LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
ANA SAYFA > DERS NOTLARI > 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI > HZ. SÜLEYMAN'IN KISSASI

HZ. SÜLEYMAN'IN KISSASI

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 51
ZayıfMükemmel 

Bu Konuyu Facebook Profilinde Paylaş

Bu Konuyu Facebook Profilinde Paylaş

 

HZ. SÜLEYMAN (A.S.)

Davûd (a.s.) peygamberin oğlu olan peygamber. On iki yaşındayken babası yerine tahta geçmiştir. Hem padişah hem peygamberdir. Geçimini devlet hazinesinden değil, ördüğü zembiller (İçine öteberi konulup elde taşımaya mahsus, sazdan örülmüş ve üst tarafında yine sazdan kulpları olan, ağzı geniş kap.) sayesinde kazanırmış. Babasının vefatından sonra ve onun vasiyeti üzerine Kudüs'teki, yarım kalmış olan Mescid-i Aksa'yı inşaya başladı. Yedi senede tamamladı. Daha sonra 13 sene süreyle Kudüs'te bir hükümet sarayı yaptırdı. Rivayete göre bu binaların yapımında cinleri çalıştırmıştır. Kendisi başlarında olmadığı zaman cinler çalışmazmış. Hatta bir bastona dayalı olarak uzun zaman onlara hükmetmiş. Sonunda bastonun içine bir ağaç kurdu girmiş ve kemirmeye başlamış. Tam inşaat sona erince baston kırılmış ve Süleyman peygamber düşmüş. Meğer Süleyman peygamber çok önceden vefat etmişmiş. Allah tarafından kendisine birçok mucizeler verilmiştir. Kuşlarla, hayvanlarla konuşur, onların dilini anlarmış. Cinlere ve rüzgâra emretme yetkisine sahipmiş. Üzerinde İsm-i A'zam yazılı bir mühürlü yüzüğü varmış. Bu yüzüğün taşı kibrît-i ahmerden olup bütün vahşi hayvanlar ve kuşlar bu yüzük sa­yesinde ona boyun eğmişlerdir

Süleyman peygamber bu yüzüğü yalnızca abdesthaneye giderken çıkarır ve Âsaf adlı vezirine veya hanımına emanet edermiş. Yine bir gün bu yüzüğü hanımına emanet etmiş. Süleyman peygam­ber dışarıdayken bir cin onun kılığına girip hanımından yüzüğü almış. Biraz sonra gelip mührü isteyen Süleyman'ı sahtekârlıkla suçlamışlar ve saraydan çıkarmışlar. Yüzüğü alan dev ise onun yerine geçip icraata başlamış. Bu arada Süleyman gidip bir sahil kasabasında çalışmaya başlamış. Dev ise yüzük Süleyman'ın eline bir kere daha geçmesin diye denize atmış. Günlerden birinde Süleyman bir balıkçı­nın tuttuğu balıkları taşımış. Balıkçı da hizmetine karşılık ona para yerine irice bir balık vermiş. Süley­man akşam, balığı yemek için karnını yarınca kendi yüzüğünü görmüş. Meğer denize düşen yüzüğü Allah’ın izni ile bir balık yutup sahibine geri getirmiş. Halk arasında "Mühür kimdeyse Süleyman odur." atasözü buradan gelir.

