Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

MASAL ÖRNEKLERİ

DÜLGER KIZI

Evvel zaman içinde, hali vakti yerinde bir dülger varmış. Bu adamcağızın hiç çocuğu olmamış. Bir gün heves edip, ağaçtan kocaman bir kız bebek yapar, süs­ler, bezer: pencereye oturtur. Bu cansız kızı çocuğu gibi severmiş.

Günün birinde padişahın oğlu o evin önünden geçiyormuş. Bu kızı görür, âşık olur. Saraya dönünce annesini, dülgerin kızını İstemeye yollar. Zavallı dülgerle kansı ne cevap vereceklerini şaşırırlar. Gelen elçilere "Hele bir düşünelim." der­ler,

Düşünürler, taşınırlar, Ne etsinler? "Bu kız canlı değildir, ağaçtan bir bebek-tir"deseler, koca padişahın oğlunu aldattıkları için başları cellât edilir diye kor karlar. Ertesi gün gelen elçilere:

"Kızımızı Şehzadeye veririz, veririz ama, bir şartla." derler. "Kız gelin odasına girinceye kadar kimse görmeyecek..."

Padişahın sarayına elçiler bu haberi götürürler. Şehzade razı olur. Kırk gün kırk gece düğün dernekten sonra saltanat arabası gelini almaya gelir.

Dülgerin karısı da hayli akıllı imiş.

"Ben ne yapsam da başımızı bu dertten kurtarsam?" diye düşünürken bir ça­re bulur:"Yanıma ağır bir taş alırım. Irmaktan geçerken , geline bunu bağlar da ırmağa atıveririm. Dibe gidince arasınlar da bulsunlar..."

Ağaçtan kızı süsler, püsler, teller pullar. Anasından başka insan görmeyecek ya, kimse bir şeyin farkında değil. Arabalara binilir. Tam alay ırmaktan geçerken kadın taşı bebeğin beline bağlar da hızla arabanın penceresinden ûrlatır, feryadı da koparır:

"Aman yetişin, gelin suya düştü."

Alay duraklar, dalgıçlar ırmağı kolaçan etmeğe başlarlar. Ora, bura derken bunlardan birinin eline saç dolanır. Tutar çıkarır ki, ayın on dördü bir kız... Ara­bayı getirirler. Dülgerin kansı da bu işe şaşar, ama pek sevinir. Gelini yeniden giydirir, kuşandırır. Alay tekrar yola düzülür. Saraya gelirler. Gelinin odasına ka­dar dülgerin kansı çıkanr. Yanında biraz oturduktan sonra çıkar. Arkasından ka­pıyı kız hemen kilitler. Akşam olunca şehzade kapıya gelir ki kapı kilitli... Çalar, döver, yumruklar, nafile; kapı bir türlü açılmaz. Yalvarmaya başlar:

"Etme dülger kızı, yapma dülger kızı. Aç kapıyı ben geldim." Ne dese, nasıl yalvarsa kapı bir mümkün açılmaz. Şehzade de kızar gider. Sabah olunca annesi­nin yanma çıkar.

"Anne gidin, bana büyük vezirin kızım isteyin" der.

Annesi, biraz sabretmesini söylerse de şehzade dinlemez. Hasılı büyük vezirin kızı saraya gelin gelir.

Ertesi gün yeni gelin:

"Gidip şu benim ortağımı göreyim." diyerek açılmaz kapıya gelir, ama kapı ona açılıverir. Bir de bakar ki odanın ortasında peri gibi güzel bir kız oturmuş, sır ma saçlarından çektiği tellerle oynuyor,

Dülger kızı kalkar, misafirini buyur eder. Hoşbeşten sonra oturduğu yerden:

"Kahve çabuk piş de gel." diye seslenir. Kahve o saat, tepsinin üstünde pişmiş, hazır olmuş, vezirin kızının önüne gelir. Neyse, uzatmayalım, kahveler içilir. Kız bir daha seslenir:

"Tabak, bıçak!"

Tabakla bıçak tıngır mıngır gelirler. Kız: "Ya Allah, Ya Bismillah" deyip beş parmağını tabağın içine doğrar. Parmakların her biri birer körpe salatalık oluve­rirler. Vezirin kızı yiyip içtikten sonra kalkar gider. Dülger kızının kapısı gene ki­litlenir.

Ötede vezir kızı:

"Bana marifetlerini gösterdi... Bunda ne var sanki ben de yaparım." diyerek cariyesinden tabakla bıçak ister, Parmaklarını başlar doğramaya, ama parmakla­rı al kan içinde, düşer ölür, Şehzade bunu duyunca öfkelenir. Gene dülger kızının kapısına gelir:

"Etme dülger kızı, tutma dülger kızı, aç şu kapıyı, bir evlendim, ne yaptınsa yaptın, öldü gitti gelin. Açmazsan gider bir daha evlenirim." diye yalvarır, söyle­nir, bağınr; ama ne yapsa nafile, kapıyı bir türlü açtıramaz.

