mesnevinin bir araya gelmesiyle oluşan esere hamse denir.

KIT’A

Belli bir uyak düzeniyle yazılmış olan, dizeleri arasında ölçü birliği bulunan; herhangi bir düşünce ya da duyguyu en az ikiden başlamak üzere, en çok on altı beyitte anlatan nazım biçimine denir.

*Gazelden farklı olarak matla beyti yok.
*Kafiyelenişi xa, xa, xa...
*Daha çok felsefi ve toplumsal düşünceler anlatılır.

MÜSTEZAT

*Bir uzun bir kısa dizeden oluşan nazım şeklidir.
*Kısa dizelere ziyade denir.
*Aruzun bir tek kalıbıyla yazılır.
*Kafiyelenişi gazel gibidir.
*Makta beyti yoktur.

2. Nazım Birimi Dörtlük Olanlar:

RUBAİ

*Dört dizeden oluşur.

*Kafiye düzeni aaxa şeklindedir.

*Şarap, dünyanın türlü nimetlerinden yararlanma, hayatın anlamı, felsefe ve ölüm gibi konular işlenir.

*Kendine özgü 24 kalıbı vardır. İranlılara aittir.

TUYUĞ

*Dört dizeden oluşur.
*Kafiyelenişi rubai gibidir.
*Aruzun Failatün, Failün kalıbıyla yazılır.
*Konu sınırlaması yoktur.  
*Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir.

ŞARKI

*Beyitle okunmak için yazılan, dörder dizelik bentlerden oluşan nazım biçimidir.
*Dörtlük sayısı 3-5 arasındadır.
*Birinci dörtlükte 2. ve 4. diğer dörtlüklerde ise 4. dize tekrarlanır. Bu dizelere nakarat denir.
*Kafiye örgüsü abab, cccb, dddb
*Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir.
*Günlük hayat, aşk, sevgi gibi konular işenir.

MURABBA

*İlk dörtlük kendi arasında kafiyelidir. Diğer dörtlüklerin son dizeleri 1. dörtlük ile kafiyelidir. (aaaa, bbba, ccca)

*Felsefi konular ve aşk işlenir.

3. Bentlerle Kurulanlar:

4.

TERKİB-İ BENT

*Bentlerle kurulan bir nazım şeklidir.
*Her bent 7 ila 10 beyitten oluşur.
*Bent sayısı 5 ile 10 arasında değişir.
*Gazeldeki gibi kafiyelenir.
*Her bent arasında vasıta beyti bulunur.
*Talihten, hayattan şikayet, dini, tasavvufi ve felsefi düşünceler anlatır.
*Terkib-i bentlerde her bentten sonra vasıta beyti değişir.

TERCİ-İ BENT

*Biçim ve uyak yönüyle Terkib-i Bende benzer.
*Terkib-i Bentte değişen vasıta beyti Terci-i Bentte de değişmez.
*Vasıta beytinin aynen tekrarlanması bütün bentlerde aynı konuyu işlemeyi zorunlu kılar.
*Felsefi konular, Allah’ın kudreti kainatın sırları tabiatın zıtlıkları gibi konular işlenir.

DİVAN EDEBİYATINDA NESİR

(DÜZ YAZI)

NESİR TÜRLERİ

Tarih: Resmi niteliği olmayan bir türdür. Vakayiname ise Osmanlı devletinin resmi tarihidir.

Tezkire: Edebiyat tarihi veya biyografinin divan edebiyatındaki karşılığıdır.
Sefaretname: Osmanlı elçilerinin bulunduğu ülkelere ait bilgileri, izlenimleri içeren ve gezi yazısına benzeyen bir türdür.
Seyahatname: Gezi yazısıdır.

Divan edebiyatında nesir, dil ve üslup açısından üç bölümde ele alınır:

A)Sade Nesir: Halk için sade bir dille konuşulur.

B)Orta Nesir: Halkın konuştuğu dilden ayrılmış yer yer süslü nesrin niteliklerini taşımakla beraber anlatılmak isteneni anlaşılır bir şekilde ortaya koyan nesirdir.

C)Süslü Nesir: Ustalık göstermek amacıyla yazılmış, yabancı kelimeler, tamlamalarla yüklü şekillerin kullanıldığı söz ve anlam sanatlarıyla dolu, bağlaçlarla uzayıp giden cümlelerle örülmüş, güç anlaşılır bir nesirdir.

Münşeat: Süslü nesir örneklerinden oluşan kitaplara denir.

Nesir Şeklinde Yazılmış Ünlü Eserler:

Ø Kabusname: Mercümek Ahmet

Ø Tazarruname: Sinan Paşa

Ø Seyahatname: Evliya Çelebi

Ø Keşfü’z-Zünun: Katip Çelebi

Ø Naima Tarihi: Naima

DİVAN EDEBİYATI SANATÇILARI

13.yy: Anadolu’da dini konularda yazan Sultan Velet, Ahmet Fakih ve Şeyyad Hamza’yı görürüz. Bu yy.da din dışı konularda şiirler yazan ilk divan şairi olarak Hoca Dehhani görünür.

HOCA DEHHANİ

*Divan edebiyatının ilk şairi olarak kabul edilir.

*Horasan Türklerindendir.
*İran edebiyatı etkisiyle din dışı şiirler yazdı.
*Şiirlerinin en önemli teması aşktır.
*Farsça bir Selçuk Şehnamesi yazdığı da söylenir.

14.yy

SEYYİD NESİM

*Tasavvuf alanında şiirler yazmıştır.
*Eserlerinde Azeri Türkçesini kullanmıştır.
*Dili oldukça sadedir.
*Şiirleri son derece liriktir.
*Divanı vardır. Tuyuğları önemlidir.

AHMEDİ

*Din dışı şiirler yazmıştır.
*Şiirleri liriktir.
*İskendername adlı mesnevisi önemlidir.

15.yy

Anadolu dışında Ali Şir Nevai Anadolu’da ise Ahmed Paşa, Necati Bey önemlidir. Süleyman Çelebi ise Vesilet’ün-Necat isimli mevlidini bu devirde yazmıştır.

ALİ ŞİR NEVAİ

*Büyük bir devlet adamı ve büyük bir edebiyatçıdır.
*Türkçenin Farsçadan üstünlüğünü ortaya koymaya çalışmıştır.
*Muhakemet’ül-Lügateyn adlı eserinde Türkçe ile Farsçayı karşılaştırarak Türkçenin daha üstün bir dil olduğunu söyler.
*Türk Dil Kurumunu kurmaya çalışmış ve bu amaçla şiirler yazmıştır.
*Çağatay lehçesini kullanmıştır.
*Hamse sahibidir.
*Düz yazıları da vardır.
*Eserleri: Mahzen’ül-Esrar(Sırlar Hazinesi), Lisan’üt-Tayr(Kuşların dili), ilk tezkire olan Mecalis’ün-Nefais, Mizan’ül-Ezvan (Vezinlerin terazisi)

ŞEYHİ

*Germiyanoğulları ve Osmanlı saraylarında bulunmuş devlet büyüklerine kasideler sunmuştur.

*Padişahtan aldığı tımarın verilmemesi üzerine İkinci Murat’a sunduğu söylenen Harname’yi yazmıştır.
*Harname dışında Hüsrev ile Şirin adlı mesnevisi vardır.

16.yy

Osmanlı devletinin siyasi ve edebi olarak zirvede bulunduğu bir dönemdir. Birçok ünlü şair yetişmiştir.

FUZULİ

*Divan edebiyatının en büyük şairidir. Kerbela’da yaşamıştır. Türbedarlık yapmış, iyi bir eğitim görmüştür.
*Şiirlerini Azeri Türkçesi ile yazmıştır. Dönemine göre dili sadedir. Gazel şairi olarak bilinir.
*Şiiri bir ilim işi olarak görür. İlimsiz şiiri temelsiz duvara benzetir.
*Şiirde tasavvuf önemlidir.
*Diğer önemli konu aşktır.

BAKİ

*İyi bir medrese eğitimi görmüş ve çeşitli medreselerde müderrislik yapmıştır.
*Şiirlerinde tasavvufa yer vermemiştir.
*Aşk, tabiat ve devrinin ihtişamı şiirlerinde yer alan başlıca konulardır.
*Gazel türünün tanınmış şairlerindendir.
*Dili kullanmada başarılıdır.
*Ahenkli, akıcı, zevkli bir dili vardır.
*Söz sanatlarını başarıyla kullanır.
*Divanı ve nesir türünde Fezail-i Mekke adlı eseri vardır.
*Divandaki Kanuni Mersiyesi önemlidir.

17.yy

NEFİ

*Padişahlara ve ileri gelenlere yazdığı kasideleri ve hicivleriyle tanınır. 
*Ölçüsüz biridir. Övdüğünü göklere çıkarır, kötülediğini yerin dibine sokar.
*Kasideleriyle tanınır.
*Dili süslü ve sanatlıdır. Dili çok iyi kullanır.
*Hicivlerini Siham-ı Gaza isimli eserinde toplar.

NABİ

*Şiir ile düşünceyi birleştiren şair olarak görülür.
*Şiirlerinde hikmetli sözlere, atasözlerine yer vermiştir.
*Dili akıcıdır.
*Şiirlerinde toplumun düzensizliklerini, hayatın kişiyi kötülüklere götüren yönlerini göstermeye çalışmıştır.
*Hayriye, Hayrabat adlı iki didaktik mesnevisinin yanında Tuhfet’ül-Haremeyn ve Münşeat adlı kitapları da vardır.

18.yy

Divan edebiyatının son yy.dır. Bu yy.dan sonra büyük divan şairleri yetişmemiştir.

NEDİM

*Lale devrini yaşamış ve şiirlerinde yansıtmıştır.
*Şiirlerinde zevk, sefa, eğlence, nükte, musiki bir aradadır.
*Şiirdeki inceliğe büyük önem verir.
*Divan edebiyatının kuralları dışına çıkmıştır. Kendine özgü bir dil oluşturmuştur.
*Edebiyatımızda mahallileşme cereyanı Nedim’le başlamıştır.
*İstanbul Türkçesini şiire getirmiştir.
*Şiirde İstanbul’un mesire yerlerini anlatır.
*Dini konulara hiç yer vermemiştir.
*Dili açık, yalın, ahenklidir.
*Şarkı türünün önemli bir ismidir.
*Gazelleriyle ünlüdür, divanı vardır.
*Divanında heceyle yazılmış bir de türkü vardır.

ŞEYH GALİP

*Divan edebiyatının son büyük şairidir.
*Süslü ve çeşitli söz sanatları ile yüklü, ağır bir dili vardır.
*Sebk-i Hindi adı verilen üslubun edebiyatımızdaki temsilcisidir.
*Düşünce ve tasvirlerle örülü yoğun bir hayal gücü vardır.
*Şiirlerinde musiki önemlidir.
Eserleri: Divan ve Hüsn ü Aşk

Divan Edebiyatının Bazı Terimleri

Nazire : Bir şairin şiirine konu, ölçü ve uyak bakı­mından benzer yazılan şiirdir. Nazire, alay etme amacıyla yazılmışsa "tehzil" adını alır.

Tazmin : Bir şairin şiirine dize eklenerek elde edi­len şiirdir. Tahmis gibi.

Siyer: Hz. Muhammet'in hayatını anlatan nesir ya­pıtıdır.

Tezkire : Şairlerin yaşamını anlatan, şiirleri hakkın­da bilgi veren biyografi türüdür. Osmanlı'da ilk tez­kire Sehi Bey'in "Heşt Behşt" adlı yapıtıdır.

Sur-nâme : Sünnet, düğün gibi törenleri anlatan şi­irlerdir.

Gazavat-nâme : Savaşları anlatan nesir yapıtları­dır.

Lugaz - Muamma : Bilmecedir.

Darb-ı Mesel : Atasözüdür.

Mahlas : Şairlerin takma adıdır.

Sefaret-nâme : Elçilik notlarından oluşan yapıttır.

ESKİ(ANTİK) YUNAN ve LATİN EDEBİYATI

(MÖ 9-MÖ 2)

Batı edebiyatına kaynaklık ettiği düşünülen iki edebiyattan(Yunan-Latin) biri olan Yunan edebiyatının temeli Homeros’un yazdığı veya derlediği İlyada ve Odisa destanlarıdır. Eski Yunan edebiyatı:

Ø Hesiodos: Didaktik şiirin kurucusu sayılır.

Ø Sappho: Lirik türün en büyük sanatçısı sayılır, aşk temalarını çokça işler.

Ø Aissopos: Fabl türünün kurucusudur.

gibi şairleri yetiştirdikten sonra MÖ 5.yüzyılda altın çağını yaşamıştır. Bu devrin önemli sanatçıları:

TRAGEDYA’DA

Ø Aiskhylos: Eserlerinde gelenek ve ahlakı savunur. İlk büyük trajedi şairidir.

Ø Sophokles: Kral Oidipus,

Ø Euripides:

KOMEDYA’DA

Ø Aristophanes: İlk büyük komedya şairidir.

Ø Menandros

HİTABET’TE

Ø Demosthenes

TARİH’TE

Ø Heredotos: Tarih türünün kurucusu sayılır.

FELSEFE’DE

Ø Platon(Eflatun): Dünyanın en büyük filozoflarından sayılır. Felsefede idealizmin kurucularındandır.

Ø Sokrates

Ø Aristoteles

MÖ 2.yüzyıldan sonra Eski Yunan Edebiyatı yerini kendi kültür ve sanatının etkisinde gelişen Latin Edebiyatına bırakır. Bu devrin önemli sanatçıları:

Ø Tragedya’da: Ennius

Ø Komedya’da: Plautus, Terentius

Ø Şiir’de: Horatius(Lirik), Ovidius(Lirik), Vergilius (Destan)

Ø Hitabet’te: Çiçero

Ø Felsefe’de: Seneca

Ø Tarih’te: Tacitus

Batı Roma İmparatorluğunun 5.yüzyılda yıkılmasından sonra 11.yüzyıla kadar Batı’da ölü bir dönem yaşanmıştır. 11.yüzyıldan sonra kiliseyi ve kilisenin inançlarını her şeyin üzerinde tutan sanatı ve insanı sınırlayan orta çağ başlar. Rönesans’ın da hazırlayıcılarından olan Dante, İlahi Komedya adlı eseriyle bu dönemin en büyük sanatçısıdır.

15.yüzyıldan itibaren yeniden doğuş anlamına gelen Rönesansla birlikte batı edebiyatı yenileşme ve gelişme içine girmiştir. Bu dönemin ünlü sanatçıları:

Ø Şiirde: Ronsard

Ø Romanda: Rabelais, Cervantes(Don Kişot)

Ø Deneme’de: Montaigne(Denemeler), Bacon

Ø Tiyatro’da: Shakespeare(Dram türünde: Hamlet, Macbeth, Othello, Kral Lear, Romeo ve Juliet. Komedi türünde: Venedik Taciri, Hırçın Kız, Yanlışlıklar Komedyası)

Rönesans 17.yüzyılın ortalarında Klasisizm akımının doğmasına sebep olmuş böylelikle birbirine tepki olarak doğan şu akımlar ortaya çıkmıştır:

1. KLASİSİZM(KURALCILIK)

17.yy ortalarında Fransa’da ortaya çıkan edebiyat akımıdır. Boileau bu akımın kurucusu kabul edilir. Akla ve sağduyuya dayanmak, insan tabiatına, insanların iç dünyasına saygı göstermek esastır. Konularını eski Yunan ve Latin edebiyatından alır. Her zaman, her yerde ve her toplumda insanların aynı duygu ve düşüncede oldukları kabul edildiğinden eserlerde değişmez tipler oluşturulur. Fiziksel ve sosyal çevre değişkenlik gösterdiğinden önemli değildir. Ahlaka uygunluk ilkesine bağlı olunduğundan kahramanlar hep seçkin, soylu kişilerden seçilir. Bu akımda mükemmeli bulmak temel olduğundan konu değil konunun işleniliş biçimi önemlidir. Onun için anadil en güzel biçimde kullanılmalı ve günlük konuşma dilinin dışında kitabi, düzgün bir dil kullanılmalıdır. Sanat için sanat görüşü savunulur. Sanatçı eserde kendini gizler. Tiyatroda üç birlik kuralına uyulur: olay, zaman, mekan. Yapıtların etkileyici olması, hoşa gitmesi, tarih biliminden ayrılması ve din dışı konulara eğilmesi temel ilke olarak kabul edilmiştir. Edebiyat türü olarak genellikle tiyatroyu (trajedi ve komedi) benimsemişlerdir. Başlıca temsilcileri:

Ø Moliere: Komedyayı gerçek hayata dönüştürmüştür. Güldürünün bütün biçimlerini eserlerinde işlemiştir.

Eserleri: Tartuffe, Don Juan, Zoraki Tabip, Cimri, Kibarlık Budalası, Hastalık Hastası, Kocalar Okulu, Kadınlar Okulu, Gülünç kibarlar.

Ø Corneille: Trajedi, komedi yazarıdır. Soylu tipleri işler, kaderlerini kendisi çizer. Kahramanları; aklı kullanan doğruyu, gerçeği bulan iradeli tiplerdir. Eserlerinde insanları oldukları gibi değil olmaları gerektiği gibi gösterir.

Eserleri: Horace, Polyeucte, Le Cid

Ø Racine: Trajedi yazarıdır. Trajediyi yozlaşmaktan kurtarır. Eserlerinde tuttukları en doğal dille konuşmuştur son derece ölçülü uyumlu bir şiir yaratmıştır. Eserlerinde kahraman yoktur, insan tipleri vardır. Çok güçlü tutkuların etkisi ve baskısı altındadır.

Eserleri: Andromagu, Athaile, Britannicus, Berenice

Ø La Fontaine: Fabl yazarıdır.

Ø La Bruyere: Soyluların solanlarından ruhsal gözlem ve gözleyiş merakı edebi portreler türünün doğmasını geliştirmiştir. Çizdiği tipleri yargılar, över ve yerer. Kısa kesintili canlı bir anlatımı vardır.

Eserleri: Karakterler .

Ø La Fayette: Roman yazarıdır.

Eserleri: La Princessede Cleves, La Princesse de Montpensier, Zaide.

Ø Daniel Defoe:

Eserleri: Robinson Cruse

Klasisizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri

La Fontaine’den çevirileri, akla değer vermesi, Şair Evlenmesi adlı komedisiyle Şinasi; Moliere'den çevirileriyle A. Vefik Paşa

2. ROMANTİZM

*Fransa’da 1830 yıllarında klasizme tepki olarak gelişmiş bir edebiyat akımıdır.

*Klasik edebiyatın kural ve şekilleri bırakılır.

*Konular eski Yunan ve Latin edebiyatı yerine Hıristiyanlıktan, tarihten ve günlük yaşamdan alınır.

*Akıl yerine duygulara ve hayallere önem verirler.

*Sanatçılar eserlerinde kişiliklerini gizlemezler.

*Sanat toplum içindir görüşünü benimsemişlerdir.

*Tabiat önemlidir.

*Gözlem ve tasvire önem verilir.

*Konuları işlerken iyi-kötü, doğru-yanlış gibi karşıtlıklardan yararlanırlar.

*Üç birlik kuralı terk edilir, dram gelişir.

*Karamsarlık ağır basar.

Ø J.Jacques ROUSSEAU:

Her şeyi doğada, doğanın saflığında bularak ona bağlanmanın, onu taklit etmenin doğruluğunu savunur. Toplum düzeyi konusunda eşitlik, özgürlük, halk egemenliğini savunmuştur. Romantik sözcüğünü ilk kez kullanmıştır.

Eserleri: Emile (çocuk eğitimiyle ilgili düşüncelerini, iç itiraflarını ve hatıralarını topladığı eseridir.), Toplum Sözleşmesinde toplumsal konulardaki görüşlerini belirtir.

VOLTAİRE:

Katolik dinine ve kiliseye savaş açmıştır. İnsan aklına seslenen bir tanrıdan yanadır. Burjuvazinin mülkiyet ve özgürlük anlayışını savunur. İğneleyici bir üsluba sahiptir.

*Romanları: Sadig Candide

Ø VİCTOR HUGO:

Cumhuriyetçi düşüncesiyle politikaya atılmıştır. Cromvel adlı eseri ile romantizm ilkelerini açıklayıp bu akımın en önemli ismi olmuştur. Drama türünde başarılı olmuştur. Şiir ve romanlarda toplumsal konularla ilgili düşüncelerini kişisel duygu ve coşkularını birleştirmesini bilmiştir.

*Şiirleri: Sonbahar Yaprakları, Akşam Şarkıları, Işıklar ve Gölgeler Temaşalar.

*Oyunları: Hernai, Ruy, Balas, Kral Eğleniyor.

*Romanları: Notre Dame de Paris, Sefiller

Ø GOETHE: Şiir, tiyatro, roman, yaşam öyküsü türlerinde ürünler verilmiştir.

*Tiyatroları: Faust, Tasso

*Romanları:Genç Werther’in İtirafları, Wilhelm Meister’in Çıraklık Yılları, Wilhelm Mister’in Gezi Notları

*Şiirleri: Roma Mersiyeleri, Divan

Ø SCHİLLER: Romantik tiyatronun en önemli dram şairidir. Karakter yaratmada başarılıdır. Tiyatrolarda özgürlük sevgisi işler.

*Eserleri: Haydutlar, Wilhelm Tell, Jeanne D’Arc, Don Carlos

Ø CHATEAUBRİAND:

Eserleri: Atal-Rene, Paris’ten Filistin’e Yolculuk, Mezar Ötesinden Hatıralar

Ø MADAME De STAEL:

Eserleri: Edebiyata dair, Almanya’ya dair.

Ø GEORGE SAND:

Eserleri: Mahrem, Notlar, İndiana, Mektuplar, O Kadın, O Adam

Romantizmin Edebiyatımızdaki Temsilcileri

Namık Kemal, Abdülhak Hamit ve Mithat Efendi;

Şiirleriyle R. Mahmut Ekrem

3. REALİZM

*19.yy’ın ikinci yarısında Fransa’da romantizme tepki olarak çıkan bir edebiyat akımıdır.

*Konu gerçekten alınır. Olay ve kişiler yaşanan ve yaşayan kişilerin benzerleridir

*Kişilerin ruhi davranışlarını etkileyen onların kişiliklerini çizen çevre ve ortamın tanıtılmasına önem verilir.

*Betimlemeler yazarın gözüyle yapılmaz kahramanın gözüyle yapılır.

*His ve hayale kapılmadan toplum gerçeklerini olduğu gibi yansıtır.

*Sanat için sanat görüşünü savunur.

*Hikaye ve Romanda uygulanır.

Ø HONORE DE BALZAC:

Realist romanın kurucusudur. Genç yaşta insanlığın yaşadığı trajedinin parça ve çevresinde döndüğünü anlamış ve bütün eserlerini insanlık komedyası adı altında toplamıştır. Eşsiz bir gözlem gücüne sahiptir. Eserlerinde 2000’e yakın tipi olanca gerçekliğiyle canlandırmıştır.

Eserleri:Goriot Baba, Eugenie Grandette, İki Yeni Gelinin Hatıraları,Vadideki Zambak, Köylüler Kibarlar, Fahişeler.

Ø STENDHAL: Sağlam bir üslubu vardır. Eserlerinde psikolojik çözümler yapar.

Eserleri: Parma Manastırı, Kırmızı ve Siyah, İtalyan öyküleri (öykü)

Ø GUSTAVE FLUBERT:

Yalan, düzen, çirkef, dünyaya tek sığınağım tek çarem sanattır, der. Bütün eserleri insanlığın hayalini anlatır. Yorum yapma sessizdir. Yaratan tanrıyı örnek almalıdır. Yaratmalı ve susmalıdır.

Ø TOLSTOY:

Eserleri:Anna Karenina, Savaş ve Barış, Kazaklar; Hacı Murat, İvan Ilıçı, Ölüm ve Diriliş

Ø DOSTOYEVSKİ:

Eserleri: Karamozof Kardeşler, Ezilenler, Suç ve Ceza, Budala, Kumarbaz, Ecinliler, Ölüler Evinde Hatıralar

Ø ERNEST HEMİNGWAY:

Eserleri: Çanlar Kimin İçin Çalıyor, İhtiyar Adam ve Deniz Güneşte Doğar, Silahlara Veda.

Ø STEİNBECK:

Eserleri:Bitmeyen Kavga, Gazap Üzümleri, Yukarı Mahalle, Fareler ve İnsanlar

Realizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri

Romanıyla R. Mahmut Ekrem, Nabizade Nazım, Sami Paşazade Sezai, Yakup Kadri, R. Halit Karay.

4.  NATÜRALİZM

Determinizm anlayışını romana getiren bu akım 19. asrın ikinci yarısında Fransa’da ortaya çıkmıştır.

Determinizme göre tabiat olaylarında aynı sebepler aynı sonucu doğurur. Natüralistler, Determinizmi topluma ve insana uyguladılar. Toplum büyük bir laboratuvar, insan deney konusu, sanatçı da bilgin sayıldı.

*İnsan kişiliğini anlatabilmek için soya çekim yasalarından ve toplum biliminden yararlandılar.

*Romanlarda kahramanların portreleri ince ayrıntılarına kadar verilir.

*Yazar eserde kişiliğini gizler.

*Gözlem ve tasvir önemlidir.

*Tiyatroda kostüm ve dekora önem verilir.

*Eserlerinde hayatı bütün yönüyle anlatırlar.

*Bedenden ayrı bir ruh yoktur.

*Dil her seviyedeki insanın anlayabileceği bir düzeyde tutulmuştur.

*Sanat toplum içindir anlayışı doğrultusunda eserler verilmiştir.

Ø EMİLE ZOLA(1840-1902): Natüralizmin kurucusudur. *Çağdaş sorunları ustaca yansıtmıştır. Romana bilimsel yöntem onunla girer.

Eserleri: Germinal, Nana, Meyhane, Gerçek Para.

Ø GONCOURT KARDEŞLER: Edmont Goncourt ve Jules Goncourt’un amaçları yaşamın gerçek yönlerini bir tarihçinin geçmişi belgelemesi gibi belgelemektedir. Eserlerinde olay karmaşasından çok, anlatıma öncelik verir. Kahramanları gerçek yaşamdan almışlardır.

Eserleri: Joumal, Manete, Saloman

Ø GUY DE MAUPASSANT (1850-1893): Yalın bir üslupla gözleme dayanan öyküler yazmıştır. Öykülerinde olay önemli bir yer tutar.

Eserleri: Küçük Hikayeler, Seçilmiş Hikayeler Kadar Acı Güzel Dost

Ø ALPHONSE DAUDET (1840-1887):

Eserleri: Değirmenimden Mektuplar, Pazartesi Hikayeleri, Bir Çocuğun Hayatı, Sapho, Tarasconlu, Tartarin.

Natüralizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri

Hüseyin R.Gürpınar, Nabizade Nazım ve Beşir Fuat’tır.

5.   PARNASİZM

*Romantik şiir anlayışına  tepki ile Fransa’da ortaya çıkmıştır.

*Doğal güzelliğe ve dış görünüşe büyük önem verir.

*Sanat, sanat içindir ilkesini savunmuştur.

*Nesnelerin dış görünüşünü aktarmışlardır.

*Kelimeler seçilerek kullanılır. Kelimelerin sıralanışı ve ahenk önemlidir.

*Kafiye ve Redife önem verilir.

*Romantizm’de bırakılan eski Yunan ve Latin kültürüne dönüşmüştür.

Ø TH.GAUTHİER: Güç biçimler üzerinde olgunluk arayan titiz çalışması örnek alınır.

Ø THEEODORE DEBANVİLLE: Ölçü ve uyak olanaklarına aşırı önem gösterir.

Ø LECONTE DE LİSLİ: Şiirin biçim öğelerini aşırı dikkat ederek şiirlerini oluşturur.

Ø FRANCOİS COPPEE: Konularını günlük hayattan alır. Bu yönüyle Tevfik Fikret’i etkilemiştir.

Ø JOSİ MARİA DE HEREDİA: Kısa ve yoğun şiirleriyle döneminde etkili olmuştur.

Türk Edebiyatındaki Temsilcileri
Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Yahya Kemal.


6.   SEMBOLİZM

*19.yy’ın son çeyreğinde ortaya çıkmıştır.

*Sembolizm (simgecilik), Alman filozofu  Schonpenhau-er’in “Dünya bir tasavvurdur, bir hayalden ibarettir.” görüşünün yaygınlık kazanmasıyla oluşmaya başlamıştır.

*Nesneleri olduğu gibi anlatmak mümkün değildir. Nesneler değiştirilerek anlatılabilir.

*Sembolistler eşyayı belli bir kitaplıkta görürler.

*Anlatımda sözlerin sözlük anlamından bıkan sembolistler yaşatmaya çalışırlar. Şiirde anlam açıklığından kaçındılar.

*Şiir anlaşılmak için değil hissedilmek içindir.

*Şiirde alaca karanlık üzüntü ve ay ışığı, gün doğumu, gün batımı gibi belli belirsiz varlıklar görüntüleri yansıtırlar.

*Şiirde her şeyden önce musiki ilkesini savundular.

*Sanat için sanat anlayışına bağlılardır.

*Dil herkesin anlayacağı seviyede değil oldukça ağırdır.

Ø C.BAUDELAİRE:

Eserleri: Kötülük Çiçekleri, Esrar ve Haşhaş

Diğer Temsilcileri: S.Mallerme, P.Verlaine, A.Rimbaud

Türk Edebiyatındaki Temsilcileri:

İlk etkileri Cenap Şehabettin’de görülür. Bütün kurallarını uygulayan Ahmet Haşim’dir. Ahmet Muhip Dıranas, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Cahit Sıtkı Tarancı da etkilenmiştir.

