LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
ANA SAYFA > DERS NOTLARI > 10. SINIF DİL VE ANLATIM > BETİMLEME ÇEŞİTLERİ VE ÖRNEKLERİ

BETİMLEME ÇEŞİTLERİ VE ÖRNEKLERİ

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 235
ZayıfMükemmel 

//

Bu Konuyu Facebook Profilinde Paylaş

 

HAYAT NE TATLI

Temmuz, öğle vakti. Komşuda bir kadın sesi... Neye bağırdığı anlaşılmıyor. Belki çocuğuna hay­kırıyor. Müezzinin duvarlarından tahtabaşa (taraça) bir kedi atladı. Birkaç ev ötede, bir tavuk gıdaklıyor, bir horoz da ona yardım ediyor, sanki dem tutuyor!

Anası, aşağıda iki komşu hanımla oturmuş, her nedense ateşlenmiş, hızlı konuşuyor. Belki dedi­kodu yapıyor. Tekir kedi, minderin üstünde uzanmış, dört ayağını germiş, uyuyor.. Eski kırık konsolun üstünde kırık fanusları ile anasının gelinlik saksonya lâmbaları, helezonlu, yaldızlı bir çift su bardağı, boncuk kapakları altındı uyuyup duruyor. Köşede kara örtü altında "Hilye-i Saadet"... Her şeyi yerli yerinde hayat her vakit olduğu gibi...

Hafız Nuri Efendi kapının arkasından şemsiyesini aldı, yavaşça sokağa çıkı ı Neden? Bir işi mi var? Birini mi görecekti? Hiçbir işi yok. Hiç çıkmasa da olabilirdi Ancak çıkmış bulundu. Ayaklan onu dört yol ağzına doğru götürdü. Bir yanında bakkal, bir yanında da tekkenin mezarlık duvarı, karşısında iki evin arasında bir bos arsadan demiryolu görünüyordu. Bu boş arsacıkta yan yatırılmış bir bayram salıncağı duruyordu. Evlerden birinin kamburlaşmış belini üç uzun direkle desteklemişler. Sarı teneke­den bir tramvay arabası titreyerek, sarsılarak geçti, Yediktik tarafına gitti. Sokaklar boş, derviş kılıklı, inmeli bir adam, kolunun birini önüm doğru sallandırarak, ayağının birini sürükleyerek geçti. Sokak yeniden boş kaldı Birden bire bir gürültü duyuldu. Tren geliyor. Edirne'den gelen bir yük treni yerleri sarsarak, evleri sarsarak, hızla geçip gidiyor. Baş döndürücü bir geçiş. İki evin arasındaki dar aralık­tan, vagonların geçtiği görülüyor! Geçti, geçti sonda birden bire bitti. Oooooh Nuri Efendi, rahatsız olmuştu. Edirne'den İstanbul'a kadar gel missin. Sirkeci kaç adımlık yer! Şöyle yavaş yavaş, kâmil kâmil gitse olmaz mı?... Deli gibi sanki kelle götürüyor.

Memduh Şevket Esendal, Temiz Sevgiler, ANKARA 1965.

 

BETİMLEME ÖRNEKLERİ

 


BİR NESNEYİ BETİMLEMEK

Aşağıda tek bir varlığı betimleyen bir yazı okuyacaksınız.

 

KAŞAĞI'DAN

Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine baktım. Çok keskin, çok si Biraz körletmek için duvarın taşlarına sürtmeye başladım. Dişleri bozulunca ye denedim. Gene atların hiçbiri durmuyordu. Kızdım. Öfkemi sanki kaşağıdan çıka istedim. On adım ilerdeki çeşmeye koştum. Kaşağıyı yalağın taşına koydum. Ye kaldırabileceğim en ağır bir taş bularak üstüne hızlı hızlı indirmeye başladım. İstanbul’dan gelen, belki de Dadaruh'un kullanmaya bile doyamadığı bu güzel kaşağıyı ezip parçaladım. Sonra yalağın içine attım.