Şehzade bu sefer ikinci vezirin kızını alır. O da bir gün ortağını görmeğe gider. İkram izzetten sonra dülger kızı gene seslenir:

"Bir tava yağ, yan da gel."

Tavayla yağ, yanar gelir. Kız sol elini tavaya sokar, beş parmağı beş tane taze balık olur, kızarır, dumanı tüte tüte balıkları yerler, ama vezir kızı tadına doyamaz.

Vezir kızı:

"Ben de yaparım, bu da iş mi sanki? " diye odasına gider gitmez tavayla kızgın yağ getirtir, elini tavaya daldırmasıyla, cazır cazır yanması bir olur. Ölür gider. Şehzade bu işi Öğrenince gene çok kızar. Dülger kızının kapısına gelir:

"Etme dülger kızı, yapma dülger kızı, iki gelin aldım, ikisinin de kanma gir­din. Aç aç kapıyı. Bak gene evlenirim." derse de kapı açılmaz.

Şehzade bu sefer üçüncü vezirin kızıyla evlenir. O da Ötekiler gibi dülger kızı­nı görmeye gidince kız bu defasında:

"Tandır, yan da gel." diye seslenir. Kızgın tandır yana yana gelir. Dülger kızı bir bismillah çekip kendini tandıra atar, Bir sağa, bir sola döner. Kıpkırmızı bir kuzu tepsi içinde vezir kızının önüne gelir. Ama dülger kızı kendi de tandırdan sapasağlam çıkar. Yiyip içerler.

Vezir kızı odasına gidince kızgın bir tandır getirtir, içine kendini atar atmaz yanar, kül olur. Şehzade bu sefer: "Bunda bir iş var" diye düşünmeğe başlar. O ak­şam, böyle düşünceli düşünceli evine gidiyormuş, önüne bir ihtiyar çıkar.

"Ne o şehzadem? Gam benim, kasvet senin mi? Neyin var, niye öyle düşünce­lere dalmışsın?" der.

Şehzade:

"Ah babacığım, benim derdim kimlerde var ki?.." diye başlar başından geçen­leri anlatmaya, ihtiyar dinler, dinler de ona akıl verir:

"Şehzadem, akşama bir saat kala kapının Önüne gidersin; aman, bir saat son­ra bir sürü misafirim gelecek. Bana tez elden beş on türlü yemek yetiştir diye seslenirsin. Kapının dibinde oturur, içeriye kulak verirsin. Bak bakalım, içerde neler olup bitiyor?"

Bunları söyledikten sonra ihtiyar ortadan kaybolur. Şehzade de gelir dülger kızının kapısının önüne, ihtiyarın dediği gibi yapar, kapıya kulağını verir. Göre­lim içerde ne olup bitiyor?

Dülger kızı yemekleri hazır eder, Sofrayı kurar. Tabaklan, bıçakları yerli yeri­ne dizer. Şöyle bir sofraya göz gezdirir. Sofrada tuz, biber eksik... El çırpar, sesle­nir;

"Tuz, biber çabuk gelin."

Tuzla biber ise rafta "Ben Önce gideceğim, sen önce gideceksin" diye kavga ederlermiş. Dülger kızı bir bekler, iki bekler, gelen yok,. Öfkelenip bağırır;

"Ay-babamın, Gün-anamın başı için tez gelin. Yoksa varır ikinizi de ayağımın altında ezerim."

Bunun üzerine tuzla biber koşa koşa gelirler. Şehzade de kapının önünde bun­ları duyar, şaşırır kalır:

"Demek bu dülger kızı değil, perikızı imiş." diye aklı başına gelir.

Bu sefer kıza seslenir:

"Ay-babanın, Gün-ananın başı için kapıyı aç." der demez kapı açılır. Şehzade hemen kızın ellerine sarılır. Kız:

"Sen, bir padişah oğluysan, ben de bir padişah kızıyım, dülger kızı aşağı, Dül­ger kızı yukarı, beni hor görmek, üstüme evlenmek sana yakışır mıydı? " der. Ama, artık şehzade ile de barışır, Ay-babasının, Gün anasının adlarını andığı için.,.

Yeni baştan kırk gün kırk gece düğün kurulur, muratlarına ererler. Onlar ermiş muradına, biz de çıkalım tahtına. (Zaman Zaman İçinde)

Eflatun Cem Güney'

Üye Girişi