LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
ANA SAYFA > METİN İNCELEMESİ > YUNUS EMRE İLAHİ İNCELEMESİ

YUNUS EMRE İLAHİ İNCELEMESİ

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 89
ZayıfMükemmel 
İçerik Sayfaları
YUNUS EMRE İLAHİ İNCELEMESİ
YUNUS EMRE:İLAHİ:2
YUNUS EMRE:İLAHİ 3
Tüm Sayfalar

 

YUNUS EMRE

Beni bende demen bende değilim

Bir ben vardır bende benden içeri

1

Ben yürürüm yâne yâne

Aşk boyadı beni kaane

Ne âkılem ne divâne

Gel gör beni aşk neyledi

 

Gâh eserim yeller gibi

Gâh tozarım yollar gibi

Gâh akarım seller gibi

Gel gör beni aşk neyledi

 

Akarsulayın çağlarım

Dertli ciğerim dağlarım

Şeyhim anuben ağlarım

Gel gör beni aşk neyledi

 

Ya elim al kaldır beni

Ya vaslına erdir beni

Çok ağlattın güldür beni

Gel gör beni aşk neyledi

 

Ben yürürüm ilden ile

Şeyh anarım dilden dile

Gurbette hâlim kim bile

Gel gör beni aşk neyledi

 

Mecnun oluban yürürüm

O yâri düşte görürüm

Uyanıp melûl olurum

Gel gör beni aşk neyledi

 

Miskin Yunus biçâreyim

Baştan ayağa yâreyim

Dost İlinden âvâreyim

Gel gör beni aşk neyledi

 

Metin incelemesi:

Biçim Yönünden:

Biçimi: Nazım.

Nazım biçimi: İlahi.

Nazım birimi: Kıta (dörtlük).

Ölçüsü: 4+4 = 8'li hece.

Konusu: Ozanın, Tanrı'ya karşı duyduğu derin ve içten aşkı, O'na kavuşma isteğinden doğan ıstıra­bı anlatılıyor.

Temi: Tanrı aşkı, kavuşma özlemi, acı.

Kafiye şeması: aaab/cccb/dddb.

Dörtlüklerde redif, yarım, tam ve zengin kafi­ye görülmektedir. İlk dörtlükteki "yane/kane/divane" sözcüklerinde ortak kafiye sesi "ane" olup zengin kafiyedir. İkinci dörtlükteki "yel-ler gibi/yol-lar gi-bi/sel-ler gibi" sözcüklerinde geçen "-ler" çoğul ek­leriyle "gibi" sözcükleri aynı görevde olduğundan re­diftir. Geriye kalan bölümlerde ortak kafiye sesi "L" olup yarım kafiyedir. Üçüncü dörtlükteki "çağ-lar-ım/dağ-lar-ım/ağ-lar-ım" sözcüklerinde geçen "-larım" ekleri rediftir. Geriye kalan bölümlerde ortak kafiye sesi "-ağ" olup tam kafiyedir.

Deyimler-Söz Grupları:

Yane yane yürümek: Tanrı aşkıyla kendinden geçmiş biçimde, dinsel coşku içinde gezip dolanmak.

Ciğeri dağlamak: İçten, derin acı duymak.

Şeyh anarak ağlamak: Taptuk Emre'ye duyu­lan özlemi gözyaşlarıyla dile getirmek, içten gelen sevgiyi bu yolla belirtmek.

Avare olmak: Ne yapacağını bilmeden başıboş dolaşmak.

Ne âkılem, ne divane: Tanrı sevgisiyle kendin­den geçmiş olmak.

Dost ili: Tanrı'nın katı, ya da Şeyh Taptuk Emre'nin oturduğu yer. Bu ifade "Dost elinden" bi­çiminde de okunup değerlendirilmiştir. O zaman an­lamı "dost yüzünden, Tanrı özleminin derdiyle" şek­line dönüşür.

El almak: "Ya elim al kaldır beni" dizesinde geçmektedir. Tasavvufta Şeyh'e bağlanmak, tarikat­la ilgili bir töreni yapmak için Şeyh'ten izin almak anlamına gelir.

Söz Sanatları: Ozan, kendisini ikinci dörtlükte yele, yola, sele;

Üçüncü dörtlükte akarsuya; altıncı dörtlükte Mecnun’a benzetmiştir.

