LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

CÖNK

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

Genellikle âşık edebiyatı, halk edebiyatı ve folklor ürünlerinin toplandığı anonim mahiyette bir mecmua türü.

Eski ve yeni sözlüklerle ansiklopedi­lerde aslı, mâna ve muhtevası hakkında farklı bilgiler verilmektedir. Cava ve Ma­laya dillerindeki djong (cönk) kelimesinden gelen cönk İspanyol ve Portekizceye junco, İtalyancaya giunco. Fransızcaya jonque ve İngilizceye junk olarak geç­miş; Çin denizlerinde kullanılan dibi düz ve dört köşeli, puruvası, çıkıntılı baş bo­doslaması ve kıç pupası, dümeni mual­lakta olan yelkenli gemiler için de genel bir ad olmuştur (The Shorter Oxford English Dictionary, I, 1047)

Aka Seyyid Muhammed Ali Türkçe ol­duğunu söylediği cöngü "türlü konula­rın, özellikle çeşitli şairlerden seçilmiş şiirlerin yazılı olduğu kitap veya defter" şeklinde tarif eder ve kelimenin Türkçede "büyük gemi, fakirlerin kullandığı satrançlı çul ve kilim, büyük nesne" an­lamlarında kullanıldığını söyler (Ferheng-i Nizâm, II, 408). Şeyh Süleyman Efendi de cönge "gemi, sefîne" karşılığını verir ve bir edebiyat terimi olarak "mecmua" an­lamına da geldiğini belirtir (Lugat-ı Çağa­tay ve Türkt-i Osmânî, s. 142). Farsça -Türkçe Lûgat'ta ise cönk, "Büyük gemi ve içinde türlü türlü şiirler ve mesele­ler bulunması itibariyle eş'ar defterine denir. Ona beyâz-ı büzürg de derler" ("cönk" md.) şeklinde tarif edilmiştir.

Cönk ansiklopedilerde genellikle "uzun­lamasına açılan ensiz, uzun yazma mec­mualara verilen ad" olarak tanıtılmış ve "mecmua"nın belli konularda seçilmiş örnek metinlerden oluşan yazma ve bas­ma kitaplar için kullanıldığı söylenerek cönkle mecmua arasında bir ayırım ya­pılmamıştır. İbn Manzûr'un Lisânü'l-Arab'ında yer almayan kelimeye el-Mu'cemü'l-vasît "tambur, çalgı aleti" mânasını verir ("cnk" md.). Muhammed Murtazâ ez-Zebîdî ise cönkün Arapçalaştırılmış bir kelime olduğunu, mûsiki ale­ti ve daha çok ud mânasında kullanıldı­ğını söyler (Tacül-carûs, "cnk" md.; keli­menin çeşitli dillere ait sözlüklerdeki kar­şılıkları hakkında geniş bilgi için bk. Gökyay, s. 107-149). Bugün Türkiye'de halk arasında cönk kelimesi kullanılmamak­ta, bazı yörelerde ve özellikle Sivas'ta cönk yerine mecmua denilmektedir.

Cönk kelimesi gerek gemi anlamıyla gerekse mecmua ve diğer anlamlarıyla XV. yüzyıldan beri Türkçenin çeşitli leh­çelerinde kullanılmıştır.

Kütüphanecilik açısından bir kitap şek­li olarak da değerlendirilebilecek olan cönklere şekillerinden dolayı "dana dili" denilmektedir. Bu tabirin doğru biçimi­nin Farsça "dânâ dili" olduğu ileri sürülmekteyse de cönklerin halk arasında "sığırdili" olarak adlandırıldığı bilinmektedir. Kütüphanelerde ise bu eserler "mecmûa-i eş'âr" adıyla fişlenir ve fişin bir köşesine "cönktür" kaydı konulur.

