LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

SOHBET ÖRNEKLERİ

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 75
ZayıfMükemmel 
İçerik Sayfaları
SOHBET ÖRNEKLERİ
YAHYA KEMAL'İN SOHBETLERİ
EDEBİYAT SOHBETLERİ
sohbet paragrafları
Tüm Sayfalar

HERKES KENDİ HAYATINI YAPAR

Bir tesadüf beni genç bir memurla tanıştırdı. Kendisiyle yüz yüze geldiğimiz zaman, biraz da sıkılarak bana bir itirafta bulundu, insaınin yaşı ne olursa olsun hayatta muvaffak olmak ve yükselmek için geç kalmış sayılmaz, tarzındaki sözleriniz bana cesaret verdi. Bu yaştan sonra muhasebe dersi almaya kalktım." dedi.

Ara sıra söylediğim sözlerin büsbütün boşa gitmediğini bir tesa­düfle öğrenmekten duyduğum heyecanlı sevinci tarif edemem. İşte bir vatandaş, kendisine mukadder saydığı çerçeveyi kırarak daha iyi­ye doğru gitmeye karar vermiş, daha üstün bir hayat seviyesine ulaşmak için yeni gayretler sarf etmeye girişmiş. Ne güzel şey!

 

Bu güzel hadisede insanı üzen nokta bu zatın ancak 30 - 35 yaşlarında bulunması ve bu yaşlarda kendisini ihtiyarlamış sayması idi. "Bu yaştan sonra muhasebe öğrenmeye kalktım." dediğine bakı­lırsa giriştiği yeni hamleyi biraz gecikmiş bulduğu anlaşılıyordu. Ken­disini kırkından sonra saz çalmaya kalkmış sayan bir hâli vardı. Öy­le ya... Nota bilmeyen ve hayatında eline saz almamış bir adam kır­kından sonra bu işleri öğrenmeye kalkarsa ne yapabilir?

Hemen cevap vereyim ki gayet mükemmel besteler yapabilir. Radyoda arada bir Hacı Arif Bey'in bestelerini dinler, eğer iyi eller ta­rafından çalmıyorsa mest olursunuz. Bilir misiniz ki bu Hacı Arif Bey hiçbir saz çalmasını bilmez, üstelik notadan da anlamazmış. Kaç ya­şında bestekârlığa başladığını pek öğrenemedim ama hafızası çok kuvvetli olduğu için bir defa duyduğu şarkıyı pürüzsüz okur, üstelik pek kıvrak ve kibar besteler yaparmış. Hacı Arif Bey'in bestelediği eserlerin sayısı binden fazladır ve onlar musiki meclislerimizin en seçkin sermayelerini teşkil ederler.

Bilmem ki acaba küçük bir memur olması mı bu vatandaşımızı ümitsizliğe düşürüyor? Kim büyük memur olarak işe başlamıştır?

Osmanlı devrinin en büyük sadrazamlarından Köprülü Mehmet Pa­şa köyünden İstanbul'a geldiği zaman okuma yazma bilmeyen bir delikanlı idi. Bu yüzden küçük bir kâtip olarak bile işe başlayamazdı. Saray mutfağına yamak olarak girdi. Oradan aşçılar arasına karıştı. Yüksek zekâsı ve yüksek azmi ile günün birinde sadrazam oldu.

Osmanlı tarihinin büyük adamlarından çoğu küçük ve silik şahsi­yetler olarak hayata başlamış, azim ve iradeleri sayesinde parlamış­lardır. Kanunî Sultan Süleyman devrinde on üç yıl sadrazamlık eden ve Makbul İbrahim Paşa diye anılan Damat İbrahim Paşa, bir İtalyan gemicisinin oğlu idi. Çocukken Cezayir'de korsanların eline düşmüş, Manisa'da bir dul kadına satılmıştı. Kanunî Sultan henüz şehzade ve Manisa'da vali iken keman çalmakta maharetini görerek onu hizme­tine aldı. Tahta geçince kendisine odabaşı oldu. Kısa zamanda ve­zirler arasına girdi. 1522'de de Pirî Paşa'nın yerine sadrazam oldu. Kanunî kardeşi Hatice Sultan'ı muhteşem bir düğünle ona vermiş, böylelikle gemici çocuğu, Damat İbrahim Paşa olarak Macaristan, Avusturya seferleriyle Mohaç zaferinde yararlıklar göstermiş. Böyle bir yükseliş gerçi insanın başını biraz döndürebilir. Fakat fazla gurur getirmesi, onun tarihte, Makbul İbrahim Paşa yerine Maktul İbrahim Paşa diye anılmasına sebep olmuştur. Çünkü sonunda öldürüldü.

