LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

HARNAME

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 59
ZayıfMükemmel 

Bahar mevsimidir hemdem-i sabâ olalım

Gül ile dost kokusuyla âşinâ olalım.

Bir eşek var idi zaif ü nizâr

Yük elinden katı şikeste vü zâr

 

Gâh odunda vü gâh suda idi

Dün ü gün kahr ile kusuda idi

 

Ol kadar çeker idi yükler ağır

Ki teninde tü komamıştı yağır

 

Dudağı arkmış u düşmüş enek

Yorulur arkasına konsa sinek

 

Kargalar derneği kulağında

Sineğin seyri gözü yağında

 

Arkasından alınca palanı

Sanki it artuğıydı kalanı

 

Bir gün ıssı eder himâyet ana

Ya'ni kim gösterir inayet ana

 

Aldı palanını vü'saldı ota

Otlayurak biraz yürüdü öte

 

Gördü otlukta yürür öküzler

Odlu gözler ü ger(i)lü göğüsler

 

Boynuzu bazısının ay bigi

Kimin halka halka yay bigi

 

Ne yular derdi ne gam-ı pâlân

Ne yük altında haste vü nâlân

 

Acebe kahır u tefekkür eder

Kendi ahvalini tasavvur eder.

 

Ki biriz bunlarınla hilkatte

Elde ayakta şekl ü surette

 

Bunların başlarına taç neden

Bizde bu fakr ü ihtiyaç neden

 

Var idi eşek ferasetlü

Hem ulu yollu hem kiyâsetlû

 

Ol ulu katına bu miskin har

Vardı yüz sürdü dedi ey server

 

Sen eşekler içinde kâmilsin

Âkil ü şeyh ü ehl ü fâzılsın

 

Sen eşeksin ne şek hakîm-i eceli

Müşkilim var keremden etgil hal

 

Bugün otlukta gördük öküzler

Gerüben yürür idi göğüsler

 

Her birisi semiz ü kuvvetli

Yok mudur gökte bizim ulduzumuz

 

K'olmadı yeryüzünde boynuzumuz

Böyle verdi cevap pîr eşek

 

K'ey belâ bendine esir eşek

Dün ü gün arpa buğda işlerler

 

Anı otlayup anı dişlerler

Çün bunlar oldu ol azize sebep

 

Verdi ol izzeti bulara Çalap

Tac-ı devlet konuldu başlarına

 

Et ü yağ doldu iç ü dışlarına

Bizim ulu işimiz odundur

 

Od uran içimize o dundur

Tuttu yüz derdile zaîf eşek

 

Zâr ü dil-haste vü nahîf eşek

Varayın ben de buğda işleyeyin

 

Anda yaylayup anda kışlayayın

Gezerek gördü bir göğermiş ekin

 

Sanki tutardı ol ekin ile kin

Aşk ile tepti girdi işlemeye

 

Gâh ayaklayu gâh dişlemeye

Ekin ıssı...

 

Ağaç elinde azm-ı râh etti

Tarlasını göricek âh etti

 

Daneden gördü yeri pak olmuş

Gök ekinliği kara hâk olmuş

 

Yüreği sovumadı sövmek ile

Olamadı eşeği dövmek ile

 

Bıçağın çekti kodu ayruğınu

Keski kulağını vü kuyruğunu

 

Kaçar eşşek acıyarak canı

Dökülerek yaşı yerine kanı

 

Uğrayu geldi pîr eşek nagâh

Sordı halini kıldı dert ile âh

 

Batıl isteyü haktan ayrıldım

Boynuz umdum kulaktan ayrıldım.

 

Feilâtün mefâilün feilün

 

Metin İncelemesi:

Biçim Yönünden:

Biçimi: Nazım.

Nazım biçimi: Mesnevi.

Nazım birimi: Beyit.

Ölçüsü: Aruz.

Fâ i lâ tün/me fâ i lün/fe i lün

(Fe i lâ tün)              (fa'lün)

Bir o şek var/i di za if/ ü ni zar

Türü: Didaktik şiir.