7.   SÜRREALİZM

Kelime anlamı "gerçek üstücülük" demek olan bu akım 1924’te Fransa’da çıkmıştır.

*Sürrealistler Sigmund Freud düşüncesi etkisindedir.

*Bilinçaltı rüyada ortaya çıkar.

*Hipnotize edilmiş insanlara şiir söylettiler. Bunları şaheser saydılar ve bunlara otomistik şiir dediler.

*Akıl ve mantık değersizdir. İnsanı yönlendiren içgüdü, bilinç altıdır.

Temsilcileri: Breton, Aragon ve Paul Eluard’dır.

Türk Edebiyatındaki Temsilcileri: Garipçiler, İkinci Yeni

8.   FÜTÜRİZM

*Geleceği makineleştiren sanattır.

*20.yy’da başında Marinetti tarafından kurulmuştur.

*Geçmişin sanat değerlerini bırakmalı ve anlatım biçimleri bulmalı.

*Makineleşme çalışmaları kutsallığı savunulmalıdır.

Temsilcileri: Marinetti ve Mayatovski

Türk Edebiyatındaki Temsilcileri: Nazım Hikmet

9.   EGZİSTANSİYALİZM

*Var olmayı her şeyden önde görenlerdir. Bu akıma var oluşçuluk da denir.

*İnsan kendi değerlerini kendi oluşturabileceğini bilmelidir.

*İnsan bütünüyle özgür olmalıdır.

Temsilcileri: J.Paul Sartre, Simon de Beauvoir, A.Camus

10.   DADAİZM

*Kelimeleri rastgele kullanmadan doğan şiir.

*Dil ve estetik kurallarını yıkma.

*Şiir gelişimini güzel seçilmiş kağıt üzerine dizilmesiyle yazılır.

Temsilcileri: Tristan Tzara, L.Aragon, Paul Elaud

TANZİMAT EDEBİYATI (1860-1896)

Tanzimat ve ondan sonra gelen yeniliklerle edebi ve fikir hayatımız, Batı ile tanıştı.1860 yılında Tercüman-ı Ahval gazetesi yayımlanmaya başlanır, ki bu aynı zamanda Tanzimat edebiyatının da başlangıcıdır. Bu dönemde edebiyatımızda birçok yenilik olmuştur.Bunlar :

1)Roman - Hikaye

Türk edebiyatı romanla ilk defa Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği Telemaque (Telemak) tercümesiyle karşılaşır. İlk yerli roman ise 1872 yılında Şemsettin Sami’nin yazdığı Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat’tır. İlk hikaye ise Ahmet Mithat Efendi’nin Letaif-i Rivayet isimli eseridir.

2)Tiyatro

Yayınlanan ilk tiyatro eseri Şinasi’nin yazdığı Şair Evlenmesi’dir. İki perdelik bir piyestir. Bu eserde görücü usulüyle evlenmeyi yerer. Şinasi eseri yazarken meddah geleneğinden yararlanmıştır.

Geleneksel Türk Tiyatrosu

A)Karagöz

*Bir kukla oyunudur, eğlendirme amacı taşır.

*Oyunun temeli Karagöz adlı cahil biriyle, Hacivat adlı bilgili geçinen biri arasındaki diyalogdur.

*Klişeleşmiş bölümleri vardır.

*Kuklayı oynatan kişi, konuşmaları tek başına yapar.

B)Ortaoyunu

*Şehir meydanlarında ya da kendileri için hazırlanan yerlerde Pişekar, Kavuklu, Zenne gibi sabit tiplerle oynanan güldürü amaçlı seyirlik oyundur.

*Oyunun bel kemiğini şive taklitleri oluşturur.

*Metinsiz, suflörsüz bir oyundur.

C)Meddah

*Tek kişilik bir oyundur. Yüksekçe bir yere çıkan meddah, değişik şivelerle konuşarak anlattığı bir olayla güldürü oluşturur.

3) Gazete

*İlk gazete 1831 yılında çıkarılan Takvim-i Vekayi’dir. Bu resmi bir gazetedir.

*Ceride-i Havadis yarı resmi bir gazete olup 1840 'ta İngiliz William Churchill tarafından çıkarılmıştır.

*İlk özel gazeti 1860’ta Agah efendi ile Şinasi’nin birlikte çıkardıkları Tercüman-ı Ahval’dir.

*1862’de Şinasi Tasvir-i Efkar gazetesini tek başına çıkarır. Bir müddet sonra Namık Kemal tarafından yönetilmeye başlanır.

*Bu gazetelerin dışında Muhbir (1866), Hürriyet (1867), Basiret (1869), İbret (1871) gibi gazeteler de çıkarılmıştır.

Tanzimat Edebiyatının Birinci Döneminin Özellikleri:

*Sanat toplum içindir görüşü benimsenmiştir ve bu doğrultuda eserler verilmiştir.

*Dilde sadeleşmeyi, ölçüde heceyi savundular; ama uygulamadılar.
*Fransız edebiyatından etkilendiler(veremli olma, hastalıklı oluş, duygusallık)

*Divan edebiyatını eleştirdiler. Halk edebiyatını savundular; ama uygulamadılar.

*Şiirde güzellik değil içerik ön plana çıkmıştır.
*Edebiyatı fikirlerini aktarmak için bir araç olarak görürler.
*Önceki şiirimizde bulunmayan vatan, millet, hak, hukuk, hürriyet ve meşrutiyet gibi kavramları şiire taşımışlardır.
*Eski nazım şekilleriyle yeni kavram ve duyguları işlemişlerdir.
*Tiyatro, roman, hikaye, makale ve eleştiri gibi yazı türleri bu dönemde edebiyatımıza girmiştir.

*Noktalama işaretleri ilk defa bu dönemde kullanılmıştır.
*Bu dönem sanatçıları, edebiyatın yanında siyasetle de ilgilenmiştir.

Bu Dönem Romanının Özellikleri

*Roman tekniği bakımından zayıftır.
*Uzun tasvirlere ve beklenmedik tesadüflere yer verilir.
*Zaman zaman romanın akışı durdurularak okuyucuya bilgi verilir.
*Romanlarda, cariyelik kurumunun kötülüğü ve yanlış batılılaşma işlenmiştir.
*Kişiler tek yanlı ele alınır, iyiler ödüllendirilir ve kötüler cezalandırılır.
*Konular günlük hayattan ve tarihten alınır.

BİRİNCİ DÖNEM SANATÇILARI

ŞİNASİ (1826-1871)

*Yeniliğin öncüsüdür.
*Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar gazetelerini çıkarmıştır.
*İlk makaleyi yazmıştır.(Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi)
*Şiirlerinde konu birliğine ve bütün güzelliğine önem vermiştir.
*Kısa cümleli, yeni görüşlere örgülü bir nesir yapısı meydana getirmiştir.
*Düşüncelerini yalın ve açık bir anlatımla söyler.
*Konuşma dilini, yazı dili haline getirmeye çalışmıştır.
*Şiirlerinde aruz ölçüsü kullanmıştır.
*Noktalama işaretlerini ilk defa kullanmıştır.

Eserleri: La Fonteine’den fablları tercüme etmiştir. Tercümelerini Tercüme-i Manzume isimli eserlerine toplamıştır.

Atasözlerini derlediği Durub-u Emsal-i Osmaniye
Şiirleri: Müntehebat-ı Eş’ar, Divan-ı Şinasi
Batılı anlamda ilk tiyatro: Şair Evlenmesi’dir.

ZİYA PAŞA (1829-1880)

*Doğu kültürüyle yetişmiş, sonradan batıya yönelmiştir.
*Fikirleriyle yenilikçidir, şiirlerini divan şiiri üslubuyla yazmıştır.
*Edebi yönüyle eskiye bağlıdır.
*Şiir ve İnşa isimli makalesinde halk şiirinin bizim gerçek şiirimiz olduğunu, yazı dilimizin halkın konuşma dili temel almasını savunur.
*Sade dil savunur, fakat Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalarla yüklü bir dil kullanmıştır.
*Harabat isimli divan şiiri antolojisinde Şiir ve İnşa makalesindeki fikirlerinin tam tersini söyler.
*Terci-i Bent ve Terkib-i Bentleriyle ünlüdür.
*Atasözü haline gelmiş veciz sözleri de vardır.

Eserleri: Eş’ar-i Ziya, Külliyat-ı Ziya, Zafername: Hiciv türünde kasideleri var, Ali Paşa’yı yermek için yazmıştır.
Defter-i Amal: Hatıra türü yazılarını toplar.
Rüya: Nesir olarak yazılmıştır.

NAMIK KEMAL (1840-1888)

*Vatan şairi olarak tanınır.
*Vatan, millet, hürriyet ve adalet konularını işlemiştir.
*Mecazlardan, manzumlardan arınmış bir şiir dili vardır.
*Bütün edebiyat türlerinde eser vermiştir.
*Tiyatro ona göre bir eğlence değil edebi bir okuldur
*Tiyatro ile ilgili görüşlerini Celalettin Harzemşah isimli yapıtının önsözünde açıklamıştır.

Eserleri:

Tiyatroları: Vatan Yahut Silistre, Akif Bey, Zavallı Çocuk, Gülnihal, Kara Bela, Celalettin Harzemşah, Tahrib-i Harabat ve Takip adlı eleştirilerini Ziya Paşa’nın Harabat isimli divan şiiri antolojisine karşı yazmıştır.
Tarih alanında ve İslam dini ile ilgili eserler olarak: Renan Müdafaanamesi, Kanije Kalesi ve Osmanlı Tarihi.
Biyografileri de vardır.

İlk edebi romanı yazmıştır: İntibah. Eser “Son Pişmanlık” adıyla Magosa’da yazılmıştır. Eserin diğer bir adı da Sergüzeşt-i Ali Bey’dir.

İlk tarihi roman yazarıdır. Cezmi tarihi bir olayı anlatır. II.Selim zamanında İranlılarla yapılan bir savaşın anlatıldığı romanda roman kahramanı Cezmi vatansever bir askerdir. Romanda onun başından geçen olaylar anlatılır.

ŞEMSETTİN SAMİ (1850-1904)

*İlk roman yazarıdır. Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat. Romanda kölelik ve cariyelik konusunu ele almıştır.
*Kamus-ı Türki isimli sözlük yazarıdır. Bu sözlüklerin yanında Kamus-ı Alem, Kamus-ı Fransevi isimli sözlüklerin de yazarıdır.

*Victor Hugo’nun Sefiller’ini çevirmiştir.
*Robenson Crusoe’yu da tercüme etmiştir.

AHMET MİTHAT EFENDİ (1844-1912)

*Asıl gayesi halkı, yetiştirmek ve bilgilendirmektir.
*Edebiyat, tarih, coğrafya, ziraat ve iktisat alanında otuz altısı roman olmak üzere iki yüze yakın eseri vardır.
*Bazı tiyatro denemeleri yapmışsa da pek başarılı olamamıştır.
*Dili sade ve düzgündür.
*Halka okuma zevkini aşılamıştır.
*Romanları teknik yönden kusurludur.
*Romanın akışını keserek uzun uzun açıklamalar yapar, bilgi verir.

Eserleri:

Bazı romanları: Felatun Bey'le Rakım Efendi, Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Yeniçeriler, Paris'te Bir Türk Kızı

Hikaye: Türünün ilk örneği sayılan Letaif-i Rivayat ve Kıssadan Hisse.

AHMET VEFİK PAŞA (1823-1891)

*Milliyetçilik ve Türkçülük fikirlerinin savunucusudur.
*Tiyatro alanındaki çalışmaları ile ünlüdür.

*Halkı tiyatroya alıştırmıştır. Bunun için de Bursa’da bir tiyatro yaptırmıştır.

*Tarih ve dil sahasında önemli eseri Lehçe-i Osmani
*Şecere-i Türki adlı eseri Osmanlıcaya çevirmiştir.
*Tarih eserleri: Fezleke-i Tarih-i Osmani, Hikmet-i Tarih
*Moliere’in hemen hemen bütün eserlerini tercüme etmiştir.

II.Dönem Tanzimat Edebiyatı (1878-1896)

Özellikleri:

1-Sanat sanat içindir görüşü benimsenmiştir.

2-Bu dönem sanatçıları toplum sorunlarından ve siyasetten uzak kalmış sadece edebiyatla uğraşmışlardır.

3-Bu dönem eserlerin dili ağırdır.Şairler divan edebiyatına karşı batı edebiyatını savunmuşlardır.

4-Batı edebiyatının örneklerini başarıyla uygulamışlardır.

5-Roman ve hikayelerde  realizm,şiirde ise romantizm akımının etkisi görülür.Kölelik cariyelik bu dönem romanlarında da işlenir.

6-Şiirin konusu genişletilmiş ve hayattaki her güzel şeyin şiirin konusu olabileceği görüşü esas alınmıştır.Ölüm.yokluk,hiçlik gibi soyut kavram lar bu dönem şiirlerinin konusu olmuştur..

7-Eserlerin dili gayet ağırdır.Bu özelliklerinden dolayı Servet-i Fünun

Edebiyatının hazırlayıcısı olmuşlardır.

Bu dönemin başlıca yazar ve şairleri: Abdülhak Hamit Tarhan, Recaizade Mahmut Ekrem,Nabizade Nazım,Sami Paşazade Sezai’dir.

*****Muallim Naci her ne kadar bu dönemde yaşasa da yenicilere karşı divan edebiyatını savunduğu için dışarıda kalır.

TANZİMAT’IN II.DÖNEM SANATÇILARI

RECAİZADE MAHMUT EKREM (1847-1914)

Edebiyatımızdaki Batılılaşma hareketinde büyük tesiri vardır. Servet-i Fünun(Edebiyat-ı Cedide) kuşağının temelini oluşturmuştur. Eski edebiyatı savunanlarla tartışmalara girmiş, bilhassa Muallim Naci ile yaptığı kafiye tartışması ile ün kazanmıştır.

Şiir, roman, hikaye, tiyatro gibi birçok türde eser vermiştir. “Her güzel şey şiirdir.” İlkesiyle şiirin konusunu genişletmiştir. Oğlu Nejat’ın ölümü üzerine şiirlerinde hüznü ve elemi işlemiştir.

Araba Sevdası” adlı romanıyla Türk romanına Realizm’i getirmiştir.

Eserleri :

Roman : Araba Sevdası(Romanın kahramanı Bihruz Bey’dir. Bihruz Bey Batılılaşmayı yanlış anlamış züppe tipini yansıtan bir gençtir. Arabayla gezmek en büyük merakıdır. Perivej adlı ahlaksız kadınla birlikte gezer ve ona devamlı alay konusu olur.)

Hikaye: Muhsin Bey, Şemsa

Tiyatro: Çok Bilen Çok Yanılır, Afife Anjelik, Vuslat, Atala.

Talim-i Edebiyat, edebi bilgilerle ilgili bir eserdir.

Şiir: Nağme-i Seher, Yadigar-ı Şebab, Tefekkür, Pejmürde, Zemzeme I-II-III, Nejat Ekrem

SAMİ PAŞAZADE SEZAİ

Tanzimat edebiyatı içinde Batı tarzındaki küçük hikayeleri ve Sergüzeşt adlı romanı ile tanınır. Duygulu bir şair olan sanatçı Romantizm’e uygun şiirler yazmıştır. Romanında ise Realizm’e yakındır.

Eserleri :

Roman : Sergüzeşt(Kafkasya’dan esir ticaretinde kullanılan bir gemiyle gelen Dilber adlı küçük esir kızın başına gelen olaylar anlatılır.)

Hikaye : Küçük Şeyler

Piyes : Şir

Anı : İclal

NABİZADE NAZIM

Roman ve hikayeleriyle tanınan sanatçı Tanzimat edebiyatının Realist ve Naturalist temsilcilerinden biridir.

Yazarın Karabibik adlı eseri edebiyatımızdaki ilk köy romanı olarak tanınır. Romanda anlatılanlar Antalya’nın bir köyünde geçer. Yazar köy hayatını tam bir Realizm’le yansıtır.

Sanatçının asıl başarısı Zehra adlı romanında görülür. Romanda psikolojik unsurlar ağır basar. Karakterlerin tasvir ve tahlili son derece başarılıdır.

Hikaye : Yadigarlarım, Sevda, Bir Hatıra

ABDÜLHAK HAMİT TARHAN

Tanzimat şiirindeki Batılılaşma hareketinin asıl başlatıcısıdır. Batı şiirinde gördüğü her yeniliği Türk şiirine getirmiş ve bu hareketiyle Divan şiirine son vermiştir.

Şiirde vezin, kafiye ve dile pek önem vermemiştir. Söyleyişteki tezat onun tanıtıcı bir sembolü olmuştur.

Şiirlerinde hayat, tabiat, özellikle ölüm konusunu işlemiştir. Tiyatrolarında ise tarihi konular önemli bir yer tutar. Hamit’in tiyatro eserleri sahnelenmek için değil, okunmak için yazılmıştır.

Eserleri :

Şiir : Sahra, Makber, Ölü, Hacle, Bunlar Odur, Divaneliklerim, Bālādan Bir Ses, Yabancı Dostlar, Ruhlar, Validem, Garam.

Tiyatro : Macera-i Aşk, Tarık, Finten, İbn-i Musa, Eşber, İçli Kız, Duhter-i Hindu, Nesteren, Sardanapal, Liberte, Hakan, İlhan…

MUALLİM NACİ

Eski edebiyat ile yeni edebiyat arasındaki mücadelede eski edebiyat taraftarlarının lideri durumundadır. Eski nazım tekniğini bilen ve ona kuvvetle hakim olan bir şairdir. Fransız edebiyatını tanıdıktan sonra Batılı tarzda da şiirler yazmıştır.

Muallim Naci ile yeni edebiyatın önderi durumunda olan Recaizade arasında uzun süren tartışmalar olmuştur. Recaizade’nin Zemzeme’lerine Muallim Naci Demdeme’leri ile cevap vermiştir.

Eserleri :

Şiir : Ateşpare, Şerare, Füruzan, Sünbüle.

Ayrıca edebi bilgilerle ilgili “Istılahat-ı Edebiyye” adlı bir eseri vardır.

DİREKTÖR ALİ BEY

Devletin farklı kademelerinde görev alan Ali Bey’in unvanı son görevi olan Düyun-ı Umumiye Direktörlüğünden gelir.

Tanzimatın önemli tiyatrocularından biri olan sanatçı Diyojen dergisindeki mizahi yazılarıyla bilinir.

Eserleri : Kokona Yatıyor, Misafiri İstiskal(komedi), Ayyar Hamza(Moliere’den uyarlama), Lehçetü’l-Hakayık(mizahi sözlük), Seyahat Jurnali(günlük).

SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI(EDEBİYAT-I CEDİDE)

Servet-i Fünun Edebiyatı, kısa sürmesine rağmen Batı Etkisindeki Türk Edebiyatı’nın hamle yaptığı bir devirdir. 1896’da Recaizade’nin yönlendirmesiyle Servet-i Fünun dergisi etrafında toplanan genç sanatçılar tarafından oluşturulmuştur.

Bu edebiyat, bir eski-yeni çatışmasının ürünüdür. Tanzimat Edebiyatı’nın yenilikçi sanatçılarıyla eski edebiyatı savunan sanatçılar arasındaki sürtüşme, yenilikçileri bir araya getirmiş ve ortaya Servet-i Fünun Edebiyatı çıkmıştır. Bunun yanında Batı kültürüyle yetişmiş genç sanatçıların, Tanzimatçıların yaptığı yenilikleri yeterli bulmaması da onları bir araya getiren önemli sebeplerdendir.

Devrin siyasi özellikleri ve taşıdıkları ruhi özellikler Servet-i Fünuncuları “Sanat, sanat içindir.” anlayışına yöneltmiştir. Sanatçılar, Tevfik Fikret’in bazı şiirleri istisna edilirse, sosyal konulara değinmemiş, ferdi konuları işlemiştir. Çağdaş Fransız edebiyatını kendilerine örnek alan Servet-i Fünuncular toplumsal gerçeklerden ve halktan kopuk bir salon edebiyatı oluşturmuşlardır.

1901’de Hüseyin Cahit Yalçın’ın Fransız İhtilali’ni konu alan “Edebiyat ve Hukuk” adlı çevirisinin yayımlanmasıyla Servet-i Fünun dergisi kapatılmış, bu olay da Servet-i Fünuncuların sonunu getirmiştir. Dergi bir ay sonra yeniden çıkmışsa da dağılan grup bir daha toplanamamıştır.

Servet-i Fünun Edebiyatı’nın başlıca temsilcileri şunlardır:

Şiirde: Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin

Nesirde: Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın

Bunların yanı sıra Celal Sahir Erozan, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Süleyman Nazif, Hüseyin Suat, Hüseyin Siret, Faik Ali Ozansoy gibi isimler de bu dönemin sanatçıları arasında yer alır.

NOT : Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Ahmet Rasim bu dönemde yaşamalarına karşın bağımsız kalmışlardır.

Servet-i Fünun Şiirinin Özellikleri

1. Şiirlerde aruz ölçüsü kullanılmış ve aruz Türkçeye başarıyla uygulanmıştır. (Sadece Tevfik Fikret’in “Şermin” adlı kitabında topladığı çocuk şiirleri hece ölçüsüyle yazılmıştır.)

2. Şiirde musikiye önem verilmiş, seçilen sözcüklerin ahenk oluşturmasına dikkat edilmiştir.

3. Kafiyenin kulak için olduğu ilkesi benimsenmiştir.

4. Kişisel konular işlenmiş, en basit duygular, düşünceler, hayaller bile şiire konu yapılarak şiirin konusu genişletilmiştir.

5. Divan edebiyatı nazım şekilleri terk edilmiş; Batı’dan alınan sone, terza-rima gibi nazım şekilleri kullanılmıştır. Ayrıca serbest müstezat da kullanılmıştır.

6. Devrin şairleri Sembolizm ve Parnasizm’den etkilenmişlerdir.

7. Anlam beyitle sınırlandırılmayıp şiire yayılmış, parça güzelliğine değil, bütün güzelliğine önem verilmiştir.

8. Şiir, nesre yaklaştırılmıştır.

9. Ağır bir dil kullanılmış, Arapça-Farsça terkiplere çokça yer verilmiştir.

10. Sanatçılar “Sanat, sanat içindir.” anlayışına bağlı kalmışlardır.

Servet-i Fünun Hikaye ve Romanının Özellikleri

1. Servet-i Fünun hikaye ve roman yazarları realizm ve Natüralizm’in etkisindedirler.

2. Sanatçılar, çevre ve siyasi ortamın etkisiyle toplumsal konulara çok az yer vermiş, daha çok bireysel konuları işlemişlerdir.

3. Roman ve hikayelerdeki olayların geçtiği yer genellikle İstanbul’dur. Olayların kahramanları aydın kesimden seçilmiştir.

4. Teknik bakımdan sağlam, Batı standartlarına uygun ilk roman örnekleri bu dönemde verilmiştir. Yazarlar Tanzimat Edebiyatı’nda görüldüğü gibi olayın akışını kesip okura bilgi vermez, eserlerinde kişiliklerini yansıtmazlar.

5. Yaptıkları betimlemeler gözleme dayanır, nesneldir.

6. Servet-i Fünun romancıları ele aldıkları kahramanların daha çok ruhsal yönlerini incelemiş, çevre betimlemeleri yaparak çevre ile kahramanların ruhsal durumları arasında ilgi kurmuşlardır.

7. Romanlardaki dil ağırdır. Arapça-Farsça sözcükler o güne kadar bilinmeyen tamlamalar çokça kullanılmıştır. Hikayelerdeki dil ise romana nazaran daha sadedir.

8. Anlatım süslüdür.

9. Türk dilinin kurallarına, söz dizimine uyulmamış, yeni anlatım imkanları aranmıştır. Bu sebeple devrik, eksiltili cümlelere yer verilmiştir.

10. Servet-i Fünun Edebiyatı döneminde tiyatro ve gazetecilik sönük kalmıştır. Bu devirde edebi eleştiri ya hiç gelişmemiş ya da pek az gelişmiştir. Fakat gezi yazısı türünde, Cenap Şahabettin’in “Hac Yolunda” adlı eseri Servet-i Fünun’dan sonra gelişen Seyahat Edebiyatı’na güzel bir örnek olmuştur.

SERVET-İ FÜNUN SANATÇILARI

TEVFİK FİKRET(1867-1915)

Şiir türünde eserler vermiş bir sanatçıdır. Servet-i Fünun Edebiyatı’nın öncülerindendir. Servet-i Fünun şiirinin de en büyük temsilcisidir. 1901’e kadar yazdığı şiirlerde “Sanat, sanat içindir.” anlayışı hakimdir. Bu tarihten sonra, bilhassa ikinci meşrutiyetten sonra, yazdığı şiirlerde “toplum için sanat” görüşünü benimsediği görülür. Bu dönemde yazdığı şiirler, Batılılaşmayı savunan, teknolojinin üstünlüklerinden faydalanmanın gerekliliğini anlatan ve toplumumuzdaki sosyal bozuklukları konu alan didaktik(öğretici) şiirlerdir. Aruzu ustalıkla kullanan şair, şiiri nesre yaklaştırmış, şiirin konu alanını genişletmiş ve mısraları kırarak serbest müstezadı şiirimize yerleştirmiştir. Şair, Parnasizm’den etkilenmiştir.

Tevfik Fikret’in aruzla yazdığı şiirlerde dil oldukça ağırdır; fakat hayatının sonuna doğru hece ölçüsüyle yazdığı ve “Şermin” adlı kitapta topladığı çocuk şiirlerinde kullandığı dil konuşulan Türkçedir.

Eserleri:

Rubab-ı Şikeste:Bu kitapta bulunan şiirler Servet-i Fünun döneminde sanat için sanat görüşüyle yazdığı şiirler bulunmaktadır.Önceki şiirlerinde Recaizade ve Abdülhak Hamit’in etkileri görülür ancak daha sonraki şiirlerinde kendi üslubunu yakalamıştır.

Haluk’un Defteri:Bu kitapta oğlu Haluk’un kişiliğinde istediği neslin özelliklerini,onlara verdiği öğütleri anlatmıştır.Buradaki şiirler sanat için sanat görüşünden toplum için sanat görüşüne doğru yönelmektedir. Şiirleri sosyal bir endişe ile de yazılmış olsa biçimdeki özeni ve mükemmelliği hiçbir zaman kaybetmemiştir.

Rubabın Cevabı: Bu kitap Tevfik Fikret’in toplumcu ve vatan şiirlerinin olgun ve güçlü örneklerinin olduğu kitaptır.Vatanın kötü yöneticiler elinde çektiği sıkıntıları eleştirel bir  üslupla anlattığı  ve bu durum karşısında şairin umudunu yitirmediği görülüyor.

Şermin:Hayatının son dönemlerinde çocuklar için yazdığı bir kitaptır ve bu kitap hece ölçüsüyle yazılmıştır.

*****Tevfik Fikret hiç roman ve tiyatro yazmamıştır.

İstanbul’u anlattığı  SİS şiiri İstanbul’u kötüleyen karamsar bir şiirdir.  Doksan Beşe Doğru ve Tarih-i Kadim  önemli şiirlerindendir.

Toplumcu görüşle yazdığı ve memleketin Batı medeniyeti seviyesine gelmesini istediği şiirleri ;Haluk’un Vedası(Annesi ölmüş bir kızı anlatır)Tarih-i Kadim(M.Akif buna karşılık bir eser yazmıştır)Sis , Haluk’un Amentüsü

CENAP ŞAHABETTİN (1870-1934)

Servet-i Fünun şiirinin Fikret’ten sonra ikinci büyük şairidir. Nesir alanında da eserler vermiştir. Ömrü boyunca “Sanat, sanat içindir.” İlkesine bağlı kalmış, eserlerinde sosyal konulara yer vermeyip bireysel konuları, duygu ve düşünceleri işlemiştir.

Sembolizm’in edebiyatımızdaki ilk temsilcisidir. Fakat Sembolizm’i iyi kavrayamadığı ya da yanlış anladığı hususunda eleştiriler almıştır. Dili ağır, anlatımı süslüdür. Soneleri ve aruzla yazdığı serbest müstezatları eski dilbilgisi kaidelerini, dil ve söyleyiş mantığını hiçe sayan sıfatlar ve tamlamalarla doludur. Şiirlerinde o güne kadar duyulmamış teşbih, mecaz ve istiarelere yer vermiştir. En basit olayları ve varlıkları şiire sokmuş, onlara yeni ifadeler kazandırmak, onları sembolleştirmek için yeni kelimeler bulma lüzumu hissetmiş, böylece Arapça, Farsça sözlükleri tarayıp ahenkli sözcükleri seçmiş; onları şiirlerinde kullanmıştır.

Nesir sahasında da kudretli eserler vermiştir. Fakat Tevfik fikret’in yaptığı gibi şiiri nesre yaklaştırmamıştır. Nesirlerinde kullandığı dil, şiirlerine göre daha sadedir. Anlatımı ise akıcı ve güzeldir. Cenap Şahabettin hiçbir yazısını topluma yol göstermek amacıyla yazmamıştır.

Eserleri :

Şiir : Tamat, Cenap Şahabettin’in Şiirleri

Nesir : Hac Yolunda, Avrupa Mektupları(gezi yazısı), Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh(makale), Tiryaki Sözleri(özdeyişler)

Tiyatro : Yalan, Körebe

HALİT ZİYA UŞAKLIGİL(1866-1945)

Servet-i Fünun Edebiyatı’nın nesir ustasıdır. Her türde eserler vermesine rağmen romancılığı ve hikayeciliğiyle tanınır. Edebiyatımızda teknik bakımdan başarıl ıilk roman örneklerini Halit Ziya vermiştir. Bu yönüyle Cumhuriyet öncesi Türk Edebiyatı’nın en büyük romancısıdır. romanlarındaki dil, Servet-i Fünun şiirinde olduğu gibi ağırdır. Arapça-Farsça sıfatlar, tamlamalar çokça kullanılır. Buna karşın hikayelerinde kullandığı dil oldukça sadedir. Yazar sonraları edebiyatımızda görülen sadeleşme akımına katılmış eserler-ini gözden geçirerek sadeleştirmiştir.