 

Ömer SEYFETTİ (Gizli Mabet)



BİR GÖRÜNÜMÜ BETİMLEMEK

Aşağıdaki yazıda yazar Ankara'nın ilk günlerini betimliyor, özenle okuyunuz,

 

BAŞKENT ANKARA'NIN İLK GÜNLERİ

"Akşam üstleri güneş batarken Ankara ne kadar güzelleşir!

Kan kırmızı yuvarlak bir külçe, dağların üstüne doğru yavaş yavaş inmeğe başlar; yek­pare, geniş bir billur parçası haline giren ufuktan misli görülmemiş bir renk ve ışık yağmuru boşanır ve bütün gün, derme çatma binaları, ıssız caddeleri, yetim anıtları, bodur akasya ağaçlarıyla, çiğ bir aydınlık içinde uyumuş kalmış çıplak şehrin çelimsiz gövdesi, birdenbire en halis erguvanlara bürünmüş olarak silkinip doğrulur. Biraz önce her biri bir Gureba Hastanesi'ni andıran o derme çatma binalar, somaki mermerden bi­rer saray şekline girer. O ıssız caddeler, bir donanma gecesinin pırıltılarıyla dolup taşar. O verim anıtların başlan yanar-döner hâlelerle süslenip şahlanırlar. Bodur akasyalar, serilip serpilen gölgeleriyle insana yıllanmış çınarlar gibi heybetli görünür ve çepeçevre boz tepeler, öbek öbek mor salkımlarla örtülür."

Yakup Kadri KARAOSMANOĞL (Panorama

 


KİŞİYİ BETİMLEMEK

Aşağıda Atatürk'ü betimleyen bir şiir okuyacaksınız:

 

ATATÜRK

Sırma sarısını yay saçlarına,

Gözüne rengini köy denizlerin;

Düşün dudakların en incesini,

Yüzüne tuncunu ver benizlerin.

 

Onda yürüyüşün en yiğitçesi,

Onda bükülmezi vardı dizlerin

Gezerdi ülkede bir hızır gibi,

Em olup derdine çaresizlerin.

 

Durgun bir denizi andırır dışı,

İçi hiç sönmeyen bir yanardağı,

Sesinde ıslığı eser kuvvetin,

Sözünde şahlanır hakkın bayrağı.

 

Gökle güneş gibi buluştu onda

Sezinin sağlamı, duyunun sağı,

Yıkarak kökünden Osmanlılığı

O gömdü tarihe bir ortaçağı

 

Ürperir ovalar âvâzesine;

Dağlar dümdüz olur İşaretiyle,

Devrilir hıncına çarpan ordular;

Kaleler dayanmaz yelpazesine.

 

Fikrin güzelliğin, aşkın, her şeyin

Bağlıydı daima en tazesine;

Yaşadı başı dik, dünyaya karşı,

Getirdi dünyayı cenazesine!

Kemalettin KAMU ATAMA AĞIT

 

HAYVANI BETİMLEMEK

Aşağıdaki parça bir hayvan betimine örnek olarak seçilmiştir.

.. Karaduman güçlüydü, korkusuzdu, uzun bacaklarına güveniyordu. Hiç duramadan atılmıştı. Ayaklarının kesildiği yerde yüzüyor, tabanı bulduğu zaman sürüklenmemek için gayretle direniyordu." (Kemal Tahir, Devlet Ana)

 

BETİMLEME ÖRNEĞİ

Uzun zamandır görmek istediğimiz Bursa'ya gitmek için bir pazar sabahı İstanbul'dan 07.00'deki otobüse bindik, 3 saatlik bir yolculukla Bursa terminaline vardık. Otobüs terminali, aynı zamanda pek çok markanın ve renk renk tabelaların olduğu kestane şekeri satış yeri diyebileceğimiz bir yer. Terminal çıkışında belediye otobüsleri kalkıyor şehir merkezine. Bunlardan birine binip Ulu Cami merkeze gittik. Hedefimiz öncelikle Uludağ eteklerine kurulan Cumalıkızık'a gidip kahvaltı yapmak ve köyü gezmek... Son zamanlarda adını köyde çekilen dizileriyle daha çok duymaya başladığımız aslında 700 yıllık bir Osmanlı köyü Cumalıkızık. Kızık köyleri içinde en çok tanınanı, yerli-yabancı en çok turist çekeni. Bursa şehir merkezinden 90 dakikada bir kalkan otobüsle ulaşılabiliyor. Cumalıkızık'ta otobüsten inilen son durak, köyün de başlangıcı. Köyün başında köy ürünlerini satıldığı tezgâhlar sıralanıyor. Arkalarında ise yine köylülerin bahçelerine masalar atarak köy kahvaltısı sundukları evleri uzanıyor. Boş masası olan bir tanesine gidip oturuyoruz hemen. Hemen hemen birçok köyde olduğu gibi yerel halkın işletmeciliğe soyunduğu yerlerde doğallık arıyorsanız buluyorsunuz ama konfor ve hız arıyorsanız pek bulamıyorsunuz.

