ATASÖZÜ

Çarşamba, 20 Ocak 2010 18:20 S.K.
E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 


Atalardan gelen ve onların yüzyıllar içindeki tecrübe ve müşahedelerine dayalı düşüncelerini öğüt ve hüküm şeklinde nakleden anonim mahiyette kısa ve özlü söz

Atasözleri zamanla çok defa gerçek anlamları yerine mecazlı bir mana ka­zanarak sözlü gelenek içinde nesilden nesile aktarılan ve halk hafızasında ya­şayan, halka mal olmuş, kalıplaşmış ifa­delerdir. Bu sözlere Almancada Sprich­wort, Arapçada mesel, Farsçada pend, Fransızcada proverbe, İngilizcede pro­verb, İslav dillerinde posloviçe denilmek­tedir. Türkiye Türkçesi'nde çoğul olarak atasözleri denmekle beraber eskiye doğ­ru gidildiğinde atalar sözü, seyrek olarak da atalar sözleri şeklinde geçer. Türk­çenin çeşitli lehçeleriyle Anadolu'nun bazı yöre ağızlarında atasözü terimini karşılayan kelimeler de vardır. Onun ye­rine, mesela Çuvaşlar'da comak ve sa­mah, oranlama, bazı Altaylılar'da Ülger­comak, Kazan lehçesinde eski söz, Kı­rım lehçesinde kartlar sözü, hikmet, Do­ğu Türkistan'dan Kırım'a kadar uzanan sahada makal, Türkistan, İran ve Afga­nistan Türkmenleri'nde bunun yanı sıra nakil. Doğu Türkistan'da tabma, ulular sözü, Kerkük ağzında darb-ı kelam, em­sal ve cümle-i hikemiyyeden başka de­me, demece, deyişet, eskiler sözü, bazı Anadolu yörelerinde ise deyişet ve ozan­lama denildiği de görülmektedir.

Atasözleri anonim halk edebiyatı ve­rimleri arasında bulunmakla beraber mani, türkü, masal gibi başlı başına bir edebi nevi durumunda değildirler. Çün­kü atasözleri konuşmalarda, didaktik şiirlerde ve çeşitli ifade şekillerinde bi­rer küçük söyleyiş halinde kalıp, tek ba­şına bir eser veya parça teşkil etmezler. Ancak günlük dili süslemek, ifadeye can­lılık vermek gibi bir vazife görmelerin­den dolayı onları bir araya toplayıp ayrı bir nevi gibi incelemek ihtiyacı duyul­muştur. Bir kısım atasözlerinin söyleniş hikâyeleri de vardır. Yalnız bunlardan pek azı günümüze ulaşmış, diğerleri za­man içinde unutulup gitmiştir. Atasöz­leri çok defa ölçülü ve kafiyeli olur. Böy­lece akılda daha kolay tutulurlar. Ayrıca aliterasyon başta olmak üzere pek çok atasözünde cinas, kinaye, intak, teşbih, tezat gibi söz sanatları da bulunur. Me­cazın ise başlı başına bir yeri vardır. Ata­sözleri günlük hayatta sık sık kullanılan bir ifade malzemesidir. Bir konudaki bir görüşü özetlemek, bir durum ve olay karşısındaki bir düşünceyi açıklamak için çok elverişli ve hazır birer malzeme ola­rak sık sık atasözlerine başvurulmak ih­tiyacı duyulur.

Atasözleri her durum ve olayı, her tür­lü davranışı, bir ortamdan başka orta­ma değişen yönleri nüanslı olarak ak­settirir. Bundan dolayı atasözleri ara­sında bazan birbiriyle çelişiyormuş gibi görünen örneklere de rastlanır. Mesela, "Kardeş kardeşi atmış, yar başında tut­muş" ile "Kardeş kardeşin ne öldüğünü ister, ne onduğunu" örneğinde olduğu gibi. Atasözlerinin yorum ve açıklamala­rında onların hangi duruma bağlı ola­rak söylendiğine bilhassa dikkat etmek gerekir.

Atasözleriyle deyimler ve vecizeler ara­sında fark vardır. Deyimler atasözlerin­de olduğu şekilde bir hüküm taşıma­dıkları gibi çok defa kendi başlarına bir cümle yapısı göstermezler. Vecizeler ise atasözleri gibi anonim olmayıp adı bili­nen kişiler tarafından söylenmişlerdir.