Romanlarındaki konuları ve kahramanları aydın çevreden seçmiş, hikayelerinde ise halka inmiş, halkı anlatmıştır. Eserlerini Realist ve Natüralist bir tutumla yazmış, edebiyatımızda gerçekçiliğin en önemli öncülerinden sayılmıştır. Gözleme dayanan tasvirlerini eseri süslemede bir malzeme değil, olaylar ve kişileri daha iyi anlatmanın bir aracı olarak görmüştür.

Eserleri :

Şiir : Mezardan Sesler, Mensur Şiirler

Roman : Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Nemide, Sefile, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası, Kırık Hayatlar

Hikaye : Aşka Dair, Kadın Pençesi, Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Hepsinden Acı…

Hatıra : Kırk Yıl, Saray ve Ötesi, Acı Bir Hikaye

Tiyatro : Füruzan, Kabus, Fare

Aşk-ı Memnu : Genç ve hastalıklı karısını kaybeden Adnan Bey 50 yaşında olmasına rağmen genç ve güzel Bihter Hanım’la evlenmiştir. Bu hatanın sonucu ortaya acı sonuçlar çıkmıştır. Bihter ile yeğen Behlül arasında gizli bir aşk yaşanır. Behlül daha sonra Nihal’e aşık olur. Bunun üzerine Bihter intihar eder.

Mai ve Siyah : bu eserde şair ruhlu olan ve sonradan şiir yazmaya başlayan Ahmet Cemil’in yaşadıkları anlatılır. Ahmet cemil’in hayalleri, ümitleri hiç gerçekleşmez.

MEHMET RAUF( 1875-1931)

Servet-i Fünun romanında  Halit Ziya’dan sonra gelen en önemli kişidir. Eserlerinde insan psikolojisini abartmadan, doğal akışı içinde incelemeye çalışır. Halit Ziya’nın etkisinden uzun müddet kurtulamayan sanatçı, eserlerinde Halit Ziya’ya göre sade; fakat zayıf bir Türkçe kullanmıştır. Genellikle aşk, kadın ve ihtiras maceralarını konu alan eserler yazmıştır. Hikaye, roman ve tiyatro türünde eserler veren Mehmet Rauf’un en başarılı eseri Eylül’dür. Edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman sayılan Eylül, dil örgüsü bakımından zayıf olmasına rağmen Servet-i Fünun Edebiyatı’nın sayılı eserlerinden biri kabul edilir.

Eserleri :

Roman : Eylül, Böğürtlen, Ferda-i Garam, Genç Kız Kalbi, Karanfil ve Yasemin, Son Yıldız, Halas

Hikaye : İntizar, Aşıkane, Bir Aşkın Tarihi, Hanımlar Arasında

Tiyatro : Cidal, Pençe, Sansar, Yağmurdan Doluya

Mensur Şiir: Siyah İnciler

Eylül : Süreyya ile Suat Bakırköy’de babalarına ait bir bağda huzurlu bir hayat yaşayan karı-kocadır. Bunlar daha sonra Boğaz’da aldıkları bir yalıya yerleşirler. Süreyya’nın akrabası Necip de taşınmalarına yardım eder. Necip, Suat’a ilgi duymaya başlar ve aşık olur. Daha sonra Suat ile Necip çıkan yangında ölür.

HÜSEYİN CAHİT YALÇIN(1874-1957)

Eserlerini realist biçimde iç ve dış gözlemlerine dayanarak yazar. Hikaye, roman, fıkra ve mensur şiirlerinin dışındaki eserlerinde süs ve yapmacıklıktan kaçınır, sade bir üslup kullanır. Türkçenin sadeleşmesinde önemli bir role sahip olan yazar zamanının hemen her tartışmasına katılmıştır.

Edebiyat ve Hukuk adlı makalesi yüzünden Servet-i Fünun dergisi kapatılmıştır.

Eserleri :

Roman : Nadide, Hayal İçinde

Eleştiri : Kavgalarım

Anı : Edebi Hatıralar, Malta Adasında, Meşrutiyet Hatıraları

Hikaye : Hayat-ı Muhayyel, Niçin Aldatırlarmış

SÜLEYMAN NAZİF(1870-1927)

Nesri şiirinden daha kuvvetli olan sanatçı duyguları yönünden Namık Kemal’e benzer. Türklüğe hayran bir toplumcu olan S.Nazif İstanbul’un işgali üzerine “Kara Bir Gün”  adlı makalesiyle sert bir çıkış yapar.

Eserleri : Gizli Figanlar, Firak-ı Irak(şiir); Batarya ile Ateş, Malta Geceleri(şiir-düzyazı); Çal Çoban Çal(makale)

AHMET HİKMET MÜFTÜOĞLU(1870-1927)

İlk öykülerini ağır bir dille yazan sanatçı Milli Edebiyat’ın doğmasıyla o görüşte eserler ortaya koymaya başlamış, Türkçülük düşüncesini desteklemiştir.

Eserleri : Haristan ve Gülistan, Çağlayan(öykü); Gönül Hanım(roman)

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR(1864-1944)

Çağdaş Türk Edebiyatı’nın büyük romancılarındandır. “Sanat, toplum içindir.” ilkesine bağlı kalarak, yazı masasını sokakla birleştirmeyi bilmiştir. Eserlerinde İstanbul’u özellikle İstanbul’un kenar mahallelerini tüm yalınlığı ile sunmayı başarmış bir yazardır. Eserlerinde Anadolu yoktur. Seçtiği tipleri, kendi dilleriyle konuşturur. Kenar mahallelerdeki kadınları onların duygu ve düşüncelerini kendi ağızlarından vermeye çalışmıştır. Hüseyin Rahmi’de Natüralizm’in izleri görülür.

Eserleri :

Roman : Şık, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, İffet, Metres, Mürebbiye, Şıpsevdi, Gulyabani, Tesadüf, Cadı, Efsuncu Baba.

Hikaye : Kadınlar Vaizi, Gönül Ticareti, Namusla Açıklık Meselesi.

Oyun : Kadın Erkekleşince, Tokuşan Kafalar.

Şık : Şöhret Bey oldukça saf bir adamdır ve Batı’ya yönelir. Madam Potiş adınla ahlak düşkünü bir kadınla tanışır. Aralarında bir macera başlar. Daha sonra roman Şöhret Bey’in Batı özentisinden dolayı düştüğü gülünç durumları anlatır.

Mürebbiye : Dehri Bey, zengin olan ihtiyar bir kişidir. Çocukların terbiyesi için, İstanbul’da yaşayan Parisli Anjel adlı düşük ahlaklı bir kadını eve getirir. Kadın evin içinde Dehri Bey’in oğlunu, damadını ve kardeşini yoldan çıkarır.

Şıpsevdi : Romanın kahramanı olan Meftun kalabalık bir ailenin oğludur. Maddi sıkıntı çektiği için zengin fakat cimri olan Kasım Efendi’nin damadı olmak ister. Meftun kendine büyük ikramiye çıktığını söyler. Kasım Efendi, Meftun’u tebrik etmeye gider. Kızı Edibe’yi seve seve verecektir. Kasım Efendi hem kızını, hem oğlunun bakımını Meftun’un üzerine yıkar. Meftun, daha sonra mirasa konabilmek için Kasım Efendi’nin ölümünü bekler.

Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç : 1910’da Halley kuyruklu yıldızının Dünya’ya çarpacağı haberi İstanbul’da hayatı alt-üst eder. Kenar mahalle kadınları olayı tartışmaktadır. Aksaray’da oturan zengin ve ruhça Batılı bir genç İrfan Galip verdiği bir konferansta kadın doğduğuna üzülen birinden aldığı mektubu okur. İrfan Galip hayalen bu kıza aşık olur, mektuplaşma devam eder. Sonunda gıyabi sevgilinin Feriha Davut adında ve İrfan Galip’in aradığı nitelikte, okumuş, kibar bir kız olduğu ortaya çıkar. İki genç Halley yıldızının görünüp geçtiği gece evlenir.

AHMET RASİM (1864-1932)

Anı, fıkra ve makale yazarlığıyla tanınmış bir gazetecidir. Şiir ve öykülerinde pek başarılı değildir. Eski İstanbul yaşamını ve insanlarını konuşma dili ve İstanbul ağzını ustalıkla kullanarak anı ve fıkralarında işlemiştir.

Eserleri : Gecelerim, Falaka(anı); Şehir Mektupları, Gülüp Ağladıklarım, Cidd ü Mizah, Eşkal-i Zaman(fıkra); Muharrir Bu Ya, Ramazan Sohbetleri(söyleşi).

FECR-İ ATİ EDEBİYATI ( 1909-1912)

Servet-i Fünun dergisinin 1901’de kapatılmasından sonra Servet-i Fünun topluluğu dağıldı. Servet-i Fünun’dan sonra edebiyatta sessiz bir dönem başladı.

1908’de II. Meşrutiyet’in ilanından sonra edebiyatımızda bir canlanma görülür. 1909 yılında Faik Ali Ozansoy’un önerisiyle kendilerine Fecr-Ati Topluluğu adını veren bazı genç sanatçılar bir araya gelirler.

Bu sanatçılar : Ahmet Haşim, Emin Bülent Serdaroğlu, Tahsin Nahit, Refik Halit Karay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Fuat Köprülü, Celal Sahir Erozan, Ali Canip Yöntem, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Şahabettin Süleyman, Cemil Süleyman, İzzet Melih ve Faik Ali Ozansoy’dur.

24 Şubat 1909’da “Fecr-i Ati Encümen-i Edebisi” adıyla edebiyatımızdaki ilk edebi beyannameyi yayımlayan bu topluluğun sanat anlayışı şudur: “Sanat, şahsi ve muhteremdir.” Bu ilkeyi farklı farklı yorumlamaları kısa sürede dağılmalarına yol açtı.

Servet-i Fünun’a tepki olarak ortaya çıkmalarına rağmen, özellikle şiir alanında Servet-i Fünun’un özelliklerini devam ettirerek, “Sanat, sanat içindir.” anlayışına bağlı kaldılar.

1912 yılında dağılan topluluğun kimi sanatçıları Milli Edebiyat akımında yer almış, kimileri ise sanatını bağımsız olarak sürdürmüştür.

Fecr-i Ati Edebiyatının Özellikleri

1-Edebiyatımızda ilk edebi topluluktur.

2-Edebiyatımızda ilk beyannameyi yayınlayan topluluktur.

3-Servet-i Fünun edebiyatına bir tepki olarak doğmuştur.Ama onun devamı olmaktan kurtulamamışlardır.

4-Sanat şahsi ve muhteremdir görüşünü benimsemişlerdir.Bu nedenle zaten kısa sürede dağılmışlardır.

5-“Edebiyat ciddi ve önemli iştir bunun halka anlatılması lazımdır.” Görüşündedirler.

6-Başlıca konuları tabiat ve aşktır.

7-Tabiat tasvirlerini gerçekten uzak bir şekilde yapmışlardır.(subjektif)

8-Dil bakımından Servet-i Fünun edebiyatının devamıdırlar. Arapça,Farsça kelimelerle dolu konuşma dilinden uzak bir şiir dili meydana getirmişlerdir.

FECR-İ ATİ SANATÇILARI

AHMET HAŞİM(1817-1933)

Türk Edebiyatında, Sembolizm’in en önemli temsilcisidir. Sadece aruz vezniyle şiirler yazmış, gayet ağır bir dil kullanmıştır. Dış dünyayı olduğu gibi değil, hayallerle süsleyerek şiire aktarmıştır. Şiirde ahenk ve musikiye önem verir. Ona göre: “Şiir; söz ile musiki arasında, sözden ziyade musikiye yakın olmalıdır.”

Ahmet Haşim, şiirde anlam kapalılığından yanadır. Ona göre şiiri herkes nasıl anlıyorsa şiirin anlamı odur.

Haşim, edebiyatımızda şiirlerinin yanında nesirleri ile de tanınır. Deneme, fıkra, söyleşi, gezi yazısı türlerinde eserleri vardır.

Eserleri :

Şiir : Göl Saatleri, Piyale

Nesir : Gurabahane-i Laklakan, Bize Göre, Frankfurt Seyahatnamesi

EMİN BÜLENT SERDAROĞLU(1866-1942)

Şiirlerini aruzla yazan sanatçı dönemin ikinci büyük şairidir. Victor Hugo’nun “Mavi Gözlü Yunan Çocuğu” şiirine karşı yazdığı “Kin” şiiri epey ses getirmiş, bu şiir sayesinde Atatürk’ün iltifatına mazhar olmuştur. Emin Bülent’in Şiirleri adlı kitabı ölümünden sonra çıkmıştır.

MİLLİ EDEBİYAT(1911-1923)

1908 II.Meşrutiyet hareketiyle birlikte Türkçülük düşüncesi yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu düşüncenin edebiyata da etkisi olmuş, Türkçenin benliğine kavuşturulması, Türk edebiyatının kendi kaynaklarına dayanarak millileşmesi çalışmaları hız kazanmıştır. Edebiyattaki bu millileşme çalışmalarının temelinde Tanzimat dönemi yazar ve şairlerinin topluma yönelişleri, millet, vatan, özgürlük, adalet gibi kavramların işlenmesi, dilde az da olsa sadeleşmeye gidilmesi gibi faaliyetler, milli duygu ve düşüncelerin gelişmesini sağladı.

1911’de Selanik’te yayımlanmakta olan “Genç Kalemler” dergisi çevresinde toplanan şair ve yazarlar bu mücadeleye öncülük etmişlerdir. Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp, M.Emin Yurdakul, M.Fuat Köprülü, Refik Halit, Yakup Kadri, Ali Canip Yöntem ve arkadaşlarının başlattığı bu harekete “Milli Edebiyat” adı verilmiştir.

Milli Edebiyat akımı, başlangıçta bir dil hareketi olarak doğmuş, daha sonra bir edebiyat anlayışı olarak yerleşmiştir. Milli Edebiyatçıların başlattıkları dil hareketine “Yeni Lisan” denir.

Bu hareketin temel aldığı ilkeler şunlardır:

1. Türkçeye girmiş olan yabancı dil kuralları atılmalıdır.

2. Arapça ve Farsçadan gelen, konuşma diline girerek yaygınlaşmış olan kelimeler “Türkçeleşmiş” sayılmalı ve kullanılmalıdır.

3. Arapça ve Farsça kelimeler asıl söyleniş biçimleriyle değil, Türkçede aldıkları yeni biçimlerle kullanılmalıdır.

4. Yazı dili, İstanbul ağzını temel almalıdır.

5. Diğer Türk lehçelerinden kelime alınmamalıdır.

MİLLİ EDEBİYAT’IN SANAT ANLAYIŞI

1. Edebiyat, halka açılmalı, halkın duygu ve düşüncelerini anlatmalıdır.

2. Türk Edebiyatı, Doğu ve Batı taklidinden kurtarılmalı, kendi öz benliğine kavuşturulmalıdır.

3. Edebiyatın dili sade Türkçe olmalı, anlatımda yalınlık esas alınmalıdır.

4. Türk edebiyatının milli ölçüsü, hece ölçüsüdür. Aruzun yerine hece ölçüsü getirilmelidir.

5. Konular yerli hayattan ve milli tarihten alınmalıdır.

MİLLİ EDEBİYAT’IN ŞİİR ÖZELLİKLERİ

1. Bu dönemin bütün şairleri hece ölçüsünü kullanmışlardır. Aynı dönemde yazmalarına rağmen Mehmet Akif ve Yahya Kemal gibi şairler Divan şiiri geleneğini sürdürmüşlerdir.

2. Belli nazım şekillerine bağlı kalınmamış, şiirler konularına göre adlandırılmıştır.

3. Serbest kafiye kullanılmıştır.

4. Sanat yapma amacına son verilmiştir.

5. Şiirde toplumsal konulara yer verilmiştir.

6. Halkın konuştuğu dil kullanılmıştır.

MİLLİ EDEBİYATTA HİKAYE ve ROMANIN ÖZELLİKLERİ

1. Yazarlar, Realizm ve Natüralizm akımının etkisinde kalmışlardır.

2. Yurdun her yöresinde yaşanmış olayları ve kişileri ele almış ve böylece “Memleket Edebiyatı” çığırını açmışlardır.

3. Gözleme önem verilmiştir.

4. Milli dil anlayışını benimseyerek, konuşma dilini yazı diline aktarmışlardır.

5. Cümleler Türk dil yapısına uygun ve kısa cümlelerdir.

MİLLİ EDEBİYAT TİYATROSU

1908’den sonra yeniden gelişme gösteren Türk tiyatrosu, Milli Edebiyat döneminde de sürmüş ve özel tiyatroların yanı sıra 1914’te ilk resmi tiyatro olan Dar’ül-Bedayi-i Osmani  kurulmuştur. Dar’ül-Bedayi’nin kuruluşu önemli bir aşama olmuşsa da şiir ve özellikle roman alanındaki çalışmalar tiyatroyu ikinci plana atmıştır. Tiyatronun en başarılı yönü dil ve anlatımdaki sadeleşmedir.

MİLLİ EDEBİYATIN BAŞLICA TEMSİLCİLERİ

ZİYA GÖKALP(1876-1924)

Milli Edebiyat’ın düşünce temellerini kuran şair ve sosyologdur. Milliyetçi düşüncenin geliştiği Türk Ocakları’nda çalışmış, İttihat ve Terakki üyeliğinde bulunmuş, İstanbul’un işgali üzerine Malta’ya sürülmüştür.

Türkçülük düşüncesini sistemleştirmiştir. Başlangıçta bütün dünya Türklerin bir bayrak altında toplamayı planlayan Turancılık görüşüne bağlıdır. Daha sonra bu ütopik düşüncesinden vazgeçerek Türkiye Türkçülüğü düşüncesine yönelmiştir. Şiirlerinde bir sanat kaygısı yoktur. Düşüncelerini yayabilmek maksadıyla yazmıştır.

Eserleri :

Şiir : Kızıl Elma, Altın Işık, Yeni Hayat

Nesir : Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak(makale) Türkçülüğün Esasları, Türk Medeniyeti Tarihi(inceleme), Malta Mektupları(mektup)

ÖMER SEYFETTİN(1884-1920)

Hikayeciliği meslek edinmiş ilk sanatçımızdır. Milli Edebiyat’ın hikaye türünün yetiştirdiği önemli bir yazardır. Hikayede sağlam yazma tekniğiyle tanınır. Tasvir ve ruh çözümlemelerinden ziyade olay anlatımı önemlidir. Bu konuda Maupassant’ın izinden gitmiştir. Genç Kalemler’in ilk sayısında yayımladığı Yeni Lisan makalesiyle Servet-i Fünun’un ağır, süslü, yapmacık diline karşı çıkmış halk kaynaklı düz, sade bir dilin savunuculuğunu yapmıştır.

Eserleri :

Beyaz Lale, İlk Düşen Ak, Efruz Bey, Bomba, Yüksek Ökçeler, Gizli Mabet, Kaşağı, Bahar ve Kelebekler, Yalnız Efe.

M.EMİN YURDAKUL(1869-1944)

Milliyetçi ve halkçı bir şairdir. Duygularını büyük bir coşkuyla dile getirir. Şiiri, düşüncelerini açıklamanın bir aracı sayar. Dili son derece sadedir. Hece ölçüsünü kullanmıştır.

Eserleri :

Türkçe Şiirler, Türk Sazı, Tan Sesleri, Ordunun Destanı, Zafer Yolunda, Aydın Kızları, Ey Türk Uyan, Mustafa Kemal, Ankara.

ALİ CANİP YÖNTEM(1887-1967)

Fecr-i Ati ile başlayıp Milli Edebiyata geçen sanatçı, dilin sadeleşmesi adına Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp’le birlikte çabalamıştır. Hem hece hem de aruzla şiirler yazan şair, aşk ve doğa konusunda Batı tipi nazım biçimlerini denemiştir.

Eserleri: Geçtiğimiz Yol(şiir), Milli Edebiyat Meselesi ve Cenap Bey’le Münakaşalarım(makale)

M.FUAT KÖPRÜLÜ(1890-1966)

Edebiyat tarihçisi ve araştırmacısıdır. Türk edebiyatı araştırmalarını sistemleştirmiş; Divan edebiyatı, Halk edebiyatı ve İslam Öncesi Türk Edebiyatı üzerinde geniş çalışmalar yapmıştır. Bugün bilinen birçok şair, onun araştırmaları sonucu ortaya çıkmış, edebiyat tarihine kazandırılmıştır.

Eserleri : Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Türk Edebiyat Tarihi, Türk Dili ve Edebiyatı Hakkında Araştırmalar, Türk Saz Şairleri.

YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU(1889-1974)

Fecr-i Ati Edebiyatı’nın “Sanat için sanat.” anlayışıyla yazı hayatına başlamış, Cumhuriyet döneminde Realist eserleriyle ün kazanmıştır. Romanlarında Türk halkının Tanzimat’tan, Cumhuriyete değin geçirdiği evreleri ve değişimleri başarılı gözlemleriyle aktarmıştır. Özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarını anlatan “Yaban” romanı ünlüdür. Bu romanında Anadolu insanı ile aydınlar arasındaki çatışma dile getirilmiştir.

Eserlerinde sağlam bir gözlemcilik ve buna dayanan kuvvetli bir Realizm vardır. Titiz bir üslupla karakterleri başarıyla canlandırmıştır.

Yakup Kadri; roman, hikaye, deneme, makale ve anı türlerinde eserler vermiştir.

Eserleri :

Roman : Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Panorama, Yaban, Bir Sürgün, Ankara…

Hikaye : Bir Serencam, Milli Savaş Hikayeleri, Rahmet.

Mensur Şiirleri : Erenlerin Bağından, Okun Ucundan.

Diğer Eserleri : Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Vatan Yolunda…

Kiralık Konak : Naim Efendi ile kızı Sekine Hanım ve torunu Seniha ile arasındaki nesil çatışması esas alınarak, 1908-1918 arası aile hayatındaki problemler çevresinde insanımızdaki genel değişmeler anlatılmıştır.

Yaban : Milli Mücadele sonrasında yaşanan halk-aydın çatışması anlatılır. Ahmet Celal’in geldiği köydeki soğuk davranışı bir çatışma doğurur.

Panorama : Komiser Hamdi Bey ve çevresindekilerle ilişkileri anlatılır.

Nur Baba : Nur Baba adlı ihtiraslı ve zevk düşkünü bir tekke şeyhinin aşk oyunları esas alınıp toplumumuzdaki ve dini müesseselerdeki değerlerin çözülmesi işlenir.

Hüküm Gecesi : İkinci Meşrutiyet sonrası parti çekişmelerini anlatır. Başyazar Ahmet Samim ile gazetedeki Ahmet Kerim ve Samiye arasındaki ilişki esas alınır. Sonunda düştüğü bunalımdan dolayı Samiye intihar eder.

Sodom ve Gomore : Mütareke yılları İstanbul’unda işgal kuvvetleri ile yerli toplum arasındaki yaşanan nesil çatışması (sosyal yaşantı) anlatılır. Eski değerlere bağlı Sami Bey ve çevresi ile Batı hayranı kızı Leyla ve çevresi arasındaki çatışma anlatılır.

REFİK HALİT KARAY(1888-1965)

Yazı hayatına mizah ve politika yazılarıyla atılmıştır. “Kirpi” imzasıyla yazdığı yazılarıyla tanınan bu yazar, Milli Mücadele’ye karşı olduğundan hayatının bir kısmı sürgünde geçmiştir.

Fecr-i Ati döneminden sonra gözlemlere dayalı Realist bir anlayışla yazdığı hikayeleri başarılıdır. Sade bir dil ve yalın bir anlatımla Anadolu hayatını hikayeleştirmiştir.

Eserleri :

Roman : İstanbul’un İç Yüzü, Çete, Sürgün, Nilgün, Bugünün Saraylısı, Yezid’in Kızı, Kadınlar Tekkesi, Anahtar…

Hikaye : Memleket Hikayeleri, Gurbet Hikayeleri

Mizah ve Hiciv Yazıları : Kirpinin Dedikleri, Deli, Tanıdıklarım…

HALİDE EDİP ADIVAR(1884-1964)

Milli Edebiyat Akımı’nın önemli bir kadın yazarıdır. İstanbul’un işgalini protesto için düzenlenen Sultan Ahmet mitinginde halkı coşturmuş, Milli Mücadele’ye bizzat katılmış ve onbaşı unvanı almış bir sanatçıdır. Vurun Kahpeye ve Ateşten Gömlek adlı romanlarında Kurtuluş Savaşı’nı anlatmıştır.

Halide Edip’in eserlerinde başarılı bir gözlemcilik vardır. II. Abdülhamit’in dönemini, dönemin toplumsal, kültürel ve siyasal olaylarını “Sinekli Bakkal” romanında yansıtmıştır.

Eserleri:

Roman: Sinekli Bakkal, Vurun Kahpeye, Ateşten Gömlek, Yeni Turan, Tatarcık, Handan, Yol Palas Cinayeti, Seviye Talib, Raik’in Annesi, Kalp Ağrısı...

Hikaye: Harap Mabetler, Dağa Çıkan Kurt, İzmir’den Bursa’ya.

Anı : Türk’ün Ateşle İmtihanı, Mor Salkımlı Ev.

Tiyatro: Kenan Çobanları, Maske ve Ruh.

Vurun Kahpeye: Anadolu’ya öğretmenlik için giden Aliye, Hacı Fettah liderliğindeki köy halkı tarafından eziyete uğramış ve sonunda taşlanmıştır.

Ateşten Gömlek : Kurtuluş Savaşı’nı konu almıştır. Kocası ve oğlu Yunanlılar tarafından katledilen Ayşe, hayatını Milli Mücadele’ye vakfeder. En sonunda sevdiği Peyami de ateşten gömleği giyerek şehit olur.

Tatarcık : Cumhuriyet sonrası sosyal değişmeleri konu alır. Recep ile Lale (Tatarcık), Haşim ile Zehra arasında kültürel farklılıklar işlenir.

Sinekli Bakkal : Karagöz oynatıcısı olan Kız Tevfik ile Emine’nin istibdat dönemindeki aşkı anlatılır. Olayların geçtiği mekan çeşitli kültürde insanların gittiği Sinekli Bakkal’dır.

Handan : Mutsuz bir evlilik yapan Handan, Hüsnü Paşa ile evlenir ve yine mutsuz olur. Daha sonra Refik’in ihaneti de eklenince intihardan başka çare kalmaz.

REŞAT NURİ GÜNTEKİN(1889-1956)

Roman, hikaye ve oyunlarıyla ün kazanmıştır. Eserlerinde Anadolu halkının duygularını, düşüncelerini, yaşayışını dile getirir. Adım adım gezdiği Anadolu’yu Realist ve başarılı gözlemleriyle Türkçenin bütün açıklığıyla yansıtmaya çalışır. “Çalıkuşu” adlı romanıyla tanınır.

Eserleri :

Roman: Çalıkuşu, Dudaktan Kalbe, Eski Hastalık, Yaprak Dökümü, Gizli El, Acımak, Miskinler Tekkesi.

Hikaye : Tanrı Misafiri, Sönmüş Yıldızlar, Eski Ahbap, Boyunduruk.

Tiyatro : Hançer, Eski Rüya, Eski Borç, Gözdağı, Balıkesir Muhasebecisi.

Gezi : Anadolu Notları.

Çalıkuşu : Aşk konusunda hayal kırıklığına uğrayan Feride’nin rahat ortamını bırakarak Anadolu’ya öğretmen olarak gitmesi ve başından geçen olaylar anlatılır.

Dudaktan Kalbe : Lamia ve Hüseyin Kenan arasındaki yasak aşk anlatılır.

Acımak: Hayal kırıklığına uğrayan ve ailesi iflas eden Mürşit Efendi’nin kızı Zehra’yı yetiştirmek için yatılı okula verir. Bunu yanlış anlayan ve babasından uzak yaşadığı için ona öfke duyan ilkokul öğretmeni Zehra gerçekleri babası ölünce anlar.

BAĞIMSIZ SANATÇILAR

MEHMET AKİF ERSOY (1873-1936)

“Sanat, toplum içindir.” görüşüyle toplumu aydınlatmak için şiirler yazan usta bir şairdir. İyi bir din eğitimi görmüş ve eserlerine bunu tüm çıplaklığıyla yansıtmıştır. Aruzu ustalıkla kullanan ve nazmı nesre yaklaştıran bir şairdir. Milli Mücadele yıllarında Sebil’ür-Reşad dergisinde yazdığı yazılarla ve Anadolu’yu dolaşarak yaptığı vaazlarla halkı bilinçlendirmeye çalışmıştır. İstiklal Marşı’nın yazarı olan M.Akif’in şiirleri Safahat adlı kitapta toplanmıştır.

YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958)

Yeni konuları eski nazım biçimleriyle ifade etmeyi bilen önemli bir sanatçıdır. Divan şiirinin son temsilcisi olarak da kabul edilir. Aruzu Türkçeye ustalıkla uygulamıştır. “Ok” şiiri dışındaki bütün şiirlerinde aruz veznini kullanmıştır. Şiirde kelimelerin seçimi ve yerinde kullanılması onun için son derece önemlidir. Parnasizm’in bizdeki en önemli temsilcisidir. Şekil mükemmelliği, ahenk ve kafiyeye çok önem verir.