Cöngün içinde yalnız saz şairlerine ait şiirlerin yer aldığı bir mecmua olarak dar anlamda alınması doğru değildir. Cönklerde daha çok âşıkların şiirleri bu­lunmakla birlikte içinde hiçbir manzum parça bulunmayan, sırf mensur parça­lardan meydana gelmiş cönkler de var­dır. Ayrıca bazı dinî ve fıkhî bilgilerin, notların, hutbe ve vaazlarda kullanıla­cak metinlerin, duaların yer aldığı dinî muhtevalı olanları da vardır. Nitekim Os­manlı âlimlerinden Kara Dede lakabıyla tanınan İbrahim Kemâleddin'in (ö. 975/ 1567), yazıldığı andan itibaren medrese talebeleri arasında büyük rağbet bula­rak günümüze intikal eden Dede Cöngü adlı eseri bunların en meşhurudur.

Bazı hüsn-i hat ve resim albümleriyle büyük şiir mecmualarına da cönk denil­miştir.

Cönklerin bir kısmında aynı sayfadaki yazıların ve bunların altındaki isimlerin başka başka olması metnin tek elden çıkmadığını gösterir. Metinlerde görülen imlâ değişiklikleri de yine bu sebeple­dir. Ayrıca cönklerin ilk sahibinden son­ra kaç el değiştirdiğini anlamak kolay değildir. Bir cönkte ayrı yüzyıllarda ye­tişmiş şairlerden örneklere rastlanması da bu durumun başka bir tanığıdır. Ba­zı cönklerdeki kayıt veya mühre daya­narak bunların belli kişiler tarafından derlendiği söylenebilirse de cönkler ge­nellikle anonim eser olarak kabul edil­mektedir.

Çoğunda yaprak veya sayfa numarası bulunmayan cönklerin enleri ve boyla­rı da birbirini tutmaz. Bazıları sığırdili biçiminde, bazıları ise bilinen defterlere benzemektedir. Cönklerin çoğu ciltlen­mediği gibi ciltli olanlar da halk arasın­da elden ele dolaştığı için genellikle da­ğınık, bozuk, kopuk ve şîrâzesiz olup say­faları sıra bakımından karışıktır. Bir kı­sım cönklerde, aradan sayfalar kopmuş olduğundan birbiriyle ilgisi bulunmayan yapraklara rastlanmaktadır. Bu sayfa­lar, cönklere sahip kimselerin inançları­na veya zevklerine ters düştüğünden ko­parılmış olabilir. Eski tarihli cönklerde boş sayfalar pek görülmemekle bera­ber yenilerinde bunlar oldukça önemli bir yekûn tutar. Bazı cönklerde de ka­ralanmış sayfalara, düzeltmelere ve ilâ­velere rastlanmaktadır.

Cönkleri dolduran parçalar imlâ ve ya­zı karakteri bakımından birbirinden çok farklıdır. Okunamayacak kadar kötü ya­zılmış olanlar yanında çok düzgün ve okunaklı, hatta hattat elinden çıkmış kadar güzel olanlar da vardır.

Genellikle âşıkların, seyrek olarak da divan şairlerinin bir kısım şiirlerini ihti­va eden cönklerde çeşitli dualar, sihirle ilgili notlar, ilâç tarifleri, sahibini ilgilen­diren doğum ve ölüm tarihleri, alacak verecek hesapları, anonim türkü, mâni ve ilâhiler, halk hikâyeleri ve daha bir­çok konu ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. Halk, gezgin şairlerin uğradıkları yerler­de söyledikleri türkü, koşma, destan ve fıkraları, hikâyeleri çok defa aklında tu­tabildiği kadarıyla eksik ya da yanlış olarak kâğıda geçirmiş; mâni ve bilme­celeri, kendi hayatıyla ilgili ve kendince gerekli birtakım hastalıkların tanımını, bunların tedavi yollarını, reçeteleri, tıl­sımları, özel hayatına ait notları bu def­terlere yazmış, böylece sayısız ve birbi­rinden çok farklı muhtevaya sahip cönk­ler meydana gelmiştir.

Günümüzde âşık edebiyatı, dinî-tasavvufî edebiyat ve birçok folklor örnekle­rinin yazılı kaynaklarının başında cönk­ler gelmektedir. Metot yönünden mo­dern anlayıştan çok uzak olsalar da ilk derlemelerin bulunduğu kaynaklar ola­rak cönkler büyük önem taşımaktadır.

