LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
ANA SAYFA > DERS NOTLARI > 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI > ALİ ŞİR NEVAÎ'NİN HAYATI

ALİ ŞİR NEVAÎ'NİN HAYATI

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 29
ZayıfMükemmel 

Bu Konuyu Facebook Profilinde Paylaş

ALİ ŞİR NEVAÎ

1441-1501

Sadece Çağatay Türkçesinin değil, bütün Türk edebiyatının en büyük şairle­rinden olan Nevâî, Heratfia, dünyaya geldi. Kiçkine Bahsi adlı pek zengin bir be­yin oğlu idi. Nevâî, o kadar büyük bir servet sahibi idi ki, sonradan bulunduğu devlet hizmetlerinde hiçbir maaş almamış, tersine birçok hayır kurumları yapa­rak devlete yardım etmişti.

Zamanın Horasan sultanı (şair) Hüseyin Baykara, Ali Şîr'in süt kardeşi, akra­bası ve çocukluk arkadaşı olduğu gibi, o çağdaki Türkistan soylularının ve Türk hanedanlarının çoğuyla da akraba idi.

 

Ali Şir Nevâî gençliğinde yalın kılıç savaşlara katıldı, maceralarla dolu bir ömür sürdü. Sultan Baykara'nın başvezirliğine (Divan Beyliği)'kadar yükselerek devlet hizmetleri gördü. Baykara, Herat'ta olmadığı zamanlar ona naiplik etti ve kendi mührüyle fermanlar çıkardı.

Sonradan devlet hizmetlerini bırakıp Baykara'nın "has nedimi" olan Nevâî, herkese saygı telkin eden verimli bir sanat hayatı sürdürdü. 1501'de kalb hastalı­ğından öldü.

Ömrünce bekâr yaşamış olması, Hüseyin Baykara'ya yakınlığı ve derin roman­tik aşkları, bugün Anadolu ve Türkistan halkları arasında hâlâ söylenmekte olan Gül ile Ali Şîr hikayesine vücut vermiştir. (Bak: Gül ile Ali Şîr, C.l, s.113-117)

Kişiliği

Nevâî'nin hayatı bir güzellik ve temizlik örneği olarak gösterilir. Çağdaşları ağız birliği ile onu:

Dürüst ahlaklı samimî bir insan, heybetli ve tedbirli bir devlet adamı, olgun bir politikacı, ömrünü ve çalışmasını ancak büyük, güzel işlerde geçirmiş, bayağı ve küçük şeylerden sakınmış bir kemal numunesi olarak gösterirler.

Nevâî, Peygamber'e ve Kur'ân'a çok saygılı bir Müslüman’dı, fakat tarihimizde­ki bütün olgun Müslüman aydınlar gibi aşırı zahitliğe ve hele taassuba asla ya­naşmıyor, dar görüşlüleri kınıyordu.

Hayır ve iyilikte, eşsiz bir büyüktü. Servet ve nüfuzunu, şehrine ve memleke­tine faydalı birçok tesisler kurmak, bilgin ve sanatçıları toplayıp taltif etmek, okullar, camiler, hanlar, kervansaraylar, kitaplıklar yaptırmak için kullanmıştı. Yaptırdığı köprü, medrese, türbe ve kervansarayların toplamı 370'i bulmaktadır. Herat şehrinde kurdurmuş olduğu Ali Şîr mahallesi, bugün hâlâ Kûçe-i Ali Şîr di­ye anılmaktadır.

Ali Şîr, şiirden başka sanatlarla da ilgilenmiş, ressam, nakkaş, hattat ve beste­cileri korumuş, kendisi de güzel besteler, nakışlar yapmış ve hattatlıkla uğraş­mıştır. Zamanının büyük ressamı Bihzat'a yaptırdığı bir minyatürü İstanbul Topkapı Sarayı'nda bulunmaktadır.

