LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
ANA SAYFA > DERS NOTLARI > 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI > CUMHURİYET DÖNEMİ EDEBİ DERGİLER

CUMHURİYET DÖNEMİ EDEBİ DERGİLER

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 43
ZayıfMükemmel 
İçerik Sayfaları
CUMHURİYET DÖNEMİ EDEBİ DERGİLER
KÜLTÜR HAFTASI
AĞAÇ DERGİSİ
ÇINARALTI MECMUASI
Tüm Sayfalar

Bu Konuyu Facebook Profilinde Paylaş

Hazırlıklarına 1949 yılı sonlarında, "eski şiirimizden milli kültür ve edebiyatımızdan kopmadan yeni ve güzel bir şiir sergilemek, o yıllarda şiirimizi çıkmaza sokanlara ve yozlaştıranlara karşı çıkmak ve tavır almak” parolasıyla başlanan hisar dergisi, ilk sayısını 16 Mart 1950’de yayımlamıştır.

Yayın hayatını iki dönem halinde sürdüren Hisar dergisi, birinci yayın döne­minde (Ocak 1957'ye kadar) 75; ikinci yayın döneminde de (Ocak 1964'ten Ara­lık 1980'e kadar) 202 olmak üzere toplam 277 sayı çıkmıştır.

Atatürk 'ün doğumunun 100. yıldönümü dolayısıyla Kültür Bakanlığı'nın dokuz dalda açtığı yarışmalarda, şiir dalında "Kuşlar ve İnsanlar" kitabıyla birincilik ödülünü kazanan Hisar'ın kurucu şairlerinden Mustafa Necati Karaer, derginin çıkış gerekçelerini şöyle anlatır:

Garipçilerin başlattığı şiir akımının "yalan dolmaları" karın doyurmasa bile, şiirden nasibi olanları şiirden ve edebiyattan uzaklaştırıyor ve hareket devam edi­yordu. Bu durum karşısında yapılacak tek iş, tek çare, inandığımız yolda bir ede­bî dergi çıkarmaktı. Öyle bir dergi ki, Türk şiirini yıkmak isteyenlerin karşısına bir kale gibi dikilsin, taklitçiliğe sapmadan millî kültürümüzden güç alsın ve "geç­mişle "gelecek" arasında bir köprü olsun. İşte, kendi inançlarımız ve sanat an­layışımız doğrultusunda bir fikir, sanat ve edebiyat dergisi çıkarma kararımız, özetle belirtmeye çalıştığım ihtiyaçtan doğmuştur (1983: 41).

Hisarcılar, derginin ilk sayısında yayımlanacak bir bildiriyle "neler yapacak­larını açıklamak" yerine, zaman içerisinde "neler yapacaklarını gösterme"nin daha doğru olacağına inanmışlardır. 26 Aralık 1966'da Ankara Radyosu'nca hazırlanan pir programda derginin sanat anlayışını ve belli başlı ilkelerini ortaya koyan açıklama, derginin kuruluşundan 17 yıl sonra yapılır. Hisar'ın kuruluşunun, sorunla­rının, dil anlayışının ve sanat ilkelerinin tanıtıldığı programa dergiyi temsilen Munis Faik Ozansoy, Mehmet Çınarlı, İlhan Geçer, Mustafa Necati Karaer, Gültekin Sâmanoğlu ve Nevzat Yalçın katılmışlardır.


 

"Radyoda Hisar Saati" programında açıklanan bu ilkeler, daha sonra Hisar dergisinin 113. ve 114. (Şubat, Mart 1967) sayılarında da topluluğun bir tür geci­ken bildirisi olarak dört madde halinde yayımlanmıştır:

1. "Sanatçının Dili Yaşayan Dil Olmalıdır." Aksi takdirde, ister eski, ister yeni olsun, ölü kelimelerden doğan her eser yeni nesilleri birbirinden ayırır. Türk sanatına ve kültürüne olumlu katkıda bulunamaz.

Bu ilkeyle ilgili olarak Hisarcıların, özellikle Birinci Yeni ve ikinci Yeni sanatçılarına yönelttikleri eleştiriler şöyle sıralanabilir: Ağza alınmayacak kadar kaba '"ve çirkin kelimeleri bol bol kullanmak, dil akışına uymayan uydurma kelimeleri inatla ve ısrarla kullanmak, büyük harf-küçük harf kurallarına boş vermek, nok­talama işaretlerini kaldırmak, cümle tekniğine kulak asmamak.