 

Betimleme örneği

Mimar Sinan'ın 80 yaşında yaptığı ve "ustalık eserim" dediği anıtsal yapı Osmanlı-Türk sanatının ve dünya tarihinin başyapıtlarındandır. Yapıtının mülkiyeti Sultan Selim Vakfındadır. Edirne-Merkez Yeni Mahallededir. Edirne'nin ve Osmanlı İmparatorluğu'nun simgesi olan cami, kentin merkezinde, Eskiden Sarıbayır ve Kavak Meydanı denilen yerdedir. Çok uzaklardan dört minaresi ile göze çarpan yapı, kurulduğu yerin seçimiyle, Mimar Sinan'ın aynı zamanda usta bir şehircilik uzmanı olduğunu göstermektedir. Kesme taştan yapılan cami iç bölümüyle 1.620 m2'lik, tümüyle 2475 m2'lik bir alanı kaplar. Mimarlık tarihinde en geniş mekâna kurulmuş yapı olarak nitelenen Selimiye Camisi, yerden yüksekliği 43.28 m. olan, 31.30m. çapındaki kubbesiyle ilgi çeker. Ayasofya'nınkinden daha büyük olan kubbe, 6 m. genişliğindeki kemerlerle birbirine bağlanan 8 büyük payeye oturur. Köşelerde dört mihrap yerinde bir yarım kubbe merkezi kubbeyi destekler. Yapıyı, kubbe kasnağında 32 küçük pencereyle, yüzlerdeki üst üste 6 dizide çok sayıdaki pencere aydınlatmaktadır. Mimar Sinan'ın yarattığı 8 dayanıklı cami planının en başarılı örneğidir. Önünde 18 kubbe ve 16 sütunla çevrili revak bulunmaktadır. Ortada mermerden zarif bir şadırvan vardır, son cemaat yeri, kalın yuvarlak 6 sütun üzerine 5 kubbelidir. Mermer işlemeli giriş kapısının üzerindeki kubbe yivli, diğerleri düzdür. Caminin 3.80 m. çapında, 70.89 nç yüksekliğindeki üçer şerefeli dört zarif minaresi vardır. Giriş yönündeki şerefelere tek yolla, diğer ikisinde ise şerefeye ayrı ayrı yollardan çıkılmaktadır Cami, mimari özelliklerinin erişilmezliği yanında taş, mermer, çini, ahşap sedef gibi süsleme özellikleriyle de son derece önemlidir. Mihrap ve minberi mermer işçiliğinin başyapıtlarındandır.

 

BETİMLEME ÖRNEĞİ/M.ENES ÖZER

Karaman çok büyük ve kalabalık bir nüfusa sahip olmasa da yaşanmak için ideal bir şehir. Karaman’ın ünlü bir caddesi var. Bu caddenin adı; İsmet Paşa Caddesi’dir. Bu cadde büyük bir cadde değil ancak birçok dükkânı içinde barındırıyor. Bu caddede bankalar göze çarpıyor. Caddenin ortalarına doğru bir park var. Bu parkın adı “Kuğulu Park” Adından da anlaşıldığı gibi yazları burada kuğular oluyor. Bu parkın içinde bir havuz var. Havuzun derinliği fazla değil. İçerisinde yüzmek de zaten yasak. Parkta ziyaretçiler için oturacak yer ve bazen çay var. Parkın hemen karşısında bir teknoloji mağazası var. Bu mağazadan ileri doğru gittiğimizde süs eşyaları satan bir dükkân var. Bu dükkânın hemen yanında sıcak ev yemekleri satan bir dükkân var. İlerledikçe bir gümüşçü dükkânı var. Bu dükkânın yanında bir motosiklet mağazası var. Caddeyi çıkarken Karaman’ın en meşhur meydanı bizi karşılıyor. Bu meydanın adı “Aktekke Meydanı” burada insanlar otursun diye belediyenin koymuş olduğu banklar var. Bu meydanın içinde bir de cami var. Caminin adı;”Aktekke Cami”dir. Caminin içerisinde birçok kabir var. Kabirlerin birisi Mevlânâ’nın annesinin kabridir.