Konusu: Eşeğin kişiliğinde, yeteneğinin üstüne çıkmak isteyen bir insanın içine düştüğü kötü durum ele alınıyor, bu tür kişilerin karşılaşabilecekleri güç durumlar anlatılıyor.

Ana düşünce: İnsan, kendi yeteneğini, değerini ve yerini bilmeli; elindekiyle yetinmeli, daha çoğunu istememelidir.

Kafiye şeması: aa/bb/cc/dd/ee/ff/gg/hh...

Kafiyeli olan, "zâr/nizâr" sözcüklerinde, üç ses benzeşmesinden olan zengin kafiye vardır. Su-da idi/ kısu-da idi" sözlerinde yer alan "-da" hal ekleriyle "idi" sözcükleri aynı görevde olduğundan rediftir. Ka­lan bölümlerde iki ses benzeşmesinden oluşan tam kafiye vardır.

Dil özellikleri:

a) Olay, "tahkiye" (hikâye etme-öyküleme) yo­luyla anlatılmış, XV. yüzyıl aydınlarının yabancı söz­cüklerle karışmış Türkçesine yer verilmiştir:  Zâif ü nizâr, şikeste vü zâr, gam-ı palan, ferâsetlû, tac-ı devlet, azm-i râh.

b) Sözcüklerde "üben, icek, yın" bağ-fiil ekle­riyle emir kipinin üçüncü tekil kişisini gösteren ve "-sin" ekinin karşılığı olarak kullanılan "-gil, -gıl" eklerine yer verilmiştir.

c) "Gerlü, K'olmadı, K'ey" sözcükleri, ölçü zo­ruyla böyle yazılmışlardır. Asılları "gerilü, ki olmadı, ki ey" dir.

d) Kimi sözcükler, küçük ses değişimleriyle gü­nümüzde de kullanılmaktadır: Tü (tüy), bigi (gibi), bunlarunla (bunlarla), ulduz (yıldız), ana (or.a), komamıştı (koymamıştı), varayın (varayım), komak (koy­mak).

e) Günümüzde kullanılan "ve" bağlacı yerine "u,ü,vü" kullanılmıştır. Bu durum tüm divan edebiya­tı anlatımında yaygındır.

f) "Katı" (çok), "dün" (gece), "kısu" (sıkıntı), "ıss" (sahip) sözcükleri günümüzde anlam değiştirmiş, bu anlamlarda kullanılmaz olmuştur.

g) "Ana" (onu) sözcüğü "-i" hali yerine "-e" hal ekiyle kullanılmıştır.

h)“îdi, odunda, su" gibi söcükler, ölçü zoruyla
uzatılmıştır.

Söz Sanatları:

Eşek, insan gibi düşünüldüğünden teşhis (kişileş­tirme), konuşturulduğundan intak (konuşturma) sana­tı yapılmıştır, öküzlerin boynuzları biçim yönünden yaya, parlaklık yönünden ay'a benzetilmiştir. "Bunla­rın başlarına taç neden" dizesinde istiare (iğretileme) sanatı yapılarak boynuzlar taca benzetilmiştir.

Benzetilen öğe kullanılmadığından, sanat açık istiare­dir. "Odundur/ o dundur" sözcükleri, cinaslı olarak kullanılmıştır.

İçerik Yönünden:

Zayıf ve güçsüz bir eşek vardı. Yük altında çok harap olmuştu. Bazan odunda bazan suda idi. Gece ve gündüz kahır ile sıkıntıda idi. O kadar ağır yükler taşırdı ki, yara teninde tüy bırakmamıştı. Dudağı sark­mış, çenesi düşmüştü. Sırtına sinek konsa yorulurdu. Kargalar derneği kulağında, sinek gezer gözünün ya­ğında. Arkasından alınca palanı, sanki köpek artığıy­dı geriye kalanı. Bir gün sahibi onu korudu, yani ona yardım etti. Palanını aldı ve ota saldı. Otlayarak bi­raz öte yürüdü. Gördü otlukta yürüyen öküzleri. Ateş­li gözleri ve gerili göğüsleri. Bazısının boynuzu ay gi­bi, kiminin halka halka yay gibi. Ne yular derdi ne palan derdi. Ne yük altında hasta ve inleyen. Hayret eder ve düşünür, kendi durumunu zihninden geçirir. Ki: yaradılışta bunlarla eşitiz. Elde, ayakta, yüzde ve şekilde. Bunların başlarına taç neden? Bizde bu yoksulluk ve gereksinim neden? Bir eşek vardı çok anlayışlı, akıllı. Hem ulu yollu hem de uyanıktı. Bu miskin eşek, o ulu eşeğin katına, gitti, yüz sürdü, ey başkan: Sen eşekler içinde yücesin, akıllısın, büyüksün ve erdemlisin. Sen eşekler içinde bilgesin. Sıkıntım var, yardım etmelisin. Bugün otlukta gördüm öküzler, göğüslerini gererek yürürlerdi. Her birisi se­miz ve kuvvetli, içi ve dışı yağlı ve etli. Yok mudur gökte bizim yıldızımız, ki yeryüzünde boynuzumuz ol­madı? Olgun eşek şöyle yanıt verdi: Ey belâ bağına tutsak eşek! Onlar gündüz gece arpa ve buğday işler­ler, onu otlayıp onu dişlerler. Çünkü bunlar oldu o değerliye sebep. Bu değeri onlara Tanrı verdi hep. Başlarına devlet tacı kondu. İç ve dışlarına et ve yağ doldu. Bizim en büyük işimiz odun taşımaktır, İçimize ateş vuran o aşağı iştir. Zayıf eşek tuttu yüz dert ile ağlamaklı, gönül yaralı, kırık... Varayım ben de buğday işleyeyim, orada yaylayayım orada kışlayayım. Gezerek yeşermiş bir ekin gördü. Sanki o ekin ile kin tutardı. Aşk ile tepti, girdi işlemeye. Bazan ayakla bazan dişiyle. Ekin sahibi... Sopa elinde yola koyuldu. Tarlasını görünce ah etti. Gördü yer tamamen temiz­lenmiş, yeşil ekinlik kara toprak olmuş. Küfür etti, içi yüreği susmadı, eşeği dövmekle de hırsını alama­dı. Bıçağını çekti, ayrısını kodu, kesti kulağını ve kuy­ruğunu. Eşek kaçar canı acıyarak, yaş yerine kan dö­kerek. Ansızın bilge eşek çıkageldi. Durumunu sordu, beriki dert ile ah etti: Boş şey istedim, doğru yol­dan ayrıldım, boynuz umdum, kulaktan da oldum.

Araştırmalar:

1.Şeyhi, II. Murat döneminde yaşamıştır. Bu fabl şairin padişaha sunduğu bir övgüde "Münasip Hikâye" başlığı altında yer almıştır. Eser, 126 beyitten oluş­maktadır. Şair, mesnevisinin başında padişahı över. Devrinde herkesin mutlu olduğunu; kendisinin ise ke­derli olduğunu belirtir. Yaşamda rahatlık istedikçe zahmet çektiğini, mutluluk istedikçe belaya düştü­ğünü dile getirir, öyküsünde kendisini bu eşekte sim­geleyerek Sultan Murat'tan yardım diler.

Öykünün kahramanlarından eşek, zayıf, güçsüz, yük taşımaktan bitkindir. Sırtında yaralar açılmış, dudağı sarkmış, yaşamın zorluklarına göğüs geremeyecek kadar perişan bir duruma düşmüştür, öküzler ise eşeğin karşıtı besili, boynuzları ay gibi, yük taşı­mayan, yular ve palan kaygısı olmayan sağlıklı ve ta­lihli hayvanlardır. Yaşlı eşek; ulu, kâmil, âkil, ehil, fâzıl niteliklerinden anlaşılacağı gibi güngörmüş bil­ge olan bir varlıktır. Ekin sahibi, çıkarlarını koruyan öfkeli biridir.