Dil özellikleri:

Ozan, yaşadığı dönemin Anadolu Türkçesine özgü sözcükler kullanmıştır: Akarsulayın (akarsular gibi), anuban (anarak), oluban (olarak).

"Akarsulayın" vb. sözcüklerde geçen "-uban, -üben" eki, bağ-fiil yapan ektir; "-rek-rak" ekinin karşılığı olarak kullanılmaktadır.

İslâmiyet’in etkisiyle yabancı sözcüklere yer verilmiştir: Yane yâne (yana yana), divâne (deli, akılsız), vasi (kavuşma), yâr (sevgili), melül (üzgün).

Tasavvuf ile ilgili terimlere yer verilmiştir:

Şeyh: Tarikatlarda kendisine uyulan ve derviş yetiş­tiren yetkili kişi.

Miskin: Ermiş, eren.

Dost ili: Tanrı'nın katı.

Farsça olumsuzluk ekini kullanmıştır: Bî-çareyim (çaresizim). Sözcükteki "-b", Farsça olum­suzluk ekidir.

Duyguların anlatımında doğa varlıklarından yararlanmıştır: Yeller, yollar, seller, akarsular.

İçerik Yönünden:

1. Yunus Emre'de iki ben'lik vardır: Biri maddi, diğeri manevi ben'dir. Ozan; "Beni bende demen ben­de değilim/Bir ben vardır bende benden içeri" diyerek maddi beni inkar eder. Varlık beninin Tanrı'yı tanımasına engel olduğu inancında olduğundan onu reddeder. Böylece benliğini verdiği Tanrı ile dolu benin içinde olduğunu söyler.

Bu inanç içindeki Yunus, ilk dörtlükte Tanrı'ya seslenir. Ben, içimi kana boyayan Tanrı aşkı ile ya­na yana yürürüm.

Tanrı'ya olan aşkım beni perişan etti, aklımı başım­dan aldı, deliye çevirdi. Tanrı'm, aşkının bana yaptı­ğını gel, gör.

Dörtlükte "ben yürürüm yâne yâne" dizesinde ozanın gezginci kişiliğinden de söz edilebilir.

2. Ozan, içinde bulunduğu durumunu doğanın tüm öğelerinden yararlanarak dile getiriyor. Doğanın için­de kalış ve ona tutsak oluş, çağlar boyu Türk köy­lüsünü statik bir toplum haline getirmiştir. Bu ruh hali Yunus E m re'de de güçlüdür.

Yunus Emre, bu ruh halinin sonucu kimi rüzgâr gibi eserim, kimi yollar gibi tozarım, kimi de seller gibi akarım diyor. Kendisini yönü belirsiz esen rüzgâra, rüzgârın etkisiyle yollarda uçuşan tozlara ve akan sulara benzetiyor. Sonra, "Gel gör beni aşk neyledi" dizesiyle; Tanrı'm, aşkının bana yaptığım gel, gör, diyor.

Yunus Emre, coşkun duygularına doğayı ortak ediyor, onunla bütünleşiyor.

3. Ozan, dörtlükte yine doğa varlığından yararla­nıyor ve şöyle diyor: Akarsular gibi çağlarım. Dert­li iç dünyamda acı duyarım, ciğerimi dağlarım. Şey­himi anarak ağlarım. Tanrı'm, aşkının bana yaptığı­nı gel, gör.

Yunus, dörtlükte; Taptuk Emre'nin izni ile yol­lara düştüğünü, yetişmesinde emeği olan Şeyhi'ni anımsadıkça özlem duygularıyla dolup taştığını anlat­mak istiyor.

4. Ozan, Şeyh'ine sesleniyor: Şeyhim! Elimi al, beni kaldır; ya da sana beni kavuştur. Beni çok ağ­lattın, artık biraz güldür. Tanrı'm, aşkının bana yap­tığını gel gör.

Yunus Emre, Şeyhi Taptuk Emre'nin yanında belirli bir olgunluk düzeyine geldikten sonra "el al­mıştır", yani şeyhinin izniyle gurbete düşmüştür. Gurbet elde çile çeken Yunus, özlem duygularıyla şeyhine vuslatı (vasi) yani kavuşmayı istemektedir.

