LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

KONFERANS ÖRNEĞİ

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 24
ZayıfMükemmel 

Bu Konuyu Facebook Profilinde Paylaş

 

 BİZE ANLATILMAYAN ATATÜRK

  

Hepimizin bildiği gibi Mustafa Kemal ATATÜRK dünya döneminin li­derleri içerisinden 21 inci yüzyıla geçebilen tek liderdir. Üstelik diğer li­derler kendi halkları tarafından yok edilmemin acısını yaşamışken, o ha­la halkının ve dünyanın nabzında en büyük canlılığıyla, sevgisiyle, saygısıyla hala yaşayabilen dünyadaki tek lider. Önemli olanda sanırım, yaşar­ken ölmek değil, öldükten sonra da bu kadar uzun süre canlı kalabilmeyi başarmak değil midir?

  

ATATÜRK'Ü biz hep tarihe mal olmuş yönleriyle tanıdık: Asker ATATÜRK ya da devlet adamı ATATÜRK olarak.

 

 

Yıl 1976, UNESCO üyelerine bir öneriyle gelir. Öneri paketindeki bir cümleyi sizlere okumak istiyorum. Diyor ki "Bu gün UNESCO'nun üze­rinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa Kemal'dir." Öneri nedir? Öneri ise onun doğumunun yüzüncü yılında, 152 üyesi vardı UNESCO 'nun 152 ülkenin devletleri aynı anda kutlasın önerisidir. Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve şöyle söyler:

 

"Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?" şeklindeki kinayeli sözlerine, Rus delegesi aya­ğa fırlar yumruğunu masaya vurur ve 152 ülkenin delegelerine aynen şöyle söyler;

 

"Genç delege arkadaşım hatırlatmak isterim ki ATATÜRK öyle dünya­daki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir yıl anmayı her ülke her problemimizde çare olarak aramalıyız." sözlerini döktürtebilen bir Mus­tafa Kemal. Sonra ne mi olur? UNESCO tarihinde ilk ve tekdir, hiç nega­tif oy yok, hiç çekimser oy yok 152 ülke şu metne imza atar; hani İsveç de­legesi demişti ya "Ne yani" diye. O İsveç delegesi bu imzanın atıldığı gün mikrofona gelir ve aynen şunları söyler;

 

"Ben ATATÜRK'Ü inceledim bütün ülkelerden özür diliyor ilk imzayı ben atıyorum." diyecektir.

 

İşte o muhteşem belge diyor ki;

 

" ATATÜRK KİMDİR; ATATÜRK ULUSLARARASI ANLAYIŞ, İŞBİR­LİĞİ, BARIŞ YOLUNDA ÇABA GÖSTERMİŞ ÜSTÜN KİŞİ, OLAĞA­NÜSTÜ DEVRİMLER GERÇEKLEŞTİRMİŞ BİR İNKILÂPÇI, SÖMÜR­GECİLİK VE YAYILMACILIĞA KARŞI SAVAŞAN İLK ÖNDER, İNSAN HAKLARINA SAYGILI, DÜNYA BARIŞININ ÖNCÜSÜ, BÜTÜN YAŞAMI BOYUNCA İNSANLAR ARASINDA RENK, DİL, DİN, IRK AYIRIMI GÖSTERMEYEN, EŞİ OLMAYAN DEVLET ADAMI, TÜRKİYE CUM­HURİYETİNİN KURUCUSU"

  

Örnek vermeye devam edersem inanın konferans böyle biter. Filipinlerden Çin'e kadar o kadar çok örnek var ki. Ama gördük 1925'de 1938'de 1996'da 2000'de 2005'de her ülkeden, her cinsten, her statüden insanın özlemle, sevgiyle, saygıyla aradığı ama bizim olan bir Mustafa Kemal'den bahsediyoruz. Bu gün Türkiye'nin en büyük sorunu nedir dersem cevap olarak kulağıma gelenler şunlar; ekonomi diyorsunuz işsizlik diyorsunuz. Ama bence Türkiye'nin çok önemli bir problemi var o prob­lemi çözersek Türkiye ekonomiyi de çözer Türkiye işsizliği de çözer. Evet, Türkiye'de lider yetiştirme sorunu var.

