LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

REFİK HALİT KARAY

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

İkinci Meşrutiyet dönemi yazarlarından Refik Halit Karay (1888-1965), İstanbul'un farklı yönlerini anlattığı ve farklı bir anlatım tarzı sergilediği İstanbul'un iç Yüzü'nden (1918) sonra uzun müddet sessiz kalmıştır. 

Yezidin Kızı (1939), Refik Halit Karay'ın Suriye çöllerindeki seyahatleri sonucunda kaleme alınmıştır. İlk kısımda polisiye, ikinci kısımda sosyoloji etkindir. Roman, Mar­silya'dan Orta Doğu'ya sefer yapan Mariette-acha vapurunda Zeliha ile Hikmet Ali'nin tanışmasıyla başlamaktadır. Olay, daha sonra Suriye ve Irak'a taşın­maktadır. Denizde, Çölde, Dağda başlıklarını taşıyan bölümlerden oluşan ro­manda Kürtçe konuşmasıyla dikkat çeken Zeliha ile Hikmet Ali arasındaki aşk ilişkisi anlatılmaktadır. Refik Halit Karay'ın romanlarında çokça işlenecek olan yaşlı erkekle genç kadın arasındaki aşk ilişkisi bu romanın da asıl konu­sudur. Erkek tecrübesiyle kadın da güzelliğiyle cazibe merkezi durumundadır.

Refik Halit Karay'ın sürgün yıllarını konu alan bir diğer romanı Çete'dir (1939). Yezidin Kızı'nda gurbet acısını yaşayan yazar, Çete'de bu duyguların­dan sıyrılarak memleket meselelerine, millî konulara yönelmektedir. Tezli roman niteliğindeki Çete'de, Hatay'ın neden Türklere ait olduğu, roman kur­gusu içerisinde, vurgulanmaya çalışılmaktadır. Romanın birinci bölümünde asıl kahraman durumundaki Nina'nın Beyrut'taki Suriye ve Lübnan, Fransız Yüce Komiserliği binasında bütün özellikleriyle tanıtıldığını görmekteyiz. Nina, Çarlık Rusyasıda saraya mensup bir genç kızdır. 1917 Rus İhtilali sonu­cunda çok maceralı bir hayata yelken açmıştır. Romanda daha sonra da erkek kahraman Nezih Suat (Kıran Bey) dış görünüşü ve sosyal konumuyla tanıtılır. Çetenin ikinci ve üçüncü bölümlerinde de, ayrı siyasal ve sosyal ortamlardan gelen bu iki kahramanın bir araya gelmeleri ve ilişkileri dikkatlere sunulur. Nina ile Kıran Bey'in konuşmalarından Hatay bölgesinin özelliklerini, sosyal ve siyasal yapısını, kahramanların durumlarını öğrenmekteyiz. Hatay'daki köylerin ve semtlerin isminin Türkçe oluşunu da yine bu konuşmalardan an­lamaktayız. Yazar, doğrudan söylemek yerine, roman kurgusunun bir gereği olarak tezini kahramanlarına söyletmektedir.

Sürgün (1941), ele aldığı konu ve Türk edebiyatında oluşturduğu yankı bakı­mından Refik Halit Karay'ın en ünlü eserlerinden birisidir. Romanın başkahramanı durumundaki Hilmi Efendi Türkiye devleti tarafından sürgüne gönderilmiştir. Hilmi Bey, roman içerisinde korkunç ve kötü bir sona yuvar­lanır. Sağlığını, aklını ve hayatım kaybeder. Roman, Hilmi Bey'in memleke­tinden ayrılırken vapur iskelesinde kızı Seher ile vedalaşmasıyla başlar. Seher hoppa bir kızdır. Kızının kötü yola düşeceğinden korkmaktadır. Daha sonra Seher'in Kani adlı bir aktörle evlendiği haberi duyulur. Alkol ve uyuşturucu tuzağına sürüklenen Seher, romanın sonunda babasının ölümüne de neden olur: Seher, Sitti Nevber adıyla Halep gecelerinde dansözlük yapmaktadır. Deyim yerindeyse, bedenini pazarlayan bir kadın durumundadır. Hilmi Efen­di, davetli olarak gittiği bir gece kulübünde, Sitti Nevber adıyla, yarı çıplak dans eden kadının kızı Seher olduğunu görür ve kalp krizi geçirerek ölür.