2. "Sanatçı Bağımsız Olmalıdır." Zira onun eseri, siyasî sistemlerin de, ekonomik doktrinlerin de propaganda aracı değildir.

3. "Sanat Millî Olmalıdır". Çünkü kendi milletinden kopmuş bir sanatın milletlerarası değer kazanması beklenemez.

4. "Sanatta Yenilik Asıldır". Ne var ki, bu yenilik arayışı eskinin ret ve inkârı şeklinde yorumlanmamalıdır. Dünden kuvvet alarak yarın da kolay kolay eskime­yecek bir yenilik anlayışı ilke edinilmiş; mutlaka serbest şekilli şiir yazmak, şiiri nesre ve hikâyeye yaklaştırmak, heceyi ve aruzu ölü vezinler olarak görmek gibi ısrarcı yaklaşımların doğru olmadığı savunulmuştur.

Toplumcu Gerçekçi, Garip ve ikinci Yeni gibi şiir hareketlerini de açlığı ve se­faleti dile getirdikleri, gençliğin şehevî arzularını kamçıladıkları, amaçlı olara aile ve diğer toplumsal kurumları hiçe saydıkları iddialarıyla eleştirmişlerdir.

Hisarcılar, Türk şiirinde görülen yenilik hareketlerinde sanatçıların "dil, şekil ve konu" karşısındaki tutumlarını belirleyen iki kutup olduğunu savunurlar (bkz, Karaer 1960: 37-38): Bu kutuplardan birini, her faklılaşma ve değişmeyi şiirdi yenilik sayanlar oluştururken; diğerini de, -tek başına kendilerinin temsil ettiğim inandıkları- bu görüşün aksini iddia edenler oluşturmaktadırlar.

Hisarcılara göre şiir dilinde yenilik; şiiri ölü kelimelerden ve terkiplerden kur­tarıp sadeleştirmekle, dili basitliğe düşürmeden yaşayan halk diline göre geliştirmekle mümkündür. Uygarlığın ve kültür seviyesinin bir bakıma ölçüsü olarak gördükleri dili kısırlaştırmamak gerektiğine inanmışlar; ancak, masa başında kelime uydurulmasına da karşı çıkmışlardır. Yabancı dillerden alındığı artık fark edilemeyen ve Türkçe karşılığı olmayan kelimelerin çekinilmeden kullanılması gerektiğini savunmuşlardır.

Bu gruptaki şairler; vezin konusunda bir dayatmaya karşı olmuşlar, şiir olarak kalabildiği müddetçe aruzu da, heceyi de, serbest şekilli şiiri de kabul ettiklerini belirtmişlerdir. Şiirin şekil özellikleri yönüyle, aruzda ve hecede alışılmış kalıpların çerçevesinden kurtulup yeni söyleyişlere ulaşmasını hedefleyen Hisarcılar muhteva özellikleri yönüyle de, şiirin konusunun sınırlandırılmayacağını, şiir feda edilmemek şartıyla her konunun işlenebileceğini savunmuşlardır. Zira sanatın her şeyden önce bir hürriyet meselesi olduğunu, ancak, dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir zaman mutlak hürriyet rüzgârı esmediğini belirterek, "hürriyet perdesi arkasında oynanan maksatlı oyunlara pabuç bırakmayacaklarını" da her fırsatta dile getirmişlerdir.

Hisarcılar, gecikmeli olarak ilân ettikleri bu ilkelere otuz yıllık yayın hayatı boyunca sıkı sıkıya bağlı kalmışlar ve kendilerini, diğer topluluklara karşı (toplumcu gerçekçiler, Birinci Yeniciler, Maviciler, İkinci Yeniciler) Türk şiirini ve dilini koruyan yegâne "kale" olarak görmüşlerdir.

(Yrd. Doç. Hulusi GEÇGEL, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Anı Yay. Ankara 2003)

GÜLÜM

Saçlar ağardı; sanma ki yaşlanmışız gülüm

Vallahi neyse sendeki hoşlanmışız gülüm

Yıllar geçtikçe gönül uslanır sanıp

Düşmüş büyük hatalara aldanmışız gülüm

Gel ağzı süt kokanlara yaklaşma zevki yok

Onlar gibiyken aşkı oyun sanmışız gülüm

Mehmet ÇINARLI

Hisar Dergisiyle ilgili daha geniş bir yazı için: http://dergilik.blogspot.com/2008/09/edebiyatmzn-hisar.html