 

Lider deyince de nedense hep siyasi lider anlıyoruz ben ondan bahset­miyorum, benim lider dediğim çok kapsamlı bir kavram. Yoksa içersinde­ki tek bir terimdir siyasi lider veya sosyal lider. Ama lider dediğim zaman ben asrın lideri dünya liderinden bahsediyorum. İşte böyle liderlere ihti­yacımız var. Ben şimdi soracağını size şu anda karşımda pek çok genç ar­kadaşım oturuyor. Bunlardan bir tanesinin bir kaç dönem sonrasının Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ya da Başbakanı, Maliye Bakanı ya da evinin anne babası olmadığını bana iddia edebilir misiniz? Belki sizsiniz, ama biliniz ki işte bugün sizlerle paylaşacağım konu asrın lideri, dünya lideri ya da lider olmanın küçük sırlarını ATATÜRK'le sizinle pay­laşacağım.

 

İlk sırrımız; ATATÜRK, tamam arkadaşım ben topraklarınızı kurtardım askeri bir dehayım deyip yerine çekilmemiş hemen asker elbisesini çıkar­tıp sivil elbisesini giymiş ve inanır mısınız sınırlarını hangi sınırın lideri ise o sınırların içerisinde ne var ise ama ne var ise taşından toprağına hepsinin ama hepsinin sorumluluğunu omuzlarında hissetmiştir de onun için Mustafa Kemal bugün dünya lideridir. Nasıl mı?

 

ATATÜRK'Ü ağlarken tarih çok ender tespit etmiştir. 25 yıllık araştır­macıyım, 7 tespitim oldu. İlki Çanakkale'de topçu atışımız başladığı sıra­da döktüğü gözyaşıdır, bir diğeri ise hepimizin bildiği bir hikâye ama ben yine de anlatacağım. O günün Ankarası kurak, çorak bir köy. Çanka­ya 'dan meclise gelirken yol üzerinde sadece ama sadece bir tek iğde ağa­cı varmış. ATATÜRK o iğde ağacının önünden geçişlerinde arabasını dur-dururmuş, inermiş ve o iğde ağacına selam verirmiş. "Aman" demişler " Paşam ne yapıyorsunuz böyle? ", "Eee o demiş yediğim meyvenin, sığın­dığım gölgenin, soluduğum havanın bir neferi. En az diğer neferler kadar bunun da selama hakkı var". Yani "Niye şaşırıyorsunuz? " der gibiymiş. Ve bir gün yanında bulunan arkadaşına "İşte bu benim..." derken bide bakıyor ağaç yok ortada hemen iniyor "Ne yaptınız bu ağaca" diyor. "Paşam" diyorlar "yolu genişletmek için mecburduk kestik o ağacı". "Yahu diyor bitek bana soraydınız bu ağacı kurtaracak bir yolu mutlaka bulurdum." diyor. Daha fazla dayanamıyor, arabasına biniyor, şoförünün ve arkadaşının gözü önünde hüngür hüngür ağlamaya başlıyor. Bir tek iğ­de ağacı için mi dersiniz? Hayır. Çok zor şartlarda kurtardığı bu topraklarda yetişen bir canlıdır ve lideri olduğu için de bu toprakların da o iğ­de ağacının da sorumluluğu Mustafa Kemal'in omuzlarındadır da onun için.

 

Galiba şimdi anlatacağım inanılmaz projeyi de o gün düşünmeye baş­ladı. Hani "Bir daha böyle bir şeyle karşılaşabilir sem nasıl müdahale edebilirim" diye. Çok değil doğa katliamı, en kolay yaptığımız katliam.