XV. yüzyıldan sonra pend ve mesel te­rimleri bizim yazılı kaynaklarımızda da görülmeye başlamıştır. Aslında "örnek" ve "örnek verme" anlamındaki mesel ve darbımesel Osmanlı Türkçesi'nde zaman­la atasözünün karşılığı olmuştur. Bundan dolayı el yazması ve matbu birçok atasözü mecmua, risale ve kitabında darbımeselin çoğul şekli olan durub-i emsal adına rastlanır. Divanü lugati't­Türk'te yer alan atasözleri bizzat Kaş­garlı Mahmud tarafından savadı ile ve­rilmekte, bunlar "Şu savda dahi gelmiş­tir" şeklindeki cümlelere bağlı olarak ke­limelerin Arapça açıklamalarının arka­sından tanık olarak gösterilmektedir.

Her millet ve kavmin dillerinde ata­sözleri var olmuştur. Yazıya geçmiş ilk atasözü örneklerine Mezopotamya'da bulunan tabletlerde rastlanmıştır. Bu tabletlerdeki atasözleri tarihin en eski atasözleri olarak ayrı bir değer taşır. Tevrat'ta "Süleyman'ın meselleri" diye anılan sözlerle bunlar arasında bir ilgi bulunduğu ortaya çıkmıştır. Sumerler'in atasözlerinden bir eğitim vasıtası ola­rak okullarında faydalandıkları biliniyor. Bugün dünyanın birçok milletinin kul­landığı atasözleriyle Sümer atasözleri arasında bir paralellik bulunduğu belli olmuştur. Günümüzde atasözleri konu­sunda çeşitli açılardan yürütülen derle­me, inceleme ve araştırmalar "paremi­ologie" denilen bir ilim dalının doğması­na yol açmıştır. Atasözleri dil ve folklor kongrelerinde artık üzerinde en fazla durulan konulardan biridir.

Atasözlerinin kullanılmaya başlandık­ları ilkçağ’lardan bugüne kadar aynı kal­mayıp, sosyal yapıya, değer yargılarına, zamana, bölgelere, görgüye, dilin gelişi­mine, din ve törelere, medeniyete, ağız özelliklerine göre değişmeye uğradıkla­rı görülür. Zamanla büsbütün unutulan ve kullanıştan düşen atasözleri de var­dır. Bütün yurtta bilinen ve kullanılan atasözleri yanında yalnızca bir yörede veya dar bir çevrede yaşayan mahalli atasözlerine de rastlanmaktadır. Yazılı kaynaklardan ve ağızlardan yapılan derlemeler kesin bir sonuca varmadığın­dan Türk atasözlerinin mevcudu husu­sunda şimdilik belirli bir sayı söylemek mümkün değildir.

Türk atasözlerinin yazıya geçirilmiş en eski örneklerine VIII. yüzyılda Orhun Abideleri'nde rastlanmaktadır. Bunlar ilk defa Ahmet Caferoğlu tarafından ele alınmış ("Orhon Abidelerinde Atalarsö­zü", Halk Bilgisi Haberleri, nr 3, I Kânunusani 1930. s. 43-46), sonraki araştır­malar ve Göktürk alfabesiyle kâğıt üze­rine yazılı metinlerde bulunanların da ilavesiyle yirmi kadar en eski Türk ata­sözü tesbit edilmiştir (Osman F. Sert ka­ya, "Eski Türk Atasözleri Üzerine", ŞükElçin Armağanı, Ankara 1983, s. 275- 291). Uygur alfabesiyle yazılmış metin­lerde de sav adı altında eski Türk ata­sözlerinden örnekler görülmektedir (Re­şit Rahmeti Arat, Eski Türk Şiiri, Ankara 1965, s. 272-275; Osman F. Sertkaya, a.y.). Kaşgarlı Mahmud ise Türk atasözlerinin adı bilinen ilk derleyicisidir. Birtakım fo­netik ve morfolojik değişikliklerle büyük bir kısmı günümüzde de kullanılmakta olan bu sözler üzerinde çeşitli çalışma­lar yapılmıştır (Abdülahad Nuri, Atasözle­ri, İstanbul 1336; Necib Asım, Eski Savlar, İstanbul 1338 r. 1340; C. Brockelmann, "Altturkestanische Valksweisheit" , Os ta­siatische Zeitschrift, c. VIII, 1920, s. 49-73; Ferit Birtek, En Eski Türk Savlan, Ankara 1944). Öte yandan aynı yüzyılda Kutad­gu Bilig'i ile Yusuf Has Hacib ve Ate­betü'l-hakayık'ı ile Edib Ahmed Yük­neki de atasözlerini nazım sahasına so­kan ilk edebiyatçılarımızdandır. Bu eser­lerde, XI. yüzyılda kullanılmakta olan atasözlerinden düşünce ve konu bakı­mından önemli ölçüde faydalanıldığı an­laşılıyor. Bunun yanı sıra, derlemeye da­yanan Divanü lugati't- Türk'teki sav­larla, bu iki telif eserdeki manzum par­çalar arasında hem dış hem de iç ben­zerlikler bulunmaktadır.