Çağının sayılı bilginlerinden olan Ali Şîr, tarih, edebiyat ve öbür sanat kolla­rında geniş bilgi sahibidir. Arapçayı iyi bilir, fakat Türkçe ve Farsça bilgisi, her iki dille şiir yazarak, kuvvetli tenkidler yapacak ve bu dillerin zayıf ve kuvvetli yanlarını belgeleri ile gösterecek Ölçüdedir. Bu yüzden ona Züllisâneyn (iki dilli) denilmiştir. Devrinin büyük İran şairi ve klâsik Pars şiirinin son temsilcisi olan Molla Cami, yazdığı şiirleri Ali Şîr'e gösterir, görüşlerini sorar ve saygı ile dinlermiş. Güzel ve tatlı sohbetleri anlatmak için Nevâî sohbeti tâbirini kullanmak o za­manlardan beri deyim hâline gelmiştir,

Fikirleri

Nevâî, Türk Bilge Kağan ve Kâşgarlı Mahmud'dan sonra tarih içinde tanıdığı­mız en şuurlu

Türk milliyetçisidir. Milliyet anlayışı, öncekilerden daha derin ve geniştir. Bu milliyetçiliğin amacı:

Bir kültür ve edebiyat dili vasıtasıyla bütün Türklüğü birleştirmek, tek bir ruh bayrağı altında toplamak, diye Özetlenebilir. Bunu sağlamak için Türklerin "bir tek dil" ile konuşmasını, Türkün "dü"e sahip olmak şuuriyle, birlik halinde tek ve büyük millet (nation) olmasını ister. Türklük, gerçi, "tabiî" ve "fiilî" olarak vardır ama Ali Şîr, bunun "sosyal bir öz" kazanmasını dilemektedir. Z. Fahri Fındıkoğlu'nun deyişi ile: Tabiat halkı yerine kültür halkı yaratmak emelindedir.

Nevaî, kendi şiiriyle bu Türk dili birliğini kurduğuna inanır ve bununla öğünür. Onun türlü eserlerinde şu sözleri görürüz:

Cihanda Türk edebiyatı bayrağını kaldırmak suretiyle Türkleri tek millet hâli­ne soktum. Hiç ordum olmadığı hâlde Çin sınırına ve Tebriz'e kadar bütün Türk ve Türkmen illerini sırf divanımı göndermek suretiyle fethettim. Hatiften gelen bir ses bana:

-Sen kılıçsız olarak ve yalnız kalemin ile Türk milletinin kalbini fethedecek­sin. Onları tek bir millet yapacaksın. Türk ülkesi sana aittir! dedi.

Bunları söyleyen Nevaî'nin sırf bir Çağatay şairi, hatta sadece şair değil, emel ve ülkü sahibi bir "kültür milliyetçisi" olduğu açıktır. Onun kalemiyle kurmak is­tediği birliği, çağdaşı büyük hükümdar Fatih Sultan Mehmed, azmi, geniş görüşü ve politikası ile kurmayı başarmıştır.

Ali Şir Nevaî’nin de zamanındaki modalara uyarak ilk şiirlerini Farsça yazdı­ğı, olgunlaştıkça Türkçe şiire döndüğü... Farsça şiir yazan Türk aydınlarına gün geçtikçe çok öfkelendiği ve Türkçecilikte en iddialı eseri Muhakemetü'l Lugateyn'i ömrünün son yıllarında yazdığı görülmektedir. Yani milliyetçilik onda za­manla gitgide gelişen bir fikirdir.

Muhakemetü'l Lugateyn: "İki Dilin Duruşması" manasında olan Muhakeme­tü'l Lugateyn'de Türkçe ile Farsçanın karşılaştırıldığı ve Türkçenin birçok yön­den Farsçaya üstün çıkarıldığı görülmektedir. Farsçayı da ana dili kadar bildiği­ni ve sevdiğini belirten Nevaî, bu eserini, o çağda, ana dilini hor gören saraylı ve konaklı aydınları uyarmak için yazmıştır. Türkçenin, Farsçaya üstün görüldüğü yanları şunlardır;

Türkçenin kelime hazinesi daha zengin, anlatım yolları daha çok ve fiil çekim­leri daha çeşitlidir. Sözgelişi, "işdeşlik, ettirgenlik ve zarf-fiil" çekimleri Farsçada yoktur. Ayrıca, nüanslı, eşdeş, sesdeş, anlamdaş, cinaslı kelimeler bakımından Türkçe çok zengindir.