 

Yıl 1930 ATATÜRK Yalova köşküne doğru çıkmakta. Bir de bakar bir bahçıvan koca bir çınar ağacını kesmek üzeredir. "Yahu" der "Sen haya­tında hiç böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki? Kesmeye muktedir görüyorsun kendini ve niye ?'' der. Bahçıvan derki; "Paşam çınar ağacının kökleri köşkün temelini kaldırdı, yaprakları da köşkün pencerelerine müdahale ediyor. Ya köşkü kaybedeceğiz ya ağacı keseceğiz. Onun için de kusura bakmayın ama biz ağacı kesiyoruz". Bir an düşünür; "Hayır gerekirse köşkü ağaçtan uzaklaştırırız" der. Derler ki bu gün Mustafa Kemal bir hoş. Ne demek köşkü tutup da ağaçtan uzaklaştırmak? Ama inanır mısı­nız mühendis değil, mimar değil, ziraatçı değil ama ne yapar biliyor musunuz? İstanbul'daki köprü altındaki tramvay raylarını Yalova'ya taşıtır. Köşkü hiç yıkmadan olduğu gibi tutarak kendisi de kazma kürek temelini kazar ve köşkün altına tramvay raylarını döşeyerek köşkü ağaçtan 4 met­re 80 santim kenara çekerek hala Cumhuriyetimiz gibi ayakta durmakta olan çınar ağacının kurtuluşunu temin eder.

 

     Peki ikinci sırrımız ne? İkinci Sırrımız; dünya tarihi sadece bir sıfatı Mustafa Kemal'e vermiştir. Başka dünyada hiçbir liderin alamadığı bir sıfattır bu. Hangi sıfat mı? Ne dersiniz? Evet, Başöğretmen diyen var ara­nızda, hoşgörülü evet biliyorum hepsi gönlünüzden geçen sıfatları ATATÜRK’ÜN ama soruyorum sizlere bir insan doğumundan ölümüne kadar ya bir askerdir, ya bir devlet adamıdır ya çevrecidir ya tiyatrocudur ya sanatçıdır ya arkeologdur, bir şeydir. Ama bunların hepsi birden olabilen dünyadaki tek lider Mustafa Kemal ATATÜRK olduğu için dünyada "kül­tür antropologu" sıfatı verilebilen tek lider Mustafa Kemal'dir. 

 

Esas sır nerde çok merak ediyorum. On yılda bir bakıyorsunuz kara tahtanın başında harf öğretiyor, bir bakıyorsunuz şapka giyiyor, bir bakı­yorsunuz tiyatro eseri oynatıyor, yok efendim arkeolojik kazılara gidiyor, tren raylarının genleşme hesabını yapıyor, Ankara'daki caddelerin ne ka­dar mesafede olacağı konusunda şehirleşme planları yapıyor, E on yılda bunların hepsi peki nasıl? Ben esas sırrı nerde buldum biliyor musunuz?

 

Onun bir sözünde. Ama bu bence ve dedim ki bu sözü okuyunca keşke şu karga kovalamasını kafalarımıza yerleştireceklerine şu sözünü yerleştirselerdi herhalde Türkiye çok farklı bir yerde olurdu şu anda. ATATÜRK diyor ki " Çocukluğumda elime geçen iki kuruştan birini eğer kitaplara vermeseydim bu gün yapabildiğim işlerin hiçbirini yapamazdım". Esas sır bence burada. Çocukluğunda eline geçen iki kuruştan birini kitaplara verdiği için 35 yaşında general, 40 yaşında başkomutan, 42 yaşında cumhurbaşkanı, 46 yaşında dünyada pek çok reformist var ama hiç biri dile dokunabilmeyi cesaret edememiştir; dile dokunabilen tek reformist Mus­tafa Kemal'dir. İşte bunu yapabilen ve 53 yaşında nutku yazan genç ola­rak tarihimize geçecektir Mustafa Kemal.