 

Daha sonra yazılmış ve yazıldığı çağ­da kullanılan atasözlerine geniş bir şe­kilde yer vermiş eserler arasında Dede Korkut Kitabı önemli bir yer tutar. Bu kitap, Oğuz Türkçesi'yle söylenmiş ata­sözleri bakımından oldukça zengin bir kaynaktır. Dede Korkut Kitabı'nın gi­riş bölümünün yanı sıra içindeki hikâyeler arasına serpilmiş bir durumda ge­çen atasözleriyle Berlin Devlet Kütüp­hanesi'ndeki "Oğuzname" diye adlandı­rılmış metinde (Pertsch, Katolog, VI, m. 34; Orhan Şaik Gökyay, Dedem Korkudun Kitabı, İstanbul 1973, s. CXXIX) bulunan atasözleri ve Topkapı Sarayı Müzesi Kü­tüphanesi'nde kayıtlı (Revan Köşkü, m. 1390) diğer bir Oğuzname'de (O Şaik Gökyay, a.g.e.) geçen atasözleri birbirle­rinin hemen hemen aynıdır. Gene XV yüzyılda düzenlenen ve bir tıp kitabı so­nuna konulmuş (Süleymaniye Ktp., Fa­tih, m. 3443) Kitab-ı Atalar adlı yazma­da yer alan atasözlerinin birçoğunun gü­nümüze kadar gelmiş olması ayrıca dik­kat çekmektedir. Bu yazmayı bazı açık­lamalarla yayımlayan Veled İzbudak, ki­tabının arkasına tıpkıbasımını da koy­muştur (Atalar Sözü, İstanbul 1936). )0./. yüzyıla ait bir başka atasözleri yazması da Bibliotheque Nationale'dedir (Ancien Fonds Turc, m. 237). Buradaki atasözle­ri Pertev Naili Boratav tarafından Latin harflerine aktarılarak yayımlanmış­tır ("Quatre Vingt Quatorze Praverbes du xv. Siecle Restes Inedits " , Oriens, Vl], m. 2, 1954, s. 223-250).

 

Türk atasözlerinin toplandığı bazı baş­ka el yazmaları üzerinde de yapılmış çe­şitli çalışmalar vardır (bk. Sadettin Buluç, "Eski Bir Elyazmasında 'Bulunan Türk Atasözleri", Ömer Asım Aksoy Armağanı, Ankara 1978, s. 11-26; Şükrü Elçin, "British Museum'da Bulunan Yazma Bir Türk Atalar Sözü Mecmuası", Halk Edebiyatı Araştırmaları, Ankara 1977, s. 216-228). Bunlarda da XVII ve XVII yüzyıllarda kullanılan atasözleri görülür.

 

Atasözleri âşık edebiyatında atasözü destanlarında başlı başına bir yer alır. )0./111. yüzyılın ünlü minyatürcüsü Levni'­nin destanı, bunların dikkate değer bir örneğidir (Dehri Dilçin, Edebiyatımızda Atasözleri, I kitap, İstanbul 1945).

 

Divan şairleri de eserlerinde atasözle­rine yer vermişlerdir. Bu hususta en ön­de gelen ad, Pendname'siyle ünlü Gü­vahi'dir (Güvahi, Pendname, haz. Meh­met Hengirmen, Ankara 1983) Güvahi'­den başka başta Nabi, Sabit, Ragıb Pa­şa, Edirneli Hıfzı' olmak üzere diğer şair­ler de şiirlerinde atasözü kullanma ge­leneğini sürdürmüşlerdir (Agâh Sırrı Le­vend, Divan Edebiyatı, s. 429-450).