Şiirde işlediği başlıca temalar; aşk, tabiat, ölüm, sonsuzluktur. Şiirlerinde geçmişe özlem duygusu açıkça sezilir. Y.Kemal, İstanbul’u şiirde en fazla konu edinen şairlerimizdendir. İstanbul’u çok sever, tek kelimeyle onun hayranıdır.

Eserleri :

Şiir : Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgarıyla, Rubailer.

Nesir : Eğil Dağlar, Aziz İstanbul, Edebiyata Dair, Hatıralarım.

RIZA TEVFİK(1869-1949)

Servet-i Fünunu görmesine rağmen o topluluğa katılmayan sanatçı heceyi başarıyla kullanmış, sade dille içten, duygulu koşmalar nefesler vb. yazmıştır.

Eserleri : Serab-ı Ömrüm(şiir)

CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI (ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI)

Milli Edebiyat akımındaki “dilde sadeleşme, hece ölçüsünü kullanma” gibi çabalar, Cumhuriyet döneminde de sürmüştür. Yeni devletin temellerinden biri olan halkçılık ilkesi sanatta halka gitmenin, halkla kaynaşmanın yolunu açmıştır. Böylece sade bir dille, hece ölçüsüyle, Anadolu’yu, doğa güzelliklerini, halkın yaşayış ve coşkusuyla ele alıp anlatmak üzere yazılan şiirler çoğalmıştır. Şiirin yanı sıra, hikaye, roman, tiyatro türlerinde önemli teknik gelişmeler olmuştur. Bu dönemde ortaya çıkan başlıca edebiyat toplulukları şunlardır:

BEŞ HECECİLER

Şiirde hece ölçüsünün egemen olmasını esas alan Enis Behiç Koryürek, Faruk Nafiz Çamlıbel, Yusuf Ziya Ortaç, Halit Fahri Ozansoy ve Orhan Seyfi Orhon’dan oluşan şairler topluluğuna Beş Hececiler denmiştir. Bunlar, belirli ilkeler çevresinde toplanıp bütünleşmiş, onları savunmuş kişiler değildir. Şiirlerinde Anadolu manzaralarını, Anadolu’nun yaşayışını coşkuyla işlemişlerdir. Ancak halkın hayatını yeterince tanıyamadıkları için şiirleri Romantik bir halkçılık anlayışından kurtulamamıştır.

Özellikleri

1-Ferdi duyarlılıkları,eski korsan hikayelerini,yurt köşelerini ve

Anadolu  gerçeklerini şiire aktarmışlardır.

2-Yerli milli bir sanat ve tarih motifleri yaşanan hayat dilimleriyle

örülü bir memleket edebiyatı meydana getirmeyi amaçladılar.

3-Hece ile serbest müstezatlar denemişlerdir.

4-Mısra kümelendirmede dörtlü esasına bağlı kalmayıp yeni yeni

biçimler aramışlardır.

5-Bir olay ya da hikaye anlatmak için beyit beyit uzun şiirler

yazdılar.

6-Nesir cümlesini şiire aktarmışlardır.

7-Toplumsal konuyla uğraşmamış kişisel konularda şiirler

yazmışlardır.

8-Memleket konularıyla fazla ilgilenmemişlerdir.

HALİT FAHRİ OZANSOY

Aruzla şiire başlayan şair, daha sonraları hece veznine yönelmiştir. Şiirlerinde çoğunlukla egzotik sahnelere, hüzün ve melankoli gibi bireysel duygulara, aşk ve ölüm temalarına yer vermiştir. Şair ve yazardır.

Eserleri :

Şiir kitapları : Rüya, Cenk Duyguları, Efsaneler, Sulara Dalan Gözler, Gülistanlar, Harabeler.

Romanları : Aşıklar Yolunun Yolcuları, Sulara Giden Köprü.

Oyunları : Sönen Kandiller, Baykuş, Hayalet.

Anıları : Edebiyatçılar Geçiyor, Eski İstanbul.

ENİS BEHİÇ KORYÜREK

Şiire aruzla başlamıştır. Hece ile yazdıklarında aşk duygusuna yer vermiştir. Kurtuluş Savaşı yıllarında milli duyguları ve kahramanlıkları işleyen şiirler yazmıştır. Şiirlerini Miras, Güneşin Ölümü adlı kitaplarda yayımlamıştır.

itapları : rüya, cenk duyguları, efsaneler, sulara dralan gözler, gülistanlar, harabeler. arına yer vermiştir. t Fahri Ozansoy,

YUSUF ZİYA ORTAÇ

Önceleri aruzla yazan şair, Beş Hececiler’den biri olarak adını duyurdu. Şair ve yazardır. Akıcı, sade ve halkın kullandığı sözcüklerle mizah ve mizah dışı şiirler yazmıştır. Düz yazıyla yazdığı eserlerinde Türkçenin sağlamlığı ve kıvraklığını mükemmel işlemiştir. Düz yazılarında üslup ustası kabul edilmiştir.

Eserleri :

Şiir Kitapları : Akından Akına, Cenk Ufukları, Bir Servi Gölgesi, Kuş Cıvıltıları.

Oyunları : Binnaz, Nikahta Keramet, Name.

Romanları : Göç, Üç Katlı Ev, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Beşik, Ocak…

Anıları : Portreler, Bizim Yokuş.

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL

Faruk Nafiz, şiire aruzla başlamıştır. Hececi olarak bilindikten sonra da aruz vezniyle şiirler yazmıştır. Son şiirlerini hep aruzla yazmıştır. Her iki vezni de ustalıkla kullanmıştır.

Duygu ve düşünceyi bir arada işleyen şair, romantik ve realist hayatı anlatmıştır.

Anadolu’yu şiirlerine konu edinmiş, Anadolucu olarak anılmıştır.

Eserleri :

Şiir kitapları : Şarkın Sultanları, Gönülden Gönüle, Çoban Çeşmesi, Han Duvarları, Suda Halkalar.

Oyunları : Canavar, Özyurt, Yayla Kartalı.

Romanı : Yıldız Yağmuru.

ORHAN SEYFİ ORHON

Şiirlerini konuşma diliyle ve hece ölçüsüyle yazmıştır. Aşk, tabiat, ayrılık gibi kişisel konuları işlemiştir.

Eserleri : Fırtına ve Kar, Peri Kızı ile Çoban, Gönülden Sesler.

YEDİ MEŞALECİLER

1928’de Beş Hececiler’in gerçeklere dayanmayan “Memleket Edebiyatı” anlayışına karşı çıkan Yedi Meşaleciler “Yedi Meşale” adında ortak bir şiir kitabı çıkarmışlardır. İsimleri bu kitabın adından gelir. Sabri Esat Siyavuşgil, Yaşar Nabi Nayır, Muammer Lütfi, Cevdet Kudret, Kenan Hulusi Koray, Ziya Osman Saba ve Vasfi Mahir Kocatürk’ten oluşan Yedi Meşaleciler şu maksatla yola çıkmıştır:

1. Edebiyatın öldüğünü savunanların yanıldıklarını ortaya koymak.

2. Geçmişin mistik ve kişisel duygularının dar çerçevesini aşarak, konuları genişletmek.

3. Anadolu’yu, Türk köyünü ve köylüsünü tanımadan masa başında uydurulan yapmacık köy edebiyatının karşısına çıkmak.

4. Canlı, samimi ve daima yenilikçi olmak.

Bu büyük sözlerle yola çıkan genç sanatçılar başarılı olamamış, birçoğu bir süre sonra şiir yazmaktan vazgeçerek edebiyatın başka alanlarına yönelmişlerdir.

GARİPÇİLER(1.Yeni Şiir)

1940’larda eski şiir anlayışına karşı güçlü bir tepkiden doğan yenilikçi şiire “Garip Şiiri” denir. Bu akımın öncüsü Orhan Veli Kanık’tır. Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rifat’ın ortaklaşa çıkardıkları Garip adlı şiir kitabından dolayı bu harekete Garip Akımı denilmiştir. 1.Yeni Şiir adıyla da bilinir.

Garip Şiirinin Temel Özellikleri Şunlardır :

1. Şiir, duygu ve düşüncenin anlatılmamsını sınırlayan bütün bağlardan kurtarılmalıdır. Nazım biçimi, kafiye, vezin, söz sanatları gibi öğelere gerek yoktur.

2. Anlatımda “Şairanelik” bırakılmalı, günlük konuşma dilinin doğallığına dayanılmalıdır.

3. Şiir hayatın bütün anlarını ve tatlarını değerlendirmeli, insana yaşama sevinci verebilmelidir.

4. Şiir her şeyi konu edinmeli, sıradan insanı anlatmalıdır.

5. Eski şiir geleneğinden uzaklaşılmalıdır.

6. Garipçiler, şiire politikayı sokmamışlardır.

II. YENİ ŞİİR ANLAYIŞI

1955’ten sonra ortaya çıkan yenilikçi şiir anlayışına II.Yeni Şiir denir. Buna “Soyut Şiir” adı da verilmektedir. II.Yeni Şiir, I.Yeni Şiir’in koru, cansız, hayal gücünden mahrum olduğu görüşünden hareket ederek ona tepki olarak doğmuştur.

II.Yeni Şiir’i benimseyen şairler: İlhan Berk, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreyya, Ece Ayhan, Tevfik Akdağ, Sezai Karakoç, Kemal Özer, Özdemir İnce, Nihat Ziyalan vb. sayıları bir hayli kabarık olan bu anlayıştaki şairler 1960’lardan sonra başka anlayışlar doğrultusunda ürünler vermiştir.

II.Yeni Şiir’in Genel Özellikleri :

1. Bu şiir, 1955’lerin politik şartlarında doğmuştur. Sanatçılar türlü baskılar altında kalmış, bu sebeple toplum meselelerinden kaçmışlardır.

2. Varoluşçu felsefenin tesirinde kalan şairlerin yalnızlık, umutsuzluk gibi ruhi durumları şiire yansımıştır.

3. Şiirde, anlama önem verilmemiş, biçim ön plana çıkarılmıştır. Anlam çoğu zaman anlamsızlığa kadar varmıştır.

4. Sürrealizm’in tesiri görülür.

5. Türkçenin cümle yapısını bozarak anlatımda karıştırma yapmışlardır.

HİSARCILAR

1940’tan sonra ortaya çıkan fikir ve sanat açısından Batı taklitçisi, duygudan mahrum, kötümser şiir anlayışına karşı çıkan bir topluluktur. Hisarcılar dilimizi fakirleştirdiği gerekçesiyle “Arı Dil” düşüncesine karşı çıkmışlardır.

1950 yılında çıkmaya başlayan “Hisar” dergisi çevresinde toplanan sanatçılar, “Sanatçı bağımsız olmalıdır, sanatçının dili yaşayan dildir, sanat milli olmalıdır.” gibi fikirleri savunmuşlardır. Mehmet Çınarlı, Bekir Sıtkı Erdoğan, Feyzi Halıcı, A.Nihat Asya, Munis Faik Ozansoy, Coşkun Ertepınar, Abdurrahim Karakoç gibi şairler toplulukta yer almıştır. Prof. Mehmet Kaplan, Tarık Buğra, Cemil Meriç gibi yazarlar derginin fikir cephesini oluşturmuşlardır.

CUMHURİYET DEVRİ SANATÇILARI

MEMDUH ŞEVKET ESENDAL(1883-1952)

Öyküleriyle tanınan yazar sade ve içten bir dille doğrudan hayatı gözler önüne sermiştir. Yazı dilini konuşma diline en iyi yaklaştıran yazarlardandır. Durum öykücüsü olarak tanınır.

Eserleri : Mendil Altında, Ev Ona Yakıştı, Otlakçı(öykü); Ayaşlı ve Kiracıları, Miras(roman)

ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR( 1888-1963)

Yapıtlarının ağırlık noktasını mutluluklarla geçmiş gençliği ve 20.yy başlarındaki rahat İstanbul yaşamları oluşturur.

Eserleri : Fahim Bey ve Biz, Çamlıcadaki Eniştemiz(roman); Boğaziçi Mehtapları, Boğaziçi Yalıları, Geçmiş Zaman Köşkleri(anı)

FALİH RIFKI ATAY(1894-1971)

Politik makale ve fıkraları yanında gezi yazıları ve anılarıyla da tanınır. Türkçeyi en duru ve en yalın bir anlatıma ulaştıran yazarlarımızdan biridir. Atatürk ile ilgili anılarını Çankaya adlı yapıtında toplamıştır.

Eserleri : Ateş ve Güneş, Zeytin Dağı, Çankaya, Atatürk’ün Hatıraları, Babamız Atatürk(anı); Deniz Aşırı, Yeni Rusya, Bizim Akdeniz, Taymis Kıyıları, Tuna Kıyıları, Hind(gezi)

SAİT FAİK ABASIYANIK(1906-1954)

Bir İstanbul öykücüsüdür. Öykülerinde İstanbul içindeki gizli dramı bulup çıkardığı gibi doğayı, kırları, denizi, balıkçıları ve hayvanlarıyla yaşamı bölünmez bir bütün olarak gördü.

Eserleri:

Romanları: Bir takım İnsanlar, Kayıp Aranıyor.

Şiiri : Şimdi Sevişme Vakti.

Öyküleri: Semaver, Sarnıç, Son Kuşlar, Mahalle Kahvesi.

AHMET HAMDİ TANPINAR(1901-1962)

Hikaye, roman, deneme, makale, edebiyat tarihi ve şiir türünden eserler yazmıştır. En önemli yanı şairliğidir. Şiirlerinde temel unsurlar: musiki, his ve hayal. Ayrıca zaman da önemli bir unsurdur. Şiirlerini sade bir dille ve hece vezniyle yazmıştır. Şiirlerinin yanı sıra psikolojik hikaye, roman ve edebiyat incelemeleriyle de tanınır. Hikaye ve romanlarında toplumsal konuları işlemiştir.

Eserleri : Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Sahnenin Dışındakiler, Mahur Beste(roman); Abdullah Efendi’nin Rüyaları, Yaz Yağmuru(öykü); Beş Şehir(deneme), Edebiyat Üzerine Makaleler(inceleme); 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi(araştırma)

Huzur: Kültürlü ve sanat düşkünü olan Mümtaz ile Suat’ın, Nuran’a olan aşklarını ve toplumsal değerleri yansıtan bir romandır.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü: Hayri İrdal’ın Halit Ayarcı’yla birlikte kurdukları Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü ve bu enstitünün etrafında cereyan eden olayları konu alır.

PEYAMİ SAFA(1899-1961)

İlk eserlerinde olaylara önem vermiş, daha sonraki eserlerinde ise olayları arka plana iterek psikolojik romanlara yönelmiştir. Kuvvetli bir üslubu vardır. I. Dünya Savaşı yıllarının toplum düzeni ve insanın ahlakı üzerindeki yıkıcı etkisi eserlerine konu olmuştur.

Eserleri: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Fatih-Harbiye, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, Yalnızız, Biz İnsanlar, Şimşek, Sözde Kızlar, Bir Tereddüdün Romanı.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu : Anı şeklinde yazılmış bir romandır. Yazarın kendi hayatıyla ilgili olduğu için otobiyografik özellik gösterir. On beş yaşında kemik hastalığı geçiren ve babası ölen bir çocuk, Erenköy’deki bir paşanın kızı Nüzhet’i sevmektedir. Ancak Dr. Ragıp’ın da onu sevmesi, çocuğun kıskançlık ve hastalığının ilerlemesine yol açar. Sonuçta başarılı bir psikolojik romandır.

Yalnızız: Yaşanan hayatın bunalımları işlenir. Samim, iflas eden dünya karşısında ideal bir dünya hayaliyle avunur. Samim’le ilişkisi olan Meral Avrupa’ya kaçarak rezil bir hayat yaşamak ister; fakat bunu başaramaz. İntiharı planlarken çıkan bir yangında ölür.

Matmazel Noraliya’nın Koltuğu: Pansiyonlarda yaşadığı olumsuzluklardan bıkan Ferit, Matmazel Noraliya adlı ölmüş bir kadının (asıl adı Nuriye olan Müslüman bir kadın) evini kiralar ve ruhuyla temasa geçer. Böylece kuruntularından uzaklaşarak arkadaşı Yahya Aziz’in de yardımıyla dini bir hayat yaşar.

HALİKARNAS BALIKÇISI(1886-1973)

Gerçek adı Cevat Şakir Kabaağaçlı’dır. Hikaye ve romancılığımızda deniz çığırını açan sanatçı bir hikayesinden dolayı Bodrum’a sürgüne gönderilmişı, yaşamının sonuna kadar orada yaşamıştır. Bodrum’un doğal güzelliklerinin, yeşilinin çoğalmasında emeği geçmiştir. Bütün yapıtlarında konu olarak denizi ve yaşamlarıyla denize bağlı olan insanların mücadelesini ele alır.

Eserleri : Aganta Burina Burinata, Ötelerin Çocuğu, Uluç Reis, Turgut Reis(roman); Mavi Sürgün(anı); Merhaba Akdeniz, Ege’nin Dibi, Yaşasın Deniz, Gülen Ada, Ege Kıyılarından(öykü)

AHMET KUTSİ TECER(1901-1967)

Milli ve halkçı bir sanat görüşüne bağlı olan sanatçı hece ölçüsünde yeni imkanlar arar. Halk edebiyatımızın eski ve yeni ustalarının tanınmasını sağlayan girişimlerde bulunur. Özgün, içten ve lirik bir söyleyişi vardır.

Eserleri : Şiirler(şiir); Köylü Temsilleri(inceleme); Köşebaşı, Koçyiğit Köroğlu, Bir Pazar Günü(oyun)

NECİP FAZIL KISAKÜREK(1905-1983)

Edebiyatın hemen her dalında eser veren sanatçının asıl ünü şairliğinden gelir. Sağlam bir dili ve güçlü bir tekniği olan şair şiirlerinde insanın evrendeki yerini araştırmış, madde ve ruh problemlerini, iç alemin gizli duygu ve tutkularını dile getirmiştir.

Eserleri : Örümcek Ağı, Kaldırımlar, Ben ve Ötesi(şiir); Tohum, Bir Adam Yaratmak, Reis Bey(oyun); Çöle İnen Nur(fıkra); Yılanlı Kuyudan, Babıali(anı)

ÖMER BEDRETTİN UŞAKLI(1904-1946)

Gezip gördüğü yerleri bir ressam gözüyle şiirleştirerek Anadolu’nun pastoral güzelliklerini anlatmıştır. Sade bir dille ve hece ölçüsüyle yazan şair deniz özlemini dile getiren şiirleriyle tanınmıştır.

Eserleri : Deniz Sarhoşları, Yayla Dumanı, Sarıkız Mermerleri(şiir)

NURULLAH ATAÇ(1898-1957)

Deneme ve eleştiri yazarıdır. Yazılarıyla Cumhuriyet sonrası edebiyatımızda yol gösterici oldu. Dilimizin arınması yolunda büyük çaba harcayarak, yeni bir düzyazı anlatımının doğmasına vesile olan örnekler verdi. Düzyazıda yaptığı çevirilerle Batı düşünce ve sanat akımlarının tanınıp yaygınlaşmasını sağladı. Devrik cümleleri yazı diline soktu.

Eserleri : (Deneme, inceleme ve eleştiri türlerinde yazdığı) Günlerin Getirdiği, Karalama Defteri, Sözden Söze, Okuruma Mektuplar, Günce, Söz Arasında, Dergilerde

SUUT KEMAL YETKİN(1903-1980)

Deneme ve eleştirileriyle tanınır. Sanat, estetik, resim ve felsefe gibi konularda yazar.

Eserleri : Edebiyat Konuşmaları, Edebiyat Üzerine, Günlerin Götürdüğü, Şiir Üzerine Düşünceler(deneme)

ZİYA OSMAN SABA(1910-1957)

Şiirlerinde çocukluk özlemleri, yazgıya boyun eğiş, aile sevgisi, ölüm temalarını işlemiş bir şairimizdir.

Eserleri : Sebil ve Güvercinler, Nefes Almak(şiir); Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi(öykü)

CAHİT SITKI TARANCI(1910-1956)

Cumhuriyet dönemi şairlerimizdendir. Biçim kaygısını ön planda tuttuğu şiirlerinde yaşamanın ve aşkın güzelliğini anlatmıştır. Ölüm teması şiirlerinde ayrı bir yer tutar. Türkçeyi bütün tatlılık ve anlatım gücüyle şiire geçirmiştir.

Eserleri:

Ömrümde Sükut, Otuz Beş Yaş, Düşten Güzel, Sonrası.

AHMET MUHİP DIRANAS(1908-1980)

Sembolizm’in etkisindedir. Dili yalın ve etkilidir. Hayal kurma ve sınırları aşmanın mutluluğunu vererek, güzelliklere ve iyiliklere yönelmeyi amaçlar. Şekil ve ahengi, duyguları uyandırmak için kullanır. Fahriye Abla şiiriyle tanınır.

Eserleri : Şiirler, O Böyle İstemezdi, Gölgeler(oyun)

ORHAN VELİ KANIK(1914-1950)

Garip akımını oluşturan üç şairden biridir. Şiirde ölçü, uyak, şekil ve konu sınırlamasını kaldıran şairdir. Hayatın her olayını ve hayattaki her şeyi konu olarak seçmiştir. Özentisiz bir anlatımı vardır. Dili sadedir. Türkçeyi güzel ve ustaca kullanır. Şiirlerinde gerçek toplumu ve toplumun aksayan yönlerini de belirtir. Garip adlı kitabında sanat ilkelerini belirtmiş ve uygulamıştır.

Eserleri : Garip, Vazgeçemediğim, Destan Gibi, Yenisi, Karşı(şiir); Nasrettin Hoca Hikayeleri, La Fontaine Masalları(çeviri).

MELİH CEVDET ANDAY(1915-…)

Memurluk, öğretmenlik, gazetecilik gibi meslekler yapan sanatçı Garip akımının üç öncüsünden biridir. Fıkra, makale, deneme, çeviri, gezi, roman, tiyatro gibi türlerden yazan ve Yunan mitolojisini çok iyi bilen sanatçı en çok şiiri önemsemiştir.

Eserleri :

Şiirleri : Rahatı Kaçan Ağaç, Telgrafhane, Kolları Bağlı Odysseus, Teknenin Ölümü.

Denemeleri : Doğu-Batı, Dilimiz Üstüne Konuşmalar, Paris Yazıları.

Oyunları : İçerdekiler, Mikado’nun Çöpleri.

Romanları : Gizli Emir, İsa’nın Güncesi, Aylaklar.

OKTAY RIFAT HOROZCU(1914-1988)

Garipçi şairlerden olan Oktay Rıfat, şiirlerinde sürekli bir değişimin, başkalığın peşindedir. Sürrealist akımların etkisiyle dünyaya yaklaşır, sözcüklerle resim çizer. Günlük konuşmalara, halk söyleyişi ve deyimlere bolca yer veren şairin anlatımı mecazlarla yüklüdür.

Eserleri : Yaşayıp Ölmek, Güzelleme, Aşk ve Avarelik Üzerine Şiirler, Elleri Var Özgürlüğün(şiir); Kadınlar Arasında, Birtakım İnsanlar(oyun)

ATTİLA İLHAN(1925-2007)

Adını 1946’da yapılan bir şiir yarışmasında “Cebbaroğlu Mehemmed” adlı ikinci olan şiiriyle duyuran Attila İlhan, toplumsal gerçekçi bir şairimizdir. Şiiri barış, özgürlük, insan sevgisi gibi toplumsal konulardan; yalnızlık, mutsuzluk, aşk, ölüm gibi bireysele uzanan bir çizgi izler. Şiirlerinin yanında romanları ve düşünce yazıları da vardır.

Eserleri : Duvar, Sisler Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum, Bela Çiçeği, Yasak Sevişmek, Elde Var Hüzün(şiir); Sokaktaki Adam, Zenciler Birbirine Benzemez, Kurtlar Sofrası, Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı, Fena Halde Leman, Dersaadet’te Sabah Ezanları(roman)

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA(1914-….)

Şiire hece ölçüsüyle başladı. Sonraki şiirlerinde serbest şiiri benimsedi. Hemen her konuya eğilen usta bir şairdir. Sanat yaşamının iki dönemi vardır. İlk döneminde şiirlerini büyük bir hayal gücü, zengin bir imge örgüsüyle yazmış, ikinci döneminde ise titiz bir dil ve kendine özgü anlatımıyla karşımıza çıkmıştır. Anadolu’nun sorunları ve tarihsel konuları işlemiştir.

Eserleri : Havaya Çizilen Dünya, Çocuk ve Allah, Çakırın Destanı, Üç Şehitler Destanı, Türk Olmak, Yedi Memetler(şiir)

ARİF NİHAT ASYA(1904-1957)

Bayrak şairi olarak bilinir. Heceyi, aruzu ve serbest ölçüyü kullanan şair din, kahramanlık duygusu ve milli konuları belirgin bir biçimde işlemiştir. Dil estetiğine önem verir, sade bir dille yazar.

Eserleri : Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor, Rubaiyyat-ı Arif, Kubbe-i Hadra, Kökler ve Dallar, Dualar ve Aminler(şiir)

BEHÇET NECATİGİL(1916-1979)

Kendine özgü bir dünyanın tasarlanmaz derinliklerinde hem günlük hayattan gelen, hem toplumsal bilinçten doğan acıları, düşünceleri, sevgileri, korkuları dile getirir.

Eserleri : Kapalı Çarşı, Evler, Arada, İki Başına Yürümek, Çevre, Eski Toprak, Divançe(şiir); Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, Edebiyatımızda Yazarlar Sözlüğü(inceleme).

CAHİT KÜLEBİ(1917-….)

Günümüz şairlerindendir. Anadolu insanının çileli yaşamını, doğayla ve toplumla olan ilişkilerini konu edinmiştir. Dili yalındır. Halk şiiri kaynaklarından yararlanmıştır.

Eserleri : Adamın Biri, Rüzgar, Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda, Yeşeren Otlar(şiir)

NECATİ CUMALI(1921-….)

Günümüz şair ve yazarlarındandır. Şiirlerinde yaşama sevinci, aşk, sevgi vb. konuları işleyen sanatçı öykü ve romanlarında Anadolu insanının sorunlarına eğilir.

Eserleri : Kızılçullu Yolu, Harbe Gidenin Şarkıları, Güzel Aydınlık, Tütün Zamanı, Zeliş, Acı Tütün, Yalnız Kadın, Susuz Yaz, Makedonya(şiir)

TARIK BUĞRA(1918-….)

Son dönem edebiyatımızın önemli isimlerinden biri olan sanatçı öykü, roman, tiyatro, fıkra vb. gibi türlerde eserler vermiştir. Sanat insanı yüceltmeyi amaçlamalıdır, görüşüyle yazan sanatçı kişi ve olayları derinlemesine incelemiş, psikolojik öğelere yer vermiştir. Kurtuluş Savaşı dönemini anlatan Küçük Ağa adlı romanıyla tanınır.

Eserleri : Küçük Ağa, Küçük Ağa Ankara’da, Firavun İmanı, Osmancık, Yağmur Beklerken, Gençliğim Eyvah, İbişin Rüyası, Dönemeçte(roman); Oğlumuz, Yarın Diye Bir Şey Yoktur, Siyah Kehribar(öykü); Ayakta Durmak İstiyorum(oyun).

HALDUN TANER(1916-1986)

Oyun ve öykü yazarıdır. Başarılı eserleriyle ödüller kazandı. Doğal, yalın ve duru bir anlatımı vardır. Keşanlı Ali Destanı adlı eseri Türk tiyatrosunda epik tiyatro türünün ilk örneği sayılır. Güncel olayları konu alan siyasal ve toplumsal taşlamanın ağır bastığı oyunlar yazdı.

Eserleri : Yaşasın Demokrasi, Şişhaneye Yağmur Yağıyordu, Ayışığında, Konçinalar(öykü), Keşanlı Ali Destanı, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım(oyun)

KEMAL TAHİR(1910-1973)

Konularını Çankırı, Çorum dolaylarından, cezaevi yaşantılarından, Kurtuluş Savaşı’ndan, eşkıya menkıbelerinden alan romanlarında, köyü ve köylü sorunlarını işleyen sanatçı, Osmanlı sosyal hayatı ve devlet yapısı üzerinde durmuş, romanlarının çoğunda bu konudaki görüşlerini dile getirmiştir.

Eserleri : Devlet Ana, Yorgun Savaşçı, Esir Şehrin İnsanları, Sağırdere, Körduman, Rahmet Yolları Kesti, Yediçınar Yaylası, Köyün Kamburu, Esir Şehrin Mahpusu, Kelleci Memet, Bozkırdaki Çekirdek, Kurt Kanunu(roman)

YAŞAR KEMAL(1922-….)

Asıl adı Kemal Sadık Göğçeli’dir. Bazı uluslar arası ödüller alan sanatçı Nobel ödülüne aday gösterildi. Hemen hemen her romanında Çukurova’yı konu edinerek toplumsal çelişki ve çatışmaları, bunların insan hayatına yansıyışlarını anlattı. Doğa-insan ilişkilerini, insanı insan yapan tutkuları, korkuları, düşleri şiirsel bir anlatımla sergiledi. Doğa tutkusunun yanı sıra anlatımındaki destansılık da romanlarının başlıca özelliğidir.

Eserleri : Sarı Sıcak(öykü); Teneke, İnce Memed, Orta Direk, Yer Demir Gök Bakır, Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufçuk Yusuf, Yılanı Öldürseler(roman); Bu Diyar Baştan Başa, Peri Bacaları(röportaj)

ORHAN KEMAL(1914-1970)

Asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü’dür. Otobiyografik özellikler taşıyan romanlarında, Adana’daki işçi çevresini, göçmen mahallelerinin insanlarını gerçekçi bir tutumla anlattı. Sanayileşen Türkiye’nin toplumsal yapısını, işçi-işveren ilişkilerini, büyük kente gelen gurbetçilerin serüvenini, geçim kavgasını, küçük insanın dünyası çerçevesinde yansıttı.