  

İzmir kurtuldu, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler. Trene binerler kompartımana çekilirler. Ertesi gün kompartımanı çalar yaveri, açar yorgun, bitkin, kravatını yıkamaktadır Atatürk. Yaveri "ya paşam bu ne hal hiç uyumadınız herhalde niye böylesiniz" der. "Ya çocuk kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşunuz. Kolumu yastık yaptım ağrıdı setremi yastık yaptım üşüdüm bende uyumadım kalktım" der. Yaveri; "aman paşam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir yas­tıkla battaniye getirirdik" der. Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan söylüyor bunları tarihi bir cevap derki "Geç fark ettim hepiniz en az be­nim kadar yorgundunuz. Hiçbirinize kıyamadım. Önemli olan benim uyu­mam değil milletimin rahat uyuması". Var mı böyle bir şey! Bu insana diktatör demeye kimin dili varabilir. Ayaklarının altına Yunan bayrağı se­rildiğinde bayrak bir ulusun onurudur diye basmayıp kaldırtan bir insa­nın kendi milletinin inancını çiğneyebileceğim düşünmek ancak onuru ve şerefi olmayan kişilerin işi olabilir diye düşünmeden de edemiyorum.

 

Bu arada içimizde çok değerli öğretim görevlilerimiz ve öğretmen ar­kadaşlarımız var. Onların için de çok özel bir anısını anlatacağım. İstan­bul Üniversitesi 'nin açılış töreni. Çok mütevazı bir salon, tahta iskemle­ler, ortaya ATATÜRK'ün oturması için kırmızı renkte süslü muhteşem bir koltuk konmuş. Profesörlerle birlikte geliyor, buyurun diyorlar. Bir koltu­ğa bakıyor dönüyor profesörlere, aynen şunları söylüyor; "Sizlerden öğ­renecek o kadar çok şeyim olduğuna göre bu koltuk sadece sizlere layık­tır" diyor. En kıdemli profesörü o koltuğa oturtuyor ve kendisi tahta is­kemlede programı sonuna kadar izliyor. Evet, yani kendince hak etmediği hiçbir koltuğa oturmayan bir Mustafa Kemal'i görüyoruz orada. Dünya lideri olmak sanıyorum bu evet.

 

Yeni ATATÜRK’LER yetişiyor ve gelmekte. İşte bugün bizi kuvvetlendikçe budanan, diğer türlü olduğu sürece de sulanan bir ağaç misali görmek gafletinde olan ya da başka bir deyişle ayağa kalkmayacak kadar destek­le ama yere düşmeyecek kadar köstekle politikası uygulamaya çalışan tüm ülkelere, iç ve dış düşmanlarımıza karşı en güzel cevabı ne zaman ve­receğiz biliyor musunuz? Onu anmayı bırakıp anlamaya başladığımız za­man. Onu yakamızda taşıdığımız kadar fikir ve eylemlerimizde de taşıya­bildiğimiz zaman. Onu özlediğimiz kadar özümsediğimiz zaman. Onunla yarışan ama onu aşmış yeni Mustafa Kemalleri yetiştirebildiğimiz zaman vereceğimiz inancıyla. Sizlerden Nakiye Hanım, Kara Fatma, Mustafa Kemal gösterdiğin hedefe henüz ulaşamamış olmaktan dolayı özür diliyor ve bu hedefe ulaşana dek sakın bizi affetmeyin diyor ve bir şiirle progra­mıma son veriyorum.

 

ATATÜRK de et artı kemik artı kandı,

 

İnsanüstü değildi yani ATATÜRK,

 

ATATÜRK de herkes gibi kusurları olan,

 

Küçük büyük ve çirkinde olabilirdi,

 

Ama güzeldi

 

ATATÜRK yorgunluk kahvesini bir su başında yudumlamayı,

 

Serhat türkülerini, Alaturkayı, mesela Safiye Aylayı,

 

Yemeklerden fasulye pilakisini seven,

 

Miri kelam bir İstanbul efendisi.

 

Âşık ve şair, mahcup ve ürkek,

 

Ama Karadenizli değil Karadeniz kadar canlı,

 

Adanalı değil ama Adanalı kadar sıcakkanlı

 

Ve bir Aydınlı kadar oturaklı ve zeybek.

 

Velhasıl bizim mayamızdan bizim kumaşımızdandı Mustafa Kemal. İnsanüstü değildi ATATÜRK, Tam insandı.

 

  Prof. İlknur GÖKTÜRKÜN KALIPÇI(KISALTILMIŞTIR)    

Cuma, 28 Ekim 2011 20:07 tarihinde güncellendi