M.ENES ÖZER

 

Olay betimlemesi

Mart başlayalı kırkını geçmiş nice tanıdıklarım hastalandı. Bazılarının bronşiti, bazılarının romatizması azmış. Baharın hastalıkları saymakla tükenmez ki,.. Mart güneşi canlılığı ile çöreklenip yatan bütün yılanları uyandırıyor. Toprağın yeniden gençliğe kavuştuğu bu mevsimde, hava, kuş cıvıltıları ile beraber insan iniltileri ve hırıltıları ile dolu. Dün, neşeli bir kır köşesinde baharın bu iki zıt levhasını yan yana gördüm: Bir tarafta genç hayvanlar oynaşıyor, kuşlar uçuyor; diğer tarafta ise yaşlı hastalar, yorgun iskeletlerin soğumuş kemiklerini güneşte ısıtmakla meşgul. Bahar, bir muhasip gibi, hayata yeni kavuşturduğu mahkûmların sayısını, yaşayanların toplamından çıkartmakta.” 

 

Ruhsal betimleme

“Giton, dolgun yüzlü, yanakları şişkin, dik bakışlı, kendine güvenir, omuzları geniş, göbekli, bakışı sağlam, yürüyüşü sert biridir. Konuşurken de kendine pek güvenir, fakat karşısındakini hemen hiç dinlemez. Ona sözlerini tekrar ettirir. Mendili kocamandır, burnunu gürültüyle siler, uzağa tükürür, bağırarak hapşırır. Gündüz uyur, derin derin, herkesin içinde de olsa horlayarak uyur. Yemekte, arabada yeri herkesten çok yer kaplar. Gezintilerde hep ortadadır, o durunca durulur, yürüyünce yürünülür. Ona uyar herkes, isterse konuşanın sözünü keser. Fakat onun sözü kesilmez, o istediği kadar söyler ve söylediği kadar dinlenir. Herkes onun düşüncesindedir. Verdiği haberler doğrudur. Oturunca koltuğa gömülür. Bacak bacak üstüne atar, kaşlarını çatar, şapkasını birden arkaya atarsa, bu iddialı, kendini beğenmiş, küstah bir alın ortaya çıkarıyor demektir. Öfkelidir, sabırsızdır, iddiacıdır, şakacı, küstah, inatçı, gevşek, ahlak konusunda zayıftır. Kahkahalarla güler, politikacıdır, gizli işleri vardır, kendini zeki, değerli sanır. Zengindir.” 

La Bruyör, Karakterler'den

 

Fiziksel Betimleme

“Milly Buck şafak sökerken barakadan çıktı. Sundurmada durarak biran gökyüzüne baktı. Şişman, çarpık bacaklı, uçları aşağı doğru kıvrık bıyıklı, avuçları nasır bağlamış dört köşe elleri olan bir adamdı. Su rengindeki gözlerinde düşünceli bir ifade vardı. Şapkasının altından fırlayan saçları dik dik ve dağınıktı. Bir yandan sundurmada duruyor, bir yandan da gömleğinin eteğini pantolonunun içine sokmaya çalışıyordu. Kemerini çözdü. Tekrar bağladı. Aradan geçen yıllar zarfında Billy’nin göbeğinin ne derece fark ettiğini kemerindeki yıpranmış deliklerden anlamak mümkündü. Havayı iyice kontrol ettikten sonra birini işaret parmağıyla kapatıp kuvvetle sümkürerek burun deliklerini sırayla temizledi. Sonra ellerini ovuşturarak ahıra doğru ilerledi.” 