Eserleri : Ekmek Kavgası, Sarhoşlar, Çamaşırcının Kızı, 72.Koğuş, Grev(öykü); Baba Evi, Avare Yıllar, Murtaza, Bereketli Topraklar Üzerinde, Hanımın Çiftliği, Gurbet Kuşları(roman)

TÜRKİYE DIŞINDAKİ ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI

AZERBAYCAN:

- Celil Mehemmet Kulizade: Ölüler, Anamın Kitabı, Belke de Gaytardılar, Deli Yığıncağı…

- Bahtiyar Vahapzade: Menim Dostlarım, Çınar, Gün Var Bin Aya Değer, İkinci Ses, Yağıştan Sonra…

- Şehriyar: Heyder Baba’ya Selam, Türkçe Şiirlerinden Eserler, Divan…

BULGARİSTAN:

-Recep Küpçü: Ötesi Var, Ötesi Düş Değil…

KAZAK:

-Mağcan Cumabayulı: Mağcan Cumabayulı Sıgarmaları…

KAZAN:

- Ayas İshaki: Takkeci Kız, Zindan, Mulla Bubay, Üyge Taba, İki Aşık, Kıyamet, Anı Defteri…

KIBRIS:

- Osman Türkay: Yedi Telli, Uyurgezer, Seçilmiş Şiirler, Eliot’tan Seçmeler, Avrupa Şiiri…

- Özker Yaşın: O Alem, Kıbrıs’tan Atatürk’e, Kıbrıs’ta Vuruşanlar, Bütün Kapılar Kapandı, Kıbrıs’ta Bayrak…

BATI TRAKYA:

- Mehmet Hilmi: Yeni Ziya ve Yeni Adım gazetelerini çıkarmıştır.

- Abdurrahim Dede: Rumeli’de Bırakılanlar, Batı Trakya’da Türk Folkloru, İskeçe’deki Türklerin Dramı…

KIRGIZİSTAN:

- Cengiz Aytmatov: Beyaz Gemi, Toprak Ana, Selvi Boylum Al Yazmalım, Gün Olur Asra Bedel, Dişi Kurdun Rüyaları…

KIRIM:

- İsmail Gaspıralı: Asya’da Komşularımız, Türkistan Uleması, Kadılar Ülkesi, Arslan Kız, Gündoğdu…

- Cengiz Dağcı: Korkunç Yıllar, Yurdunu Kaybeden Adam, Onlar da İnsandı, Ölüm ve Korku Günleri, Üşüyen Sokak…

ÖZBEKİSTAN:

- Abdülhamit Süleyman Çolpan: Uyanış, Bulaklar, Halil Felenk, Yarkın Ay, Geçe ve Gündüz, Hamlet…

- Aybek: Tuygular, Kutlug Kan, Nevai, Balık, Ulug Yol…

TÜRKMENİSTAN:

Ata Atacanoğlu: Guşgı Galası, Menin Dövürdeşlerim, Edime Edim, Üçlerin Siyahatı, Nan Bilen Namus…

UYGUR:

- Ziya Samedi: Kanlı Dağ, Sevecen Ana, Çin Zindanlarında, İli Nehri Boyunda, Boynu Kesik, Bir Tane Sigara…

YUGOSLAVYA TÜRKLERİ:

- Nimetullah Hafız: Gün Aydın, Ana Kucağı, Yugoslavya’da Çağdaş Türk Edebiyatı Antolojisi…

IRAK TÜRKLERİ:

- Ata Terzibaşı: Kerkük Hoyrat ve Manileri, Kerkük Şairleri, Kerkük Havaları, Arzı Kamber Masalı…

BAŞLICA DÜNYA SANATÇILARI ve ESERLERİ

ESKİ YUNAN:

- Homeros: İlyada, Odysseia

- Hesiodos: (Didaktik şiirin kurucusu sayılır.) İşler ve Günler

- Sappho: (Lirik şiirin kurucusu sayılır.)

- Aisopos: (Fabl türünün kurucusu sayılır.) Fabllar

- Aiskhylos: (İlk büyük tragedya şairidir.) Yalvaran Kızlar, Persler, Thbeai’ye Karşı Yediler, Zincire Vurulmuş Prometheus.

- Sophokles: (Tragedya şairidir.) Kral Oidipus, Oidipus Kolonos’ta, Antigone, Trakhisli Kadınla...

- Euripides: (Tragedya şairidir.) Medeia, Hippolytos, Orestes, Andromakhe, Iphigeneia Aulis’te…

- Aristophanes: (İlk büyük komedya şairidir.) Atlılar, Eşekarıları, Kuşlar, Kurbağalar, Bulutlar, Barış…

- Sokrates: (Felsefe)

- Platon(Eflatun):(Felsefe)

- Aristoteles: (Felsefe)

- Heredotos:(Tarih)

- Demosthenes:(Söylev)

LATİN:

- Ennius: (Tragedya)

- Terentius: (Komedya)

- Plautus: (Komedya)

- Vergilius: (Şiir)

- Horatius: (Şiir)

- Çiçero: (Söylev)

- Tacitus: (Tarih)

- Seneca: (Felsefe)

İTALYAN:

- Dante: Diviana Commedia(İlahi Komedi)

- Petrerca: Türküler.

- Boccacio: (Küçük hikaye türünün kurucusu sayılmaktadır.)Decameron.

- Ariosto: Çılgın Orlando

- Tasso: Kurtarılmış Kudüs

FRANSIZ:

- Montaigne: (Deneme türünün kurucusudur.)Denemeler

- Corneille: (Fransız tragedyasının kurucusudur.) Le Cid, Horace, Cinna.

- Racine: Andromaque, Iphigenie, Phedre

- Moliere: Gülünç Kibarlar, Kocalar Mektebi, Kadınlar Mektebi, Zoraki Evlilik, Zoraki Tabip, Cimri, Kibarlık Budalası, Hastalık Hastası, Tartuffe, Bilgiç Kadınlar, Scapin’in Dolapları

- La Fontaine: Fabllar

- La Bruyere: Karakterler

- J.J.Rouesseau: Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev, Toplum Sözleşmesi, Emile, İtiraflar

- Lamartine: Şairane Düşünceler, Graziella, Raphael

- Victor Hugo: Sefiller, Notre Dame de Paris, Hernani, Kral Eğleniyor, Ruy Blas, Cromwell, Yüzyılların Efendisi

- Aleksandre Dumas Pere: Üç Silahşörler, Monte Kristo Kontu

- H.de Balzac: Goriot Baba, Vadideki Zambak, İnsanlık Komedyası, Eugenie Grandet

- Stendhal: Kızıl ile Kara, Parma Manastırı

- Gustave Flaubert: (Realizmin kurucusudur.) Madame Bovary, Salambo

- Emile Zola: (Naturalizmin kurucusudur.) Meyhane, Germinal, Nana, Gerçek

- Alphonse Daudet: Değirmenimden Mektuplar, Pazartesi Hikayeleri, Tarasconlu Tartarin, Jack

- Guyde Maupassant: (Olaya dayalı hikayeciliğin kurucusudur.) Tombalak, Ayışığı, Bir Hayat, Güzel Dost

- Jules Vernes: Dünyanın Merkezine Seyahat, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah, Balonla Beş Hafta Seyahat, Seksen Günde Devri Alem, Kaptan Grant’ın Çocukları, İki Sene Mektep Tatili

- Charles Baudelaire: Kötülük Çiçekleri…

- Jean Paul Sartre: Duvar, Bulantı, Sinekler…

İSPANYOL:

- Miguel de Cervantes: (Modern romanın kurucusu kabul edilir.) Don Kişot

İNGİLİZ:

- William Shakespeare: Romeo ve Juliet, Hamlet, Macbeth, Othello, Kral Lear, Venedik Taciri, Yanlışlıklar Komedyası, Windsorlu Şen Kadınlar

- Francis Bacon: Denemeler

- Daniel Defoe: Robinson Crusoe

- Jonathan Swift: Gulliver’in Gezileri(Maceraları)

- Charles Dickens: Pickwick’in Kağıtları, Oliver Twist, Antikacı Dükkanı, David Copperfield

- George Bernard Shaw: Candida, Sezar ve Kleopatra, Kara Kız

- J.Rudyard Kipling: Kim, Sönen Işık, Cengel Kitabı

ALMAN:

- J.Wolfang Goethe: Faust, Genç Werther’in Acıları, Wilhelm Meister’in Çıraklık Yılları

- Friedrich Schiller: Haydutlar, Don Carlos, Wilhelm Tell

- Heinrich Böll: Trenin Tam Saatiydi, Babasız Evler, Ademoğlu Neredeydin

NORVEÇ:

- Henrik İbsen: Peer Gynt, Hortlaklar, Halk Düşmanı

- Knut Hamsun: Dünya Nimeti, Açlık, Pan, Victoria

RUS:

- Aleksandr Puşkin: Çingeneler, Yüzbaşının Kızı, Boris Gudonov

- N.V.Gogol: Ölü Canlar, Müfettiş, Petersburg Hikayeleri

- Turgenyev: Babalar ve Oğullar, Rudin, Bir Asilzade Yuvası

- Dostoyevski: Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, Budala, Ölü Bir Evden Anılar

- Tolstoy: Savaş ve Barış, Anna Karenina, Diriliş, Sivastopol, Yaşayan Ölü, Hacı Murat, İvan İlyiç’in Ölümü

- Anton Çehov: (Durum öykülerinin kurucusudur.) Vanya Dayı, Üç Kızkardeş, Hikayeler, Martı, Vişne Bahçesi

AMERİKAN:

- Mark Twain: Tom Sawyer’in Maceraları, Mississipi’de Hayat, Huckleberry Finn’in Maceraları

- Ernest Hemingway: İhtiyar Adam ve Deniz, Silahlara Veda, Çanlar Kimin İçin Çalıyor

- John Steinbeck: Fareler ve İnsanlar, Gazap Üzümleri, Sardalya Sokağı, Kenar Mahalle

- T.S.Eliot: Toplu Şiirler, Katedralde Cinayet, Aile Toplantısı, Eski ve Çağdaş Denemeler…

ŞAİR EVLENMESİ
(İbrahim Şinasi)

Türk edebiyatının Batılı anlamda ilk tiyatro örneğidir. Bir perdelik bu komedide görücü usulüyle evlilik eleşti­rilmektedir. Genç Şair Müştak Bey'e sevgilisi Kumru Hanım diye onun yaşlı ve çirkin ablasını nikahlarlar. Müştak Bey işin farkına düğün gecesi varır ve imdadı­na arkadaşı Hikmet Efendi yetişir. Nikahı kıyan mahal­le imamına gizlice bir miktar para vererek durumu dü­zelttirirler.

TAAŞŞUK-I TALAT VE FİTNAT
(Şemsettin Sami)

Edebiyatımızın ilk yerli romanı olan bu eserde Talat ve fıtnat aşkı anlatılmaktadır. Babasını küçük yaşta

kaybeden Talat'ı annesi büyütmüştür. Talat evinin cum­basında gördüğü Fitnat'ı sever ve onunla görüşebilmek için kadın kıyafetleri giyerek Fitnat'ın evine girmeye başlar. Fitnat'ın üvey babası fıtnat zengin bir adamla evlendirir. Bu adam Fitnat'ın asıl babası Ali Bey'dir. Sevgilisinden ayrılmanın üzüntüsüyle kendini vuran Fitnat bu gerçeği de o sırada öğrenir. Fitnat'ın ölümü Talat'ın da ölümüne yol açar ve çok geçmeden Ali Bey de bu acıya dayanamayarak ölür.

FELATUN BEY İLE RAKIM EFENDİ
(Ahmet Mithat)

Romandaki iki tipten Felatun Bey, alafranga yani rahat yaşama özentileri olan, çevreye karşı gülünç durumla­ra düşen bir tipi temsil eder. Kız kardeşi Mihriban gibi o da çok nazlı büyütülmüştür. Görünüşte memurdur; an­cak günlerini gezip tozmak, eğlenmekle geçirir. Babası Mustafa Merakı Efendi'nin ölümünden sonra payına düşen mirası yabancı bir aktris uğruna yok eder ve sonra hayatın zorluğunu anlar. Romandaki diğer tip Rakım Efendi ise Tophane kavas­larından birinin oğludur. Bir yaşındayken babası ölür ve annesiyle Arap Dadı Fedayi tarafından büyütülür. Ra­kım Efendi yeniliklere açık, çalışkan, gerçekçi bir tiptir. Roman, öğrenim yoluyla kazanç sağlayarak zenginle­şen, Canan adında bir cariyeyle evlenen Rakım Efen­di'nin zaferiyle bitmiştir.

İNTİBAH YAHUT SERGÜZEŞT-İ ALİ BEY
(Namık Kemal)

Ali Bey, zengin bir ailenin eğitim görmüş tek evladıdır. Gösterişli yaşamı ve bol para harcamayı sever. Sık sık gittiği Çamlıca'da bir gün Mahpeyker adında güzel bir kadınla tanışır ve ona aşık olur. Fakat Mahpeyker kötü yola düşmüş bir kadındır. Ali Bey'in annesi bu durumu öğrenince Mahpeyker'den Ali Bey'i ayırmak için eve Dilaşup adlı güzel bir cariye satın alır. Çok geçmeden Ali Bey Mahpeyker'in kötü kadın olduğunu öğrenince Dilaşup'la evlenir. Durumu öğrenen Mahpeyker çılgına dö­ner ve onları ayırmak için Dilaşup'un kötü bir kadın ol­duğunu yayar. Ali Bey bu iftiraya inanır ve bunun üzeri­ne Dilaşup'u döverek bir esirciye satar. Ali Bey'in anne­si de olanlara dayanamayarak ölür. Mahpeyker Dila­şup'u da kendisi gibi kötü yola düşürür. Mahpeyker'in kini bitmemiştir. Ali Bey'i öldürmek ister. Durumu öğre­nen Dilaşup Ali Bey'i uyarır; fakat Ali Bey ona inanmaz. Mahpeyker'in tuttuğu kiralık katil Ali Bey yerine yanlış­lıkla Dilaşup'u öldürür, bunun üzerine de Ati Bey Mah-peyker'i öldürür. Hapse girer. Bir süre sonra orada kah­rından ölür.

CEZMİ
(Namık Kemal)

Cezmi çok iyi bir atlı sipahidir. İran seferinde Adil Gi­ray'la tanışır. Bu sefer sırasında Adil Giray ve Gazi Gi­ray Şehriyar tarafından esir alınır. İran devletini Şah'ın karısı Şehriyar ve kardeşi Perihan idare etmektedir. Şehriyar Adil Giray'a aşık olmuştur; fakat Adil Giray Pe­rihan'ı sevmektedir. Perihan da onu sevmektedir. Şeh­riyar bu durumu öğrenince onlardan öc almak ister. Adil Giray'ı esir alır. Adil Giray'ın esir düştüğünü öğrenen Cezmi ise onu kurtarmak için plan yapar ve yanına gir­meyi başarır. Bu arada Şehriyar hazırladığı oyunda ha­yatını kaybeder. Şehriyar'ın askerleri de Adil Giray'ı ve Perihan'ı öldürür. Cezmi de her ikisini aynı mezara def­neder ve kılık değiştirerek vatanına döner.

VATAN YAHUT SİLİSTRE
(Namık Kemal)

İslam Bey savaşın çıkmasıyla nişanlısı Zekiye ile veda-laşır. Cepheye gitmeden önce savaş gönüllülerine dö­nerek "Beni seven arkamdan ayrılmaz." der. Bunun üzerine Zekiye kılık değiştirerek Adem adıyla gönüllüle­rin arasına katılır. Silistre kalesi komutanı Sıtkı Bey, Adem'i çelimsiz bulduğu için geri göndermek ister; fa­kat Adem kalmakta direnir. İslam Bey yaralanmıştır. Bu arada Abdullah Çavuş Adem'le giderek düşman cephaneliğini havaya uçurur. Bunun üzerine düşman, kalenin kuşatmasından geri çekilir. Bütün bu olanların ardından Adem'in kimliği ortaya çıkar, Sıtkı Bey'in Zekiye'nin ba­bası olduğu anlaşılır. Zafer sevinciyle Zekiye ve İslam Bey evlendirilir.

AKİF BEY

(Namık Kemal)

Deniz subayı otan Akif Bey, Dilruba adında kötü yollu bir kadınla evlenir. Akif Bey'in Sinop muharebesine git­mesiyle Dilruba eşinin öldüğünü yalancı şahitlerle ka­nıtlar. Amacı bir başkasıyla evlenmektir. Evlenmek üze­reyken Akif Bey ve babası Dilruba'nm bulunduğu Çürüksu'ya gelirler. Durumu öğrenirler. Akif Bey hemen Dülruba'nın evine gider, Dilruba'nın yeni eşiyle karşıla­şır. Kavga sonucu ikisi de ölür. Bunun üzerine Akif Bey'in babası da Dilruba'yı öldürür.

GÜLNİHAL
(Namık Kemal)

Rumeli'de sancak beyi olan Kaplan Paşa zalim biridir. Memleketindeki sayılır kişileri ortadan kaldırmıştır. Kar­deşlerinin çocukları olan İsmet'le Muhtar birbirlerini çok sevmektedir. Kaplan Paşa ise halkın çok sevdiği Muh-tar'ı kıskanır ve bazı hilelere başvurur. Öncelikle iki gencin arasına açmak için türlü oyunlar yapar; ama bu oyunları anlaşılır. İki gencin kavuşmasını sağlayan en önemli kişi ise İsmet'in dadısı Gülnihal'dir.

CELALETTİN HARZEMŞAH
(Namık Kemal)

Celalettin Harzemşah, Moğollar'la savaşa girmiştir; fa­kat yenilmiştir. Bunun üzerine Hindistan'a kaçmak için yola çıkmıştır. Bu yolculuk sırasında da esir düşmemek için karısını ve oğlunu Sind nehrine atmıştır. Daha son­ra Hindistan'a gelerek orada bir ordu toplamış ve Teb­riz'e kadar gelmiştir. Burada kalenin hükümdarı Mihrici-han kendisine aşık olur, kaleyi de ona devrederek evle­nirler. Daha sonra Moğollarla tekrar savaşa girdiklerin­de Celalettin Harzemşah dağa kaçar ve bir taş üzerin­de otururken komutanlardan biri kendisini öldürür. Ko­mutan, gömleğini kâğıt ve karısının parmağını da ka­lem yaparak vasiyetini yazdırmıştır. Kocasının öldüğü­nü gören Mihricihan da kalbine bir hançer saplayarak kendisini orada öldürür.

KARABİBİK
(Nabizade Nazım)

Nabizade Nazım'ın yazdığı roman (1890), Türk edebi­yatında realizm akımının başarılı iik örneğidir. Roman köy hayatını ve köy insanını ilk olarak ele almıştır. Ana-dolu köylüsünün bilgisizliği, yoksulluğu, toprak ve araç sorunları, ağalar ve tefecilerle ilişkileri, duygusal davra­nışları eserde olayların içinde eritilerek ustalıkla veril­miştir. Olay, Antalya'nın Beymelik köyünde geçer. Ka-rabibik babasından kalma tarlasının dört dönümünü satmış, geri Kalan sekiz dönümünü ele geçirmek iste­yen komşusu Yosturoğlu ile de kavga etmiştir. Elindeki bu küçük tarlayı sürmek için her yıl Koca İmam'ın öküz­lerini kiralamaktadır. Çirkin kızı Nuri'yi imamın kaynı Sarı İsmail'e verip öküzleri bedava kullanmayı hesap­lar. Sarı İsmail'in başka bir kızla evleneceğini öğrenin­ce tefeci Rum tüccardan faizle borç alıp iki öküz edinir. Artık öküz sahibi olduğundan kızma da talip olan birinin çıkacağını düşünmektedir. Bir süre sonra Yosturoğlu'nun yeğeni Hüseyin, Nuri'yi sever, onunla evlenir. Karabibik hastadır ancak kızının evlendirdiği için artık mutludur.

ZEHRA
(Nabizade Nazım)

Nabizade Nazım'ın yazdığı (1896) tek romandır. Zehra bir tücarın kızıdır. Annesini küçük yaşta kaybetmiş kıs­kanç yaradılışlı bir kızdır. Babasının katibi Suphi ile ev­lenir. Suphi'nin annesinin, oğlunun evine hizmetçi ola­rak Husnicemal adında güzel bir cariye alması Zeh­ra'nın kıskançlığını artırır. Bu sırada babası Şevket Efendi ölür, işlerin başına Suphi geçer. Suphi Hüsnicemal'e aşık olur ve onunla evlenir. Zehra onlardan öç al­mak ister. Ürani adında bir Rum kadınını, Suphi'yi baş­tan çıkarmak için görevlendirir. Bu kadına kapılan Sup­hi bu sefer de Hüsnicemal'i yüzüstü bırakır. Buna daya­namayan Husnicemal kendini öldürür. Bununla yetin­meyen Zehra bir de Suphi'nin katibi Muhsin'le evlenir. Böylece işin başına Muhsin geçer. Suphi'nin parası bi­tince Ürani onu terk eder. Suphi karnını doyurabilmek için tulumbacı olur, kahve köşelerine düşer sonunda Ürani ve onun yeni dostunu öldürür, ikinci evliliğinde mutiu olamayan Zehra'nın bu yeni eşi ölür. Zehra yal­nız kalır. Artık kederli bir ömür sürmektedir. Bîr gün so­kakta yürürken; yoksul, ihtiyar bir kadının düşüp öldü­ğünü görür. Bu kadının Suphi'nin annesi olduğunu an-layınca çok acı çeker, bu yüzden hastalanır ve ölür.

ARABA SEVDASI
(Recaizade Mahmut Ekrem)

Recaizade Mahmut Ekrem'in (1898) romanıdır. Bir ve­zirin oğlu olan Bihruz Bey, yarım yamalak bir öğrenim görmüş, yirmi üç, yirmi dört yaşlarında bir gençtir. Ba­bası ölünce, annesiyle kendisine büyük bir servet kalır. Bu paranın bitmeyeceğini sanarak-yazları Çamlıca'da, kışları Süleymaniye'de oturur. Bütün merakı gezmek, gösteriş yapmak, Türkçe cümleler arasında Fransızca

sözcükler kullanmaktır. Bir gün Çamlıca'da dolaşırken güzel bir kıza aşık olur. Bu kızın iyi bir aileden geldiğini zanneder. Oysa o, Periveş adlı düşkün bir kadındır. Bihruz'un Keşfi Bey adında yalancılığı ile ünlü bir arka­daşı vardır. Periveş'ten haber alamadığına üzülen Bih-ruz'a, Periveş'in öldüğünü söyler. Bihruz hiç değilse onun mezarını bulmak istemektedir. Bir ramazan akşa­mı gezinirken Periveş'e benzeyen bir kadınla karşılaşır, onu Periveş'in kardeşi sanır, kadına Periveş'in mezarı­nı sorar. Sonunda onun Periveş olduğunu, hayalinde yücelttiği bu kadının basit bir kadın olduğunu anlar.

SERGÜZEŞT
(Samipaşazade Sezai)

Samipaşazade Sezai'nin yazdığı tek romandır (1899). Bu eserde Türk romancılığının romantizmden realizme geçmesi açıkça görülür. Eserin kahramanı Dilber İstan­bul'a satılmak için getirilmiş dokuz yaşında bir Çerkez kızdır. Mustafa Efendi adında birinin evine satılır. Bu evin hanımı taş yürekli bir insandır. Kıza gücünün üs­tünde iş yaptırıp, onu hırpalar. Bu evdeki hayata daya­namayan kız evden kaçmış ama bulunup sahibine tes­lim edilmiştir.

Valilik görevine atanan Mustafa Efendi Dilber'i esirciye tekrar satar. Kız esirci tarafından dövülerek eğitilir, kıza çalgı öğretilir. Dilber bir gün Asaf Paşa'nın konağına satılır. Avrupa evleri gibi döşenmiş, Batılı bir hayatın sürüldüğü bu evde Dilber rahata kavuşur. Paşa'nın re­sim eğitimi görmüş Celâl adlı bir oğlu vardır. Dilber'in resmini yaparken güzelliğini fark eder. Birbirlerine aşık olan Dilber ve Celâl Bey'in aşkını fark eden evin hanı­mı Dilber'i Celâi'den uzaklaştırmak ister. Çünkü oğulla­rını iyi bir ailelinin kızıyla evlendirmek isterler. Dilber gi­bi bir esirle değil. Bu nedenle de Dilber'i esirciye gizlice satarlar. Celâl bunu öğrenince Dilber'i arar, onu bula­maz ve hastalanır.

Dilber Mısır'a götürülmüş zengin bir tüccara satılmıştır. Yeni efendisine odalık olmayı reddettiği için bir odaya kapıtılır. Bu evdeki harem ağalarından biri olan Cevher kızı sevmiştir. Onu kurtarmak için yardım ederken ölür. O güne kadar tek başına hiçbir yere gitmeyen Dilber İs­tanbul'a tek gitmekten korkar, yakalanacağını tekrar o İşkenceli hayata döneceğini düşünerek kendini Nil Nehrine atar.

MAİ VE SİYAH

(Halit Ziya Uşaklığı!)

Servet-i Fünun Edebiyatı'nın en önemli isimlerinden olan Halit Ziya'nm Mai ve Siyah adlı romanı, onun İs­tanbul dönemi romanlarının ilkidir. Kent soylu romantik aydın Ahmet Cemil'in düşlerinin ve düş kırıklıklarının anlatıldığı romanın çıkış noktası karşıtlıklardır. Roman­da ma(v)i ve siyah birer simgedir. Mai, romanın kahra­manı Ahmet Cemil'in umutlarını ve düşlerini; siyah, bu umutlarının, düşlerinin yok oluşunu simgeler. Roman; mavi ve siyah arasında bocalayan, ikilem içinde kalan, mücadele eden ve bu mücadeleden yenik çıkan Ahmet Cemil'in yaşamından bir bölümü anlatır. Olaylar Ahmet Cemil'in etrafında oluşur. Genç, yakışıklı, zeki, tuttuğu­nu koparan, aklına koyduğunu yapan, yeni edebiyat anlayışını temsil eden bir kişiliktir, romandaki bir diğer isim Raci ise Ahmet Cemil'in karşısında olan yani eski edebiyat anlayışını temsil eden, onunla zıt fikirlere sa­hip, onu çekemeyen ve onun yolunu kesmeye çalışan birisidir.

Batılı anlamda Türk romanının başlangıcı sayılan ve Tanpmar'ın "Türkiye'de nesli adına konuşan ilk eser." diye tanımladığı Mai ve Siyah, döneminin (Servet-i Fü­nun) basın, edebiyat ve şiir hayatına ilişkin gözlemler ve değerlendirmeler içerir. Mai ve Siyah bu bakımdan Servet-i Fünun edebiyat akımının romanı sayılır. Ro­man türünün edebiyatımızdaki en güze! örneklerinden olan Mai ve Siyah'ta yazar, yaşanılan bir dönemin sos-yo-kültürel durumunu gözler önüne serer. Yazar ro­manda okuyucuya dönemin yaşantısını Ahmet Cemil'in bakış açısından verir.

AŞK-I MEMNU

(Halit Ziya Uşaklıgil)

Aşk-ı Memnu, Halit Ziya Uşaklıgil'in İstanbul'da kaleme aldığı ikinci romanıdır. Roman kısaca şöyle özetlenebi­lir:

Adnan Bey zengin, elli yaşlarında, dul bir İstanbul efen­disidir. Kızı Nihal ve oğlu Bülent'le yalısında yaşamak­tadır. Çocuklarının artık kendisini anlayabileceklerini düşündüğü bir dönemde Firdevs Hanım'ın kızı Bihter'le evlenmeye karar verir. Firdevs Hanım gözü dışarıda hafifmeşrep bir kadındır. Kocasının ölümünden sonra zengin bir koca arama gayretine girer. Kızlarının yetişip güzelleşmesi onun bu arzusuna engel olur. Bu sebep­le kızlarını birer rakip olarak görür, onların evlenmeleri­ne karşı çıkar ama başarılı olamaz. Bihter annesinin itirazlarına rağmen Adnan Bey'le evlenmeyi kabul eder. Adnan Bey-Bihter evliliğinden en çok etkilenen Nihal olur. Nihai, yabancı bir kadının evlerine anne olarak gelmesini ve babasının elinden alınmasını kabullene­mez. Bihter bütün gayreti ve samimiyeti ile iyi bir anne ve eş olmaya çalışır. Fakat karşısındakiler/den yeterli il­giyi göremez. Evliliğinin birinci yıldönümünde Bihter ev­liliğinin bir yılının muhasebesini yapar. Fark eder ki Ad­nan Bey ile evliliği onun kadınlık ruhunun sevme ve se­vilme açlığını tatmin etmemiştir. Daha sonraları Bihter, Adnan Bey'in genç yeğeni Behlül'ün yasak aşk ağına düşer. Bir kış boyu Behlül'le birlikte olur. Kış mevsimi­nin sona ermesiyle birlikte Bihter'den bıkan Behlül, Be-yoğlu'ndaki metresine gitmeye başlar. Daha da kötüsü yalıya yerleşen Firdevs Hanım Nihal-Behlül evliliği ko­nusunu ortaya atar. Bu konu Behlül'le Nihal tarafından ciddiye alınır. Bihter büyük bir kıskançlık içindedir. Bih­ter daha fazla dayanamayıp annesine ilişkisini anlatır. Firdevs Hanım bunun üzerine Nihal'le Adalar'da olan Behlül'ü yalıya çağırır. Çoktan beri bazı şeylerden şüp­helenen Nihal, Behlül'ün ardından yalıya geldiğinde Bihter'le Behlül'ün tartıştıklarını görünce düşüp bayılır. Adnan Bey durumdan haberdar olur. Bunun üzerine Behlül yalıdan kaçar. Bihter İse intihar eder. Sonunda Nihal tekrar babasına kavuşur.