KÜLTÜR HAFTASI

Peyami Safa'nın yönetimde 15 Ocak 1936'dan 3 Haziran 1936'ya kadar 21 sa­yı çıkan Kültür Haftası, daha çok roman ve köy edebiyatı üzerine yaptığı tartış­malarla döneminin hayli etkili dergilerinden biri olmuştur. İlk sayıda yer alan “Kültür Nedir?" başlıklı yazıda Kültür Haftası'nın çıkışındaki amaç belirtilir: Kültür Haftası, delalet ettiği manaya tamamen sadık kalarak sanat, ilim ve edebiyatı tam bir kültür seciyesi, ahlakıyla birleştirmek, sağlamlaştırmak istiyor. Mü­nevver vasfını benimsemiş her insanın zihnini kurcalayan bütün bu kültür mesele­lerinde Türk zekâsının eserlerini aksettirmeye çalışacaktır. Yerli fikirlerin bu ser­best ve açık sergisinde eserlerini teşhir edecek olan bütün muharrirler, birbirini kültür planında umumi bir vahdetle bağlıdırlar. Kültür Haftası, edebiyattan ve sanattan, ilimden ve felsefeden halis kültüre çıkan yolun üstündedir. "

Derginin ikinci ve üçüncü sayılarında Ahmet Hamdi Tanpınar, "bizdeki Ro­man" başlığıyla, romanımızın sorunları üzerine makaleler yazar. Tanpınar bu yazılarında, bizim romancılarımızın yabancı romancılar kadar okur üzerinde etki bı­rakmadığına değinir.

Derginin kadrosunda yer alan yazarlar, her hafta bir evde toplanarak edebiyatın güncel sorunlarına yönelik tartışmalar yapar. Daha sonra bu tartışmalar, Kültür Haftası'nda başyazı olarak yayınlanır. Tartışmaların birinde "en önemli meselenin memleket edebiyatı mevzusu" olduğu ve bunun üstüne gidilmesi gerektiği sonucu çıkarılır.


 

Kültür Haftası'nın dördüncü sayısı için toplanıldığında "Romana Dair" konu­şulur. Peyami Safa 'nın "romanlarımızı inkâr değil, tenkit ve tahlil edelim" sözleri kabul görür. Bu tartışmaya, "Romanda Millî Vasıf yazısıyla Suut Kemal Yetkisi de katılır.

Kültür Haftası'nın altıncı sayısında, "Köy Edebiyatı" konusu üzerine Hilmi Zi­ya Ülken, Mümtaz Turhan, Muzaffer Yürük, Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar Sabri Esat Siyavuşgil, Ziyaeddin Fahri düşüncelerini açıklarlar.

Derginin ondördüncü sayısına Sait Faik konu edilir. Yeni çıkan Semaver adlı kitabı üzerinden Sait Faik'in öykücülüğü tartışılır. Bu tartışmada Sabahattin Eyyüboğlu, Sait Faik'in öyküleri için şunları söyler: "Benim ilk aldığım intiba hikâyelerdeki tenhalıktır. Gerek şahıs azlığı, gerek hadise azlığı ve gerek teferruat azlığı. Bu tenhalık intihamı veren şey tiplerin, hadiselerin ve teferruatın çok silik olmasıdır. "

Kültür Haftası 21. Sayısı ile birlikte yayın yaşamını noktalar. Yirmi bir sayı bo­yunca dergide şiirleri çıkan imzalar şunlardır: Ahmet Hamdi Tanpınar, Faruk Nafiz Çamlıbel, Sabri Esat Ander, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Sıtkı Tarancı, Halit Fahri Ozansoy, Ahmet Rahmi, Cevdet Kudret.

Dergide ayrıca yerli ve yabancı yazarların öykülerine yer verilmiştir. Bu öykücüleri şöyle sıralayabiliriz: Josephe Payre, Louis Guilioux Gilette Ofaire, Ped Buck, Knut Hamsun, Anton Tehekhov (Çehov), Prosper Merimee, Allan Poe, Zahir Sıtkı, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Fikret Âdil, Peride Celal

(Erdal Doğan, Edebiyatımızda Dergiler Bağlam Yayıncılık, İstanbul 1997)


AĞAÇ DERGİSİ

Ağaç dergisi, 1936'da sanat-fikir-aksiyon alt başlığıyla yayın hayatına başla­mıştır. İmtiyaz sahibi ve başyazarı Necip Fazıl Kısakürek'tir. Millî, ruhçu, Anadolucu sanat anlayışının benimsendiği dergi Ankara'da 14 Mart 1936'da yayma başlamış ve İstanbul'da 29 Ağustos 1936'da 17 sayı olarak sona ermiştir.

