LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
ANA SAYFA > DİVAN EDEBİYATI > ŞAİRLER > FUZÛLİ XVI - ESERLERİ

FUZÛLİ XVI - ESERLERİ

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 8
ZayıfMükemmel 
İçerik Sayfaları
FUZÛLİ XVI
ESERLERİ
Tüm Sayfalar

Eserleri. Türkçe, Farsça ve Arapça eser veren Fuzûlî'nin manzum ve mensur on beş kadar eseri vardır. Türkçe Eserleri. 1. Divan. Mensur bir mukaddimeden sonra iki tevhid, dokuz na't, yirmi yedi kaside, 302 gazel ile musammatlar, kı­ta ve rubâîlerden oluşan divanın Türki­ye ve dünya kütüphaneleriyle özel eller­de yüzlerce nüshası mevcuttur. Divanın, ilki 1244'te Tebriz'de olmak üzere Bakü, Hîve, Kahire, İstanbul ve Ankara'da ya­pılmış elliden fazla baskısı bulunmakta­dır. Bunlardan Abdülbaki Gölpınarlı ile (İstanbul 1948) Kenan Akyüz, Süheyl Beken, Şedit Yüksel ve Müjgân Cunbur'un (Ankara 1958) yaptıkları en iyi yayımlar­dır. Ali Nihad Tarlan, Fuzûlî Divanı Şer­hi adıyla sadece gazellerini üç cilt halin­de şerhetmiştir (l-lll, Ankara 1985). Divanındaki kasideler arasında yer alan "sabâ", "su", "gül" ve "hançer" redifli na'tlar türlerinde birer şaheser sayıla­bilecek nitelikte eserlerdir. Bağdat'ın Ka­nunî Sultan Süleyman tarafından zaptı vesilesiyle kaleme aldığı kaside de aynı mahiyettedir. Ancak kasidelerinden çok gazelleriyle şöhret kazanan Fuzûlî ga­zellerinde lirizmin, tasavvufî aşk ve he­yecanın âdeta doruğuna ulaşmıştır. 2. Leylâ vü Mecnûn'. Türk, İran ve Arap edebiyatlarında Fuzûlî'ye asıl şöhretini sağlayan bu eser, Türk edebiyatının kla­sik döneminde yazılmış mesnevilerin en güzelidir. Arap, İran ve Türk edebiyatla­rının ortak konuları arasında ilk planda yer alan "Leylâ ve Mecnûn" kıssası, en tesirli ve samimi şekilde Fuzûlî'nin ese­rinde ifadesini bulmuştur. Türkiye ve dünya kütüphanelerinde pek çok yaz­ma nüshası bulunan Leylâ vü Mecnûn, gerek Fuzûlî külliyatı arasında gerekse müstakil olarak aynı zamanda en çok baskısı yapılan mesnevilerin başında gel­mektedir. Leylâ vü Mecnûn'un yeni harflerle iki baskısı Necmettin Halil Onan (İstanbul 1935) ve Hüseyin Ayan (İstan­bul 1981) tarafından hazırlanmıştır. Eser Almanca, İngilizce ve İspanyolcaya da çevrilmiştir. 3. Beng ü Bâde. Afyonla şa­rabın karşılaştırılarak şarabın üstün tu­tulduğu 440 beyitlik bu mesnevi Fuzû­lî'nin mesnevi tarzındaki ilk denemesi­dir. Şah İsmail'e ithaf edilen eser, bazı­larına göre Osmanlı Padişahı II. Bayezid ile Şah İsmail arasındaki mücadeleyi sembolize etmektedir. Buna göre esra­ra alışık padişahla şaraba düşkün şahın açık-kapalı mücadeleleri söz konusu edi­len mesnevide bâde, arak, boza, afyon, berş, nukl ve kebap gibi içki ve yiyecek­ler teşhis sanatıyla canlandırılarak bun­ların maceraları anlatılmıştır. Ancak yu­karıda da işaret edildiği gibi eserin Şah İsmail ile Müşa'şaî Hükümdarı Ali b. Muhsin arasındaki mücadeleyi anlattığı da ileri sürülmüştür. Fuzûlî külliyatı için­de defalarca basılan bu eserin son yayı­mı Kemal Edip Kürkçüoğlu tarafından gerçekleştirilmiştir (İstanbul 1956). Ese­ri Necati Lugal ve Osman Reşer Almancaya tercüme etmişlerdir (İstanbul 1943). 