KIRIK HAYATLAR (Halit Ziya Uşaklıgil)

Kırık Hayatlar, Halit Ziya'nın Servet-i Fünun Edebiyatı döneminde yazdığı son romandır. Yazar bu romanını olgunluk dönemi romanı olarak niteler ve diğer roman­larından üstün gördüğünü söyler. Roman şöyle özetle­nebilir:

Ömer Behîç pek çok sıkıntı içinde tıp eğitimini bitirmiş ve doktor olmuştur. Ablasından (Müveddet) başka kim­sesi yoktur. İstanbul'da doktor olarak çalışmaya başla­dıktan bir süre sonra Vedide ile tanışır ve evlenirler.

Selma ve Leyla adını verdikleri iki çocukları olur. Evli­liklerinin sekizinci yılında ise üçüncü çocukları olarak gördükleri ve Ömer Behiç'in yıllardan beri biricik hayali olan kendilerine ait bir eve taşınırlar. Ömer Behiç için bu ev, büyük şehrin bütün kurumlarında, sokaklarında gördüğü, yaşadığı çirkinlikler, acılar ve ihanetlerden kurtulup sığınacakları bir masumiyet yuvasıdır. Çünkü çevrelerinde birçok kırık hayat mevcuttur. Evlerine ta­şınmalarından kısa bir süre sonra Ömer Behiç okul ar­kadaşı Bekir Servet Bey aracılığıyla Veli Beyin hanımı ve kızlarını tanır. On sekiz yaşındaki Neyyir, bir gün hastalık bahanesiyle evine çağırdığı Ömer Behiç'İ ya­sak aşka sürükler. Ömer Behiç bütün gayretleri, nefret­leri ve pişmanlıklarına rağmen kendini ondan kurtara­maz. Neyyir'le olan ilişkileri müddetince evini, karısını ve çocuklarını ihmal eder. Bu sırada Leyla sık sık has­talanır. Sonunda büsbütün artan hastalık çocuğu yata­ğa düşürür. Ömer Behiç çaresizdir ve sonunda Leyla'yı kaybederler. Çektiği acıya rağmen kahramanın aklı ha­la Neyyir'dedir. Sonunda onu redderek evine döner ve karısının ayaklarına kapanır. Kızının ölümünden yıkılan Vedide ise kendini dine vermiştir. Kırık hayatlar, Halit Ziya'nın romanları içinde topluma daha çok yöneldiği ve onun iç yüzüne ayna tuttuğu ba­şarılı bir romandır. İsminde de vurguladığı gibi, yazar tek bir birey veya aileyi değil birden çok aileyi ele alır. Böylece en azından İstanbul'da yaşayan Türk toplumu­nun XX. yüzyılın sonlarındaki iç hayatını gözler önüne sermiş olur.

EYLÜL

(Mehmet Rauf)

Eylül romanının yazarı Servet-i Fünun döneminin önemli isimlerinden olan Mehmet Rauf'tur. Roman, Türk edebiyat tarihinin önemli eserlerinden biridir. Eser, edebiyatımızda psikolojik roman türünün ilk örneği ola­rak kabul edilir. Eserde kişisel duyguları ile insanlık dü­şünceleri arasında çırpınan ve bunun savaşını veren bir erkek ve bir kadının dramı dile getirilmektedir, ese­rin kahramanları Suat, Necip ve Suat'ın kocası Sürey­ya Bey'dir. Roman kısaca şöyle özetlenebilir: Süreyya ve Suat Hanım birkaç yıldır evlidir. Süreyya Bey memurdur. Fazla zengin olmadıkları için babasının yardımıyla geçinmektedirler. Yazları genç çift; babası­nın çiftlik evinde yaşar. Babasından defalarca başka bir ev almalarını, kendilerini yalnız bırakmalarını istese de babası, oğlu Süreyya Bey'in sözlerini dinilemez ve yeni bir ev satın almaz. Süreyya ve Suat'ın evine, Sürey­ya'nın akrabası olan ve Süreyya'nın çok sevdiği, gü­vendiği Necip gelip gitmektedir. Necip'in eve geliş gi­dişlerinde yine akrabalarından olan Hacer de eve gelir. Hacer, Necip'le ilgilenir, fakat Necip Hacer'e karşı ilgili değildir. Suat; yaz aylarında yazlıkta bulunmayı çok is­ter. Suat, babasından yazlık kiralamak için para ister. Babası parayı gönderir. Necip ve Suat bir yalı kiralar, eşyalarını oraya taşırlar. Bununla Süreyya'ya sürpriz yaparlar. Yalıda herkes hayatından memnundur. Necip, kış ayını da yalıda geçirmek istese de Süreyya buna izin vermez, konağa inilir. Artık; Suat ve Necip birbirle­rini çok sık görmezler. Hacer ve diğer komşuların dedi­koduları iyiden iyiye yayılır. Bu konuşma ve dedikodu­lar Suat ve Necip'in görüşmelerinin azalmasına sebep olur. Mutsuz günlerin devam ettiği bir gün Necip kona­ğa ziyarete gider. O gün konakta yangın çıkar, herkes dışarı fırlar. Suat, bilerek yangında dışarı çıkmaz. Bu­nun üzerine Süreyya ve Necip, Suat'ın odasına dalar­lar. Süreyya da tam odaya girmek üzereyken tavan alevlenir, odanın içindeki genç kadın ve genç erkeğin üstüne tavan çöker. Sonunda olanlar olur ve her ikisi de bu yangında ölür.

HAYAT-I MUHAYYEL
(Hüseyin Cahit Yalçın)

Hayat-ı Muhayyel, Servet-i Fünun sanatçılarından olan Hüseyin Cahit Yalçın'ın hikâye kitabıdır. İçinde yirmi bir hikâye vardır. Bunlardan Görücü ve Köy Düğünü adlı iki hikâyesinde yerli haik hayatını anlatır. Kitaptaki do­kuz hikâyede seçkin kişileri anlatan yazar on hikâyede ise İstanbul'daki azınlıkları ve tatlı su (renklerini aniatır. Kitaba adını veren hikâyeyi II. Abdulhamit dönemi bas­kılarından bulanalan Servet-i Fünun sanatçılarının Ye­ni Zelenda'ya göç etmeyi düşünmeleri, sonra da yol pa­rası bulamadıkları için Hüseyin Kazım'ın Manisa'nın, Sarıçam köyündeki çiftliğine çekilmeye karar vermeleri üzerine yazmıştır. Ancak bu Hayat-ı Muhayyel (Hayal­deki Hayat) gerçekleşmeden, tatlı bir anı olarak kalır.

MÜREBBİYE

(Hüseyin Rahmi Gürpınar)

Mürebbiye Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın eseridir. Roma­nın baş kişisi Dehri Efendi, yaşlı ve emekli bir memur­dur. Büyük bir konakta kızı, damadı, kardeşi ve oğulla­rıyla birlikte yaşar. Melahat, Dehri Efendi'nin ilk karısın­dan olan kızıdır ve Sadri Bey'le evilidir. Melahat'ın Se­mi isminde bir oğlu vardır. Ayrıca Dehri Efendi'nin Ne-zahat ve Vahip isminde iki oğlu daha vardır. Bu iki oğul için eve Matmazel Anjel isimli bir mürebbiye tutulur. Matmazel Anjel bir süre yalıda yaşadıktan sonra yalının bütün erkeklerini baştan çıkarır ve onlarla birlikte olma­ya başlar. Evdeki erkeklerin hiçbirinin birbirinden habe­ri yoktur. Semi, Anjel'in çevirdiği oyunu yalının aşçısı Tosun'dan öğrenir. Durumu öğrenen Semi, saf bir aşk­la bağlı olduğu Anjet'i çok kıskanır. Bir gece yarısı beli­ne bir hançer alıp Anjel'i Sadri'yle birlikteyken yakala mak için Anjel'in odasına gider. Odada Sadri yerine de­desi Dehri Efendi'yle karşılaşır. Bu durum karşısında ne yapacağını şaşırır. Önce Anjel'i Öldürür sonra da in­tihar eder.

ŞIPSEVDİ

(Hüseyin Rahmi Gürpınar)

Şıpsevdi H. Rahmi Gürpınar'ın bir romanıdır. Romanın baş kahramanı Meftun kalabalık bir ailenin oğludur. Bir köşkte annesi, ninesi, kız kardeşi ve erkek kardeşi ile birlikte yaşamaktadır. Parasızlık nedeniyle zengin Ka­sım Efendi'nin kızı Edibe'yle evlenmek ister. Tek isteği Kasım Efendi'nin servetine konmaktır. Ardakaşı Mc. Ferhan'la birlikte çevirdikleri çeşitli entrikalar sonucu Kasım'ın kızı Edibe ile evlenir. Meftun'un kız kardeşi Le-bide ise Kasım'ın oğlu Mahirle evlenir. Meftun Mahir'i kullanarak Kasım'ın servetini ele geçirmeye uğraşır. Ka­sım, oğlu Mahir'in yaptıklarını öğrenince onu evlatlıktan reddeder. Meftun suçlanacağını anlayınca Paris'e ka­çar. Edibe ve Lebibe kocalarının yaptıklarına dayana­mayıp mutluluğu başkalarında aramaya başlarlar.

KUYRUKLU YILDIZ ALTINDA BİR İZDİVAÇ
(Hüseyin Rahmi Gürpınar)

Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın bir eseridir. Eserin baş kahramanları İrfan Galip ve Feriha'dır.

İrfan Galip; batılılaşma meraklısı, kadınlardan nefret eden, utangaç birisidir. Batılı düşüncelerini çevresinde­kilere anlatmaya çalışır. Çevresindeki bütün insanları cahil görür ve kimseyi kendisiyle evlenmeye layık gör­mez.

Feriha ise kendisine güvenen, modern, eğitimli, kültür­lü bir genç kızdır.

Eser, Halley Kuyruklu Yıldızı'nın dünyaya çarpma ihti­malinden yola çıkar. İstanbul'da herkes bu durumu ko­nuşur. Halk, korku ve panik içindedir. İrfan Galip kendi­sini bilgili bir kişi olarak gördüğü için panik içindeki ma­halleyi bilgilendirmek amacıyla bir konuşma yapar. Bu konuşmanın sonunda bir mektup alır. Mektubu okuyun­ca yazanın bilgili biri olduğunu anlar. Mektubu yazan Feriha'dır, Aradığı kızın o olduğuna inanır. Onu evlen­meye layık görür. Halley Kuyruklu Yıldızı'nın geçtiği ge­ce evlenirler.

ŞEHİR MEKTUPLARI
(Ahmet Rasim)

Ahmet Rasim'in bu eserinde İstanbul esas alınmıştır. İstanbul hayatının ilgi çekici olayları konu edilmiş. Ko­naklarıyla, kahvehaneleriyle, mahalle mektepleriyle, mesire yerleriyle bütün kaybolan İstanbul tasvirlerleeserde canlandırılmıştır. Yazarın gözlem gücü ve zen­gin İstanbul Türkçesi eserin dikkat çeken hususlarıdır.

BİZE GÖRE

(Ahmet Haşim)

Bize Göre, Ahmet Haşim'in gazetelerde çıkan her biri deneme tadmdaki 42 köşe yazısından oluşur. Derli top­lu bir konu etrafında şekillenen yazılarının temel niteli­ği düşünceyi az sözle anlatması yeni şaşırtıcı ve güzel bir etki uyandırmasıdır. Bize göre güzel betimlemelerle örülü, basmakalıp düşüncelere yer vermeyen önemli eserlerimizdendir.

KİRALIK KONAK

(Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Kiralık Konak Tanzimat'tan sonra toplumda yaşanan olayların kuşak çatışması altında işlendiği bir romandır. Yakup Kadri, bu romanında üç kuşak arasındaki görüş, anlayış ve yaşam farkı üzerinde durur. Naim Efendi, II. AbdDIhamiî döneminin önemli kişilerin-dendir. Naim Efendi, kızı Sakine Hanım, damadı Servet Bey, torunları Seniha ve Cemil ile aynı konakta yaşar­lar. Servet Bey evin idaresini üstlenir ve kısa süre son­ra maddi sıkıntı çekmeye başlanır. Seniha para düşkü­nü Faik ile birlikte olur. Naim Efendi bu duruma çok üzülür. Seniha'yı karşılıksız seven ve romanın tek olumlu kahramanı Hakkı Celİs'tir. Seniha yanlış batılı­laşmayı simgeler. Seniha hamile kaldığını öğrenince Avrupa'ya gider. Oradan dönünce düşkün bir kadın modeli olmuştur. Servet Bey bir apartman dairesine ta­şır aileyi. Naim Efendi ise konağında tek basınadır. Se­niha'yı seven ve sevgisine karşılık bulamayan Hakkı Çeliş şehit olur. Romanda karşıtlıklara yer verilir. So­nuç olarak toplum hayatında görülen çözülmeler ve de­ğerlerin yok olmaya başladığı anlatılır.

SODOM VE GOMORE
(Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Sodom ve Gomore Tanrı tarafından ahlaksızlıklarından dolayı yok edilen günahkâr iki şehirdir İncil'e göre. Ya­kup Kadri savaş yıllarında İstanbul'da yaşanan soysuz-laşmış çevreyi Sodom ve Gomore şehirleriyle birleşti­rerek anlatır.

Roman Sami Beyin ailesini ve bu aileyle İlişkili olan kahramanları anlatır. Sami Bey'in kızı Leyla, dayısının oğlu Necdet'le nişanlıdır. I. Dünya Savaşı'ndan sonra işgal güçleri İstanbul'a yerleşir. Sami Bey ve ailesi bu dönemde maddi ve manevi değerlerini kaybeder. Sami Bey ve çevresindekiler işgalci güçlerin gözüne girmek için Türklere karşı işbirliği yapar. Ülkenin kurtu­luşunu mandacılıkta görürler. Leyla böyle bir ortamda ahlaken yozlaşmayı simgeler. Leyla'nın nişanlısı ve ro­manın tek oiumlu kahramanı Necdet mandacılığa ve ahlaksal çöküntüye karşıdır. O, kurtuluşun bağımsızlık­la olacağına inanır. İstiklal Savaşı başarıyla kazanılır, işgalci güçler İstanbul'dan ayrılır. Leyla Necdet'e dön­mek istese de Necdet onu kabul etmez.

YABAN

(Yakup Kadri Karaosmanoğlu) Yaban, Yakup Kadri'ye Cumhuriyet Halk Parti'sinin 1942 yılında açtığı roman yarışmasında İkinciliği getiren ve Türk edebiyatının en önemli romanıdır. Eser Ahmet Celal adlı bir yedek subayın anı türünde yazılan yazılarından oluşur. Eserde aydın ile köylü tartışması irdelenmiştir. Romanda köylü olumlu yönleriyle anlatılmaz. Ahmet Celal l. Dünya Savaşı'nda bir kolunu yitirir. İs­tanbul'u düşman güçleri basınca Emir eri Mehmet'in köyüne gider. Köye geldiğinde hayal kırıklığına uğrar, Çünkü köylü cahil ve devlete karşıdır. Köye yeni gelen Ahmet Celal'e Yaban adını köylüler verirler. Köy halkı Salih Ağa'ya ve Şeyh Yusuf'a bağlıdır. Ahmet Celal ya­kında savaş olacağını ve halkı uyanık olmaya çağırır. Ama bütün çabaları boşa gider ve bunalıma girer. Genç subay, köyün kızı Emine'ye ilgi duyar. Emine bir başka­sıyla evlenir. Köy Yunanlılar tarafından işgal edilir. İn­sanlar öldürülür. Emine ile Ahmet Celal düşman işgalin­den kaçarken Ahmet Celal elindeki anı defterini Emine'ye verir ve kayıplara karışır. Savaş sonrasında def­ter bulunur. Sonuç olarak yazar aydın ile köylü tartış­masını tüm gerçekliğiyle anlatır.

NUR BABA

(Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Nur Baba Yakup Kadri'nin bir romanıdır. Romanın ko­nusu Bektaşi Şeyh ile müritlerinden olan genç bir kızla arasındaki aşkın hikâyesidir. Yazar bu romanı Euripi-des'in Bakhalar'ından esinlenerek ve tekkelerdeki göz­lemlerine dayanarak yazar.

Nur Baba dergâhın şeyhidir. Ziba Hanım İstanbul'un eski ve ünlü ailelerinin kızı ve Nur Baba'nın eski aşkı­dır. Nur Baba'ya şöhretini kazandıran Ziba Hanım'dır. Dergâh ilahili, neyli, sazlı âlemlerine sahne olur. Nur Baba Nigar'ı elde edebilmek için çeşitli aşk oyunlarına ve hilelere başvurur. Dinsel toplantılar insanları elde et­mede bir araç gibi kullanılır. Nigar, halası Ziba Hanım'ın etkisiyle Macit'le Bektaşi tarikatına girer, zamanla Nur Baba'yla Nigar aşk yaşamaya başlar. Nigar Hanım ko­casını ve çocuklarını terk ederek Nur Baba'nın yanına gelir. Zamanla Nigar Hanım eski güzelliğini ve sesini kaybeder. Nur Baba'nın Süheyla ile evleneceğini du­yunca yıkılır Nigar Hanım. Macit ona eski yaşantısına geri dönmesi için fırsat verse de o kabul etmez.

HÜKÜM GECESİ

(Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Hüküm Gecesi Yakup Kadri'nin bir romanıdır. Roman­da 2. Meşrutiyet devri parti kavgaları anlatılır. İttihat ve Terakki Fırkası ile Hürriyet ve İtilaf Fırkası arasındaki mücadeleden bahsedilirken devrin toplumsal yapısı anlatılır.

Ahmet Kerim, Muhalif gazetesinin ve Ahmet Samim'in .yakın arkadaşıdır. Ahmet Samim "Sedâ-yı Millet", Ah­met Kerim de "Nİda-ys Hakikat" gazetesinin başyazarı­dır. Her ikisi de dönemin kaba kuvvete dayanan yöneti­mini eleştirir. Ahmet Samim öldürülür ve muhalif gazete­ler kapatılır. Ahmet Kerim politikadan nefret eder ve önünden geçtiği konağın kızı Samiye'nin aşkına yönelir. Ahmet Kerim Samiye'den aldığı mektupla konağa gider. Samiye'nin ağabeyisi ve iki yeğeni ellerinde silahla Ah­met Kerimin bulunduğu odaya gider. Samiye araya gi­rerek Ahmet Kerim'i kurtarır. Ahmet Kerim tekrar politi­kaya döner. Bu olay Ahmet Kerim'i Samiye'den soğutur. Samiye, Ahmet Kerim'e duygularını anlatan mektuplar yazar. Cevap bulamayan Samiye intihar eder. Romanın sonunda Ahmet Kerim ruhça çökmüştür.

BİR SÜRGÜN

(Yakup Kadri Karaosmanoğlu) Kibar ve devlet düşkünü bir ailenin ilgiyle büyütülen oğlu Hikmet, fazla okuduğu ve yabancılarla fazla temasta bulunduğu, esasen ailece Sultan Murat taraftarı olarak bilindikleri için, genç yaşta izmir'e sürülür. Orada dura­mayan doktor Hikmet, 1904 temmuzunda Paris'e ka­çar. Öğrenimini burada tamamlayacaktır. Paris'te tanış­tığı Ragıp Bey, onun bazı girişimlerine aracılık eder. Fakat yabancı bir çevrede iş aramak, dost edinmek, kı­saca yaşamak doktor Hikmet'e pek zor gelir. Sevdiği Arlette'nin ve ailesinin gösterdikleri yakınlıkta bile bir kazanç amacı vardır. Hikmet giderek paraca sıkıntıya düşer, hastalanır, dostu Dr. Pienot'un önleyemediği ve­rem altı yedi hafta içinde hızını arttırır. Doktor Hikmet'in günleri artık sayılıdır.

ANKARA

(Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Üç ayrı bölümden oluşan eserin ilk bölümünde Millî Mücadele yıllarındaki Ankara'yı buluruz. İstanbul'dan gelmiş Selma Hanım, kocası Nazif Bey'in etkisiyle bir zamanlar yadırgadığı Millî Mücadeleye inanmaya baş­lar, ancak bu sefer de kocası Sakarya Muharabe-si'nden korkarak kaçmanın yollarını aramaktadır. Sel­ma, Binbaşı Hakkı Bey'le mücadeleye devma eder ve yaralılara hemşirelik yapar.

İkinci bölümde, hürriyet yıllarının Ankara'sı anlıtılır. Bin­başı Hakkı Bey'le Selma evlenmiştir. Üçüncü bölümde, hürriyet ruhu i!e aydın gençler yetiş­miştir. Bunlardan biri de Neşet Sabit'tir. Selma üçüncü evliliği bu gençle yapar ve mutluluğa kavuşur.

MEMLEKET HİKÂYELERİ
(Refik Hafit Karay)

Refik Halit Karay, konularını l. Dünya Savaşı yıllarında yakından gördüğü Anadolu halkından ve onların haya­tından alan hikâyelere yer vermiştir. Anadolu'da yaşa­yan yerli tipleri o zamana kadar görülmemiş bir canlılık­la anlatmıştır. Anadolu, bu eserle ilk defa bütün gerçek varlığı ve iç dünyasıyla okuyucunun karşısına çıkar. Boz Eşek, Şeftali Bahçeleri... gibi hikâyeleri içerir.

GURBET HİKÂYELERİ
(Refik Halit Karay)

Memleket Hikâyeleri'nin bir devamı niteliğindedir. Memleket Hikâyeleri'nde memeleketteki hayatı işleyen yazar, Gurbet Hikâyeleri'nde memleket hasretini so­mutlaştırmıştır. Yabancılar arasında yaşarken edinilen yabancılaşma ve yalnızlık duygusu, ana dili kullanma hasreti bu hikâyelerin temel konusunu oluşturur. Çok sade, rahat yazılmış hissi veren bu hikâyelerde Maupassant tekniği kullanılır.

SÜRGÜN

(Refik Halit Karay)

Siyasi inançları yüzünden değil de, vaktiyle kendisini çekemeyen bir komiserin mevki sahibi olduktan sonra taşıdığı kin yüzünden, emekliye ayrılıp sürgün edilen, alaydan yetişme yüzbaşı Hilmi Efendi, karısını ve kızı Seher'i öylece bırakarak, Beyrut'a gelir. Bir süre sıkıntı Çeker, sonra aynı şehre gelen Osmanlı şeyhzadelerin-den Keramettin Efendi'nin yanında yaşar. Şeyhzade bir süre sonra Mısır'a gidince Hilmi Efendi zor durumda kalır, Şam'a gider, orada tanıdığı, gizli teşkilât adamı Gözlüklü İhsan'dan, karısıyla kızının durumunu öğren­mesini rica eder. Öğrendiği bilgilere göre, karısı Kara-hisar'a gitmiş, kızı Seher de gezgin bir tiyatro kumpan­yası oyuncusu Kâni'nin metresi olmuştur. Bu haber Hil­mi Efendi'yi sarsar. Seher Halep'te bir kahvede şarkı söylemeye başlar. Hilmi Efendi, Seher'in devlet reisi ile olan ilişkisini öğrenince kalp krizi geçirir ve ölür.

SİNEKLİ BAKKAL
(Halide Edip Adıvar)

Roman, Halide Edip'in edebiyat anlayışında yeni bir dönemin başlangıcını temsil eder. II. Abdülhamit döne­mini yansıtan eserin başkahramanları Emine ve Kız Tevfik'tir. Emine, din yönü ağır basan bir karaktere sa­hiptir, Kız Tevfik ortaoyununda kadın rolünü canlan­dırdığı için mahalleli ona kız lâkabını uygun görmüştür. Kız Tevfik ve Emine itirazlara rağmen evlenir, Emine’'nin babası kendisini evlatlıktan reddeder. Emine ile Tevfik hayata bakış açısı yönünden çok farklıdır; ancak Tevfik'in dayısından kalan bakkalı işletmemesi bu duru­mu açığa vurur ve boşanırlar. Tevfik, yönetim aleyhtarı yayınlarda aracılık yaptığı gerekçesiyle sürülür. Bu sı­rada Emine, kızı Rabia'yı baba evinde büyütür ve Sinekli Bakkal'ı Rabia işletmeye başlar. 1908'de Meşruti­yet ilan edilince Kız Tevfik serbest kalır ve İstanbul'a döner. Mahallede bir kahraman gibi karşılanır.

ATEŞTEN GÖMLEK
(Halide Edip Adıvar)

Halide Edip'in Kurtuluş Savaşı yıllarını işlediği eseridir. Eserin başkahramanları Peyami, Ayşe ve İhsan'dır. Eseri oluşturan olayları, Peyami'nin yazdığı hatıra def­terinden alınanlar oluşturmaktadır. Ayşe, Peyami'nin uzak bir akrabasıdır ve birbirleriyle evlendirilmek isten­mektedir. Peyami kabul etmeyince Ayşe evliliğe küser; ancak Peyami daha sonra Ayşe'ye aşık olur. Peyami, Ayşe ve Ayşe'ye aşık olan İhsan vatan aşığıdır ve bu yüzden Ayşe hemşirelikle, İhsan ordu komutanlığı ve Peyami askerlikle vatan savunmasına yardımcı olur. Birçok cephede savaş verirler, birçok kuvvete karşı mü-cadele  ederler. Ayşe ve İhsan bir cephede şehit düşer. Peyami, Ayşe ve İhsan'ı İzmir'e gömdürür. Ancak bu olay ve kişilerin gerçek olup olmadığı bilinmemektedir; Çünkü Peyami'nin kafasında bir kurşun vardır ve çoğu olayı hatırlamamaktadır. Bu yüzden bu olaylar ve kişi­ler bir anı niteliğindedir.

VURUN KAHPEYE
(Halide Edip Adıvar)

Kitap, konusunu Kurtuluş Savaşı yıllarında bir Öğret­menin yobaz düşünceler tarafından öldürülmesinden alır. Romanın başkahramanı Aliye, Tahsin Bey ve Hacı Fettah'tır. Aliye, Fransız Lisesi'ni bitirdikten sonra öğ­retmenlerinin çoğunluğunu başı örtülü bayanların oluş­turduğu bir köy okuluna öğretmen olur. Köy halkı ve öğ­retmenler Aliye'ye tepkilidir; ancak Yunan genarelleri ile anlaşan Hacı Fettah daha da tepkilidir. Aliye, Tahsin Bey adlı bir subaydan hoşlanır ve bu kişi savaşta yara-İantnca kendisini evinde tedavi etmeye başlar; fakat Aliye'ye düşman olan Hacı Fettah bu durumu fırsat bi­lip köylüyü galeyana getirerek Aliye'yi köy meydanında sopalarla döverek hunharca Öldürürler.

HANDAN

(Halide Edip Adıvar)

Romanın baş kahramanları Handan, Neriman, Refik Cemal ve Nazım'dır. Refik Cemal, Neriman'ın eşidir. Handan ve Neriman kardeş çocuklarıdır. II. Abdülhamit döneminde ihtilalci gençlerden olan Nazım ile evlen­mek ister. Handan kabul etmez, Hüsnü Paşa adlı biriy­le evlenir. Bu arada Nazım tutuklanmış, Handan'a iki mektup bırakarak intihar etmiştir. Handan kocasıyla Londra'da bulunmaktadır. Bu arada Refik Cemal kon­soloslukla Londra'ya gider, orada Handan ile tanışır ve ona aşık olur. Handan beyin hummasına tutulur. Refik Cemal onun başından ayrılmaz, Handan bir çocuk da­ha dünyaya getirir sonrasında hastalıktan kurtulur. İyi­leşince Refik Cemal'e sevgisini belli eder; ancak çekti­ği vicdan azabından ölür.

DAĞA ÇIKAN KURT
(Halide Edip Adıvar)

Halide Edip'in Birinci Dünya Savaşı'nın sonlarından Kurtuluş Savaşı'nın sonlarına kadar yazdığı otuz iki hi­kâyeden ve gezi notlarından oluşan hikâye kitabıdır. Kitapta, İstanbul'da gazete satarak dört kişilik ailesine bakan dokuz yaşındaki Rüstem ve Beyrut'ta annesine bakmak zorunda olan küçük bir Arap kızının konu alın­dığı Tanıdığım Çocuklardan" ve küçük kızını okutabil­mek için İstanbul'da onurlu bir hayat mücadelesi veren "Kabak Çekirdekçi Hikâyeleri" kitabın en etkili, en in­sancıl bölümleridir.

MOR SALKIMLI EV
(Halide Edip Adıvar)

Bu eser Halide Edip'in 36 yaşına kadarki hayatını an­lattığı bir anı kitabıdır, Halide Edip 1882'de Mehmet Edip Bey'in kızı olarak Mor Salkımlı Ev'de dünyaya ge­lir. Halide'nin annesi Bedrifem Hanım, kendisi küçük yaştayken ölür. Bu yüzden Halide'nin hayatında Ha­minne diye hitap ettiği anneannesi Nakiye Hanım'ın ye­ri büyüktür. Çingene olduğu söylenen sütninesi Hati­ce'yle ve annesinin ilk evliliğinden olan kardeşi Mah-mure ile iyi geçinmektedir. Halide'nin zihninde babası Mehmet Edip Bey'in önemi büyüktür; hatta babası gö­revi gereği sarayda kaldığı gecelerin birinde sinir krizi geçirmiştir. Babası bir başkasıyla evlenip başka bir eve taşınır; ancak Halide Mor Salkımlı Ev'den vazgeçe­mez. Babasının kendisini İngiliz çocukları gibi yetiştir­me gayreti sebebiyle içe kapanık bir çocuktur. Kiria Eleni adlı bir Rum'un işlettiği çocuk yuvasına verilir; ancak burada bunalım geçirir ve tekrar evine döner. Saraylı Hanım teyzesinin teşvik ve tavsiyesiyle okumaya yöne­lir iç dünyasındaki kapalılığı kitaplarla yener. Nilüfer ve Nigar adlı iki kiz kardeşi daha olur.