Öyküde zayıf eşek, şairin kendisi; öküzler, Şeyhi'ye verilen tımarın (toprakların) ilk sahipleri ile yet­kili kişi ve kuruluşlardır. Yaşlı bilge eşek ise Osman­lı toplumunu belirli ülkü ve düşünceler doğrultusunda yönlendiren aydınlar ve düşünürlerdir. Bunlar şiirde "bilge-filozof" olarak tanıtılmaktadır.

Günümüz toplum yaşamı açısından düşünülürse:

Zayıf eşek: İçinde bulunduğu durumu beğenme­yen, elindekiyle yetinmeyen, olanaklarını değerlendir­meden hayatta daha çok şeye sahip olmak isteyen, bu yolda çaba verirken elindekini de yitiren insanları simgeler.

Öküzler: Her toplumda var olan, hak etmedik­leri biçimde varlıklı ve mutlu yaşayan talihli kişileri temsil eder.

Yaşlı eşek: Toplumu yönlendiren aydın ve dü­şünürlerin yerine geçer.

Ekin sahibi: Çıkarlarına düşkün, öfkeli ve yitir­diklerini kendi gücüyle almaya çalışan insanları kar­şılar.

2."Etgil, gerüben, göricek, kışlayın" sözcüklerin-deki "-gil, -ben, -Icek, -yın" eklerinin günümüzdeki söylenişleri "-sin, -rek/-rak, -ince, -yım" biçiminde­dir.

Metinde geçen sözlerin anlamları şunlardır:

İt artuğu: Köpek artığı; bir deri bir kemik ka­dar zayıf düşmüş varlık.

Acebe kalmak: Bir durum karşısında şaşkınlı­ğa düşmek; hayret etmek.

Gökte ulduzumuz yok mu?: Şansımız, talihimiz yok mu; kaderimizde mutlu olmak yazılmamış mı?

Belâ bendine esir olmak:  Yaşamda dertlerle karşılaşmak, onlardan kurtulmamak.

Aşk ile tepti: Büyük bir arzu ve istekle koştu.

3."Odun/ o dun" sözcükleri, söylenişleri aynı, an­lamları farklı olan sözlerdir. "Odun" sözcüğü, yaka­cak ağaç; "o dun" ise o alçalma anlamında kullanıl­mıştır. Böyle sözcüklere cinaslı kafiye denir.

4.Öyküye göre: Zayıf ve güçsüz bir eşek, bir gün otlamaya çıkar. Otlakta, bakımlı öküzler görür. Onla­rı kendisiyle karşılaştırır, bir sonucu varamaz. Onlar­la arasındaki farkı anlamak ister, bunun nedenini yaş­lı bir eşeğe sorar. Yaşlı eşek, onların gece ve gündüz arpa ve buğday işleriyle uğraştıklarını, bu yüzden ba­kımlı ve rahat olduklarını söyler. Zayıf eşek, onlar gibi olmak için buğday ve arpa işlemeye karar verir. Bu kararla bir ekin tarlasına girer. Bunu gören ekin sahibi, öfkeyle zayıf eşeğe saldırır, kulağı ile kuyru­ğunu keser. Böylece zayıf eşek, elindekiyle yetinme-menini cezasını kulak ve kuyruğunu yitirerek öder.

5. "Harnâme"nin ana düşüncesi,   insan elindekiyle yetinmelidir, daha çoğunu istememelidir; istediği takdirde elindekini de yitirebilir" biçiminde anlatılmış­tır, öykünün kahramanlarıyla ilgili söylenen alaycı sözler, yergi öğeleridir.

6. Fabller, manzum yazılardır,  konuları hayvanlar arasında geçer. Her fablın sonunda insanlara bir öğüt ya da bir ahlak dersi verilir. Bu özellikler, "Harnâme"de de görülmektedir. Bu duruma göre, ona fabl diyebiliriz.

N. KARTAL, BİRSEN Y. 1990

Cuma, 20 Temmuz 2012 12:22 tarihinde güncellendi