LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

MEKTUP ÖRNEĞİ

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 361
ZayıfMükemmel 

Bu Konuyu Facebook Profilinde Paylaş

 

Balıkesir, 11 Mayıs 1976

Sevgili Utku ya,

Mektubunu aldım. Ne iyi böyle mektuplaşmak! İnsanın kendisini yetiştirmesini, yaz­mayı, yazarak düşüncelerini, duygularını anlatmayı böylece daha iyi öğreniyoruz. Ba­na: "Basan nelere bağlıdır?" diye sormuşsun. Çok düşündüm bunu. öyle ya, yaşamda başarı kazanmak zorundayız; yükselmemiz, kendimizi yetiştirmemiz bu sorunun karşı­lığını apaçık bilmemize bağlı. (GİRİŞ BÖLÜMÜ:)

(Bu bölümde konunun özü ortaya konmaktadır.. Bu, mektubun yazılmasındaki amaçtır. Bundan sonraki gelişme bölümünde konunun özü, bakalım hangi görüşlerle açıklanacaktır?)

Dünyadaki hazinelerin en zengini, en tükenmezi, en güzeli bilgi değil midir? Bilgi ki­şiye aklını çalıştırabilme, düşünebilme, iş yapabilme yeteneğini kazandırır. Bir iş yapar­ken, önce o iş hakkında tam bir bilgiye sahip olmamız gerekmektedir, öğrenci derse nasıl çalışılacağını bilmezse, derslerinde; kendine gerekli bilgileri edinebilmeyi öğrenemezse yaşamda başarı kazanamaz. Şunu demek isterim ki başarı, bilgi edinmesini bile­rek kazanılır.

(Gelişme bölümünün birinci görüşü bu paragrafta açıklandı. Başarı bilgiyle kazanı­lır.)

Başarıya ulaşmada ilginin yerinin çok büyük olması gerekir. İlgili bir kişi aynı za­manda merak eden, öğrenmek isteyen bir kişidir. Sorup, araştırmaktan, ne olduğunu ve ne olmadığını öğrenmekten kendini alamaz. Bu araştırmalardan elde ettiği bilgiler onu başarıya ulaştırır.

(İkinci görüş: Başarı ilgiye bağlıdır.) İnsanın isteyip de başaramadığı çok az şey vardır. Matematik dersine istek duyan bir öğrenci için o ders bir eğlence gibidir. Problemleri yapar, kendi kendine problemler ya­ratır, bilmeceler bulur, boş zamanlarında yeni yeni sorular yaratır; bunlarla düşünebil­meyi, çeşitli sorunları çözebilmeyi, aklını çalıştırarak başarı kazanmayı öğrenir. işlekliği kazanan bir öğrenci yaşamda da başarılı olur. Türkçe dersine istekle çalışan bir öğrenci düşüncelerini, duygularını, kendini anlatmayı öğrenir; kişileri, düşünceler, duy­gular dünyasını tanır, şiir denemeleri yapar, anlatım gücünü geliştirir. Bu, onun bütün derslerde başarılı olmasını sağlar. Başarısının sırrı da istekli, öğrenmeye hazır olması­dır. Söz aramızda, biz de sizinle mektuplaşıyoruz ya, bu mektuplar özel mektuplara pek benzemiyor değil mi? Eğer bu mektuplarımızda aklımızdan geçenleri olduğu gibi yanlış­sın olarak anlatabiliyorsak, bence bunun nedeni birbirimize mektup yazmaya istekli ol­mamızdır. Bu istektir ki bizi mektup yazmada başarılı yapıyor.

(Üçüncü görüş: Başarı isteğe bağlıdır.)

Geçenlerde derslerinde çok başarılı bir arkadaşa şöyle bir soru sormuştum: Başarılı olmanı nasıl açıklarsın? diye. Hiç unutmam, aynen şöyle dedi: "Kendime, kendi gücü­me, yapabileceğime güvenmem beni başarılı yapıyor!" Haklıymış o arkadaş. Bunu ben de yeni yeni öğreniyorum. Kendine güvenince, insan daha bir güçlü olur, yapabileceği­ne, başarabileceğine inanır ve başarır.

(Dördüncü görüş: Başarı güven duygusuna bağlıdır.) Bu paragrafta öğrenci, örneklen­dirme yönteminden yararlanarak görüşü açıklamıştır.)