Dergide Necip Fazıl Kısakürek'in başyazıları dışında Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Ahmet Muhip Dıranas, Ziya Osman Saba, Cahit Sıtkı Tarancı, Sait Faik, Sabahattin Ali, Fikret Adil, Mustafa Sekip Tunç, Sabahattin Eyüboğlu ve Burhan Toprak'ın yazı ve şiirleri yayınlanmıştır.


 

BEKLENEN

Ne hasta bekler sabahı,

Ne taze ölüyü mezar,

Ne de şeytan bir günahı,

Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,

Yokluğunda buldum seni;

Bırak vehmimde gölgeni,

Gelme, artık neye yarar?

Necip Fazıl Kısakürek



ÇINARALTI MECMUASI ÜZERİNE Necati TONGA I. Giriş

Halk Fırkasından olmayan insan sayılmadı

Bir tehlikeydi millete hürüm demek bile

Kurduktu altı ok ile tek fırka sistemi

Mehtaba çıkmışız gibi tek kürek ile.

Hüseyin Rıfat IŞIL

1940'lı yıllar sosyal ve siyasî hayatımızda pek çok hareketliliğin yaşanmasının yanı sıra, fikir ve edebiyat tarihimiz açısından da önemli yıllar olmuştur. Tek Par­ti yönetiminin İkinci Dünya Savaşı nedeniyle Almanya ile Sovyetler Birliği arasın­da izlediği denge politikasına bağlı olarak, bu dönemde ülkemizde çeşitli dünya görüşlerinin savunulduğu pek çok mecmua yayımlanmıştır. Nilgün Gürkan, Türkiye'de Demokrasiye Geçişte Basın 1945-1950 adlı çalışmasında bu konu ile ilgili olarak şu yorumu yapmıştır.

"(….)Bu dönemde sol ve sağ eğilimli yeni yayın organları da ortaya çıkmıştır. Ancak gazete ve dergilerdeki bu çeşitlenme, düşünce yelpazesindeki genişlemeye denk düşen çoğulcu bir basın ortamı ile ilgili değildir. Siyasal iktidar, savaş sırasında izlediği denge politikasının bir gereği olarak bunların yayınlanmasına izin vermiştir. "

Adımlar, Akbaba, Bağ, Bozkurt, Büyük Doğu, Çığır, Çınaraltı, Ergenekon, Hamle, Hareket, İnsan, Millet, Orkun, Servet-i Fünûn(Uyanış), Ses, Tanrıdağ, Ülkü, Varlık, Yeni Adam, Yurt ve Dünya, Yücel, Yürüyüş... bu dönemde neşredilen belli başlı mecmualar olarak sıralanabilir.

Fikir ve edebiyat tarihimizin bu devresinde, 1960'lı yıllarda gittikçe belirginleşecek olan fikrî kamplaşmaların ilk belirtileri görülmeye başlar. Bu kamplaşmalar da, farklı dünya görüşlerinin savunulduğu fikrî ve edebî muhitlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Türk edebiyatında bir galat-ı meşhur olarak Beş Hececiler diye adlandırılan edebî grubun iki mühim siması olan Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon, yayımladıkları eserler ve mecmualar ile dönemin Türkçü-milliyetçi edebî-fikrî mu­hitlerinin hareketli isimleri olarak karşımıza çıkarlar."Yayım hayatımızda Yusuf Ziya ve Orhan Seyfi'den daha çok mecmua çıkaran iki ortak, iki bacanak ve iki dost şâir yoktur. "

Orhan Seyfi ve Yusuf Ziya'nın birlikte çıkardıkları mecmuaların en önemlileri bir siyasî-mizah mecmuası olan Akbaba ve haftalık Türkçü Fikir ve Sanat mecmuası olan Çınaraltı'dır. Biz bu makalemizde 1940’lı yılların en çok okunan fikir ve sanat dergilerinden biri olan Çınaraltı'yı ana hatlarıyla değerlendirmeye çalı­şacağız:

(Tonga, Necati, Çınaraltı Dergisi Etrafında Oluşan Edebî Muhit, Gazi Ün. Sos. Bil. Ens., Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ank., 2004, s.319)

Çınaraltı Mecmuası

Eşcâr-ı bağ hırka-i tecride girdiler

Bâd-ı hazân çemende el aldı çenârdan

Baki

İkinci Dünya Savaşı'nın bütün şiddeti ile devam ettiği günlerde Gaspıralı İsmail Bey'in Dilde, Fikirde, İşte Birlik sloganı ile yayın hayatına atılan Çınaraltı, Orhan Seyfi Orhon ve Yusuf Ziya Ortaç'ın birlikte çıkardıkları haftalık Türkçü, fikir ve Sanat mecmuasıdır. Çınaraltı mecmuası, bazı aralıklarla 9 Ağustos 1941-9 Haziran 1948 tarihleri arasında 161 sayı neşredilmiştir.