4. Hadîs-i Erbain Tercümesi. Molla Câmî'nin Hadîs-i Erba'în adlı eserinin, Ali Şîr Nevâî'nin aynı eserin tercümesi olan Çihl Hadis'inden de faydalanılarak ya­pılmış çevirisidir. Mensur bir mukaddi­me ile başlayan risalede hadisler kıtalar şeklinde çevrilmiştir. Eser Abdülkadir Karahan [Selâmet Mecmuası, nr. 56, 57, 61, 63, 64, 66, İstanbul 1948) ve Kemal Edip Kürkçüoğlu (İstanbul 1951) tarafın­dan yayımlanmıştır. Kürkçüoğlu yayı­mında hadislerin Arapça asılları ve Camî'nin Farsça manzum tercümesi birlik­te verilmiştir. S. Sohbetü'l-esmâr. Fuzû­lî'ye ait olduğu henüz kesinlik kazanma­mış 200 beyitlik bir mesnevidir. Eserde bir bağda meyvelerin konuşmaları, ken­dilerini övmeleri ve tartışmaları anlatı­larak insanların da gerçek değerlerini düşünmeden boş yere anlaşmazlıklara düştükleri alegorik bir şekilde ifade edi­lir. Eser önce Hamit Araslı tarafından yayımlanmış (Mehemmed Fuzûlî, Eserleri, Bakü 1958, II, 265-278), daha sonra Araslı'nın Kiril harfleriyle yayımladığı me­tin esas alınarak Kemal Peker (Sohbetü'lesmâr ve Fındık, İstanbul 1960) ve Şe­dit Yüksel (TDe., IV |1972|, s. 122-126) ta­rafından neşredilmiştir. Risaleyi Gunnar Jarring The Contest of the Fruits adıy­la İngilizceye çevirmiştir (Lund 1936). 6. Hadîkatü's-süadâ'. Arada bazı manzum parçaların da yer aldığı mensur bir eser­dir. Hüseyin Vâiz-i Kâşifî'nin Ravzatü'ş-şühedâ'sı esas alınarak hazırlanan ki­tapta Hz. Hüseyin'in Kerbelâ'da şehid edilişi anlatılmaktadır. Hadîkatü's-sü­adâ, İslâmî Türk edebiyatında maktel türünün bir şaheseri olup artistik Türk nesrinin de önde gelen örnekleri arasın­da yer lmaktadır. Özellikle Şiî Müslümanlarca çok tutulan eserin Türkiye ve dünya kütüphanelerinde birçok yazma nüshası bulunduğu gibi İstanbul ve Mı­sır'da da birçok defa yayımlanmıştır (Bu­lak 1253, 1271; İstanbul 1273, 1302). Hadîkatü's - süadâ'nın tenkitli neşri bir tanıtma ve değerlendirmeyle birlikte Şeyma Güngör tarafından yapılmıştır (An­kara 1987). 7. Mektuplar. Fuzûlî'nin bu­gün elde bulunup yayımlanan mektup­larının sayısı beştir. Bunlar Nişancı Celâlzâde Mustafa Çelebi, Musul Mirlivası Ahmed Bey, Bağdat Valisi Ayas Paşa, Kadı Alâeddin ve Kanunî Sultan Süleyman'ın şehzadelerinden Bayezid'e gönderilmiş­tir. Mektupların ilk dördü Abdülkadir Karahan (Fuzûlî'nin Mektupları, İstanbul 1948), diğeri Hasibe Çatbaş (Mazıoğlu) ("Fuzûlî'nin Bir Mektubu", DTCFD, VI/ 3 11948], s. 146) tarafından yayımlanmış­tır. Fuzûlî'nin mektupları arasında en tanınmışı. Nişancı Celâlzâde Mustafa Çelebi'ye gönderilmiş olan ve edebiyat ta­rihlerine "Şikâyetname" adıyla geçen mektuptur.