Refik Halit, Hilmi Efendi'nin yaşadıklarını, kendi hayat tecrübesinden de yola çıkarak, Hilmi Efendi'nin ölümünden hemen önce şöyle açıklar.- "Sürgü­nü yalnız memleket özlemi yıkmaz; yıkması için bu özleme utandırıcı bir gö­nül yarası da karışmalıdır. İşte Seher, Hilmi Efendi'de böyle bir yara açmıştı; kader hükmünü vermişti." (Sürgün, 5. Baskı, 1985, s.195).

Bu arada Refik Halit Karay romanlarına has bir aşk kurgusunun da Sürgün'de bulunduğunu söylememiz gerekir: Yaşlı Hilmi Bey ile genç Suzidil arasındaki aşk.

Yezidin Kızı, Çete ve Sürgün-, Refik Halit Karay'ın sürgün olarak yurt dışında bulunduğu yılların izlenimlerini konu almaktadır. Memleketten ayrı kalmış olgun bir erkeğin yaşadığı maceralar, üç romanda da dikkati çekmektedir. Ay­nı konu, daha kapsamlı bir şekilde Nilgün (1950) ve Yer Altında Dünya Var (1953) romanlarında da işlenir. Sürgün yıllarına ait hatıraların, yazar muhay­yilesi ile birleşmesi sonucunda ortaya çıkan romanın yazılış macerası roman oluşturma tekniği bakımından dikkate değer: "Nilgün, arkadaşından dinledi­ği bir vakanın Orta Doğu'yu bilen yazar muhayyilesinde roman tekniğine uy­gun olarak geliştirilmesi sonucu ortaya çıkan bir romandır. Eserin birinci kıs­mı yazarın dostu olan Artist Osman adlı bir zatın anlattıkları esas alınarak yazmıştır." (Aktaş 3004: ıı3). Refik Halit Karay, Türk Prensesi Nilgün olarak yayınlanan birinci cildin ardından, romanın beğenilmesi üzerine Mapa Meli­kesi Nilgün ve Nilgün'ün Sonu adıyla iki cilt daha kaleme almıştır.

Roman, İtalyanların Habeşistan'a sevkiyat yaptıkları 1936 yılında Conte Verdi adlı bir vapurdaki erkek kahramanın izlenimleriyle başlar:

 

"Doğu'ya gidiyorum. Niçin? Ben kimim?...

Sizlere bunu şimdi söyleyemeyeceğim. Yazıma ifşaatla başlamalıyım. Önceden izahat vermemekle beraber öyle tahmin ediyorum ki hikâyem ilerledikçe şahsiyetim kendiliğinden belirecek.

Hüviyetime ait olan kısmı az çok örtülü geçmek istememin sebebi, okuyucuları meraka düşürmek gibi bir roman tekniğine dayanmıyor. Birdenbire açığa vurmak hoşuma gitmiyor. İşime gelmiyor da diyebilirim. Şayet kısım kısım, yahut sonuna doğru hepsi meydana çıkarsa pekâlâ! Olacağın önüne geçilmez." (Nilgün 1974,s.7)

 

Okuyucuyla sohbet eder tarzda romanına başlayan bu anlatıcı, —romanın ilerleyen kısımlarında isminin Ömer olduğunu öğreniyoruz— aynı zamanda roman boyunca Nilgün'ü izleyen, onu değerlendiren, hatta ona âşık olan kişi durumundadır. Nilgün Osmanlı hanedanından bir genç kızdır. Güzelliğine ve gençliğine son derece güvenen, çevresindeki erkekleri kendisine hayran bı­rakmaktan zevk alan birisidir. Ne istediğini ve aradığını bilmeden sürekli de­ğişmek arzusu ve büyük güç elde etmek ihtirası Nilgün un temel özelliğidir. Nilgün'ün aşk karşısındaki tavrı Bovarizmin Refik Halit'teki etkisiyle de açıklanabilir. Sürgün'deki Seher, Nilgün, Bugünün Saraylısı'ndaki Ayşen, Dört Yapraklı Yonca'daki Emire ve Dişi Örümcek'teki Nurper; aşk karşısında takın­dıkları tavır bakımından birbirlerine benzerler. Bu roman kişilerinin yaşa­dıkları dram bakımından da aralarında benzerlikler bulunmaktadır.

