Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 


1. Tanzimat Dönemi Şiirine Genel Bakış

Türk şiiri, 19. yüzyılın ortalarına gelinceye kadar, büyük ölçüde dinî değerlerin oluşturduğu Doğu’ya ait kaynaklardan beslenmiştir. Kendi seyrinde devam eden şiirimiz, 13. yüzyıldan başlayarak Divan şiiri denen köklü bir şiir geleneği içinde gelişmeye başlamış ve bu gelenek yüzyıllar boyu saltanatını sürdürmüştür. Şiirimiz, 19. yüzyıldan itibaren yavaş da olsa bu geleneğin dışında bir değişme, yenileşme sürecine girmiştir. Ama yüzyılların birikimi olan bir şiir geleneğinin birdenbire değişmesi mümkün olmamıştır.

Şiirimizdeki hızlı ve asıl değişme 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan Tanzimat’la olmuştur. Çünkü bu devir, bir değişme ve geçiş dönemidir. Toplumumuz, Tanzimat sonrasında yeni bir medeniyet dairesinin içine girmiştir. Bu dönemden itibaren Doğu’ya has yaşam tarzından Batılı yaşam tarzına geçilmiştir. Bu medeniyet değişikliğine paralel olarak bireysel ve toplumsal hayatımız hızlı bir değişim süreci yaşamıştır. Şiirimiz de bu değişime ayak uydurmak zorunda kalmıştır. Yani Tanzimat şiiri, bir medeniyet değişmesinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Tanzimat’a kadar Batı’dan tamamıyla ayrı bir düşünüş ve anlayış içinde gelişmiş olan Doğu şiiri, Batı’nın yeni fikirlerini kısa zamanda kendine mal edememiştir. Onun için Tanzimat döneminde bile gazelciler, kasideciler yetişmiştir.

Bu dönemde her sahada görülen Doğu-Batı uygarlığı çatışmasına şiirde de tanık oluruz. Şiirde bir yandan eski alışkanlıklar sürerken, öte yandan yenilikler ortaya çıkar. Bir yandan eski nazım şekilleri devam ederken, bir yandan Batı’dan, özellikle Fransız edebiyatından alınan nazım şekilleri kullanılır. Eski nazım şekilleri devam ederken konu genişler, konu birliğine, kompozisyon bütünlüğüne gidilir. Gazel, kaside, murabba, kıt’a, terkib-i bent gibi Divan edebiyatı nazım şekilleriyle o zamana kadar pek ele alınmayan hürriyet, vatan sevgisi, adalet, millet, ilerleme, tabiat, teknik, fizik ötesi gibi kavramlar işlenir.

 

a. Tanzimat dönemi şairleri

Tanzimat edebiyatı şairlerini kendi içinde iki gruba ayırmakta fayda vardır:

Tanzimat’ın birinci kuşak şairleri:

Tanzimat edebiyatının birinci dönemi 1860 ile 1876 yılları arasını kapsar. Bu dönemin en önemli temsilcileri Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal’dir. Hatta bu devreye Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal Mektebi de denilmektedir.

Bu sanatçıların ortak özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Sanat toplum içindir görüşünü benimsediler ve bu doğrultuda eserler verdiler.
  • Dilde sadeleşmeyi, ölçüde heceyi savundular; ama bunu tam olarak uygulamadılar.
  • Fransız devrimci yazarlarından esinlenerek zulme, haksızlığa kalemleriyle savaş açtılar.
  • Divan edebiyatını eleştirdiler, Halk edebiyatını savundular; ama bu düşüncelerini eserlerine yansıtamadılar.
  • Şiirde estetik güzelliği değil, içeriği ön plana çıkardılar.
  • Edebiyatı fikirlerini aktarmak için bir araç olarak gördüler.
  • Önceki şiirimizde bulunmayan vatan, millet, hak, hukuk, hürriyet ve meşrutiyet gibi kavramları şiire taşıdılar.
  • Eski nazım şekilleriyle yeni kavram ve duyguları işlediler.
  • Edebiyatın yanında siyasetle de ilgilendiler.

Şimdi bu sanatçıları kısaca tanıyalım:

 

Şinasi (1826- 1871)

1826 yılında İstanbul’da doğan Şinasi, Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatının ilk örneklerini verdi. Zekâsı ve kabiliyeti ile dikkati çeken Şinasi, 1849’da devlet hesabına maliye tahsili için Paris’e gönderildi. Burada Fransız edebiyatını ve sanatçılarını yakından tanıma fırsatını buldu. Batı’daki fikir ve sanat akımlarından etkilendi. Türkiye’ye Avrupaî bir düşünce ve edebiyat çığırı açmak hevesiyle döndü.

Yurda dönüşünde Mustafa Reşit Paşa ve Yusuf Kâmil Paşa’nın himayesinde memurluklar yaptı. Daha sonra devlet hizmetinden çekilerek, 1860’ta Agâh Efendi ile birlikte Tercüman-ı Ahval, 1862’de tek başına Tasvir-i Efkâr adlı gazeteleri çıkardı.

Şinasi’nin en önemli yanı, yeni fikirlere sahip olması, bu fikirleri basın ve edebiyat yoluyla yaşama geçirmesidir. Yazar, halk dilini benimsemiş, Türk edebiyatında ilk tiyatro örneği olan Şair Evlenmesi adlı oyunu ve Karakuş Yavrusu ile Karga Hikâyesi’ni halk diliyle yazmıştır.