 

Münevver zümre edebiyatında man­zum eserler gibi mensur eserlerde de atasözleri yer bulmuştur. Mercimek Ah­med'in Kabusname tercümesi (nşr. O. Şaik Gökyay, İstanbul 1944) ile Molla Lut­fi'nin Hamdme'si bu alanda anılacak eserlerin başında gelir (O. Şaik Gökyay, "Tokatlı Molla Lutfi'nin Harname'si", Türk Folkloru Belleten 1986/1, 1986, s. 155-182)

 

Atasözlerini manzum ve mensur eser­lerde kullanma geleneği Tanzimat'tan sonraki edebiyat devrinde de devam et­miştir. Yenileşme çağı edebiyatında Ziya Paşa "Terkib-i Bend" ve Abdülhak Ha­mid Sabr ü Sebat adlı piyes ile bu gele­neği sürdüren sanatçılardandır. Fakat bu çağ yazarlarının bu konudaki asıl ça­lışmaları, atasözlerini derleme ve yayım­lama şeklinde olmuştur. Tanzimat döne­minde bu sahada basılan ilk eser, Şina­si'nin Meclis-i Maarif'ten arkadaşı olan Vacid Efendi'nin Durub-i Emsal'idir (İs­tanbul 1275) Şinasi Durub-i Emsal-i Os­maniyye (İstanbul 1280,2. bs. 1287) adlı eserinde atasözlerini deyim ve benzeri diğer sözlerden ayırmayarak birlikte ya­yımlamıştır. Ahmed Vefik Paşa, Atalar Sözü- Türki Durub-i Emsal (İstanbul

1288) adlı kitabı ile Şinasi'yi takip eder. Bu kitabın Bursa'nın ihtiyarlarından der­lenen atasözleriyle daha da genişletilmiş ikinci baskısı Müntehabat-ı Durub-i Em­sal-Atalar Sözü adıyla yayımlanmıştır (Akün, İA, Xl, 558; ayrıca bk. AHMED VEFİK PAŞA). Ahmed Midhat Efendi de Du­rub-i Emsal-i Osmaniyye-Şinasi Hi­kemiyyatının Ahkâmını Tasvir adlı ki­tabında (İstanbul 1288) Şinasi'nin ese­rinden seçtiği on yedi atasözüne uygun olarak yazdığı hikâyelerini toplamıştır. Ebüzziya Tevfik, Şinasi'nin ölümünden sonra onun kitabını yeni eklediği atasö­zü ve deyimlerle daha da zenginleştirip sonuna bir de "mülahaza" adlı bir kısım ilavesiyle üçüncü defa yayımlamıştır (İs­tanbul 1302) Ahmed Midhat Efendi ay­rıca bir atasözümüzle ilgili olarak bir hikâye yazmış ve o atasözünü kitabına ad olarak seçmiştir: Kısmetinde Olanın Kaşığında Çıkar (İstanbul 1304). Recaizade Mahmud Ekrem de Ahmed Mid­hat Efendi gibi bir atasözünü bir eseri­ne ad olarak seçen yazarlardandır: Çok Bilen Çok Yanılır (İstanbul 1332). Yeni­leşme devri edebiyatçılarının atasözle­riyle bu kadar yakından ilgilenmelerin­de, onların halk diline ve kültürüne kar­şı duydukları yakın alakanın büyük ro­lü olmuştur. Bu ilgi Cumhuriyet devrin­de iyice artmış, araya halkevleri ve Türk Dil Kurumu gibi bazı kuruluşların ve derneklerin desteği de katılarak yeni derleme, inceleme ve araştırmalarla da­ha da ileri götürülmüştür.