Çınaraltı dergisinin ismi, Ziya Gökalp'in Küçük Mecmua 'da yayımladığı Çınaraltı adlı makalesinden mülhemdir. Gökalp, bu makalesinde Türk kültürü ve me­deniyetini ana hatlarıyla değerlendirmeye çalışmıştır. Çınaraltı ismi, Ziya Gö­kalp'in yazısının içeriğinden de anlaşılacağı üzere kültürel milliyetçiliği semboli­ze etmektedir. Orhan Seyfi ve Yusuf Ziya da, dönemin diğer Türkçü dergileriyle muhteva ve kalite itibariyle farklılık gösteren dergilerine, kültürel milliyetçilik an­layışlarını yansıtan bu sembolü isim olarak vermişlerdir diyebiliriz. Çınaraltı mecmuası, yayımlandığı dönemde Türkçülük ve milliyetçilik idealini benimseyen fikir ve sanat mecmualarının başında gelir. Çınaraltı, yayın hayatı boyunca bu idealden sapmamış ve yayın politikasını da bu mihver üzerine inşâ ederek kendi­sini haftalık Türkçü Fikir ve Sanat mecmuası olarak nitelendirmiştir. "Çınaraltı, Türk kültürünün, Türk tarih ve medeniyetinin çeşitli coğrafyalardaki varlığı ile meşgul olmayı milliyetçilik anlayışının temeli saymıştır. "

Finansmanının En ver Paşa'nın Türkçü kardeşi Nuri Killigil tarafından sağlan­dığı çeşitli kaynaklarda belirtilen Çınaraltı mecmuası; yayımlandığı dönemde Gökbörü, Bozkurt gibi sert üsluplu Türkçü-milliyetçi dergiler ile kıyaslandığında, ılımlı-kültürel milliyetçilik fikri ve din mefhumuna bakış açısı sayesinde geniş kit-. İtleri milliyetçilik ülküsü etrafında birleştirmeyi başarmıştır.

Mecmuanın ilk sayısındaki Orhan Seyfi Orhon 'un İdeal isimli baş makalesi, değerlendirmeye çalıştığımız mecmuanın idealini göstermesi bakımından önemli­dir, Orhan Seyfi'nin bu makalesinde işaret ettiği ideal, Türkçülük ve milliyetçilik­tir. Çınaraltı mecmuasında bu dünya görüşleri ile ilgili pek çok fikrî makale kale­me alınmıştır. Özellikle incelediğimiz mecmuanın ideologu olarak nitelendirebile­ceğimiz Emekli General Hüseyin Hüsnü Emir Erkilet ile Orhan Seyfi Orhon ve Yu­suf Ziya Ortaç 'm mecmuada neşrettiği fikrî makaleler önemli yekûn tutmaktadır.


 

"Çınaraltı, yayın hayatına başlarken Türkçü bir dergi hüviyetinde olmakla be­raber daha sonraki yıllarda biraz da siyasî iktidarın Türkçüler üzerindeki baskı­larının tesiri ile zaman zaman Türkçülüğü savunur duruma geçtiği halde, zaman zaman da bu fikriyatın tamamen dışında tarafsız bir dergi hüviyetine bürünmüştür.

Çınaraltı dergisinin çok zengin bir yazar ve şâir kadrosu vardır. Dönemin önemli yazarlarının pek çoğu Çınaraltı dergisinde yazı ve şiirlerini yayımlamış­lardır.

Orhan Seyfi Orhon ve Yusuf Ziya Ortaç başta olmak üzere Edip Ayel, Hüseyin Hüsnü Emir Erkilet, Ali Canip Yöntem, Halide Nusret Zorlutuna, Şükûfe Nihal, Hüseyin Namık Orkun, Mustafa Hakkı Akansel, Peyami Safa, Nihal Atsız, Zeki Velidî Togan, İbn'ül Emin Mahmut Kemal İnal, Enver Behnan Şapolyo, Ahmet Caferoğlu, Behçet Kemal Çağlar, Faruk Nafiz Çamlıbel Halit Fahri Ozonsoy, Fazıl Ahmet Aykaç, Halil Nihat Boztepe, Besim Atalay, İsmail Hami Danişmend, Zeki Ömer Defne, Ali İzzet Özkan, M.Kaya Bilgegil, Tarık Buğra, Mehmet Çınarlı, Gültekin Samanoğlu... Çınaraltı'nda yazı ve şiirleri yayımlanan belli başlı isimlet olarak sıralanabilir.