Eserleri:

  • Şiirlerini Müntahabat-ı Eş’âr adlı kitapta toplamıştır. Fransızcadan yaptığı çevirileri de Tercüme-i Manzume adıyla küçük bir kitap hâlinde yayımlamıştır.
  • Tiyatro: Şair Evlenmesi.
  • Atasözleri: Durûb-ı Emsâl-i Osmaniye.

Şinasi’nin asıl önemli eseri çıkardığı gazeteler ve bu gazetelerde yayımladığı makalelerdir.

Namık Kemal (1840 -1888)

Tekirdağ’da doğan Namık Kemal, özel dersler alarak Arapça, Farsça ve Fransızcayı öğrendi. 1858’de İstanbul’a gelen sanatçı, burada bazı sanat çevrelerine girerek değişik şairlerle tanıştı. Leskofçalı Galip, Hersekli Arif Hikmet gibi Encümen şairlerinden ilk klasik şiir sevgisini aldı ve klasik şiir tarzında ilk önemli şiirlerini yazdı.

İstanbul’da Tercüme Odası’na girdi, orada Şinasi ile tanıştı ve Batı edebiyatına yöneldi, Osmanlılar Cemiyeti’ne girdikten sonra Avrupa’ya kaçtı. Ziya Paşa ile Londra’da Hürriyet gazetesini çıkardı. 1872’de İstanbul’a dönen Namık Kemal, yazdığı Vatan yahut Silistre piyesinin oynatılmasından sonra Magosa’ya sürüldü. Orada roman, tiyatro, tarih ve tenkit türlerinde birçok eser yazdı. 1876’da İstanbul’a döndü. Hükümet aleyhine yaptığı sert eleştiriler üzerine Midilli adasında mecburî ikamete tâbi tutuldu. Sonra mutasarrıf olarak Rodos’a, oradan da Sakız’a gönderildi. Sakız adasında öldü. Namık Kemal, millî değerlerimizi yok etmeden Avrupalılaşmayı ve modernleşmeyi amaç hâline getirdi.

Bir mücadele adamı ve idealist olarak yalnız Tanzimat döneminde değil, sonraki kuşaklar üzerinde de etkili oldu. Düşünce ve telkinleriyle de yeni bir edebiyatın kurulmasında büyük bir rol oynadı.

Namık Kemal, şiirlerinde çoğunlukla sosyal konuları işledi. “Bâis-i şekva bize hüzn-i umumîdir Kemal Kendi derdi gönlümün billâh gelmez yâdına" beyti onun sanat ve yaşam anlayışını özetler.

Eserleri:

  • Şiirleri Divan’ında toplanmıştır.
  • Romanları: İntibah, Cezmi.
  • Tiyatroları: Vatan yahut Silistre, Gülnihal, Âkif Bey, Kara Belâ, Zavallı Çocuk ve Celâleddin Harzemşah.
  • Biyografileri: Selâhaddin-i Eyyubî, Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim, Terceme-i Hâl-i Nevruz Bey.
  • Tarih: Barika-i Zafer (İstanbul’un Fethi), Devr-i İstilâ, Silistre Muhasarası, Kanije, Osmanlı Tarihi.
  • Makale-tenkit: Mütahabat-ı Tasvir-i Efkâr, Tahrib-i Harabat, Takip, Kemal Beyin İrfan Paşaya Mektubu, Mukaddime-i Celâl, Talim-i Edebiyata Dair Risale, Renan Müdafaanâmesi

 

Ziya Paşa (1829 - 1880)

Ziya Paşa, 1829’da İstanbul’da doğdu.

1856 yılında Mustafa Reşit Paşa tarafından saraya Mabeyn-i Hümayun kâtibi olarak alındı.

Klasik şiir geleneğini sürdüren Encümen-i Şuarâ’ya (Leskofçalı Gâlip, Lebip, Osman Şems, Hersekli Arif Hikmet gibi şairlerin oluşturduğu edebî topluluk) girerek şiir ve edebiyat sohbetlerine katıldı. 1862 yılından itibaren çeşitli yerlerde mutasarrıflıkta bulundu. Namık Kemal’le beraber yurt dışına kaçarak hükümet aleyhinde yazılar ve şiirler yayımladı. Londra’da Hürriyet gazetesini çıkardı. Avrupa’da beş yıl kadar kaldıktan sonra 1871 yılı sonlarında İstanbul’a geldi.

Tanzimat edebiyatının belli başlı özelliklerini sanatında toplayan Ziya Paşa, aynı zamanda klasik Türk şiirinin de son büyük temsilcilerinden biri sayılmıştır. Terkib-i bent ve terci-i bendiyle ünlü olan Ziya Paşa’nın na’t, münacaat, kaside, mersiye ve gazelleri; teknik, duyuş ve düşünüş yönünden eskiye bağlıdır, fakat fikir yönüyle batılı bir nitelik taşır.

Şiirlerinin hepsinde şekil ve dil bakımından eskiye bağlı kalmakla beraber içerik bakımından yenilikçi oldu. Devrinin siyasi ve sosyal olaylarını, politikacıların kötü tutumlarını, sosyal ahlakın düşkünlüğünü kuvvetli bir hiciv unsuru ile şiirlerinde işledi.

Eserleri:

  • Şiirleri: Eş’ar-ı Ziya.
  • Yergi: Zafernâme (Nazım - nesir karışık).
  • Nesirleri: Rü'ya, Defter-i A’mal Mukaddimesi.
  • Tercüme eserleri: Endülüs Tarihi, Engizisyon Tarihi, Tartuffe. 
  • Antoloji: Harabat.