 

Atasözleri, başta dilci ve folklorcular olmak üzere birçok meslek adamını da kendi alanına çekerek üzerinde en çok durulan, çeşitli yazıların ve kitapların yayımlandığı bir konu haline gelmiştir. Özellikle il folkloruna dair eserlerde ata­sözleri derlemelerine rastlamak daima mümkündür. Bölge ağızlarında yaşa­yan atasözleriyle deyimler Türk Dil Ku­rumu'nca derlenip yayımlanmıştır (Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler, I-LL, Ankara 1969-1971). Ömer Asım Aksoy'un aynı kurum tarafından bastırılan Atasöz­leri ve Deyimler (Ankara 1965), Atasöz­leri ve Deyimler Sözlüğü (l-lll, I. bs. Ankara 1971; 4. bs. Ankara 1984) adlı ki­taplarında atasözleri ile deyimler, daha önceki derleyicilerin yayımlarında arala­rına karışmış bulunan diğer sözlerden ayıklanarak iki ayrı grupta açıklamalı olarak ele alınmıştır. Bunu sözlük terti­biyle hazırlanan diğer benzerleri takip etmiştir.

 

Bu arada atasözlerini konularına gö­re kümelendirerek bir araya getiren çalışmalar da görülür. Bunlar içinde en derli toplu ve en geniş eser olarak i. Hil­mi Soykut'un Türk Atalar Sözü Hazi­nesi (İstanbul 1974) adlı çalışması bil­hassa anılmaya değer. Çok daha sınırlı bir konu üzerinde yapılmış toplamalar arasında şu yayınlar sayılabilir: Kerim Yund, Ağaç, Orman Üzerine Atasöz­leri ve Açıklamaları (Ankara 1944) ve Ormancılıkla İlgili Atasözleri, Deyim­ler, Dilekler, Mecazlar, Türk Orman­cılık Folkloru (İstanbul 1966); Şemsed­din Bekşioğlu, 1001 Zirai Atasözü (An­kara 1952); Necati Asım Uslu, Türkçede Yalnız Göze Ait Deyimler ve Atasöz­leri (İstanbul 1985)

Son yıllarda bu alanda yapılan çeşit­li, çalışmalar arasında, Türk atasözlerini diğer milletlerin atasözleriyle karşılaş­tıranların da çoğaldığı görülmektedir: İzzet Hamid (Ün), Mukayeseli Türkçe ve Fransızca Durub-i Emsal (Prouerbes Turcs et Français), İstanbul 1339r./ 1923); Kaya Öztaş, Türkçe-Fransızca ve Fransızca - Türkçe Atasözleri (Ankara 1967); Nikolal II. lkonomov, Balkanska Naradna Midrast (Sofia 1968, Bulgar, Sırp, Romen, Yunan, Arnavut ve Türk ata­sözleri ve deyimlerinin paralelleri); Sema­hat Şenaltan, Studien zur sprachlichen Gestalt der Deutschen und Türkischen Sprichwörter (Marbmg 1968); Aydın Dağ­pınar, Türkçe - İngilizce / İngilizce ­Türkçe Atasözleri ve Deyimler (İstan­bul 1982).

Öte yandan, Türkiye dışındaki Türk­ler'in atasözlerini toplayan çalışmalar arttığı gibi bunlar arasında Türkiye'de kullanılan atasözleriyle karşılaştırarak inceleyenler de ayrıca dikkati çekmekte­dir: H, Zeynallı, Azerbaycan Atalar Sö­(Bakü 1926); Yusuf B. Kerimof - B. Şişmanoğlu, Atasözleri ve Özlü Sözler (Sofya 1955-1960); Şakir Sabir Zabit, Irak Türkmanlari Ağzında Atalar Sözi (Bağ­dad 1961); Ata Terzibaşı, Kerkük Eski­ler Sözü (Bağdad 1381/1962); Abdullah Battal Taymas, Kazan Türkçesinde Ata­sözleri ve Deyimler (Ankara 1968); Müs­tecib Ülküsal, Dobruca'daki Kırım Türk­lerinde Atasözleri ve Deyimler (Ankara 1970); İhsan S. Vasfi, Irak Türkleri'nde Deyimler ve Atasözleri (İstanbul 1985)

Batılılar'ın Türk atasözlerine ilgisi çok eskiden başlamış, Avrupalı müelliflerce bu konuda başlı başına derlemeler, ki­taplar yayımlanmıştır. Mesela Hierony­mus Megiser, Paroemiolagia Polyglot­tes (Leipzig 1605); Schlechta - Wssehrd, Osmanische Sprichwörter (Durab·i Em· sal·i Osmaniyye, Wien 1865); J. A. De courdemanche, Mille et Un Proverbes Turcs (Paris 1878); E. J. Davis, Osmanli Praverbs and Quaint Saying (London 1897-1898) Bu ilgi günümüzde de çeşit­li çalışma ve yayınlarla devam etmekte­dir. Türk dilini öğretmek üzere hazırlan­mış bulunan bazı el kitaplarında en çok kullanılan malzemelerden birinin Nas­reddin Hoca fıkraları ile atasözleri ol­ması, ayrıca üzerinde durulması gere­ken dikkate değer bir noktadır.