Dörtlük,  Yunus'un Tanrı sevgisini şeyhinden öğrenerek bu hale geldiği ve bu sevgiyle Tanrı'ya kavuşma özlemi içinde olduğu biçiminde de yorumla­nabilir.

5. Ben ilden ile yürüyüp dururum. Gezdiğim yerler­de şeyhimi anarım, dilimde hep onun adı var. hali­mi gurbette kimse bilmez. Tanrı'm, aşkının bana yaptığını gel, gör.

Hakiki aşk dediğimiz ilâhi aşkın özlemi ve ev­rende çekilen çile dervişliğin özelliğidir. Tanrı'ya kavuşma isteğinin doğal sonucudur. Yunus gibi ger­çek Tanrı âşıkları bu çileye severek katlanmaktadır.

Tasavvufta "dost ili, gurbet" sözleri, "Tanrı-insan" ilişkisini açıklayan kavramlardır. Memleket anlamında olan "il" sözcüğü, mecazi anlamda Tanrı katını karşılar. Tanrı'dan uzak kalış "avarelik"tir. "Gurbet" sözcüğü Tanrı'ya kavuşmamış insanın duru­munu belirtir. Kişinin gurbetten kurtulması, Tanrı varlığı ile bütünleşmesine bağlıdır, buna da ancak sevgi yoluyla varılır. Yunus da bu yoldadır.

6. Mecnun gibi yürürüm. O sevgiliyi düşümde gö­rürüm. 'Uyanınca düşümün gerçek olmadığını anlar, üzülürüm. Tanrı'm, aşkının bana yaptığını gel, gör.

Ozan, Tanrı sevgisiyle düştüğü yollarda Mec­nun'a döndüğünü belirtiyor. Düşünden uyanınca gör­düğünün gerçek olmadığın anlıyor, "yâr" (sevgili) dediği Tanrı'ya kavuşamamanın ıstırabı içinde üzülü­yor.

7. Ermiş, -Tanrı aşkıyla kendinden geçmiş Yunus olarak çaresizim. Baştan ayağa yaralıyım. Dost ilin­den uzaklarda başıboş dolaşmaktayım. Tanrı'm, aşkı­nın bana yaptığını gel, gör.

Ozan, Tanrı'ya kavuşmanın acısının benliğini sardığını belirtiyor.

Araştırmalar:

1. "Ne âkılem, ne divâne", "ciğerim dağlarım", "dost ilinden âvâreyim" sözleri için" "deyimler-söz grupları" bölümüne ve dördüncü kıtanın açıklamasına bakınız.

2. Her dörtlüğün sonunda geçen "Gel gör beni aşk neyledi?" dizesi, şiire biçim ve anlam yönlerin­den bütünlük sağlamıştır. Ozan, bu dizesiyle Tanrı1 ya ve genel olarak tüm insanlığa seslenmiş, onlardan içinde bulunduğu durumu anlamalarını istemiştir,.

3. Ozan, Tanrı yolundadır. Şiire göre büyük acı­lar içinde kendinden geçmiş durumdadır. Yüreği ya­ralı olduğundan durmadan ağlamakta, yapayalnız bir durumda gurbet acısını yaşamaktadır. Bütün bunla­ra, büyük bir aşkla bağlandığı Tanrı'ya kavuşmak için katlanmaktadır.

4. Ozan, ikinci ve üçüncü dörtlüklerde duygularını dile getirirken, yaşayışıyla ilgili olarak doğa varlık­larından yararlanmaktadır. Bu varlıklar,  "yel, yol, sel ve akarsular" dır. Ozan, bu varlıklarla içindeki coşkuyu anlatmaktadır. Bir bakıma doğa varlıklarının da kendisi gibi Tanrı'yı aradığım söylemektedir.

5. Bu şiir, hece ölçüsüyle yazılmış, koşma kafiye biçimiyle kafiyelenmiş ve halk şiiri nazım birimi olan kıtalarla yazılmıştır.


 

YUNUS EMRE:İLAHİ:2.