ÇALIKUŞU

(Reşat Nuri Güntekin)

Reşat Nuri Güntekin'in bu romanı anı türünde ve sade bir dille yazılmıştır. Konusunu Anadolu'da öğretmenlik yapan Feride adlı bir öğretmenden alır. Feride, hare­ketli, duygusal, gururlu, cesur bir kızdır. Oldukça iyi bir eğitim almıştır. Feride küçük yaşta annesini kaybeder. Bu yüzden babası onu teyzesinin yanına bırakır. Tey­zesinin Kâmuran adında bir oğlu vardır. Feride ve Ka­mu ran birbirlerine aşık olurlar. Ancak bir süre sonra Fe­ride bir mektup alır. Kâmuran Avrupa'da bir kıza evlen­me vaadinde bulunmuştur. Çok gururlu olan Feride ta­yinini isteyip bir Anadolu kasabasında öğretmenlik yap­maya başlar. Feride çok güzel olduğu için burada başı­na pek çok şey gelir. Bu dedikodulardan korunmak için orada babası gibi sevdiği Hayrullah Bey'le evlenir. Hay-rullah Bey Feride'nin günlüğünü bulur ve onun hala Kâ-muran'ı sevdiğini öğrenir. Kâmuran'ı bulur ve onun da karısının öldüğünü, bu yüzden çocuğuyla yaşadığını öğrenir.

Bundan kısa bir süre sonra Hayrullah Bey ölür. Feri-de'ye de bir vasiyet bırakır. Buna göre Feride vasiyeti gerçekleştirmek için teyzesinin evine gider. Burada Kâ-muran'la karşılaşır, çok üzüntülüdür. Kâmuran da onu gördüğü zaman bir daha ayrılmama­ya karar veri

YAPRAK DÖKÜMÜ
(Reşat Nuri Güntekin)

Reşat Nuri Güntekin'in bu romanının baş karakteri Ali Rıza Bey adında bir memurdur. Annesi ve kızkardeşini kaybettikten sonra Suriye'ye gider. Dönüşte Hayriye Hanım'la evlenir ve beş çocuğu olur. Bir şirkette işe başlar ama çeşitli olaylar yüzünden işten ayrılmak zo­runda kalır. Bu sırada oğlu Şevket bankada iş bulur. Ay­nı bankada çalışan bir kızla evlenir. Bundan sonra aile içindeki tartışmalar daha da artar, Kızları olan Necla ve Leyla eğlenceye düşkün, gösteriş meraklısı tipler oldu­ğu için ailenin maddi durumu daha da kötüye gider. En büyük kızı olan Fikret bu durumdan çok rahatsız olur, Kendini kurtarmak için birkaç çocuk sahibi bir adamla evlenip Adapazarı'na gider. Böylece ağacın yaprakla­rından biri düşer. Bir süre sonra da gelini evi terk eder. Necla ise zengin diye gidip biriyle evlenir. Ağacın yap­rakları birer birer düşer. Leyla'nın da kötü yola düşme­siyle Ali Rıza Bey felç geçirir. İyileştikten sonra da kızı Leyla ile birlikte mutsuz yaşamını sürdürmeye devam eder.

DUDAKTAN KALBE
(Reşat Nuri Güntekin)

Reşat Nuri Güntekin'in bu romanının konusu ise şöyle­dir: Kenan mühendistir. Avrupa'da müzik öğrenimi gör­müştür. İyi keman çalmaktadır. Dayısının misafiri ola­rak İzmir'de bulunduğu sırada Lâmia ile tanışır. Lâmia da annesi ve babası ölünce amcasının yanına gelmiş­tir. Kenan İzmir'e ikinci gelişinde Lâmia'ya kendisini amcasından isteyeceğini söyler; ancak bu sırada bir prensesle evlenmek üzeredir. İstikbâlini mahvettiğini düşünerek bir bunalım geçirir birkaç gün evde yatar. Bu sırada Lâmia onun mecburi evlenme teklifini reddeder. Üç aylık hamiie olduğu için intihar etmek ister; ancak kurtarılır ve Kütahya'ya bir akrabasının yanına gönde­rilir. Kızını orada doğurur ve yaşlı bir binbaşıyla burada evlenir. Kenan da prensesle evlenir. Ancak mutlu ola-mayıp ayrılır. Binbaşı da çıkan dedikodulara dayana­mayıp Lâmia'yı boşar. Lâmia doktor olan Vedat Beyin evlilik teklifini kabul eder evlenirler. Doktor, Kenan Bey'in arkadaşıdır. Evlendiklerini duyan Kenan İzmir'e gider ve orada dayısının çiftliğinde intihar eder. Roman böylece mutsuz bir sonla biter.

ACIMAK

(Reşat Nuri Güntekin)

Reşat Nuri Güntekin'in bu romanında İlkokul öğretme­ni olan Zehra adlı bir kadının yaşadıkları anlatılmakta­dır. Zehra annesi ve anneannesiyle büyümüştür. Bu yüzden babasına karşı onların yönlendirmesiyle kin duymaktadır. Ona karşı hiçbir iyi duygusu yoktur. Zeh­ra görevine bağlı; ama duygusuz, katı bir genç kadın olur zamanla. Memur olan babası Mürşit Efendi'nin çok hasta olduğunu öğrendiğinde bile "Benim babam yok." diye karşılık vermiştir. Buna rağmen içten içe bir üzün­tü duymuştur. İzin alıp İstanbul'a gelmiştir; ama babası çoktan ölmüştür. Zehra yaşlı adamın bıraktığı anı def­terini sabaha kadar okur ve gerçeği anlar. Bu deftere göre asıl hatalı olan babası değil annesidir. Ancak an­nesi olanları taraflı olarak Zehra'ya anlatmıştır. Annesi­nin yaptığı yanlışlar yüzünden babası Zehra'yı öğret­men okuluna vermiştir. Zehra şimdi onu aniar ve baba­sının açılarıyla kalan hayatını sürdürür. Artık bağışla­mayı ve acımayı Öğrenmiştir.)

YEŞİL GECE

(Reşat Nuri Güntekin)

Reşat Nuri Güntekin'in bu romanındaki, olaylar Cum­huriyet Döneminde geçmektedir. Şahin, bir köylü çocu­ğudur. Babası onun dinin ve islamın gereklerine göre yetişmesini istediği için onu medreseye gönderir. Bu medresede dört yıl okur; ancak bu okuldan inançlarını yitirmiş olarak ayrılır. Daha sonra da bir ilçede öğret­menlik yapmaya başlar. Kasabanın egemen güçleri dar görüşlü insanlar Şahin Efendi'nin yeni bir okul yapma çabasını engellemek isteseler de belediye mühendisi Necip ona destek olur. O sırada Yunanlılar İzmir'e girer. Milli Mücadele'ye yaptığı katkılar nedeniyle düşman askerleri tarafından bir adaya sürülür. Cumhuriyet'in ilanından sonra kasabaya geri dönen Şahin, düşmanın işbirlikçisi ve hatta gerici olmakla suçlanır. Ona saldıran kasaba eşrafı şimdi sakallarını kesip, şapka giyip, ileri­ci olmaya niyetlenmişlerdir. Şahin Efendi Cumhuriyet Devrinde derdini anlatabilmek umuduyla Ankara'ya doğru yola çıkar.

ANADOLU NOTLARI
(Reşat Nuri Güntekin)

Reşat Nuri Güntekin'in bu eseri deneme türündedir. Bu türde de oldukça başarılı bir yazardır. Güntekin bu ese­rinde denemelerini bir araya getirmiştir. Anadolu Notla­rında bir aydının Anadolu gezilerindeki izlenimlerini an­latmıştır. Bu eserdeki şahıslar, yazarın roman kahra­manlarını yaşadığı hadiselerden seçtiğini gösterir. Yalın ve akıcı bir üslup kullanarak yazdığı bu eserinde alaycı bir tavır da dikkati çekmektedir.

SAFAHAT

(Mehmet Akif Ersoy)

Mehmet Akif hem şair hem yazar hem de bîr hatip ol­masıyla farklılığını ortaya koyan bir sanatçıdır. Man­zum hikâyeciliği Fikret'ten sonra en iyi ortaya koyan ikinci sanatçıdır. Safahat böyle bir edebiyat anlayışıyla oluşmuş bir eserdir. Eserde 7 bölüm vardır ve her biri kendi içinde bölümlere ayrılır. Şair eserinde halka ses­lenmiş ve yalın bir dil kullanmaya gayret etmiştir. Safa­hat, Süleymaniye Kürsüsü'nde, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsü'nde, Hatıralar, Asım, Gölgeler kitabın ana baş­lıklarıdır.

Safahat'ta toplumun acı çeken çeşitli kesimlerinden, si­yasal olaylardan bahsedilir. Süleymaniye Kürsüsü'nde Süleymaniye Camii'ne giden iki kişinin sohbetini içeren dialog vardır. Hakkın Sesleri, toplumsal sıkıntılardan kurtulmak için İslami mesajları içerir. Fatih Kürsüsü'nde Fatih yolundaki iki arkadaşın konuşmaları yer alır. Ha­tıralar, İslamiyet'i gerektiği gibi anlamayanların İslami­yet'e olan zararları anlatılır. Asım, tek parçadan oluşup, eğitim ve öğretim, gençlik gibi konuların yer aldığı bö­lümdür. Gölgeler'de ise üçü ayet yorumu olarak oluştu­rulmuş manzum parçalardan oluşur.

ÇAĞLAYANLAR
(Ahmet Hikmet Müftüoğlu)

Mehmet Emin'in açtığı Türkçülük yolundan giderek eserde Türk destanlarından faydalanarak hikâyeler an­latan yazar; Çağlayanlar'da yer alan hikayeleri tama­men vatani ve milli duygularla yazılmıştır. Üzümcü'de Türk insanının mert ve heybetli yapısı, "Altın Ordu"da ise Türk destanlarındaki kahramanlık öyküleri anlatılır. Eser toplam 18 hikâyeden oluşmuştur. Çağlayanlar halka milli ve vatani şuuru vermek için kaleme alınmış­tır. 1922'de yayımlanan Çağlayanlar 18 farklı hikâye­den ibarettir. Bu eser milli edebiyatımız İçinde milliyet­çilik duygularıyla çok önemli bir yere sahiptir. Bazı hikâ­yeler şunlardır: Üzümcü, İnci, Bekir ile Tekir, Alparslan Masalı. AYAŞLl VE KİRACILARI

(Memduh Şevket Esendal)

Eserde Türk toplumunda yaşanan değerlerin çöküşü, toplumsal sorunlar anlatılmaktadır. Otobiyografik bir ro­man olan Ayaşlı ve Kiracıları; Ayaşlının  dokuz odalı da­iresindeki hayatı, bu insanların değer yargıları eleştirel bir şekilde verilir. Eserdeki kahramanlardan bazılar: şunlardır: Ayaşlı İbrahim Efendi, Faika, Fuat, Halide... Halide kimsesiz, esmerce, soluk benizli bir kızdır. Fai­ka 18 yaşında şımarık bir kızdır. Ayaşlı, asıl adı İbrahim olan evin sahibidir ve Faika' nın üvey babasıdır. Bu ki­tapta yazarın yaşam öyküsü akıcı bir dille anlatılmıştır. Türkiye'nin o dönemdeki durumu yansıtılmıştır.

FEHİM BEY VE BİZ
(Abdülhak Şinasi Hisar)

Eser, Fehim Bey'in Ölümüyle başlar. Sonrasında yazar maziye dönerek Fehim Bey'in hayat hikayesini anlatır. Fehim Bey kahramanı yazarın babasının arkadaşıdır. Fehim Bey gençlik yıllarında İstanbul'a, bir devlet işi bulup yeni bir hayat kurmak için gelir. Ama ilk zamanlar bunu gerçekleştiremez. Yine de babasına verdiği sö­zün bir kısmını tutabilmek için büyük bir ev kiralar. Bu büyük ve boş evde kemanıyla vakit geçirir. Bir zaman sonra babasının vefatıyla kalan para, borçlarını öde­meye zor yeter. Yazar romanda Fehim Bey'in kişilik özellikleri ile birlikte yaşamını da aktarmaktadır. Fehim Bey tam bir Beyoğlu meraklısı, ağırbaşlı, ciddi, titiz, son derece dakik bir insandır. Gazete meraklısı ve lüzum­suz ama çok doğru hesap yapabilen biridir. Bu da ona bir ukalalık vermiştir. Londra'da sefaret katibi olarak gö­rev yapar. Tekrar İstanbul'a döndüğünde Saffet Hanım'la evlenir. Saffet Hanım; sade, basit ve saf bir ka­dındır. Onunla mutlu bir hayat yaşamaya başlar. Harici­yedeki işinden ayrıldıktan sonra bir işyeri açar. Orada çok çalışıyormuş gibi görünse de tek başına bütün gün uyur. Bu iş yerinin borcunu ödeyemez olunca da orayı kapatıp tuttuğu dosyalan evine getirir. Bir akrabası dos­yalan kurcalarken tüm yaptıklarının bir hayali iş olduğu­nu görür ve Fehim Bey'in aklından zoru olduğunu dü­şünür. Daha sonraları resmi bir dairede tercümeler ya­parak geçinmeye başlayan Fehim Bey, giderek yainız-laşır ve sağlığı bozulur. İyice yaşlanır. Kendini akıp gi­den zamana bırakır.

ÇANKAYA
(Fallh Rıfkı Atay)

Falih Rıfkı bu eserde Atatürk'ün hayatı ve inkılaplarını anlatmıştır. Atatürk'ü çok iyi bilen bir yazarın elinden çı­kan bu eser, Atatürk ile ilgili başka yerde bulamayaca­ğımız bilgileri de içermektedir. Falih Rıfkı'nın başlık başlık ayırdığı bu eserin genel çerçevesi üç bölüme ay­rılabilir. Birinci bölüm çocukluk ve gençlik yılları, ikinci bölüm Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ve üçüncü bö­lüm Atatürk'ün fikirleri ve kişisel özellikleri ile ilgili yazı­ları içeren bölümdür.

ZEYTİNDAĞI
(Falih Rıfkı Atay)

Zeytindağı, Osmanlının son dönemleri ile Türkiye Cum-huriyeti'nin kuruluşu ve ilk dönemi arasındaki zamanı anlatmaktadır. Eserin ismi Kudüs yakınlarındaki bir da­ğın isminden gelmektedir. Burada Cemal Paşa'nın ka­rargahı bulunmaktadır. Cemal Paşa, İttihat ve Terakki içerisinde Talat ve Enver Paşa'larla birlikte en önemli isimler arasındadır. Talat ve Enver Paşa'larm muhafaza­kar tutumuna karşılık, Cemal Paşa yenilikçi biridir. Falih Rıfkı, Cemal Paşa'nın yanında olayları daha iyi görür ve yaşanan devri eserine açık bir şekilde yansıtır.

)     DİYORLAR Kİ
(Ruşen Eşref Ünaydın)

Ruşen Eşrefin 1917-1918 yıllarında edebiyat dünya­sındaki Önemli isimlerle yaptığı edebi görüşmeleri içe­ren eserdir. Bu görüşmelerin çoğu daha önce çeşitli ga­zetelerde yayımlanmış yazılardır. Ruşen Eşrefin bu eserinde Nigar Hanım, Samipaşa zade Sezai, Rıza Tevfik, Hüseyin Cahit, Abdül hak Hamit Tarhan, Süley­man Nazif, Cenap Şehabettin, Halit Ziya UşaklıgiL Mehmet Emin Yurdakul, Refik Halit Karay, Ahmet Ha-şim, Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Ziya Gökalp, Ali Kemal, Fazıl Ahmet ve Hamdullah Hamdi ile yapılan görüşmeler yer almaktadır.

FATİH-HARBİYE
(Peyami Safa)

"Hazırlıksız, kulaktan dolma bilgilerle ve başkalarının yönlendirmesiyle ortaya çıkan Batılılaşma arzusunun gerçekleşmesi mümkün olamaz." ana fikri üzerine ku­rulmuş olan Fatih-Harbiye romanında Peyami Safa, "Doğulu muyuz; yoksa Batılı mı?" çatışmasını, yarattı­ğı "Doğu-Batı Sentezi"yle çözümlemeye çalışır. Safa, romanında kurduğu bu çatışma ortamını dört ki­şiden oluşan bir modelle ifade eder: "Seçici durumun­da bir kadın (Neriman), onun karşısında Doğu'yu (Şinasi) ve Batı'yı (Macit) temsil eden erkekler ve "bil­ge kişilik" konumunda olan ve daha çok yazarı temsil eden bir karakter (Faiz Bey).

Aşk temasının egemen olduğu bu modelde bireyler arası ikili karşıtlıklarla Doğu-Batı çatışması tartışmaya açılır ve roman, Doğu'yu temsil eden "Fatih" semti ile Batı uygarlığının göstergesi olan "Harbiye"nin karşılaş­tırması temelinde gelişir.

Neriman, Doğu'yu simgeleyen Fatih semti ile Batı'yı temsil eden Harbiye arasında gelgitler yaşar. Bu ikilem Neriman'ın bir seçim yapmasını gerektirir. Aşkın, bu karşıtlık içerisinde bağlayıcı bir rolü vardır. Neriman bu iki kutbu temsil eden erkeklerle birliktelik yaşar ve bu

birlikteliklerin sonunda bağlı olduğu Doğu kültürünün nimetlerinin farkına varır. Fatih semtinde ailesiyle yaşa­yan ve müzik eğitimi alan bir kızın Harbiye'de bir gen­ce (Macit) âşık olması ile gelişen olaylar, Fatih'te ger­çek aşkı (Şinasi) bulması ve öz değerlerine dönüşü ile son bulur. Neriman'ın seçimini Doğu'dan yana kullan­masıyla yazar, maddeciliğe karşı geleneksel değerlere bağlılığını ve Doğu felsefesiyle şekillenen yaşam biçi­minin haklılığını kanıtlama arzusunu dışa vurur.

MAHŞER
(Peyami Safa)

Peyami Safa'nm l. Dünya Savaşı'mn yol açtığı bireysel ve toplumsal bunalımları konu edindiği romanıdır. Sa­vaş yıllarını salon köşelerinde, kadınlı erkekli eğlence gecelerinde geçiren ve ülke çıkarlarını değil de sadece kendi ç/karlarını düşünen; devleti soymak, savaşları bahane ederek ülke dışından ülkeye kaçak mal sok­mak için uğraşan insanlarla üst düzey ve askeri rütbeli insanlardan oluşan yüksek sınıfın eleştirildiği roman, Çanakkale'de gazi olup İstanbul'a büyük ümitlerle dö­nen bir gencin (Nihad) karşılaştığı bu durumun ve ya­şadığı olayların etkisiyle hayal kırıklığına uğramasını anlatır. Romanın akışı içinde Nihad, ihtilalci bir kimliğe bürünür ve bu uğurda hapse bile düşer. Nihad parasız­lık, toplumdaki insanların tutumları ve Muazzez'le ya­şadığı aşkın etkisiyle intihara kalkışır. Ancak o sırada hayata tekrar sarılır. Nihad, romanın sonunda Muaz­zez'le barışır, iş bularak para sorununu çözer; ancak ih­tilal fikrini beyninden atamamıştır. Çünkü insanlar, Batı sarhoşluğu içinde kendilerinden geçmiş, geleneksel değerleri; hatta kendileri uğruna savaşan, gazi olan, şehit olan askerleri bile hiçe sayar bir hale gelmiştir.

MATMAZEL NORALİYA'NIN KOLTUĞU
(Peyami Safa)

Matmazel Noraliya'nın Koltuğu'nda yazar, Ferit adlı inançsız ve maddeci bir gencin, yaşadığı parapsikolo-jik olaylar karşısında Tanrı’ya inanmaya başlamasını, yaşad/ğı kişilik değişimini konu alır. ikinci Dünya Sava­şı sırasındaki olayların anlatıldığı Matmazel Noraliya'nın Koltuğu'nda, zamanın "bilimsel" verileriyle hare­ket eden, psikolojik problemleri olan, zevk düşkünü ve şüpheci karakter Ferit'in ruhsal arayışları konu edilir. Ferit'in kendini toplumdan soyutlayarak bir pansiyona çekilmesinin ardından başlayan mistisizme kayış, Mat­mazel Noraliya'nın konağında son bulur. Gerilimin ka­rarlı bir biçimde yükseltildiği birinci bölümün ardından arayış ve kendini buluş basamaklarının yer aldığı ikinci ve "mükemmele ulaşma" aşamasının işlendiği üçüncü bölüm ile olaylar mutlu sona bağlanır. Ferit'in yaşadığı çaresizliklerde ona Peyami Safa'nın kendi düşüncelerini okuyucuya iletmek için yarattığı Yahya Aziz karakte­ri yardım eder. Dünyayı sadece yaşanan bir yer olarak gören Ferit, çeşitli paranormal ve mistik görüntülere maruz bırakılır. Ferit, akılcılığın tükendiği noktada dev­reye giren mistik anlayışın egemen olduğu görüntülere kendini kaptırır. Ferit'te yaratılan ruh-madde çatışması; paranormal görüntüler, Yahya Aziz'in açıklamaları ve Matmazel Noraliya'nın anılarını yazdığı defter yardı­mıyla ruhun galibiyeti ile son bulur.

YALNIZIZ
(Peyami Safa)

Toplumsal karakterleri ile biyolojik kişilikleri arasındaki çatışmaların kurbanı olan üç genç kızın (Selmin, Me­ral, Feriha) öyküsünün anlatıldığı roman, manevî de­ğerlerin zarar görmesi sonucu bireyin yaşayacağı sı­kıntıların maddeci görüşlerle çözümlenemeyeceği ger-çiğini kabul etmeyenlerin sonunda yalnızlığa düşüp hüsrana uğrayacağı düşüncesi temelinde kurulmuştur. Roman kahramanlarından Samim'in, gerçek dünyanın değersizliği karşısında, İdeal dünya olarak hayai ettiği ve "Simeranya" adını verdiği ütopik dünyaya ait tasarı­sının büyük ölçüde işlendiği Yalnızız, esas itibariyle dü­şünsel yanı ağır basan bir romandır. Yazar romanını bir düşünce üzerine kurmuş, figürlerini de o düşüncenin temsilcileri olarak tanıtmıştır. Bu düşünce, Düalizm (İki­lik) düşüncesidir.

DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU
(Peyami Safa)

"Dokuzuncu Hariciye Koğuşu", hasta bir gencin psiko­lojisini, kötü bir hastalık karşısında insanın çaresizliğini ve karamsarlığını işleyen "otobiyografik bir ro-marTdır. Yazarın, bu romanı yazmasında gençliğinde geçirdiği rahatsızlıkların payı olduğu düşünülmektedir. Peyami Safa romanda, psikolojik çözümlemelere, ruh tahlillerine ağırlık vermiştir. Olaydan çok, olayların in­sanlar üzerindeki etkileri üzerinde durulmuştur. Hasta genç (yazar), annesi İle kenar mahallelerin bi­rinde virane ahşap bir evde yaşamaktadır. Hastalığı (kemik veremi) nedeniyle ruhsal bunalımlar yaşayan genç, sürekli olarak, hastaneye pansumana gitmek zo­rundadır. Genç, annesiyle birlikte eski bir evde otur­maktadır. Pansumandan döndüğü bir gün Erenköy'de­ki uzaktan akrabalarına gitmeye, orada dinlenmeye ka­rar verir. Erenköy'deki köşk, çok güzel bir yerdir. Gen­cin akrabası olan Paşa, gence değer veren eski bir emeklidir. Nüzhet, gencin sevdiği; ancak hiçbir zaman sevdiğini söyleyemeyeceği şımarık bir Paşa kızıdır. Erenköy'de onunla geçirdiği günler hem çok güzel hem de üzücüdür. Paşa'nın eşi olan Yenge, Dr. Ragıp'la Nüzhet'in arasında hemen söz kesilmesini istemekte­dir. Nüzhet ise bu konuda ne düşündüğünü belli etme­mekte, hasta gencin duygularıyla oynamaktadır. Yen­gesinin Nüzhet'e mikrop geçebileceği uyarısını duyan hasta genç, evine dönmeye karar verir. Bir yandan ya­ralarının ve ağrılarının artması bir yandan manevi üzüntüleri gencin sık sık doktora gitmesine neden olur. Dr. Mithat bu konuda gencin en büyük yardımcısıdır. En kötü zamanlarında hep o yanındadır. Nihayet bir gün korktuğu başına gelir ve ayağının kesileceğini öğ­renir. Çok üzülmüştür. Bu üzüntüyle hastane odasında bayılır. Gencin bayılmasından etkilenen Operatör ka­saplardan farklı olmaları gerektiğini söyleyip gence, üç aylık bir tedaviyle bacağın kurtarılması için hastanede kalması gerektiğini söyler. Genç, bunu kabul etmek zo­runda kalır ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'na yatırı­lır, Burası ona hapishane gibi gelir ve çok korkutucudur. Zor geçen günlerin sonunda ameliyat günü geiir. Ame­liyatı bitince yedinci pansumanda doktor, gence, baca­ğının kurtulduğunu; ancak yere basamayacağım söy­ler. Artık o sakat bir insandır. Bunu düşünmek hayatı daha zor hale getirmektedir. Bu arada Nüzhet'in düğün davetiyesi gelmiştir. Nüzhet, Dr. Ragıp Bey'ie evlenip Berlin'e gidecektir. Gencin de hastaneden taburcu ol­ma günü gelmiştir. Yaşam onu iyice korkutmaktadır. Ancak kuvvetli olması gerektiğini düşünmektedir. Has­taneden çıkma günü gelir, yanında annesi, Dr. Mithat Bey ve arkadaşı vardır.

AGANTA BURİNA BURİNATA
(Halikarnas Balıkçısı /
Cevat Şakir Kabaağaçlı)

Ege ve Akdeniz kıyılarındaki olaylardan esinfenerek deniz hikâyeleri kaleme alan Cevat Şakir'in "Aganta Burina Burinata" adlı eseri onun eserlerinin genel özel-ilklerini yansıtmaktadır. Cevat Şakir, bu eserinde deniz sevgisini, denizcilerin yaşadığı zorlukları, güzellikleri dile getirmiştir. Anı biçiminde oluşturulan eserde, deniz bir kahraman gibi işlenmiş; bu yüzden yayınlandığı dö­nemde bir hayli ilgi görmüştür.

HUZUR

{Ahmet Hamdi Tanpınar)

Huzur; Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının roman, hikâye, şiir, deneme, makale gibi edebiyatın çeşitli alanlarında eserler veren Ahmet Hamdi Tanpmar'ın en önemli romanıdır. Eser, olay ve karakter romanı olmak­tan çok karışık ruh hallerini betimleyen bir yaşantı ro­manıdır. Dört bölümden oluşan eserin her bölümü bir roman kahramanının adını taşımaktadır: İhsan, Nuran, Suat, Mümtaz. Romanın başkahramam Mümtaz'dır. Diğer kahraman­lar Mümîaz'm çevresindedirler. Romanın birinci bölüm­de olaylar bir gün içinde geçer. İkinci ve üçüncü bölüm­lerde bir geriye dönüşle Mümtaz, Nuran ve Suat ara­sında daha önce geçmiş ve Suat'ın kendini asmasıyla sona eren aşk maceraları anlatılır. Dördüncü bölümde hastalığı ağırlaşmış ağabeyi İhsan için bir sabah vakti İlaç bulmaya koşan Mümtaz, ölü Suat'ın hayaliyle kar­şılaşır. Ruhsal bunalım geçiren Mümtaz kötü bir halde eve gelir. Radyo, H. Dünya Savaşı'nm başladığı habe­rini verir. Böylece roman biter.

SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ
(Ahmet Hamdi Tanpınar)

Ahmet Hamdi Tanpmar'ın önemli eserlerinden biri olan yapıt; Abdülhamit devrinde İstanbul'da doğan, böylece Tanzimat, Meşrutiyet, savaş yılları ve Cumhuriyet dev­rini yaşayan, bütün bu dönemlerin aksayan yönetimini, manasız bürokrasi çarklarını ve ahlâki ilişkilerini kay­betmiş insanlarını bütün çelişkileriyle, fakat saf ve iyi ni­yetli bir dille anlatan Hayri irdal'ın diliyle yazılmıştır. Roman Hayri İrdaPla Halit Ayarcı'nın birlikte kurdukları "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" etrafında işlenir. Toplum­da hiçbir fonksiyonu olmayan bürokratik kurumların sembolü olan bu enstitü Halit Ayarcı'nın menfaatlerine göre gelişir; büroları, bankaları, dernekleri olan büyük bir bürokratik çark hâlini alır. Hayri İrdal ise yaptığı işin faydasına ve büyüsüne öylesine kendini kaptırmıştır ki, Halit Ayarcı'nın kendini sürekli aldattığının farkında bile değildir.