Şehirleşme ve endüstrileşmenin bir sonucu olarak bütün folklorik ürünlerin ve halk kültürünün giderek erozyona uğramasından dolayı atasözleri de yeni ürünler vermede eski hızını ve verimlili­ğini kaybetmeye başlamıştır.

BİBLİYOGRAFYA:

Hıfzı, Manzume·i Durub·i Emsal, İstanbul 1262; M. Said Tekezade, Durub·i Emsal·i Türkiyye yahud Atalarsözü, İstanbul 1312/1896; Mehmed Beğ Kapetanoviç, istoçna Blago: Cevahir·i Şarkiyye, Sarajevo 1313/1896; Haşim Veli, Atalar Sözü, İstanbul 1342/1926; Muzaf­fer Lütfi - Hasan Lütfi, Türk Atalar Sözü, İstanbul 1928; Ahmed Rıza, Atalarsözü, Çankırı 1933; Pertev Sungur, Diyarbakır Halkiyatın' dan Mani, Maya, Horyat ve Ata Sözleri, Diyar' bakır 1935; Sabur Şahin, Atalarsözü, Balıkesir 1936; i. Aytöre, Atasözleri ve Söz Çalımları, Bolu 1938; Sadi G. Kırımlı, Atalar Sözü (Mu­kaddeme ve Bibliyografya: Selim Nüzhet Ger­çek!. İstanbul 1939; Hamdi Hakverdi. Halk için Atalar Sözüne Tatbik Edilmiş Ruhi Bilgiler, İstanbul 1940; Osman Nuri Peremeci, Atalar Sözleri, İstanbul 1943; Adil Şen, Atalarımız Neler Demişler, İstanbul 1944; Hasan Çeki i - Meh­met Doğada, Ataların Dilinden, Samsun 1945; Dehti Dikçin, Edebiyatımızda Atasözleri, ı, İstanbul 1945; Mustafa Nihat Ozon, Ata Sözleri, İstanbul 1956; O. E. Malı, Sprichwörter Bibliographie, Frankfurt 1958; Selim Kurnaz, Konularına Göre Seçme Atasözleri, İstanbul 1962; Feridun Fazıl Tülbentçi, Türk Atasözleri ve Deyimleri, istanbul 1963; Ragıb Soysal, Türk Atasözleri, Ankara 1971; Türk Atasözleri ve Deyimleri (nşr. Milli Kütüphane Genel Müdürlü­ğü). Ankara 1971, 1·1i; Aydın Oy, Tarih Boyunca Türk Atasözleri, İstanbul 1972; Ali Doğanay, Türk Atasözleri Sözlüğü, Ankara 1973; E. Ke­mal Eyüboğlu, On Üçüncü Yüzyıldan Günü· müze Kadar Şiirde ve Halk Dilinde Atasözleri ve Deyimler, İstanbul 1973-75, 1·1i; Abdülbaki Gölpınarlı, Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri, istanbul 1977; H. Fikri Yazıcı oğlu. Afyonkarahisar Atasözleri ve Tarlhçeleri, Afyon 1981; Nejat Muallimoğlu, Deyimler, Atasözleri, Beyitler ve Anlamdaş Kelimeler, İstanbul] 983; Ömer Faruk Akün, "Ata­lar Sözüne Dair", Şadırvan, nr. 28, İstanbul 1949; a.mlf .. "Şinasi", İA, XI, 558; Şükrü Elçin. "Türk Dilinde Atalar Sözü", HSBBD, nr. 2 (1969), s. 169-18] burada ayrıca gösterilmeyen diğer çalışma ve yayınlar için bk. Ömer Asım Aksoy, Aydın Oy, i. H. Soykut ve E. Kemal Eyü­boğlu'nun eserlerindeki bibliyografyalar ve bir de Türk Folklor ve Etnografya Bibliyografyası, Ankara 1971-75.      

 AYDIN OY, DİA