Acep şu yerde varm'ola

Şöyle garip bencileyin

Bağrı başlı gözü yaşlı

Şöyle garip bencileyin

 

Gezdim Urum ile Şam’ı

Yukarı illeri kamu

Çok istedim bulamadım

Şöyle garip bencileyin

 

Kimseler garip olmasın

Hasret oduna yanmasın

Hocam kimseler duymasın

Şöyle garip bencileyin

 

Söyler dilim ağlar gözüm

Gariplere göynür özüm

Meğerki gökte yıldızım

Şöyle garip bencileyin

 

Nice bu dert ile vanam

Ecel ere bir gün ölem

Meğerki sinimde bulam

Şöyle garip bencileyin

 

Bir garip ölmüş diyeler

Üç günden sonra, duyalar

Soğuk su ile yuvalar

Şöyle garip bencileyin

 

Hey Emre'm Yunus biçâre

Bulunmaz derdine çare

Var imdi gez şardan şara

Şöyle garip bencileyin

 

Metin İncelemesi

Biçim Yönünden:

Biçimi: Nazım.

Nazım biçimi: İlahi.

Nazım birimi: Kıta.

Ölçüsü: 4+4 = 8 li hece.

Türü: Lirik şiir.

Konusu: Ozanın, tinsel yalnızlık duygusu için­de Tanrı'yı arama çabası anlatılıyor.

Temi: Yalnızlık ve kimsesizlik duygusu.

Kâfiye şeması: abcb/dddb/eeeb...

Kafiyeli olan "Şam'ı/kamu" sözcüklerinde or­tak kafiye sesi "M" olup yarım kafiyedir. "Göz-üm/ öz-üm/yıldız-ım,” sözcüklerindeki  "-üm/-ım'' iyelik ekleri rediftir. Kalan bölümlerde ortak kafiye sesi "Z" olup yarım kafiyedir.

Deyimler-Söz Grupları:

Yukarı iller: Azerbaycan, Horasan, İran.

Bağrı başlı: Bağrı yaralı.

Urum: Anadolu.  Anadolu, Türklerden önce Romalılarla (Bizanslılarla) meskûn olduğu için, Osmanlıların eline geçtikten sonra da uzun süre "Rum, diyar-ı Rum" olarak anılmıştır.

Hasret odı: Ayrılık acısı, özlem.

Şardan şara: Şehirden şehire.

Bağrı başlı, gözü yaşlı: Bağrı yaralı, gözü yaş­lı.

Hasret odına yanmak: Tanrı'dan ayrı kalma­nın acısıyla yanmak.

Gariplere göynür özüm: Kimsesizlere içtenlik­le acırım.

Dil özellikleri;

a) Ozan, yaşadığı dönemin Anadolu Türkçesi­ne özgü sözcükler kullanmıştır: Bencileyin (benim gibi), yuyalar (yıkasınlar), kamu (tüm), sin (mezar).

b) Kimi fiiller bugünkünden değişik kullanılmış­tır: Bulam (bulayım), yanam (yanayım), duyalar (duysunlar), yuyalar (yıkasınlar), ere (ersin), ölem (öleyim), diyeler (desinler).

c) Kimi sözcüklerde ölçü gereği hece düşmesi" yapılmıştır: Varm'ola (var mı ola).

d) İslâm’i motiflere yer verilmiştir: Gökteki yıldızım. Bu söz, İslâm inanışına göre, tüm insanla­rın gökte birer yıldızı vardır inanışıyla ilgilidir. Yaz­gı, kader anlamına gelir.

e) Bugün bile Anadolu'da kullanılan halk deyiş­leri görülmektedir: Ecel ere bir gün ölem. Soğuk su ile yuyalar. Üç günden sonra duyalar.

İçerik Yönünden:

1. Acaba şu yerde, böyle benim gibi gönlü yara­lı, gözü yaşlı bir başka kişi var mıdır? Ozan, gurbetin, yalnızlığın, Tanrı'dan uzak kal­manın acısını anlatıyor.

2. Tüm Urum (Anadolu) ve Şam (Suriye) ile yu­karı illerini (Azerbeycan-İran) gezdim. Çok istedim, ama derdime ortak olacak benim gibi bir garip kişi bulam adım. Ozan, kendine eşlik edecek dertli birini arıyor, ama bulamıyor.