Cönklerdeki bazı parçalara, şiirlere bel­li edebiyat ve mûsiki terimlerinin dışın­da, şairlerin mevki ve şöhretlerine göre, "buyurdu", "buyurmuştur" gibi ibareler de konulmuştur. Destan, türkü ve ben­zeri parçalardan bazıları şairinin ismini değil kimin adına söylenmişse onun adı­nı taşımaktadır. Bazan da şiirin kime ait olduğu söylenmeden "türkü budur" şek­lindeki başlıklara rastlanmaktadır. Cönk­lerin bir kısmında mahiyeti belli olma- yan düzensiz parçalar, kopya edilmesi istenen parçaların üzerinde "yazıla", ya­hut Farsçası olan "nüvişte bâd" notu, bazan da konularına göre başlıklar gö­rülmektedir. Cönklerde bilmecelere ve bunların çözümlerine de rastlanır.

Cönklerde her parçanın sonunda o par­çanın bittiğini gösteren yazı ve işaretler yer alır. Çoğunun altında Arapça "tem-met" (tamam oldu) kelimesi bulunmakta­dır. Bazısında bu kelimeden sonra şiirin cönge geçtiği tarih de verilmiştir. Birta­kım cönklerde parçaların altında "kâf" ve "yâ"  işareti görülmekte, ancak bunların ne anlama geldiği kesin olarak bilinmemektedir.

Cönkleri dolduran nazım ve nesir par­çalan, dualar, tılsımlar, hastalık reçete­leri bir yandan sahiplerinin temayülleri­ni, meraklarını ve zevklerini yansıttığı gibi öte yandan da bu cönklerin çok sık el değiştirdiğini göstermektedir. Arada bu yazıların kimin elinden çıktığını bildi­ren tanıklara da rastlanmaktadır.

İnsanlara şifa verecek, ya da istenen mutluluğa erdirecek olan sûreleri, âyetle­ri, insanı dertlerinden kurtaracağına inanılan duaları, hastalık reçetelerini cönk­lerde eksiksiz olarak bulmak mümkün­dür. Bu bilgilerin bir kısmı derleyicilerin elinde bulunan kaynaklardan alınmış olup bazan kaynakların adları ve yazar­ları da verilmektedir. Öğrenilen ve cön­ge geçirilen reçetelerin bir kısmı ise cönk sahiplerince denenmiştir. Bundan dola­yı bazılarının sonunda "gayet mücerrebdir" kaydı bulunur. Cönklerde ayrıca hay­van hastalıkları, haşarat ve zehirli hay­vanlara karşı alınacak tedbirler, kullanı­lacak halk ilâçları ve genel reçeteler de yer almaktadır.

Cönklerin dili. üzerinde durulmaya de­ğer ayrı bir saha olup dilciler için bun­larda çok önemli dil malzemesi bulun­maktadır.

Cönkler üzerinde şimdiye kadar müs­takil incelemeler yapılmadığı gibi kütüp­hanelere intikal etmiş cönklerin genel bir dökümü de yapılmış değildir. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kitaplığı'nda bulunan ve tarih itibariyle bilinenlerin en eskisi olan cönk nüshasının XV. yüz­yıla ait olduğu tahmin edilmektedir. Sa­yı bakımından en fazla cöngün XVIII. yüz­yılın son yarısından XIX. yüzyılın sonları­na kadar olan döneme ait bulunduğu sanılmaktadır. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde bir cönk "İlâhî ve Makâlât-ı Sufıyye Mecmuası" (TY, nr. 1044) adıyla. aynı kütüphanede başka bir cönk "Hut­be, Silsilename, İlâhi, Kaside Mecmuası" (TY, nr, 1050) olarak kayıtlara geçmişken Antalya Elmalı İlçe Halk Kütüphanesin­de yer alan cönkler ise "Mecmûa-yı Fevâyid" Inr. 472, 473, 474) adıyla kaydedil­miştir (fa/c. TÜYATOK l, 272-275), Son ola­rak İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı'na bağışlanan yazmalar arasında da otuza yakın cönk bulunduğu tesbit edil­miştir (bk. Atatürk Kitaplığına Yeni Ba­ğışlanan Yazma Kitapların İndeks Katalo­gu, s, 10-12),