Çınaraltı dergisi, yayımlandığı dönemdeki diğer dergiler içerisinde zengin muhtevası ile de dikkat çeker. Dergide fikrî makalelerin yanı sıra edebiyat, dil, kültür, çeşitli sanat dalları ve ilgi alanlarıyla ilgili pek çok yazı kaleme alınmış

Tefrika roman, hikâye, edebî tenkit, gezi yazısı, biyografi, hatıra... gibi edebi türlerde dönemin mühim simalarının kaleme aldıkları yazılar da dikkat çekmektedir. İncelediğimiz mecmuanın bünyesinde 59.sayıdan itibaren Çınaraltı Neşriyat adı altında bir yayınevi kurulmuş ve Yusuf Ziya'nın Beşik, Orhan Seyfi'nin Dün Bugün, Yarın, Hüseyin Namık Orkun 'un Yeryüzünde Türkler ve Millî Türk Efsane­leri ile Halide Nusret Zorlutuna'nın Yayla Türküsü adlı eserleri bir seri olarak ya­yımlanmıştır. Çınaraltı; çeşitli yayın dönemlerinde Atatürk, Ziya Gökalp, Nama Kemal, Ahmet Haşim, Ömer Seyfettin ve İstanbul'un Fethi için özel sayılar neşretmiştir.

Çınaraltı mecmuası, şiire oldukça önem vermiştir. Mecmuanın şâirler kadro­sunda tanınmış, güzel şiirler yazan usta şâirler olduğu gibi yeni yetişme temayülü gösteren isimler de yer almıştır. Değerlendirmeye çalıştığımız mecmuada, Orhan Seyfi ve Yusuf Ziya gibi mecmuanın önde gelen iki isminin çok az şiir yayım­laması dikkat çeker.(Çınaraltı mecmuasında Orhan Seyfi 11, Yusuf Ziya 8 şiir neşretmiştir.)

Mecmuanın şâirler kadrosu içerisinde en dikkat çekici isim hiç şüphe yok Edip Ayel'dir. Çınaraltı, Edip Ayel'in Türkçe şiirlerini yayımladığı ilk mecmua ve incelediğimiz mecmuada en çok şiiri yayımlanan isim de Ayel'dir. Ayel, Çınaraltı'nın dördüncü sayısında kendisiyle yapılan konuşmada şiir anlayışını divan şiiri üzerine inşâ ettiğini, neo-klâsik şiirler yazdığını ve amacının "gazeli dönemin zevkine göre yaşatmak" olduğunu belirtmiştir.

1938 yılında Fransa'da düzenlenen bir şiir yarışmasında birincilik kazanan ve Gammes ve Sagesse adlarında Fransızca iki şiir kitabı bulunan Edip Ayel, Çınaraltı mecmuasında yayımladığı neo-klâsik şiirlerde aruzu çok başarılı bir şekilde kullanmış, gelenekten faydalanma noktasında Çınaraltı mecmuası çevresinde yetişen genç nesle örnek olmuştur.

Edip Ayel, edebiyatımızda o zamana kadar karşılaşmadığımız bazı nazım şekillerini (Rondel, Rondeau, Triolet, Villanelle, Iambos, Pantum...) ilk kullanan isimdir. Ayel, incelediğimiz mecmuadaki şiir üzerine kaleme aldığı makalelerle de şiir yazmakla kalmayıp, şiir teorisi üzerine düşünen bir şâir olduğunu göstermiştir

Çınaraltı mecmuasında Edip Ayel'in dışında Halide Nusret Zorlutuna, Şükûfe Nihal, Fazıl Ahmet Aykaç, Halit Fahri Ozansoy, Faruk Nafiz Çamlıbel, Mithat Ce­mal Kuntay, Halil Nihat Boztepe... gibi usta isimler şiir vadisinde oldukça başarılı örnekler vermişlerdir. Ayrıca Dündar Akünal, Halim Yağcıoğlu, Zafer Arıkbağ, Mehmet Çınarlı, Fevzi Halıcı... gibi pek çok genç şâir Çınaraltı mecmuasında şiirlerini yayımlamış ve edebiyat âlemine adım atmıştır. Böylece Çınaraltı mecmuaçevresinde; aynı dünya görüşünü savunan, pek çok usta ismin destek verdiği ve gençlere de kucak açan bir fikrî ve edebî muhit oluşmuştur. Mecmuanın genç şâirlerinden Fevzi Halıcı, daha sonra yayımladığı Parlamenter Şâirler adlı çalışma­sının giriş bölümünde Çınaraltı mecmuasının bu özelliğine değinmiştir.