Hz. Süleyman'ın Hüdhüd adlı bir kuşu varmış. Bu kuş çok uzaklardaki şeyleri görebilir, uçsuz bu­caksız çöllerde suyun yerini havadan tesbit edebilirmiş. Hz. Süleyman ordusuyla sefere çıktığında Hüdhüd'ü de yanına alır ve bu sayede konaklama yerlerini su kenarında seçermiş. Bir gün Hüdhüd'ü aramışsa da bulamamış. Ona çok öfkelenmişken Hüdhüd çıkagelmiş. Hüdhüd olanları anlatmış. Sebe ülkesine gittiğini, oradaki ikinci bir Hüdhüd ile konuştuğunu, bu Hüdhüd'ün Belkıs adlı bir sahibesi ol­duğunu, Belkıs'ın da güneşe tapan bir kavim üzerine melike olduğunu söylemiş, bunun üzerine Süley­man peygamber Hüdhüd'ü affedip Belkıs'a onunla davetiye göndermiş. Belkıs da devletinin ileri gelen­leriyle birlikte Süleyman'ı ziyaret etmiş. Bu ziyaret esnasında Hz. Süleyman'ın emri üzerine veziri Âsaf Belkıs’ın tahtını geçirtmiş. (Bunun, veziri Âsaf tarafından gerçekleştirildiği de rivayet edilir). Sonra Süleyman peygamber Belkıs'ı imâna davet etmiş. O da devletin ileri gelenleriyle müşavere edip güne­şe tapmaktan vazgeçerek Hz. Süleyman'ın dinine girmiş ve Süleyman'ın zevcesi olmuştur.

Bir gün Süleyman peygamber ordusuyla birlikte sefere giderken bir vadiye ulaştıklarında karınca beyinin diğer karıncalara "Kaçınız Süleyman'ın orduları sizi ezmesin." dediğini duydu. Bunun üzerine gülümsedi ve karıncaların beyini yanına davet etti. Karınca beyi, kendince çok değerli sayılan bir çe­kirge budu ile onu ziyarete geldi. Hz. Şişman’ın duasıyla bu but bereketlendi ve bütün ordu, yarısından doydu. Geri kalan yarasını karıncaya iade etti ve ondan öğütler istedi. Karınca Süleyman'a nasihatlarda bulundu. Süleyman Karınca'ya "Ben peygamber olduğum halde seni ve arkadaşlarını çiğneyebileceğimi nasıl düşündün ve niçin onlara kaçmalarını söyledin?" deyince karınca ona "Senin debdebene dalıp da tembihlerini unuturlar diye söyledim." cevabını verir. Süleyman Peygamber'in M.Ö. X.yy.da yaşadığı sanılmaktadır. 40 yıl büyük bir ihtişam ile devlet sürmüştür. 52 veya 60 yaşında vefat eylemiştir. Vefatından sonra ülkesi Yehuda ve İsrail adıyla ikiye ayrıldı. Yehuda devleti Kudüs'te kaldı ve uzun müddet yaşadı. Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Süleyman'la ilgili 53 âyet vardır. Bu âyetler ona verilen ilim ve hikmetler ile yukarıda anlattığımız kıssalardan bahseder (msl. Sebe/12-21; Nemi 15-44; Sa'd 630-40). Tevrat ise onu, hâşâ, putperest olarak gösterir ve 700 karısı ile 300 cariyesi olduğunu söyler. Divân edebiyatında Süleyman Peygamber, yukarıda anlatılan kıssalar çevresinde yoğunlaşan düşün­celer içinde ele alının Özellikle yüzük, karınca, Hüdhüd ve Belkıs ile birlikte çok anılır. Sevgilinin du­dakları mühüre benzetildiği zaman Süleyman'dan bahsedilir. Şâir sevgilisine Süleymanlık yakıştırdığı zaman onun ihtişamından bahsetmektedir. Karınca aczin; Süleyman ise iktidar ve gücün timsâli olarak tezat içinde verilir. Şair övdüğü kişiye Süleyman dediği zaman kendisini karınca kadar aciz gösterir.

DOÇ. DR. İSKENDER PALA, ANSİKLOPEDİK DİVAN ŞİİRİ SÖZLÜĞÜ, AKÇAĞ YAYINLARI,

ANKARA 1995, s.490-492.

 

Cumartesi, 10 Mart 2012 15:53 tarihinde güncellendi  
ANA SAYFA > DERS NOTLARI > 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI > HZ. SÜLEYMAN'IN KISSASI