Abdülmecit devri ile Abdülaziz devri arasında beş defa sadra­zamlık ve yedi defa Hariciye Nazırlığı eden büyük devlet adamların­dan Âli Paşa 15 yaşında Babıâliye Divanı Hümayun kalemine küçük bir kâtip olarak girmiştir. Babası Mısır Çarşılı Ali Rıza Efendi son de­rece fakir bir adam olduğu için ona ciddi bir tahsil yaptıramazdı. Üc­ret karşılığında çarşının kapısını açıp kapıyor, oradan aldığı birkaç kuruşla çoluk çocuğunun ancak karnını doyurabiliyordu. Hatta bu yüzden Âli Paşa'nın düşmanları onu Kapıcızade diye küçültmek is­temişlerdir. Sonradan Âli mahlasını alan küçük Mehmet Emin ancak mahalle mektebinde okuyabildi. Beyazıt Camii'nde bir sıra Arapça ders aldı. Tesadüfün itişiyle değil, yükselme azmi ile Divanı Hüma­yun kalemine girmeye muvaffak olduğu zaman bir taraftan resmî iş­leri görmeye çalışırken bir taraftan da bizim şimdi muhasebe dersi almaya teşebbüs eden memur arkadaşımız gibi, Fransızca öğren­meye koyuldu. Kendi kendine öğrendiği Fransızca o kadar mükem­meldi ki onun kaleminden çıkan notaların üslubunu Frenkler daima takdir ile karşılamışlar, siyaset adamlığına imrenmişlerdi. İşte bu kü­çük memur azmi ve iradesi sayesinde 26 yaşında Osmanlı İmparatorluğu'nun Londra Büyükelçisi olmuş, 37 yaşında da sadrazam mevkiine yükselmiştir.

Bütün mesele yükselmek azminin bir kere gönülde yer etmesi, düşüncenin hep o istikamette çalışmasıdır. Yaşama şevki canlılığını muhafaza ettiği, yani yelkenler suya indirilmediği müddetçe hayat çekiciliğini kaybetmez.

80 yaşında bir kadına, "Kadınlar aşkı düşünmekten ne vakit vaz­geçerler?" diye sormuşlar.

"Daha o yaşa gelmedim, gelince söylerim." diye cevap vermiş.

Hayatı uzatan şey bile böyle bir yaşama ve hayattan zevk alma isteğinin canlı kalmasıdır. Daima yeni eserlere doğru gidelim ve dai­ma yapmakta olduğumuz eseri sevelim. 83 yaşında bir heykeltıraşa, "En beğendiğiniz eseriniz hangisidir?" demişler; "Şimdi yapmakla meşgul olduğum eser." demiş. Yapmakla meşgul olduğumuz eser, bu fâni dünyaya gözlerimizi kapayıncaya kadar devam edecektir, in­sanlar ancak hayatın baştan başa bir eser olduğunu kabul etmekle bu yola girebilirler.

Herkes kendi hayatını yapacak, fethedecektir. Bu da yükselme­ye çalışmakla, daha üstün bir hayat seviyesine ulaşmakla mümkün olur.

Muğla taraflarında yaptığı bir dolaşmadan yeni dönen bir dostum anlattı: "Bizim memleketin bugünkü hâli Amerika'nın 40 yıl önceki hâline pek benziyor; her vatandaş uyanmış, her vatandaş kendi ha yat sahasında yeni ufuklar fethetmeye çıkmış. Bir köylü gördüm Şimdiye kadar yalnız kendi yiyeceği için eker, çocuklarını gurbet gönderirmiş. Şimdi - karşıdaki dağları eliyle göstererek - "Allah kıs met ederse bu yıl şu dağları baştan başa ekeceğiz." diyordu. Ne gü­zel şey değil mi?

Evet, çok güzel şey. Şehirde muhasebe öğrenmeye girişen memur, köyde tarla olarak dağı, taşı gözüne kestiren köylü yurdumuzu refaha götürecek büyük hamlenin öncüleridirler.

Eşref Saat

Şevket Rado



Cuma, 28 Aralık 2012 20:05 tarihinde güncellendi