"(...)İstanbul Üniversitesinde Kimya Yük. Müh. tahsilimi yaparken aşağı yuka­rı her gün Çınaraltı dergisine uğrar, yeni yazdığım şiirlerimi verir, başta Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç üstatlarım olmak üzere zamanın şöhretli şair ve yazarlarının edebiyat, sanat konularındaki sohbetlerini, hatıralarını can kulağıyla dinler, miktarımca nasibimi alırdım. 1940'lı yıllarda Çınaraltı dergisi özellikle bizim gibi genç şairler için bir akademik olacaktı. "

İlk şiirleri Çınaraltı'nda yayımlanan ve daha sonra Hisar topluluğunun en önemli isimlerinden olan Mehmet Çınarlı da, Sanatçı Dostlarım adlı hatıra kitabında Çınaraltı mecmuası ile ilgili olarak Fevzi Halıcı'nın görüşlerine benzer değerlendirmelerde bulunarak, sanat hayatında ilk başarı heyecanını ve ilk büyük sevincini Çınaraltı sayesinde tattığını belirtmiştir.

1940'lı yıllarda Orhan Veli ve arkadaşları tarafından ortaya konulan Garip şi­ir hareketine karşı ilk tepkiler (çoğunlukla Akbaba mecmuası ile ortak hareket edilerek) Çınaraltı mecmuası çevresinde oluşan edebî muhit tarafından ortaya konulmuştur. Akbaba ve Çınaraltı mecmualarında Garip şiir hareketine karşı pek çok edebî tenkit kaleme alınmış, bu yazılarda Orhan Veli ve arkadaşları Bobstil olarak nitelendirilmiştir.

Fiske müstearı ile Akbaba'da yazdığı alay ve hiciv dozu yüksek yazılarında bu yeni şiir hareketini eleştiren Orhan Seyfi Orhon, Çınaraltı'nda yayımladığı "Ben, de Bobstil Şiir Yazabilirim, Fakat..." başlıklı yazısında Bobstil şiiri "kupkuru bir realite mahsulü, şâiranelikten yoksun ve amiyane" bir şiir olarak nitelendirmiştir. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin önemli edebî gruplarından olan Hisar topluluğunun16 oluşumunda Çınaraltı mecmuasının rolü büyüktür. Hisar toplulu­ğunun önemli isimleri Mehmet Çınarlı. İlhan Geçer, Yahya Benekay, Gültekin Samanoğlu. Mustafa Necati Karaer ilk şiirlerini Çınaraltı'nda yayımlamış ve mecmua çevresinde oluşan edebî muhitin genç kadrosu içerisinde yer almışlardır.

Denilebilir ki: Hisar topluluğunun zeminini, gerek fikir, gerekse sanat anlayışı bakımından Çınaraltı mecmuası oluşturmuştur. Sanat anlayışlarını milliyetçi muhafazakâr bir çizgiye oturtan Hisar topluluğu, Çınaraltı ve Akbaba'nın izinden gi­derek Garip şiir hareketine karşı sistemli ilk tepkiyi ortaya koymuştur.

Çınaraltı mecmuası, şiire verdiği önemi hikâyeye göstermemiştir. Kadri Gökalp, Şemsettin Kutlu, Mehmet Davaz, Samim Kocagöz, Münife Baran ve Tank Buğra Çınaraltı dergisinde hikâyeleri neşredilen belli başlı isimlerdir. Mecmua­da yayımlanan hikâyeler genellikle klâsik vak'a hikâyesidir. Dönemin hâkim hikâye anlayışının tesiri ile dergide neşredilen hikâyelerde muhteva olarak köy ve kö­ye bağlı kavramların sıkça işlendiği görülür.