SAHNENİN DIŞINDAKİLER
(Ahmet Hamdi Tanpınar)

Eserlerinin başlıca konuları, İstanbul, zaman fikir, rüya, Doğu ve Batı medeniyeti olan Ahmet Hamdi Tanpınar; "Sahnenin Dışındakiler" adlı romanında Milli Mücadele Dönemi İstanbul'unu romanın başkahramam olan Ce­mal vasıtasıyla anlatmıştır. Bu yapıt siyasi meselelerin fazlaca yer aldığı bir romandır. Romanda eserin başkahramam Cemal'in gözüyle İs­tanbul'un işgal yılları anlatılmaktadır. Eserin başlığı, ya­ni sahnenin dışı İstanbul; sahnenin içi ise Kurtuluş Sa­vaşı'nm cereyan ettiği Anadolu'dur. Yapıtta aşk da ihmal edilmemiştir. Cemal, eserin diğer önemli kahramanı Sabiha'yı sevmektedir. Sabiha, mo­dernleşmekte olan Türk kadınını temsil eder. Tiyatroyla ilgilenir, kadın hakları konusunda mücadele verir.İhsan, Süleyman Bey, Nasır Paşa, Kudret Bey, Muhlis Bey, Muhtar, Tevfik Bey eserin diğer kahramanlarıdır.

ABDULLAH EFENDİ'NİN RÜYALARI
(Ahmet Hamdi Tanpınar)

Beş hikâyeden oluşan yapıt, Ahmet Hamdi Tanpmar'ın 1943'te kaleme aldığı hikâye kitabıdır. Yapıtta yer alan beş hikâyede de yazar, değişik kişiler gibi görünerek kendi iç dünyasının kargaşalarını anlatır. Tanpınar, bu beş hikâyesinde bir şair sezgisi ve fikir adamı dikkatiyle hikayeciden çok özlü bir denemeci olarak karşımıza çıkar.

BEŞ ŞEHİR

(Ahmet Hamdi Tanpınar)

Ahmet Hamdi Tanpınar deneme tarzında kaleme aldığı "Beş Şehirln konusu için : "Hayatımızda kaybolan şey­lerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır." der. Türk edebiyatı İçin önemli bir yere sahip olan bu eserde Tanpınar; Ankara, Erzurum, Konya, Bursa, İstanbul gibi Türk dünyası için beş önemli şeh­rin panoramasını çizer.

KAYIP ARANIYOR
(Sait Faik Abasıyamk)

Yazarın iki romanından birisidir. 1953 yılında yayımla­nan bu romanda, yazarın hikayeci kişiliğinin izleri vardır. Romanın başlıca kahramanları: Nevin, Cemal, özde-rnir, Biletçi Çocuk, Konsolos Vildan Bey ve Kamarot İr­fan'd ı r.

Cemal, bir halk çocuğudur. Nevin ise birkaç dil bilen, yurt dışında eğitim görmüş bir kadındır. Bir vapur yol­culuğunda aralarındaki uçurumu dikkate almadan soh­bet ederler. Nevinle Cemal evlenmeyi düşünürler. Fa­kat ailelerinin buna karşı çıkacağını da bilirler. Konsolos Vildan, Nevin'in babasıdır. Nevin daha önce­leri Özdemir Bey'le evlidir. Özdemir, eşini aldattığı için Nevin ondan ayrılır. İstanbul'da tiyatro kurma girişimin­de bulunur ama başarılı olamaz. Cemal'ie Nevin bu arada evlenmeye çalışırlar, ama Nevin'in annesi buna izin vermez. Nevin, Ankara'ya döner, kocasından ayrı-iır. Anadolu'ya giden bir trene biner ve uzakiaşır. Adını değiştirir. Bunun üzerine babası her gazeteye "Kayıp Aranıyor" ilanı verir, ama kayıptan haber yoktur.

KURTLAR SOFRASI
(Attita İlhan)

Attila İlhan'ın romanıdır. Romanın kahramanı Mahmut Ersoy, Kurtuluş Savaşı'na katılmış Hüsnü Faik Bey'in çıkardığı "Birlik" gazetesinde yazardır. Atatürk'ün dev­rim ve ilkelerini yaşatmaya azimli bir kadronun karşı­sında çıkarcılar, karaborsacılar vardır. Mahmut, bu çı­karcılar tarafından öldürülür. Cinayet, Mahmut'un sev­diği Ümit'in yardımı ile çözülür ve roman Mahmut'un şu sözü hatırlatılarak biter: "Memleket bir kurtlar sofrasına döndü mü isyan haktır."

TÜTÜN ZAMANI
(Necati Cumalı

Olay, Kavata göçmenlerinden Recep ailesi içinde ge­çer. Yazdır ve Urlalılar ilçeden bağlara, tütün tarlaların­daki çardaklara taşınmıştır. Recep Ağa, büyük kızı Ze-liha'yı hemşehrisi ve bağ bahçe sahibi Bekir'le evlendir­mek niyetindedir. Zeliş ise Cemal'İ sevmektedir. Bunu duyan Bekir, Zeliş'i kaçırmaya karar verir, ama Zeliha, Cemal'te kaçar. Recep Ağa, önce Cemal'den davacı olur. Komşuların araya girmesiyle davadan vazgeçer ve Zeliha ile Cemal evlenip İzmir'e giderler.

KÜÇÜK AĞA (Tarık Buğra

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı ordusunun dağılmasıyla devlet işgal altındadır. İstanbul'dan Akşe­hir'e gönderilen Mehmet Reşit Efendi, gittiği yerde "İs­tanbullu Hoca" adıyla tanınır. Akşehir'de halkın İstan­bul'a bağlı kalmasını sağlayan Hoca, hutbelerde Hilâ-fet'ten ve padişahtan yana konuşur. Anadolu illeri birer birer Kuvayi Mİlliye'ye katılırken Akşehir bunun dışında kalır. Kuvayi Milliye İstanbullu Hoca için Ankara'da vur emri çıkarınca Hoca, karısını bırakarak Çakırsaray çe­tesine katılır. Artık İstanbullu Hoca değil, "Küçük Ağa" olmuştur. Ancak bir süre sonra Kuvayi Milliyeciler yeri­ni öğrenir ve baskın yaparlar. Ama Küçük Ağa yanına aldığı bir grup adamıyla kayıplara karışır. Salih savaş sonrasında arkadaşı Niko ile zamanını meyhanede geçirmektedir. Bir gün bu meyhane de Rumların gizli toplantısına şahit olur ve asıl amaçlarını öğrenir. Akşehir'de Hoca'yt, yani Küçük Ağa'yı yakala­ması için Salih görevlendirilir. Salih uzun arayışlardan sonra Küçük Ağa'yı bulur. Onunla konuşarak Küçük Ağa'yı Kuvayi Milliye safına çeker. Küçük Ağa Salih'le birlikte Kuvayi Milliye için çarpışmaya başlar. Roman Küçük Ağa'nın bir çarpışma sırasında yaralanmasıyla son bulur.

KÜÇÜK AĞA ANKARA'DA
(Tarık Buğra)

Küçük Ağa romanının devamı oian bu eserde; Küçük Ağa, eşini ve çocuğunu getirmesi için Akşehir'e Salih'i yollar. Salih burada Küçük Ağa'nın eşinin başka biriyle evlendirildiğini öğrenir. Bu nedenle tekrar Küçük Ağa'nın yanına dönmek istemez. Bu sırada Küçük Ağa'nın is­tanbullu Hoca olduğunu Akşehirliler Salih'ten öğrenir. Salih Küçük Ağa'nın yanına dönmez ve kayıplara karı­şır. Küçük Ağa; İsmet Paşa'nın Batı Cephesi kuman­danlığından alınmasını isteyerek bütün kuvvetleriyle Ankara'ya yürüyen Çerkez Ethem'i engellemek ister. Kuvayi Milüyeyi bilgilendirir. Bu çabaları nedeniyle Mus­tafa Kemal tarafından Ankara'ya çağırılır. Fevzi Pa­şa'nın korumasıyla bir süre sonra Akşehir'e gider. Karı­sının başkasıyla evlendiğini, şimdi de ağır hasta oldu­ğunu görür. Karısına kendi hakkında bilgi vermez. An­kara'ya döner. Doktor Haydar Bey, oğlu Mehmet'i Küçük Ağa'ya getireceğine dair söz verir ve roman biter.

İBİŞ'İN RÜYASI
(Tarık Buğra)

Romandaki erkek kahraman Nahit, kantolarıyla ünle­nen ve birçok hayranı olan Hatice adlı oyuncuya aşık olur. Ancak evli olduğu için bunu gizler. Öte yandan Nahit'in işsizliğine acıyıp yanında işe aldığı aktör Sadi, Nahifi kıskanıp Hatice'yi ayartmaya kalkar. Nahit de in­tikam almak için Sadi çok sarhoşken, onu seyircilerin karşısına çıkarıp rezil eder. Bu olaylar üzerine Hatice intihar eder ve Nahit yine eski yalnızlığına döner.

KEŞANLI ALİ DESTANI(Haldun Taner)

Keşanlı Ali, gecekonduları koruyan ve onların çeşitli so­runlarına çözüm arayan bir kabadayıdır. Evlendiği ge­ce ona düşman olan Manyak Cafer'in gecekonduları yakmaya çalışması nedeniyle namını korumak için Ca­fer'in karşısına çıkar. Manyak Cafer, silahla Keşanlı Ali'yi yaralasa da onu engelleyemez. Boğuşma sırasın­da Cafer vurulur. Ali polisler tarafından tutuklanır. Ke­şanlı Ali yeni evlendiği yavuklusuna doyamadan ayrıl­mak zorunda kalır.

ESİR ŞEHRİN İNSANLARI
(Kemal Tahir)

1914 Dünya Savaşı karışıklığından iki yıl kadar sonra Kamil Bey, karısı Mermin ve kızı Ayşe ile birlikte İspan­ya'dan İstanbul'a döner ve Bağlarbaşı'nda babasından kalma köşkü onartarak oraya yerleşir. Bu esnada Gala­tasaray Lisesi'nden arkadaşı Ahmet, Kamil Bey'den kendilerine yardım etmesini ister. Kamil Bey, Nedime

Hanım'ın çıkardığı Karadayı gazetesinde ülkenin so­runlarıyla ilgili yazılar yazmaya başlar. Düşman güçlerine ait saldırı pianını eie geçiren Nedi­me Hanım ve arkadaşları bunu Anadolu'ya ulaştırmaya çalışır. Bu işi bizzat Kamil Bey üstlenir ve bir süre son­ra yakalanır ve tutuklanır. Sorguya çekilir. Nedime Ha-nım'ın yaptıklarını anlatması istenir. Kamil Bey sorum­lu bir aydın olduğundan dolayı İstanbul hükümetinden iş verilmesine rağmen Nedime Hanım'ı ele verecek hiç­bir şey anlatmaz.

YORGUN SAVAŞÇI
(Kemal Tahir)

1908 Meşrutiyet ile Mütareke Devri (1918-1922) ara­sındaki olaylardan, Balkan ve Birinci Dünya Savaşla-rı'nın getirdiği rahatsızlıktan dolayı yorgun savaşçılar toparlanıp mücadeleye başlar. İşgal altındaki İstan­bul'da Yüzbaşı Cemil'in teyze kızı Neriman'la evlenme­sine paralel başlayan olaylardan kurtulmak isteyen yor­gun savaşçıların Anadolu'ya geçmeleriyle gelişir. Böy­lelikle Mustafa Kemal saflarına katılarak güç kazanırlar, bilinçli hale gelirler. Kurtuluş Savaşı'nı kesinlikle müjde­leyen milli bir güven ortamı yaratırlar.

DEVLET ANA
(Kemal Tahir)

Eser, adını kahramanı Devlet Hatun'dan alır. Dört bölü­me ayrılmış olan eserde Osmanoğullarmın tarih sahne­sine çıkışı, savaşçı dervişler, hilebaz kişiler anlatılmak­tadır. Şeyh Edebalİ ve Yunus Emre gibi tanınmış kişi­lerle maceranın, aşkın, inancın, tarih ve masal potasın­da eritilmesiyle oluşan yazılar eseri oluşturmaktadır.

İNCE MEMED
(Yaşar Kemal)

İnce Memed Dikenlidüzü köyünde bir çocuktur. Abdi Ağa'dan çok zulüm görür ve köyden kaçar. Dağlara çı­kıp eşkiya olur; ama çok iyi bir ruhu vardır. İyinin yanın­dadır. Dağlara sevgilisini de çıkarır; ama annesini ve sevgilisini öldürürler. Toroslarda birçok maceraya şahit olur. İnce Memed'i ne jandarmalar ne de askerler yaka­layabilirler. Çok iyi bir nişancı, hızlı ve çeviktir. Köylüye zulmeden ağlara düşmandır ve köylü de onun yanında­dır ondan güç alır. Gün gelir Abdi Ağa'yı öldürür.

YER DEMİR GÖK BAKIR
(Yaşar Kemal)

Yazar, Yer Demir Gök Bakır'da sadece köylülerin için­de bulunduğu dönemde yaşadıkları çaresizliği anlat­makla kalmamış, onların bu zorluklar sonucunda bir er­miş yaratıp, ona sığınmalarının öyküsünü de okuyucu-

ya aktarmaya çalışmıştır. Yani o, köylünün bulunduğu zor durumu, törelerin onların üzerinde oluşturduğu kor­ku dolu baskıyı köylünün düşleri sayesinde oluşan bir mitos aracılığıyla hafifletmiş. Böylece o dönemde yaşa­nılan gerçeklerin keskinliğini hayal gücünün ürünü olan mitoslarla yumuşatmıştır.

EKMEK KAVGASI
(Orhan Kemal)

Adını, Orhan Kemal'in aynı adlı öyküsünden alan Ek­mek Kavgası, Türk ve dünya edebiyatından seçilmiş, konusu emek olan öyküleri kapsıyor, öykülerin sırala­nışında belirti bir devamlılık ilkesinin güdüldüğü kitapta, işçi ve emekçilerin iş sürecindeki sorunlarını, gündelik yaşamdaki sıkıntılarını veya sevinçlerini ernek ve ser­maye arasındaki uzlaşmaz çelişkiden patlayan grev ve direnişleri anlatan Öyküler yer alıyor.

MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI
(Nazım Hikmet)

Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaralan'nı 1941'de Bursa Cezaevi'nde yazmaya başlamıştır. II. Meşrutiyeî'ten II. Dünya Savaşı sonrasına kadar çok geniş bir zaman diliminin öyküsünü (1908 -1945} bu ki­tapta destanlaştırmıştır. Düzyazı, şiir, senaryo teknikle­rinin iç içe kullanıldığı Memleketimden İnsan Manzara­ları; şiir, roman, öykü, oyun, senaryo, destan olmayan ve hepsini içeren yeni bir türün habercisi olmuştur. Beş cilt halinde yayımlanan ve yaklaşık yirmi bin mısra olan bu yapıt, Nazım Hikmet şiirinin doruğunu oluştur­maktadır. Nazım Hikmet yapıtıyla ilgili ön tasarısını şöyle açıklamaktadır:

1. İstiyorum ki okuyucu on iki bin mısrayı bitirdikten
sonra vıcık vıcık insan kaynaşan bir mahşerden
geçmiş olsun

2. İstiyorum ki bu insan mahşerinin ifadesi okuyucuy­
la muayyen bir tarihi devredeki sosyal durumunu
anlatsın

3. İstiyorum ki İkinci planda, Türkiye cemiyetini çevre­
leyen dünya, muayyen bir devrede anlaşılsın

4. İstiyorum ki nereden gelip, nerede olduğunu, nere­
ye gidildiği sorusuna, sahamın İçinde azami imkan­
larla cevap verilsin

KUYUCAKLI YUSUF
(Sabahattin Ali)

1903 senesi sonbaharında Aydın'ın Nazilli ilçesi Kuyu-cak köyünde eşkıyalar bir evi basar ve evdeki kan-ko-cayı öldürür. Soruşturmaya gelen kaymakam dokuz ya­şındaki Yusuf'u evlat edinir. Kaymakam, karısı Şahin-de'nin yüzünden kendisini içkiye ve kumara vermiştir.

Fabrikatör Hilmi Bey'e üç yüz yirmi altın borçlanmıştır. Zamanla Yusuf ve kaymakamın kızı Muazzez büyür. Kasaba kabadayısı Şakir, Muazzez'i rahatsız edince Yusuf tarafından dövülür. Daha sonra kaymakam Yusuf ile Muazzez'i evlendirir. Yusuf'u Edremit'te tahrirat kati­bi yapar. Bir süre sonra gelen yeni kaymakam, Şakir'in ve babasının yakın dostudur. İzzet Bey adındaki bu ye­ni kaymakam Yusuf'u görevden alır ve süvari tahsildarı yapar, artık Yusuf sürekli dışarıdadır. Bu arada Şahin­de Hamm'ın evi kaymakam ve ileri geienlerin çaigı çen­gi yeri olmuştur. Muazzez de iffetini yitirmek üzeredir. Bir akşam Yusuf eve gelir, evdeki herkesi öldürür. Karı­sını gömen Yusuf atına atlar ve dağlara gider.

BİR BİLİM ADAMININ ROMANI
(Oğuz Atay)

Ülkemizde pek benimsenmemiş bir dalda yani biyogra­fik roman türünde, Oğuz Atay'ın, kendine özgü üslubu ve kurgusuyta yazdığı bir romandır. Bu romanda Atay kendi hocası da olan Mustafa inan'ı anlatmıştır. Fakir bir halk çocuğunun uluslararası ün sahibi bilim adamı olma yolundaki zorlu serüvenini sergilenirken toplum­sal eleştiri kalıplarını da zorlamıştır. İnan'ın yaşamın­dan kesitler veren bu romana fotoğraf albümleri de ek­lenmiştir.

TUTUNAMAYANLAR
(Oğuz Atay)

Tutunamayanlar'da iki baş karakter vardır. Selim Işık ve Turgut Özben. Turgut Özben küçük burjuva yaşamı­nın içine gömülmüş genç bir mühendistir. Arkadaşı Se­lim Işık'ın intiharını bir gazete haberinden öğrenir ve sarsılır. Turgut, Selim'in intiharının sebebini araştırma­ya girişir. Öncelikle Selim'in diğer arkadaşlarından Me­tin ve Esat'la görüşür. Başlangıçta karanlıkta olan Selim'in karakteri bu görüşmeler sonucunda aydınlan­maya başlamıştır. Metin ve Esat'ın arkasından Süley­man Kargı'yı bulur. Süleyman, Selim'in yazdığı altı yüz mısraiık şiiri Turgut'a verir. Bu şiirden ve Süleyman Kargı'nın izlenimlerinden Selim'in duygulu, olumsuz, sabırsız ve yaşantısında cansız olduğu anlaşılmakta­dır. Turgut Özben, Selim ile ilişkisi olan Günseli isimli bir kızla tanışır. Günseli'nin anlattıklarıyla birlikte Se­lim'in "Tutunamayan İnsan" kimliği aydınlanmaya de­vam ediyordur. Derken Selim'in günlüğü ortaya çıkar ve karanlıkta kalmış ufak noktalar, bu günlük ve Se­lim'in son günlerinde yazdığı "Türk Tutunamayaniar Ansiklopedisinde anlatılan kişiler aracılığıyla sonuca ulaşır. Turgut Özben, Seüm'in hayatı üzerine yoğunlaş­tırdığı düşünceler sonucunda kendi benliğini tanımaya başlar. O da tutu n mayan l ard ar biridir. Hayatını sıradan alışkanlıkların yönettiğini fark eder. Evinden ayrılır, bir trene biner ve gözden kaybolur.

BU ÜLKE
(Cemil Meriç)

Cemil Meric'in "Bu Ülke" adlı eseri Meric'in sürekli etra­fında dolaştığı Doğu-Batı sorunu yanında, sağ-sol ku­tuplaşmasına ve kalıplaşmasına ilişkin önemli tespit ve karşı çıkışları da içermektedir. Eserde Cemil Meric'in kullandığı ağır dil göze çarpar. Bu Ülke Meric'in düşün­celerinden, izlenimlerinden, duygularından oluşan bir eserdir. Meriç, eserinde kendini anlamak ve anlatmak için kaleme aldığı yayımlanmış ya da yayımlanmamış yazılarını da okuyucusuyla paylaşır. Bu Ülke Meric'in "aynı kaynaktan fışkırdılar" dediği eserler dizisinin önemli bir halkasıdır. O, Bu Ülke için: "Bu sayfalarda hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinle­rim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim." der.

SESSİZ EV
(Orhan Pamuk)

Selahattin Bey'in karısı Fatma Hanım İttihat ve Terakki idaresi ile anlaşamadığı için İstanbul'dan ayrılır. Geb­ze'ye giderek Cennethisar'da köhne ve büyük bir eve taşınır. Fatma Hanım yalnız başına yataktan kalkama-yan ve yürüyemeyen bir kadındır. Bundan dolayı yanı­na Cüce Recep lakaplı bir bakıcı alır. Fatma Hanım'ın üç torunu bir haftalığına bu büyük eve gelirler. Torunla­rından Faruk tarihçidir. Nilgün üniversitede Metin ise li­sede öğrencidir. Faruk her sabah Gebze Kaymakamlı­ğına gider orada araştırmalar yaparak vaktini geçirir. Torunlardan Metin çocukluk arkadaşı Vedat'la birlikte zengin aile çocuklarıyla gezmektedir. Nilgün ise her gün etinde bir kitapla sahile gider. Dönüşte bir Cumhu­riyet Gazetesi alır ve eve geçer. Cüce Recep'in Hasan adında bir yeğeni vardır. Hasan Nilgün'e aşıktır, ama Nilgün'ün solcu olduğunu düşünmektedir. Bunu kendi arkadaşlarına anlatır. Arkadaşları Nilgün'e ilgi duyduğu için Hasan'a kızarlar. Nilgün'ü cezalandırmak için plan yaparlar. Hasan durumdan Nilgün'ü haberdar etmek is­ter. Fakat Nilgün buna inanmaz. Hasan'a "pis faşist" di­yerek hakaret eder. Hasan bunun üzerine Nilgün'ü dö­ver. Cüce Recep ile bir eczacı hanım Nilgün'ü eve gö­türürler. Nilgün eczacının hastaneye gitme fikrini red­deder. Üç kardeş ertesi gün İstanbul'a dönmeye karar verir. Nilgün o sabah yatağa uzanır ve bir daha uzandı­ğı yerden kalkamaz. Beyin kanamasından ölür. Fatma Hanım olanlardan habersiz torunlarıyla vedalaşmak için üst katîa beklemektedir. Hasan ise trene binerek Cennethisar'dan ayrılır.

BEYAZ GEMİ
(Cengiz Aytmatov)

Romanda annesi ve babası tarafından terk edilmiş bîr çocuğun Mümin Dede'siyle geçirdiği günler anlatılmak­tadır. Mümin Dede'nin bir de Nine adında ikinci karısı vardır. Bu, her anı değişik bazen neşeli bazen sinirli olan bir kadındır. Diğer kahramanlar Orazkul ve karısı Bekey Hala; Seydahmet ve karısı Gülcemai'dir. Oraz­kul içkiye düşkündür ve çocukları olmadığı için her gün Bekey Hala'yı dövmektedir. Bu üç aile ıssız San Taş vadisinde yaşamaktadır. Bir gün bu ıssız vadiye bir sa­tıcı gelir. Kadınlar eşyaların hepsine bakar fakat para­ları olmadığı için hiçbir şey alamazlar. Mümin Dede ise torununa bir okul çantası alır. Artık çocuğun dürbünün­den başka bir de okul çantası vardır. Çocuk bu duruma çok sevinmiştir. Çünkü kardeş ve yaşıtı olmadığından bu iki eşyaya hayallerini anlatacaktır. Eşyalarıyla birlik­te Işık Göl'üne hayvanları otlatmaya gider. Dürbünüyle uzaktaki okuluna bakar, sonra gelen beyaz gemiye. Kendini bu görüntüye kaptırır ve danaları unutur. Nine­sinin bağırtısıyla hemen düş dünyasından gerçek ha­yata döner; ama bu uzun sürmez. Çocuk için beyaz ge­miyi ve uzaktaki okulunu seyretmek en güzel eğlence­dir çünkü

GÜN OLUR ASRA BEDEL
(Cengiz Aytmatov)

Ayîmatov'un anlatım gücüyle "İnsanları mankurt olmak­tan kurtaralım." mesajını verdiği romanın başkahramanı Yedigey Cangeldin, cepheden döndükten sonra, Ka­zak bozkırlarında küçük bir aktarma istasyonunda ça­lışmaya başlar. Burada tanık olduğu ve uzak geçmişi­ne çağrışım yapan olayiar, gerçekte bir siyasi rejimin gümbür gümbür çöküşünün nedenleridir. Yedigey'in çok eski ve yakın arkadaşı olan Kazangap ölür. Onun için bir cenaze töreni düzenlerler. Bu törene Kazangap'ın şehirde oturan oğlu ve kızını da çağırırlar. Kazangap'ın cenazesini mezarına götürürken, Yedigey kendisinin ve milletinin geçmişini acı-îatlı, düşündürücü yanlarıyla bir bir gözlerinin önünden geçirir. O gün 'as­ra bedel bir gün' olur onun için. Sevdikleri kişinin cena­zesini Naymanlar'ın kutsal mezarlığına götürdükleri za­man, orada bir uzay üssünün kurulmuş olduğunu gö­rürler ve cenazenin gömülmesine izin verilmez. Öte yandan, Rus-Amerikan ortak araştırması sonunda kozmonotlar, uygarlık düzeyi dünyanınkinden çok daha yüksek bir gezegen keşfeder. Bu gezegende yaşayan­lar dünyalılarla ilişki kurmak isterler. Fakat daha yüksek bir uygarlığı, daha iyi bir yönetimi kendileri için zararlı gören dünyalı yöneticiler bu isteği reddederler.

KORKUNÇ YILLAR
(Cengiz Dağcı)

Yazarın kendi hayat hikâyesine dayanan roman henüz öğrenci iken, askere alman ve İkinci Dünya Savaşı'na sürülen Kırımlı bir gencin başından geçenleri konu edi­nir. Roman, Teğmen Sadık Turan'm hatıraları olarak an­latılmaktadır. Almanlara karşı savaşırken, Sadık Turan esir düşer. Alman esaret kamplarında birbirleriyle ilgi­lenmeye çalışan bir avuç Türk soylu askerin ayakta kal­mak için girdikleri mücadeleler anlatılır. Savaşın ve esa­retin bütün acıları, karanlık yüzü bu insanların çektikle­rinde yansıtılır. Otuz bin kişilik esir kampında ayakta ka­labilenlerin sayısı sınırlıdır bunların bir kısmı Yahudi sa­nılarak Alman askerleri tarafından öldürülmüştür. Derken, bir gün Almanların esir kamplarındaki Türk soyluları ayırarak bir birlik kuracakları ve Sovyetlerin iş­gali altındaki Türk yurtlarını kurtarmak üzere savaştıra­cakları duyulur. Şüpheler, endişeler, tereddütler, büyük bir heyecan ve ümide karışır. Rus üniformaları çıkartı­lır. Aiman üniformaları giyilir; Türkistan Kurtuluş Lejyo­nu kurulmuş olur.

Ancak, ümitlerin hayale dönüşmesi fazla sürmez. Al­manların savaşı kazansalar bile Türk yurtların: kurtar­mak gibi bir meseleleri olmadığını çabuk anlarlar. Teğ­men Sadık Turan, savaş sonunda, yurdunu, bütün İn­sanlarıyla birlikte kaybetmiştir. Kırım'ı ancak hayalinde yaşatabilecek olan genç insan, İtalya'da bir otelde otu­rurken, bütün bu olup bitenlerden sonra yaşamak iste­ğini kaybediyor gibidir.

ONLAR DA İNSANDI
(Cengiz Dağcı)

Roman, yazarın kendi köyünde geçmektedir. Bu köy vasıtasıyla Kırım'ın Ruslar tarafından nasıl ele geçirildi­ği, nasıl Ruslaştırıldığı anlatılır. Eserde pek çok milletin bir arada yaşadığı topraklarda yaşanan eziyetler ve zu­lüm konu edilmektedir. Eserin başkahramanı kırk beş yaşlarında bir Kırım köylüsü olan Bekir'dir. Bekir'in Es­ma isimli bir eşi ve Ayşe isimli bir kızı vardır. Bekir, İvan ve Kala Mata adlı iki Rus'a tarlasında iş verir. Köylü bu durumu kabullenmez. Köylü, köyde meydana gelen ba­zı kötü olayların Rusların uğursuzluk getirmesinden kaynaklandığını düşünür. Köy zamanla başka Rusların da gelmesiyle Türkler için yaşamın zorlaştığı bir yer olur. Pek çok ev, dükkan yağma edilir. Karşı gelenlere işkenceler yapılır. Pek çok köylü öldürülür. En sonunda köyde bulunan herkes köyden kovulur ve köye göçmen Ruslar yerleştirilerek köy Rus köyü haline getirilir.

Yanlış Batılılaşmayı  İşleyen Romanlar

Felatun Bey ile Rakım Efendi: A. Mithat Efendi

Araba Sevdası: Recaizade Mahmut Ekrem

Şıpsevdi: Hüseyin Rahmi Gürpınar

Mürebbiye: Hüseyin Rahmi Gürpınar

Kiralık Konak: Yakup Kadri Karaosrnanoğlu

Yaprak Dökümü: Resaî Nuri Güntekin

Sözde Kızlar: Peyami Safa

Fatih-Harbiye: Peyami Safa

Kurtuluş Savaşını Konu Alan Romanlar

Ateşten Gömlek: Halide Edip Adıvar

Vurun Kahpeye: Halide Edip Adıvar

Yaban: Yakup Kadri Karaosrnanoğlu

Ankara: Yakup Kadri Karaosrnanoğlu

Küçük Ağa: Tarık Buğra

Yorgun Savaşçı: Kemal Tahir

Halas: Mehmet Rauf

Dikmen Yıldızı: Aka Gündüz

 
ANA SAYFA > DERS NOTLARI > 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI > TÜRK EDEBİYATINDA İLKLER