Farsça Eserleri. 1. Dîvân. Fuzûlî bu di­vanı ile Farsçayı herhangi bir klasik İran şairi kadar iyi bildiğini ortaya koymuş­tur. Bu şiirlerde en çok Hafız-ı Şîrâzî ile Molla Câmî'nin etkisinde kaldığı hisse­dilmektedir. Üç münâcât, bir na't, kırk altı kaside, 410 gazelle bir terkibibend, iki musammat, kırk altı kıta ve 106 rubâî ihtiva eden Farsça divan hacim iti­bariyle Türkçe divandan daha büyüktür. Eserin Türkçeye tercümesi Ali Nihad Tarlan (Ankara 1950), tenkitli neşri ise Hasibe Mazıoğlu (Ankara 1962) tarafın­dan yapılmıştır. 2. Heft-câm. Sâkinâme adıyla da tanınan ve tamamı 327 beyit olan bu mesnevi, otuz sekiz beyitlik bir mukaddime ile yedi bölümden meyda­na gelmektedir. Tasavvufî mahiyetteki eserde şair ney, def, çeng, ud, tanbur, kanun ve mutrip gibi yedi farklı mûsiki aletiyle münazaraya girişmektedir. Fu­zûlî'nin diğer eserleri arasında Sâkînâ­me adıyla birçok defa basılan eser Fars­ça divanı içinde de yayımlanmıştır (An­kara 1962, s. 674-712). 3. Enîsul-kalb. 134 beyitlik Farsça bir kasidedir. Aslın­da bu kaside Hâkânî-i Şirvânî'nin Bahrü'l-ebrâr adlı kasidesine bir nazire­dir. Aynı kasideyi Emîr Hüsrev-i Dihlevî "Mir'âtü's-safâ", Molla Câmî "Cilâü'r-rûh" adlı manzumeleriyle tanzîr etmiş­lerdir. XVII. yüzyılda Nef'î de "Enîsü'l-uşşâk" adlı doksan yedi beyitlik bir man­zumeyle aynı kasideye nazîre yazmıştır. Kaside önce Cafer Erkılıç tarafından ter­cümesiyle birlikte yayımlanmış (İstanbul 1944), daha sonra Farsça divan yayımının içinde kasideler kısmında yer almıştır (An­kara 1962, s. 17-31). 4. Risâle-i Mu'am-meyât. Fuzûlî'nin çoğu Farsça, bir kısmı da Türkçe hayli muamması vardır. Mu­amma hakkında bilgi veren ve 190 adet Farsça muammayı toplayan bu eser, şai­rin kırk adet Türkçe muamması da ek­lenerek Kemal Edip Kürkçüoğlu tara­fından yayımlanmıştır ("Risâle-i Muammeyât", DTCFD, VII/ 1 11949], s. 61-109). S. Rind ü Zâhid. Mistik bir görüşle ka­leme alınan eserde, Fuzûlî'nin eski ede­biyatın sınırlı imkânları içinde bir dereceye kadar da olsa kendi dünya görüşü­nü yansıttığı söylenebilir. Zâhid bir ba­ba ile rind oğlu arasındaki tartışmaları ihtiva eden bu mensur eserde rind şairin gönlünü, zâhid de düşüncesini temsil etmektedir. Eser önce Tahran'da yayım­lanmış (1275), tenkitli neşri Kemal Edip Kürkçüoğlu tarafından yapılmıştır (An­kara 1956). Rind ü Zâhid'i Salim Efen­di Türkçeye tercüme etmiştir (İstanbul 1285). 6. Hüsn ü cAşk. Genellikle Sıhhat u Maraz olarak tanınan esere Rûhnâme adını verenler de bulunmaktadır. Ta­savvufî ve alegorik mahiyetteki eserde ruh ve beden ilişkisi sembolik olarak ele alınmaktadır. Bu eser Fuzûlî'nin eski tıp ilmine vukufunu göstermesi bakımın­dan önemlidir. Kahramanları hüsn, aşk, ruh, kan, safra, balgam, sevda, mizaç, sıhhat, dimağ, maraz ve perhiz olan eser­de dervişin sulukta ilerleyerek fena fellâha erişebilmesi için neler yapması ge­rektiği anlatılır. Fuzûlî'nin bu eseri Fettâhî'nin Hüsn ü Dil adlı eserinden etki­lenerek yazdığı söylenmektedir. Hüsn ü cAşk, M. Ali Nâsih tarafından Sefâretnâme-i Rûh adıyla yayımlandığı gibi (Mecelle-i Armağan, XI Tahran 1309 hş.|, s. 418-424, 505-517) Necati Lugal ile Osman Reşer tarafından da müstakil olarak neş­redilmiştir (İstanbul 1943). Eseri Lebib Efendi Türkçeye çevirmiş (İstanbul 1282), kitapçı Ahmed Hamdi de bunun sade­leştirilmiş bir baskısını yapmıştır (Trab­zon 1327). Sıhhat ve Maraz adıyla yapı­lan son tercüme ise (İstanbul 1940) Abdülbaki Gölpınarlı'ya aittir.