Yusuf Ziya'nın Göç, Orhan Seyfi'nin Çocuk Adam, Halide Nusret Zorlutuna'nın Beyaz Selvi, Maksim Gorki'nin Can Sıkıntısı(Çev: Hidayet Reel) ve Tank Buğra'nın Yalnızların Romanı adlı romanları, Çınaraltı'nın çeşitli yayın devrele­rinde tefrika edilmiştir. Ayrıca incelediğimiz mecmuada Sinekli Bakkal, Fanim Bey ve Biz, Kuyucaklı Yusuf, Bir Tereddüdün Romanı, Yaban, Ayaşlı ve Kiracıla­rı, Üç İstanbul... gibi Türk romanının önemli örneklerini değerlendiren ve çoğunu Vecdi Bürün'ün kaleme aldığı önemli tenkit ve tahlil yazıları yayımlanmıştır. Türk edebiyatında hece-arûz meselesi etrafında yapılan son tartışma da Çınaraltı say­falarında cereyan etmiştir. Çınaraltı'nda cereyan eden bu münâkaşa, hece-arûz münâkaşalarının sonuncusu olur, bundan sonra edebiyatımızda bir hecearûz mü­nâkaşasına rastlanmaz.

III.Sonuç Yerine

El ele çıkmak günü san'atın yamacına

İçindeki fitneyi çekip darağacına

Yönelsin eş-dost artık o çınar ağacına

Bir alnı aktan haber getirsin o karaltı

Behçet Kemal ÇAĞLAR

Periyodikler, yayımlanmaya başlandığı yıllardan itibaren fikir ve sanat dünya­mızın gelişmesinde etkili olmuşlardır. Bu sebeple periyodikler üzerine yapılacak çalışmalar, fikir ve edebiyat hayatımızın aydınlatılmasında, özellikle de eksiksiz bir Türk fikir ve edebiyat tarihi yazmak hususunda önemli görevler üstlenecektir, kanaatindeyiz.

1940'lı yıllar, Türkiye'de dergicilik tarihi açısından oldukça renkli ve hareketli bir görünüm sergiler. "Millî dil, millî tarih, millî kültür, millî edebiyat söyleminin yanı sıra köy edebiyatı tartışmalarına sahne olmakla birlikte"20 1940’lı yılların dergileri; Türkçülük, Anadoluculuk, Hümanizm, Sosyal-Gerçekçilik gibi düşünceler etrafında farklı grupların oluştuğu ve bu grupların birbirleri arasında sert tartışmalara giriştiği bir fikrî zemin olarak dikkat çeker. Denilebilir ki dergiler; özellikle de incelediğimiz 1940'lı yıllar için, zengin birer edebiyat malzemesinin olmasının yanı sıra, Türk aydınının ve fikir hayatımızın hangi merhalelerden geçerek bugünlere geldiği göstermesi bakımından önem taşımaktadır.

Biz bu çalışmamızda 1940'lı yılların en çok okunan milliyetçi-Türkçü mecmua­sı Çınaraltı'yı incelemeye çalıştık ve şu sonuçlara ulaştık: Adını Ziya Gökalp'in Küçük Mecmua'da yayımlanan bir makalesinin başlığından alan haftalık Türkçü Fikir ve Sanat Mecmuası Çınaraltı, "Türk dili, edebiyatı ve fikir tarihi bakımın­dan son derece mühim bir mecmuadır. "21

Çınaraltı dergisinin en önemli vasfı, Türkçü-milliyetçi bir dergi olmasıdır ve dergide yayımlanan yazılarla şiirlerde bu bakış açısı açık bir şekilde gözlemlen­mektedir. Dönemin diğer Türkçü dergilerinden farklı olarak Çınaraltı'nın, genel olarak Ziya Gökalp 'in çizgisinden giderek kültürel milliyetçilik fikrini benimsedi­ğini belirtebiliriz.

Çınaraltı mecmuası etrafında, ilk eserlerini Millî edebiyat döneminde yayımla­maya başlayan Orhan Seyfi Orhon ve Yusuf Ziya gibi pek çok usta ismin öncülü­ğünde, genç kuşakların da yetişmesine vesile olan bir fikrî-edebî muhit oluşmuş­tur. Zengin bir muhtevaya sahip olan Çınaraltı; yayımlandığı dönemde büyük te­sirler icra ederek pek çok şahsiyetin yetişmesini sağlamış, Türk fikir, kültür ve sa­nat hayatına hizmet etmiştir.

(Tonga Necati “Çınaraltı Mecmuası Üzerine”, Türk Yurdu, Türkiye’de Fikir Dergiciliği Özel Sayısı, C.25, S.213, Mayıs 2005, s.125-129)

Çarşamba, 27 Mart 2013 19:29 tarihinde güncellendi  
ANA SAYFA > DERS NOTLARI > 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI > CUMHURİYET DÖNEMİ EDEBİ DERGİLER