3. Kimseler garip olmasın. Ayrılık acısıyla yan­masın, özlem acısı çekmesin Hocam, şöyle benim gibi bir garip kişiyi hiç kimse duymasın. Ozan, "Hocam" sözüyle, kendisini yetiştiren Taptuk Emre'ye sesleniyor. Kendisinin çektiği acıla­rı bir başkasının çekmemesini diliyor.

4. Dilim söyler, gözüm ağlar. Garip içim içten­likle yanar. Gariplik yazgımmış. Sanırım gökteki yıl­dızım da benim gibi gariptir. İslam inanışına göre, tüm varlıkların gökte bi­rer yıldızı vardır. Hayat, talih; yıldıza, yani yazgıya göre yürür. Dörtlükte Yunus, durumunu buna bağlı­yor.

5. Uzun bir süre bu dert ile yanayım. Günün bi­rinde ecelim geldiğinde öleyim. Belki o zaman benim gibi garip birini mezarımda bulurum. Ozan, mezarında, garip olarak kendisine yine kendisinin eş olacağını söylüyor. Bir bakıma garip­likte kendisine eş olarak ölmüş varlığını bulacaktır.

6. Benim gibi kimsesiz, yalnız, garip biri öldüğün­de, insanlar, ölümünü üç günden sonra duyarlar. "Bir garip ölmüş" diyerek su ısıtmaya bile gerek görmezler, soğuk su ile yıkarlar. Şöyle benim (ve benim gibiler) misali. Ozan, bu duygunun yanısıra, maddi varlıktan kurtulma sevincini de dile getirmektedir. Çünkü varlığın temeli manevi yöndür, ruhtur. Ruh, bedenden çe­kildikten sonra geriye kalan ceset ve onunla ilgili yapılacak işlemler Yunus'a göre önemli değildir. Be­den ruhun kafesidir, konuğun konuklandığı yerdir. O çekildikten sonra geriye kalan topraktır, toprağa ka­vuşacak olan değersiz bir varlıktır. Ruh, vasi (vuslat)'a yani Tanrı'ya kavuştuktan sonra gerideki cesedin ne olacağı pek önemli değildir.

7. Hey Emre'm, çaresiz Yunus'um, bu evrende derdine çare bulunmaz. Sen şimdi git, şehirden şehire dolaş, dur. Bakalım şöyle benim gibi bir garip bulabilecek misin? Ozan, bir derviştir; tüm dervişler gibi dünyayı bir misafirhane kabul etmektedir. O'nun tüm ama­cı Tanrı'ya kavuşmaktır. Bunun için Tanrı sevgisiy­le kentten kente gezerek her türlü sıkıntıya katlan­maktadır. Dervişliğinin gereği "şardan şara" (kent­ten kente) gitmektedir. Böylece ozan, şiirin bütü­nünde büyük yalnızlığını anlatmaktadır.

Araştırmalar

1. Yanam, ölem, bulam, diyeler, duyalar, yuva­lar, bencileyin" sözcüklerinin bugünkü söylenişleri "yanayım, öleyim, bulayım, desinler, duysunlar yusunlar, benim gibi" biçimindedir. "Bencileyin" sözcüğündeki "-leyin" eki, bugün zaman bildiren söz­cüklere getirilmektedir: Sabahleyin, akşam leyi a

2. "Hasret odına yanmak" : Tanrı'dan ayrı kal­manın acısını duymak, özlem ateşine yanmak. "Gök­teki yıldızım: Talihim, kaderim, yazgım.  "Sinde bulmak" : ölüm yoluyla Tanrı'ya kavuşmak.

3. Yunus Emre, "hasret odına" Tanrı için yanmaktadır.

Yunus Emre, aynı zamanda bir derviş olduğu­nu şiirindeki "Gezdim Urum ile Şam'ı/Yukarı illeri kamu", "Var imdi gez şardan şara" dizeleriyle an­latmaktadır.

4. Altıncı dörtlükte çevresi, gücü, maddi varlığı olmayan kimsesiz garip kişilerin önemsenmediği belir­tilmektedir.  Ozan,  gariplerden yana tavır koyarak çevresi, gücü ve maddi varlığı olanlara değer veril­mesini eleştirmiş olmaktadır.