Açıklayıcı betimleme

"Bu küçük yerleşim merkezindeki tüm caddeler, merkezinde hükümet konağının bulunduğu meydana çıkıyordu. Hükümet konağı en azından yüz yıllık bir taş yapı idi. Onun tam karşısında, hükümet konağına göre çok yeni sayılabilecek belediye binası yer alıyordu. Belediye binası ile Şehir Parkı birbirine bitişikti. Parkın içinde, yaz - kış yeşilliğini koruyan elliye yakın büyük çam ağacı vardı. İlçedeki iki bankanın reklam amaçlı koyduğu banklar bu ağaçların altında duruyordu..."

Simgesel betimleme

 

AT

Bin gemle bağlanan yağız at şaha kalkıyor

Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor


Son macerayı dinlememiş varsa anlatın;

Ram etmek isteyenler o mağrur, asil atın


Beyhudedir, her uzvuna bir halka bulsa da;

Boştur, köpüklü ağzına gemler vurulsa da…


Coştukça böyle sel gibi bağrında hisleri

Bir gün başında kalmayacaktır seyisleri!


Son şanlı macerasını tarihe anlatın:

Zincir içinde bağlı duran kahraman atın

AT bir simgedir Türk Milletinin kurtuluş mücadelesi anlatılmaktadır.


 

İzlenimsel Betimleme Örnekleri 

1

“Eylül sabahının bu kapanık ve serin gününde bahçenin bütün ağaçları durgun ve karanlık… Havuzların suları, bulutlu gökyüzünün yansımalarıyla kirli bir katran renginde…Neşesiz fıskiyeler havadatutunamıyor. Derinden derine, perişan kuş feryatları, bin tempoda hayvan bağırmaları duyuluyor. İnsan daha kapıdan girerken bir gurbet ve ıstırap bahçesinin eşiğine ayak bastığını anlıyor.” (Ahmet Haşim, Bize Göre)

2

Mağaranın ağzında büyük ağabeyim elinde kazma, ortanca kürek, küçük olanı da sönük bir gaz lambası ile beklerdi. Mağaranın içi uzun bir dehlize benzer, etrafta birtakım acayip şeyler varmış gibi görünür, durmadan tepeden damla damlar su sızar, yer daima ıslak olurdu. Ben mağaranın kapısı önünde, bir ayağım içerde, bir ayağım dışarda beklerdim. Güneş ağaçlardaki eriklerin üzerine ışıldardı.

3

Tarla baştanbaşa insan ve tınazlarla örtülüydü. Sık yüksek boylu çavdar tarlasının biçilmiş bölümlerinde orakçı kadının sırtı; demet yaparken parmakları arasında sallanan başaklar; çocuğunun gölgedeki beşiğine eğilen kadın ve peygamber çiçekleriyle örtülü tarlada toplanmış ekin demetleri görünüyordu. Öte yanda ceketsiz gömlekli köylüler kızışmış kuru tarlada toz kaldırarak araba üstünde ayakta durarak demetleri yerleştiriyorlardı.

Bu parçada yazar izlenimlerinden ve gözlemlerinden yararlanarak sanatsal (izlenimsel) betimleme yapmıştır.

4

Yeşil yumuşak çimenlerin üzerine oturmuş gözlerinden birbiri ardı sıra yuvarlanan gözyaşları arasından bana bakıyor. Oturduğu yerdeki çimenlerin sarı yeşil parıltısı gözlerimi kamaştırdı. Gerideki bahçe duvarını gözden saklayan mor leylaklardan etrafa hafif serin bir koku yayılıyordu.

Bu parçada yazar karşısındaki kişiyi ve oturduğu yeri kendi bakış açısı ile anlatıyor. Bu paragraf duyguların ön plana çıktığı bir öznel betimleme örneğidir.

 

Cuma, 20 Şubat 2015 18:32 tarihinde güncellendi  
ANA SAYFA > DERS NOTLARI > 10. SINIF DİL VE ANLATIM > BETİMLEME ÇEŞİTLERİ VE ÖRNEKLERİ