Arapça Eserleri. 1. Divân. Sadece Hz. Muhammed ve Hz. Ali vasıflarında söy­lenmiş on bir kaside ile bir hatimeden meydana gelen 470 beyitlik bu küçük eser mürettep bir divan niteliği göster­mediği halde bu adla anılmıştır. Anlaşıl­dığı kadarıyla bu şiirler Fuzûlî'nin Arap­ça divanından bazı parçalardır. Çünkü gerek Sâdıkî gerekse Bursalı Mehmed Tâhir, Lebib Efendi'den naklen Fuzûlî'­nin Arapça bir divanı olduğunu belirtir­ler. Hatta abartarak bunun 30.000 be­yit (3.000 I?I) ihtiva ettiğini söylerler. Eser üzerinde çalışan İbrahim Daküki de el­deki şiirlerin esas divanın parçalan ol­duğu kanaatindedir. Fuzûlî'nin Arapça şiirleri üzerinde duran Bertels, bunların Arap şiirinde kayda değer bir mevki ala­bilecek durumda olmamakla beraber Arap dilinin bütün özelliklerini aksettirdi­ğini belirtir. Bu şiirler Hamit Araslı ta­rafından yayımlanmıştır (Mehemmed Fu­zûlî, Eserleri içinde, Bakü 1958, s. 285-324). 2. Matia'u'l-i'tikâd' fî ma'rifeti'l-mebde' ve'l-me'ad İnsanın ancak bilgi edin­mek suretiyle kâinatın sırlarını, başlan­gıç ve sonunu öğrenerek Tanrı'ya ula­şabileceğini anlatan mensur bir eserdir. Fuzûlî burada önce bilgiden ve onu elde etmenin yollarından söz etmekte, daha sonra kâinatın başlangıcı ve insanın ma­hiyeti gibi konuları ele almaktadır. Bun­ları da Allah'ın zâtı, sıfatları, fiilleri, gü­zellik ve çirkinlik, hayır ve şer bahisleri takip etmektedir. Önce Arapça şiirleriy­le birlikte Hamit Araslı tarafından ya­yımlanan eser (Bakü 1958), önsöz ve not­lar ilâvesiyle Muhammed Tancî tarafın­dan neşre hazırlanarak M. Esad Coşan ve Kemal Işık'ın tercümeleriyle beraber yayımlanmıştır (Ankara 1962).

Fuzûlî, Türk edebiyatında şiirleri dinî ve lâdinî türlerde bestelenen şairler ara­sında en önde gelmektedir. Halen nota­sı elde bulunan, bilinen ve icra edilen 100'den fazla eser Fuzûlî'nin güftelerin­den seçilmiştir. Bunlar arasında, "Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı" güftesi on defa, "Öyle sermestim ki idrâk etmezem dünyâ nedir" mısraı ile başlayan şiir ise sekiz defa çeşitli form­larda bestelenmiştir. Hüseyin Sadettin Arel, Fuzûlî'nin şiirlerinden çoğu gazel formunda olmak üzere en fazla beste yapan sanatçıdır (Öztuna, II, 550-551). Gü­nümüz bestekârlarından Bekir Sıtkı Sez­gin ve Cinuçen Tanrıkorur gibi tanınmış kişilerin beste çalışmalarında Fuzûlî'nin şiirlerini güfte olarak seçmeleri, onun tesirinin halen sanat muhitlerinde de­vam ettiğini göstermesi bakımından dik­kat çekicidir.

  Abdülkadİr Karahan

TÜRKİYE DİYANET VAKFI İSLAM ANS. 



Pazartesi, 25 Mayıs 2009 12:19 tarihinde güncellendi  
ANA SAYFA > DİVAN EDEBİYATI > ŞAİRLER > FUZÛLİ XVI - ESERLERİ