Bir cöngün bütününü tanıtıcı mahi­yette sadece Günay Kut'un Süleymaniye Kütüphanesi'nde Ali Nihad Tarlan Kitapları arasında kayıtlı (nr. 26) bir cönk nüshasını ayrıntılı bir şekilde ele aldığı makalesiyle Bedri Noyan'ın Ayaşlı Abdi Efendi adlı biri tarafından derlenmiş şah­sî kütüphanesinde bir cönk nüshasını tanıttığı yazısı mevcuttur (bk. bibi.).

BİBLİYOGRAFYA :

Tâcü'T'arüs, "cnk" md.; Burhân-ı Kâtı' Ter­cümesi, "cönk", "çöng" md.leri; Şeyh Süleyman Efendi, Lugat-ı Çağatay ue Türkî-i Osmânî, İs­tanbul 1298, s. 142; Vullers, Lexicon Persico-Latinum, London 1864, II, 303; Steingass. Dictionary, s. 400; Türk Lügati, II, 347; Aka Sey-yid Muhammed Ali, Ferheng-i Nizâm, Haydarâ-bâd 1318, II, 408; Sükûn, Farsça-Türkçe Lü­gat, "cönk" md.; The Shorter Oxford English Dictionary, London 1947, I, 1047; Gaffârî, Fer-heng, Tahran 1336, II, 615; VI, 9 vd.; Ferheng-i FârsT, 1, 203; II, 592; Tarama Sözlüğü, Ankara 1965, II, 777-778; Ferîdûnkâr. Ferheng-i Cedid FarsT be Fârsî, Tahran 1345, s. 475; Mu­hammed Emîn Edîb Tûsî. Ferheng-i Luğat-i Edebi, Tebriz 1345, I, 186; R. Dozy. Diction-naire Supplement aux Dictionnaires Arabes. Beyrut 1968, I, 659 vd.; Derleme Sözlüğü, An­kara 196,8, III, 1007; Aziz Ahmedof. Edebiyat-şinashk Terimleri Lügati, Bakü 1978, s. 191; Hasan-ı Amîd, Ferheng, Tahran 1357, s. 362; İbrahim Mustafa v.dğr.. el-Mu'cemü'l-uastt, "cnk" md.; Muhammed Mehdî, Seng-lâh, vr, 215"b; Zeki Velidî Togan, "Topkapı Sarayın­daki Dört Cönk", İTED, 1/1-4 (1954), s. 73-89; Müjgân Cunbur, "Folklor Araştırmaların­da Cönklerin Yeri", /. Uluslararası Türk Folk­lor Semineri (Bildiriler), Ankara 1974, s. 69-73; ibrahim Aslanoğlu. "Geçen Yüzyıllarda Folklorumuza Işık Tutan Kaynaklar", a.e. (1976). s. 69-74; TÜYATOK, I, 272-275; Gü­nay Kut, "Bir Cönk Üzerine", HK, 1/3 (1984), s. 75-85; Bedri Noyan, "Ayaşlı Abdi Efendi Cöngü'nün Tedkikı", a.e., 1/4 (1984), s. 101 -115; Orhan Şaik Gökyay. "Cönkler Üzerine", Folklor ue Etnografya Araştırmaları, İstanbul 1984, s. 107-149; Atatürk Kitaplığına Yeni Ba­ğışlanan Yazma Kitapların indeks Katalogu, I (haz. Nail Bayraktar), İstanbul 1991, s. 10-12: Pakalın, I, 303; TA, XI, 212; ML, III, 76; M. Sab-ri Koz, "Cönk", TDEA, (1, 83-85; ABr. VI, 203.

Orhan Şaİk Gökyay, dia