5. Dörtlüklerin sonunda yinelenen "Şöyle garip bencileyin" dizesi, ozandaki yalnızlık duygusunu daha güçlü ve etkili biçimde dile getiriyor, şiire bütünlük kazandırıyor. Ozan, bu dize ile kendisini a) Yüreği yaralı, gözü yaşlı insanlara, b) Gökteki yıldıza, c) Kimsesiz gariplere benzetiyor.

6. Şiirdeki "yalnızlık" duygusunu en güzel biçim­de altıncı dörtlük anlatmaktadır.


 

YUNUS EMRE:İLAHİ 3

Dağlar ile taşlar ile

Çağırayım Mevlâm seni

Seherlerde kuşlar ile

Çağırayım Mevlâm seni

 

Sahralarda âhu ile

Abdal olup yâ hû ile

Su dibinde mâhi ile

Çağırayım Mevlâm seni

 

Gözyüzünde İsa ile

Tür dağında Mûsa ile

Elindeki asâ ile

Çağırayım Mevlâm seni

 

Derdi öküş Eyyüp ile

Gözü yaşlı Yâkub ile

Şol Muhammed mahbûb ile

Çağırayım Mevlâm seni

 

Bilmişim dünyâ halini

Terk ettim kîl ü kalini

Baş açık ayak yalını

Çağırayım Mevlam seni

 

Yunus okur diller ile

Ol kumru bülbüller ile

Hakkı seven kullar ile

Çağırayım Mevlâm seni

 

Metin İncelemesi

Biçim Yönünden:

Biçimi: Nazım.

Nazım biçimi: İlâhi.

Konusu: Tasavvuf inanışına uygun olarak, canlı cansız tüm varlıkların Tanrı'nın birliğini dile getirdi­ği ve ona gönülden bağlı bulunduğu inancı anlatılıyor.

Temi: Tanrı sevgisi.

Kafiye şeması: abab/cccb/dddb/eeeb...

Kafiyeli olan "taş-lar/Kuş-lar" sözcüklerindeki "-lar" çoğul ekleri aynı görevde olduğundan rediftir. "Taş/kuş" sözcüklerinde ortak kafiye sesi "Ş" olup yarım kafiyedir. "Dil-ler ile/bülbül-ler ile/ kul-lar ile" sözcüklerindeki "-ler" çoğul ekleriyle "ile" bağ­laçları rediftir. Kalan bölümlerde ortak kafiye sesi "L" olup yarım kafiyedir.

Sözcükler-Tamlamalar:

Seher: Salahın erken vakti.

Mâhi: Balık. Ahu Ceylan.

Sahra: Ova, çöl.

öküş: Çok.

Kıyl ü kaal: Dedikodu, yersiz sözler, çekiştirmeler.

Mahbup: Dost, sevgili. İslâm inanışında Haz. Muhammed'e "Habibullah", yani Tanrı'nın sevgilisi denilmiştir.

Abdal: Gönlünü Tanrı'ya vermiş, dünya ile iliş­kisini kesmiş derviş. Geçmiş yüzyıllarda sürekli olarak "Yâ hû!" (Ey Tanrı'm) diyerek dolaşırlardı. Sözcük, aynı zamanda ermiş, çok zeki anlamına gelmektedir.

İsa: Peygamber. Hıristiyanlığın kurucusu. Kitap sahibi beş büyük peygamberden biri. Doğumu mucize­lidir. Cebrail'in üflemesiyle babasız olarak dünyaya gelmiştir. Annesi Meryem'dir, ölüleri diriltmek, iske­let halindeki kuşlara can vermek, duasıyla gökten sof­ra indirmek, körlerin gözünü açmak gibi mucizeleri olduğu söylenir. İncil'de; yumuşak huylu, alçakgönül­lü, atılgan, Tanrı'nın oğlu, büyük tasarımları olan, kibirden tiksinen, çocukları seven biri olarak tanıtılır.