Şiirde, edebiyatımızın en büyüklerinden olan ve Türkçülük şuurunda benzer­siz bulunan Nevaî, arzu ettiği gibi bütün Türk ülkelerinde okunmuş, sevilmiş ve manevî Türk birliğine hizmet etmiştir. Anadolu Türklüğü arasında daha yaşarken tanınıp sevildiği için Fâtih devrinin büyük şairi Ahmed Paşa, onun şiirlerine na­zireler yazmıştır. Özbek çevreleri halkı, Batı Türkistan aydınları onun şiirlerini ezbere bilir ve Doğu Anadolu'da "Gül ile Ali Şir" efsanesi söylenir. 15. yüzyıldan beri İstanbul'da öylesine benimsenmiştir ki "Çağatayca" yerine "Nevai dili" den­miş ve sırf onu anlamak için sözlükler yapılmıştır. Nedim'in bile ona bir naziresi vardır. Nevaî'nin Fuzulî ve Şeyh Galib üzerinde de etkileri görülmektedir.

Eserleri

Nevaî, şiir, mesnevi, tarih, tezkire, tasavvuf, dil vb. çeşitli tür ve alanlarda otu­za yakın eser vermiştir. Eserlerinin sayısı ve değeri bakımlarından İslâmî Türk Edebiyatı döneminin en verimli sanatçısıdır, denebilir. Bütün ünlü eserleri Türk­çe olmakla birlikte "Fâni" mahlası ile yazdığı Farsça Divanı da vardır.

Türkçe divanları dört tanedir. Hepsine birden Hazâinül-Maânî adını verdiği dört divanı 55 bin mısra olup "çocukluk, gençlik, orta yaş ve ihtiyarlık" dönemle­rini İfade eden şu isimleri taşımaktadır: Garaibü's Sigar, Nevadirv'ş-Şebab, Bedâ-yiü'î-Vâsat, Fevâyidü'l-Kiber.

Ali Şir, aynı zamanda Türk edebiyatında ilk şuara tezkiresi olan Mecâlisü'n-Nefais'i yazmış ve aruz vezni üstüne Mizanü'î-Evzân adlı bir inceleme yapmıştır. Ayrıca beş mesnevi sahibi olan Nevaî'nin bütün mesnevi ve divanları 1966-67-68 yıllarında Agâh Sırrı Leventin yetkin çalışmaları ile yayınlanmıştır. Ferhad u Şi­rin Mesnevisi'ni de 1975'te Gönül Alpay Tekin neşretmiştir. Mizânü'l-Evzan'ı ise Prof, Kemal Eraslan 1993'te ilmî şekilde yayımladı.

Şiirleri

Nevaî, şiirleri ile Doğu Türkçesini en üst şiir dili seviyesine çıkararak Klâsik Çağataycayı kurmuştur. Şiirlerinde en çok Endican Ağzı’nı kullanmışsa da. eski Türk yazı dilleri olan Uygur, Harzem ve Karahanlı Türkçelerini de göz önünde tut­muştur.

Bütün divan şairlerimiz gibi o da Fars şiirinin biçim ve muhteva unsurlarını benimsemiş olmakla birlikte, gözleme dayanan, Türk hayatına ve ruhuna uyar motifleri de şiirlerine bol bol yerleştirmiştir. Soydaşlarının ev, çadır, saray, çarşı ve eğlence hayatlarından alınmış deyimler, terimler ve mecazlar Ali Şir'in eserle­rini doldurmaktadır.

Şiirlerinde olgun bir dindarlık, tasavvuf neşesi ve zevke düşkünlük temayülü iç içe bulunur. Aşk anlayışı, platonik ve romantiktir. Aşk bahsinde, Fuzulî gibi ya­nık ve acı söyler, ancak onun kadar ezilmiş ve yalnızlığa boğulmuş görünmez. Ha­ya! gücü eşsiz, mecazları yeni ve parlak olan şairlerdendir. Çok hisli ve bazen si­nirlidir. Yaşadığı çağdan beri tenkitçiler, onun şiirlerini biçim, teknik, muhteva ve çok taraflılık bakımlarından beğenip kusursuz ve üstün bulmuşlardır, Devri­nin büyük İran şairi Molla Câmî onun Hamse'sindeki mesnevileri, en büyük Fars mesnevicileri Nizamî ve Husrev-i Dehlevi'nin eserlerine üstün tutmaktadır.

Büyük bir kısmı lirik ve çoğu bestelenmiş olan gazelleri yanında, tevhitleri, naatleri ve İslâmî-tasavvufî anlayışını belirten öğretici manzumeleri de vardır.

AHMET KABAKLI, TÜRK EDEBİYATI ANSİKLOPEDİSİ

 

Çarşamba, 16 Temmuz 2014 21:44 tarihinde güncellendi  
ANA SAYFA > DERS NOTLARI > 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI > ALİ ŞİR NEVAÎ'NİN HAYATI