Anahtar da (1947) Cumhuriyet dönemi İstanbul'u (II. Dünya Savaşı Yılları) çeşitli yönleriyle dikkatlere sunulur. Roman bir şüphe üzerine şekillenir. Başkahraman durumundaki Kenan Bey, anahtarını kaybedince hanımının çanta­sından gizlice bir anahtar alır ve aynısından yaptırır. Fakat bu yaptırdığı anahtar kapısını açmaz. Bunun üzerine karısının kendisini aldattığından şüphelenen Kenan Bey, böylece İstanbul sosyetesinin içerisine girer. Karşı­laştığı her insandan, zihnini kemiren anahtar problemi nedeniyle şüphele­nir. Perihan ve kendisiyle konuşan erkeklerin gizliden gizliye onunla buluşup buluşmadıklarına dair şüpheler taşır. Bu davranış tarzı Kenan Bey'in yüksek seviyede bir memur, maddesel problemleri aşmış bir insan olmasına rağmen farklı bir yaşayış tarzı olan sosyetik olmayı içine sindiremediğini göstermek­tedir. Şerif Aktaş'ın, romandaki temel düşünce ile tespiti şöyledir: "Eser, Cumhuriyet sonrası İstanbul'unda dış görünüşü Garplı olmasına rağmen, zih­nî yapısı ve düşünce tarzı ile henüz Türk toplumundan kopmamış insanlardan teşekkül eden zümrenin, bu ikilikten doğan dramını ortaya koyar. İşlediği bu konu düşünülerek anahtar'a sosyal roman demek mümkündür" (2004: 109)-

Bu Bizim Hayatımız (1950) romanında da İmparatorluk döneminin şaşaalı ailelerinin Cumhuriyet sonrasındaki hayatı dikkatlere sunulur. Romanda ay rica II. Dünya Savaşı sonrasında bütün İstanbul'un bir panoraması verilir. Refik Halit Karay'ın sürgün yıllarının dışında ele aldığı ikinci tema olan İs­tanbul'la, toplumumuzun yaşadığı sosyal değişim de anlatılır.

Buraya kadar, kendi ıstıraplarını veya sosyal problemleri aksettiren Refik Ha­lit Karay, Dişi Örümcek (1953) ile birlikte aşk romanlarına yönelir. Daha önce, aşkı değişik problemlerin ve çatışmaların içinde vermeyi tercih eden Refik Ha­lit, Dişi Örümcek'te konusu aşk olan bir roman kaleme alır. Romanın kadın kah­ramanı Nurper, sevdiği erkeklere eziyet etmekten zevk alan bir kadındır. Ken­disine kadınlığından dolayı yaklaşmak isteyen erkeklerden kaçar. Buna karşılık yaşlı fakat cinsel cazibe ile mevkii ve makamı arasında tereddüt yaşayan erkek­leri tercih eder. Bu bakımdan Viskonsül Hayati Beyle ilişki kurar ve onunla ev­lenir. Romandaki Ebu Ali, Casim, Bahtiyar Bey, Murtaza ve Hayri gibi bütün er­kek kahramanlar kayıtsız şartsız Nurper'e bağlıdır. Erkek avlamada son derece hünerli olan Nurper, Viskonsül Hayati Bey'i de cinsel cazibesiyle ezmektedir.

1954 yılında Hürriyet gazetesinde Olduğa Gibi adıyla tefrika edilen 1964'te adı değiştirilerek yayınlanan Bugünün Saraylısı, Refik Halit Karay'ın en ünlü romanlarındandır. Romanda küçük şehir hayatına alışmış bir genç kızın yüksek sosyete içerisinde düştüğü durum anlatılmaktadır. İlk bölümde II. Dünya Sava­şı yıllarında Gedikpaşa'da maddi imkânsızlıklar içerisinde yaşayan Ata Efendi ve ailesi tanıtılır. Ata Efendi'nin akrabası Yaşar Efendi ile olan ilgisine dikkat çekilir. Yaşar, savaş döneminin karmaşasından yararlanarak zengin olmuş biri­sidir. Yaşar'a göre oldukça karakterli ve kültürlü olan Ata Efendi ise zor şartlar­da geçinmektedir. Romanın asıl kahramanı Yaşar'ın kızı Ayşen'dir. Ayşen, üvey annesinin ölmesi üzerine yalnız kalmıştır. Yaşar Efendi de, ilgilenmeleri ama­cıyla Ayşen'i İstanbul'da oturan akrabası Ata Efendi'nin yanına göndermiştir. Ayşen, Ata Efendi'nin evinde karısı Üftadi ve kızı Feride nezdinde, biraz da ge­tirdiği hediyeler ve para sayesinde baş tacı edilir. Evin sürekli misafiri olur.