Musa: Museviliğin kurucusudur. İsrailoğullarının peygamberidir. I.Ö. XIII. yüzyılda yaşadığına inanıl­maktadır. Kitabı Tevrat'tır. Mısır'da Firavun'a tutsak olan İsrailoğullarının kurtarılması için çalışmıştır. Mucizeli asası (değneği) çok ünlüdür. Yed-i Beyzâ (elinin ayasının parlayışı) mucizeler'ndendür. Musa Peygamber, kavmim Mısır'dan çıkarırken asası ile Kızıldeniz'e vurmuş, deniz ikiye yarılarak onlara yol olmuştur. Kutsal Tür (Tûr-ı Sinâ) dağında Tanrı ile konuşmuş ve "Rabbim, bana görün, sana bakayım" demiş. Tanrı da Musa Peygamber’e: "Beni sen hiç göremezsin, fakat dağa bak, yerinde durabilirse görür­sün" buyurmuş. Tanrı'nın gücü dağda tecelli edince, dağ parça parça olmuş, Hz. Musa düşüp bayılmış. Kendisine geldiğinde tövbe edip Tanrı'dan bağışlanma­sını dileyerek O'nu görme arzusundan vazgeçmiş.

Eyyüb: İsrailoğullarının peygamberlerinden biri­dir. İ.Ö. 1800'de yaşadığı sanılmaktadır. Her tür acı­ya katlandığından edebiyatta sabrın simgesi haline gelmiştir. Eyyub Peygamber, çok varlıklıydı. Tanrı, kendisini denemek için tüm malını, on çocuğunu elin­den aldı. Ona korkunç bir hastalık verdi, tüm bedeni kurtlandı. Buna karşın O, yine şikâyet etmedi, yakın­madı, sabırlı olmasını bildi. Tanrı ona tüm malını, sağlığını, çocuklarını geri verdi. Bu nedenle Eyyûb Peygamber, eski edebiyatta sabrın sembolü olarak anılır.

Yakub: İsrailoğullarının ilk peygamberidir. İb­rahim Peygamber'in torunu, İshak Peygamber'in oğlu­dur. İsrailliler onun soyundan gelmedir. On iki oğlu vardır. En küçükleri Yusuf'un başına gelen felaketler yüzünden ağlamaktan gözleri kör olmuştur. Yusuf'u ağabeyleri kıskandığından, öldürmek amacıyla bir ku­yuya atmışlardı. Atıldığı kuyudan kurtulan Yusuf, Mı­sır'a gitmiş, orada ün yapmış, bir ara gömleğinden kopardığı bir parçayı babasına göndererek yaşadığını kanıtlanıştı. Gömleğin parçasından oğlunun kokusunu alan ve yaşadığını anlayan Hz. Yakub'un gözleri bu olayla açıl nişti. Yakub, doğu edebiyatında oğul özle­minin simgesi haline gelmiştir.

İçerik Yönünden:

1. Tanrı'm! Sana olan içten sevgimi dağlar, taşlar ile sabahları öten kuşlar ile söyleyeyim. Aşkımın içtenliğini onlarla birlikte dile getireyim.

2. Tanrı'm! Suların dibindeki balıklarla,  çöllerde sana gönül verenlerle seni anayım. Gönlüm deki sevgin­le derviş olayım, "Yâ hû!" diyerek diyar diyar dola­şayım.

3. Gökyüzüne uçan İsa ile özlemine dayanamayıp Tur Dağında Tanrı ile konuşan ve elindeki asasıyla denizlerde yol açan Musa ile senin adını çağırayım.

4. Derdi, sabrı, aşkı büyük Eyyüb ile gözü Yusuf için ağlamaktan yaşla dolan Yakub ile Tanrı'nın sev­gilisi Muhammed ile birlikte sana olan aşkımı söyle­yeyim.

5. Dünyanın halini, iyiliğini, kötülüğünü, Varlık ile yokluğunu, geçiciliğini bildim. Dedikoduyu terk ettim, tüm varlığımla sana yöneldim, sana bağlandım. Bu aşkla başım açık, ayaklarım yalın kendimden geçerek senin adını çağırayım Tanrı'm.

6. Yunus, senin aşkını terennüm eder, durur. Kum­rular, bülbüller ile içtenlikle seni seven kullar ile birlikte senin adını çağırayım Tanrı'm.

N. KARTAL, BİRSEN Y. 1990

 

Cuma, 20 Temmuz 2012 12:24 tarihinde güncellendi  
ANA SAYFA > METİN İNCELEMESİ > YUNUS EMRE İLAHİ İNCELEMESİ