Değerli arkadaşım, sizin de üzerinde çok durduğunuz, öğrenmekte zorluk çektiğim bir duygu vardı. Sözlüğü açıp baktım: "Bir kişinin üstüne aldığı ya da yapmak zorunda bulunduğu işlerden kendisini sorumlu saymasına sorumluluk" deniyor. Bir duygu bu. Konuyu daha iyi öğrenebilmek için babamla tartıştım. Öğrendiğim şu oldu: Babam dedi ki: "Hatırlıyor musun, geçenlerde ödevini yetiştiremediğin için çok üzülmüştün, niye zamanında yapmadım diye ağlamıştın! Bunun nedeni, kendini o konudan sorumlu say­mandır. Üzerine düştün, zamanında ödevini yetiştirdin, bunun için daha çok çalışman gerekti, çalıştın ve basardın." Yavaş yavaş anlıyorum ki başarının temeli sorumluluk duygusudur.

(Beşinci görüş: Başarının temeli sorumluluk duygusudur. Ama bunu açıklayışı çok ilginçtir.)

Türkçe dersinde, parçada bilmediğimiz sözcüklerin anlamlarını öğreniyorduk. Birisi de "yetenek" sözcüğüydü. Bir arkadaş sözcüğünün anlamını şöyle söyledi: "Bir şeyi yapabilme gücü." Sonra öğretmenimiz bu sözcüğü daha iyi öğrenmemiz için cümleler­de kullandırdı. Aklımda kalanları şöyle: Yeteneklerimizi geliştirmek göreviniz olmalı­dır. Kişi yeteneğini en iyi şekilde kendisi bilir. Yetenek bir yeterlilik kazanmadır. Yete­nek bir işe yatkınlıktır. Yeteneği gelişmiş bir kişi ilgi duyduğu konuda çok başarılı olur... Bunlara benzer başka cümleler de söylendi. O zaman aklıma bir soru takıldı. İn­tan doğuştan mı yetenekli olur? Bunu öğretmenimize sordum. Dedi ki: Doğuştan getir­diğimiz yeteneklerimiz vardır; ancak önemli olan, kişinin yeteneklerinin neler olduğunu anlaması ve yeteneklerini geliştirmek için gerekli çalışmaları yapmasıdır. Bunu yapabi­lenler başarılı olur.

(Altıncı görüş: Başarı yetenekli olmaya ve bunu geliştirebilmeye bağlıdır. Görüşün açıklanmasına dikkat ediniz: Sınıfta konu tartışılmış gibi açıklanmıştır. Bu, değişik, il­ginç bir açıklamadır ve bir buluştur, öğrenci, buluşlardan yararlanarak konuyu açıkla­mıştır.)

Mektubuma başlarken "Başarı nelere bağlıdır?" diye sormuştum. Bilgi, ilgi, istek, güven duygusu, sorumluluk duygusu, yetenek başarı kazanmak için gerekli. Fakat yeter mi? Çalışmadıktan sonra bunlar işe yarar mı? Onların olumlu bir sonuca bağlanması için çalışmak gerekmez mi? Bunların hepsi insanı çalışmaya iten öğeler olmalı bence. Çalışan insanların başarı kazandığına örnek vermeye gerek bile görmüyorum, o kadar çok ki.

(Yedinci görüş: Başarı çalışmakla kazanılır. Bu paragraf hem yedinci görüşün açık­landığı hem de mektubun sonuca bağlandığı paragraf olmuştur.)

Basan konusunda bunların yeterli olduğunu sanıyorum. Belki daha başka öğeler de vardır. Ben bunları bulabildim.

Senin de hep başarılı olmanı dilerim. Bir dahaki mektubunda yine buluşmak üzere, hoşça kal Ufku'cuğum.

Sevinç SARICA

ADRES:

……………………………..

………………………………

 

 

 

Ankara. 2 Kasım 1958

Kardeşim Hamdi,

İki gündür Yahya Kemal'in ölümünün derin hüznü içindeyim. Uzun zamandır yavaş yavaş çöken, zerre zerre eriyen bu aziz varlığın yok ola­cağı acısına gerçi ben de hazırlanmıştım. Fakat o muhteşem sesin ebedi­yen dinmiş olduğunu düşünmek bana tarifi imkânsız gönül bezginliği ve­riyor. Onun hakkında duyup düşündüklerimi toplayıp yazmam için biraz vakit geçmesi lâzım. Yalnız bugünlerde yapılması lâzım gelen bir vazifem var. Bana üstadın bir vasiyeti olmuştu; onu senin vasıtanla matbuata in­tikal ettirmek istiyorum:

1937 veya 1938 senelerinde idi. İzmir'de güzel bir yaz akşamı Yahya Kemal'le Kordon'daki Şehir Gazinosu'nda idik. Söz galiba "Rindle­rin Ölümü" manzumesi dolayısıyla o mecraya dökülmüştü. Ve bana öldü­ğü zaman, taştan, sade bir mezar yapılmasını, taşının üstüne de yalnızca bu manzumenin ikinci kıtasıyla adının, doğum ve ölüm tarihlerinin yazıl­masını istediğini "vasiyet" kelimesini de kullanarak söylemişti.

Merhumun mezarının da İstanbul şehri adına yaptırılacağını umu­yorum. Onun için, böyle bir teşebbüste vaktiyle bana yapmış olduğu vasi­yetin bilinmesini istiyorum. Bugünlerde İstanbul'da olmadığım için buna sen delâlet eder misin?

Senin de başın sağ olsun. Gözlerinden öperim kardeşim.

Necmettin Halil Onan

 

 

Güzel Konuşma Yazma, Salih Sarıca, Mustafa Gündüz, Fil yayınları, İstanbul, 1991

 

 

ANNEM (Babamın mektubu)

10, Perşembe

Kardeşinin öğretmeni yanında, annene karşı gerekli saygıyı göstermedin. Bunu bir daha yapma Enriko! Saygısızca davranışın kalbime bir hançer gibi saplandı. Birkaç yıl önce çektiğin ağır hastalıkta bütün bir gece, uyumadan beşiğine eğilip soluğuna dikkat eden, seni kaybetmek korkusuyla titreyerek ağlayan ve hıçkıran anneciğinin hali aklıma geldi. Bunları hatırlayınca sana kızmaktan kendimi alamadım. Ağır sözlerle, böyle bir annenin kalbini kırdın öyle mi? O anne ki, seni bir saatlik acıdan kurtarmak için bir yıllık mutluluğunu gömer. Senin için dilenir, hayatını kurtarmak için kendini ölüme atar.

Hiçbir zaman hatırından çıkarma Enriko! Belki sen de hayatında çok acı günler geçi­receksin. Fakat bunların en acısı, en yürek paralıyanı, anneni kaybettiğin gün olacaktır.

Hayat savaşı vererek büyüyüp güçlendikten sonra bile onu anacak, sesini duymak ve zavallı güçsüz bir çocuk gibi, onun kollan arasına sığınmak isteğiyle tutuşacaksın. O zaman ona çektirdiğin acıları tâ yüreğinde duyacaksın. Vicdanının sesi seni hep rahatsız edecektir. Ey bahtsızl Anneni üzersen hayatında dirlik-düzenlik umma! O zaman pişman ol­mak, ondan özür dilemek, hatırasına saygı beslemek faydasızdır. Vicdanın, seni hiçbir zaman rahat bırakmaz. Annenin üzüntü ile kaplı iyi ve tatlı yüzünü her hatırlayışta kal­bin acıyla burkulacaktır.

Hiç unutma Enriko! Anne sevgisi en kutsal bir aşktır. Yazıklar olsun onu ayaklar al­tına alan kötü yaratığa! Annesine sevgi duyan bir katilin bile kalbinde soylu duygular var demektir. Annesini inciten, üzen ve ağır sözlerle onurunu yaralayan en şerefli bir insan bile bayağı bir yaratıktan farksızdır.

Sana hayat vermiş olan annene karşı, ağzından hiçbir zaman sert ve kinci bir söz çık­masın. Eğer ağzından böyle bir söz kaçarsa, bunu affettirmek ve alnındaki nankörlük kkesini öpüşüyle sildirmek için, seni annenin ayaklarına kapanmaya iteleyen kuvvet, babanın korkusu değil, kalbinin derinliğinden gelen bir duygu olmalıdır.

Seni severim oğlum! Sen hayatımın yüce umudusun. Fakat annenin değerini bilmedi­ğini görmektense, seni ölü görmeyi tercih ederim. Git ve bir süre beni kucaklamaktan uzak dur. Çünkü, sevgi gösterilerine isteyerek karşılık vermeyeceğim.

Baban Çocuk Kalbi (Edmondo de Amicis)

 

 

 

Cuma, 22 Mart 2013 12:42 tarihinde güncellendi