Ayşen gösteriş ve lüks meraklısı bir genç kızdır. Dolayısıyla, paranın ve gü­zelliğin verdiği imkânla, kenar mahalleden yüksek sosyeteye geçişi gerçekle­şir. Ata Efendi, çocukluk ve gençlik yıllarında Osmanlı konak hayatının içeri­sinde yaşamıştır. Yaşlılığında ise akrabası olan Ayşen'in koruyucusu olmak görevi ile modern hayatın içerisine girer. Romanda, anlatıcının hareket nok­tası olarak aldığı Ata Efendi'nin iç dünyasını anlatılarak Meşrutiyet öncesi ve Cumhuriyet sonrası benzeyen ve değişen yönleriyle ortaya konulur.

Bu arada Ata Efendi'nin Ayşen'e, Ayşen'in de. Ata Efendiye dile getirileme­yen aşk duygularının bulunduğunu söylemeliyiz. Modern hayatın, güzelliğiyle bir anda gözdesi durumuna gelen Ayşen, etrafında dönen erkeklerden hangi­sini tercih edeceğini bilemez. Şaşkınlık içinde, daha çok imkân sağlayacağı düşüncesiyle Rüveyha Paşa ile evlenir. Ayşen, tıpkı Refik Halit Karay'ın diğer kadın kahramanları gibi, ne istediğini bilmeden arzu ve istekleri doğrultu­sunda sürekli değişim gösteren bir karakterdedir. Bu da, Nilgünde ve Sürgün'de olduğu gibi acı sonu hazırlayacaktır.

Bugünün Saraylısı adlı romanda II. Dünya Savaşı'nın ortamından yararlana­rak zengin olmuş bir Anadolu tüccarının kızının, yetişme tarzından çok fark­lı bir yaşama içerisine girişi ve oradaki bocalayışı vardır. Bu serüvenin anla­tılmasında, bir bakıma romancının kendi misyonunu yüklediği Ata Efendi gi­bi, birçok dönemi görmüş ve yaşamış bir insanın hayat tecrübesi ve yaşananları yorumlaması dikkat çekicidir. Yaşama tarzları arasındaki başka­laşma da romanın bir başka ilgi çekici noktasıdır. Ata Efendi ailesi varlık için­de bir yaşama tarzından yokluğa, Yaşar Efendi ve kızı da yokluk içinde bir ya­şamadan sınırsız zenginliğe gitmişlerdir. Savaş ve değişen hayat şartlan, in­sanları çok farklı hayatlara hazırlamaktadır.

Refik Halit Karay'ın Bugünün Saraylısı'ndan sonraki romanları geçim kaygısından kaynaklansa gerek, popüler roman yazmaya yöneliktir. 2000 Yılın Sevgilisi (1954), İki Cisimli Kadın (1954), Kadınlar Tekkesi (1956), Karlı Dağdaki Ateş (1956), Dört Yapraklı Yonca (1957), Sonuncu Kadeh (1965) adlı romanlar aşk konusunun farklı tarzda işlendiği eserlerdir.

2,000 Yılın Sevgilisinde iki sevgilinin aşkının 2ooo yıl önceki bir tarih süre­cinde yaşatıldığını görmekteyiz. Fahir ile Güldal arasındaki aşk, 2ooo yıl önce­sinden gelmektedir. Bu üçüncü hayatlarıdır. İlk aşklarında adları Parmis (Fa­hir) ve Tamara'dır (Güldal). Parmis, Akdeniz'de bir korsan olarak Tamara'ya aşık olur. İkinci aşk Selçuklu döneminde yaşanır. Burada da Fahir Ali Pars, Güldal da sonradan Müslüman olup Zerrintaç ismini alan bir genç kızdır. Ro­man bu yapısıyla tarihsel roman özelliği de göstermektedir. Tarihsel zamanlar, hâlden geçmişe doğru iç içe girmiş bir tarzda karşımıza çıkmaktadırlar.

Refik Halit Karay'ın ölümünden sonra Yerini Seven Fidan (1977), Yüzen Bah­çe (1981) ve Ekmek Elden Su Gölden (1985) adlı romanları yayımlanmıştır. Ye­rini Seven Fidan'da bir Anadolu gencinin büyük şehirde tutunma çabası ve aşk dünyası, Ekmek Elden Su Gölden 'de ise, türedi zenginlerin yaşama tarzları ve sınıf atlama çabaları ele alınmaktadır.

 Kaynak: Yakup Çelik, Cumhuriyet Dönemi Roman, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Türk Edebiyat Tarihi, sayfa:215-275, cilt:4 

Perşembe, 28 Mayıs 2009 12:36 tarihinde güncellendi