LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

HİKÂYE (ÖYKÜ)

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 25
ZayıfMükemmel 

Bu Konuyu Facebook Profilinde Paylaş


Yaşanmış veya yaşanması mümkün olan olayların okuyucuya haz verecek şekilde anlatıldığı kısa edebi yazılara “hikâye (öykü)” denir.

Hikâye, insan yaşamının bir bölümünü, yer ve zaman kavramına bağlayarak ele alır.

Hikâyede olay ya da durum söz konusudur. Olay ya da durum kişilere bağlanır; olay ya da durumun ortaya konduğu yer ve zaman belirtilir; bunlar sürükleyici ve etkileyici anlatımla ortaya konur.

Hikâyelerde düşündürmekten çok, duygulandırmak ve heyecanlandırmak esastır.

Hikâyeler, gerçek ya da düş ürünü bir olayı kısa şekilde anlatır.

Kısa oluşu, yalın bir olay örgüsüne sahip olması, genellikle önemli bir olay ya da sahne aracılığıyla tek ve yoğun bir etki uyandırması ve az sayıda karaktere yer vermesiyle roman ve diğer anlatı türlerinden ayrılır.

Hikâye, olay eksenli bir yazı türüdür. Hikâyede temelde bir olay vardır ve olaylar genellikle yüzeyseldir.

Hikâyeler genellikle kişilerin anılarını anlatması şeklinde oluşur.

Hikâye kısa bir edebiyat türü olduğu için bu eserlerde fazla ayrıntıya girilmez. Olayın ya da durumun öncesi, sonrası okura sezdirilir. Okur, bazı sözcüklerden yararlanarak ve düş gücünü kullanarak kişiler hakkında ya da olaylar ve durumlarla ilgili yargılara ulaşabilir.

Hikâyeler Batı’da romanla aşağı yukarı aynı dönemde oluşmaya başlamıştır. Özelikle Realizm döneminde hikâye türü başlı başına bir tür olarak yetkinlik kazanmıştır.

Hikâyenin Öğeleri

Hikâyenin temel unsurları “olay, yer, zaman ve kişi”dir.

a- Olay:

Öykü kahramanının başından geçen olay ya da durumdur. Hikâyede temel öğe veya durumdur. Hikâyeler olay eksenli yazılardır. Hikâyelerde bir asıl olay bulunur. Ancak bazen bu asıl olayı tamamlayan yardımcı olaylara da rastlanabilir.

b- Çevre (Yer):

Hikâyede sınırlı bir çevre vardır. Olayın geçtiği çevre çok ayrıntılı anlatılmaz, kısaca tasvir edilir. Olayın anlatımı sırasında verilen ayrıntılar çevre ve yer hakkında okuyucuya ipuçları verir.

c- Zaman:

Hikâye kısa bir zaman diliminde geçer. Hikâyeler geçmiş zamana göre (-di) anlatılır. Konu, yazarın kendi ağzından veya kahramanın ağzından anlatılır. Özellikle durum öykülerinde zaman açık olarak belirtilmez, sezdirilir. Hatta bu tür öykülerde zaman belli bir düzen içinde de olmayabilir. Olayın ve durumun son bulmasından başlayarak olay ya da durumun başına doğru bir anlatım ortaya konabilir.

d- Kişi (Şahıslar):

Hikâyede az kişi vardır. Bu kişiler “tip” olarak karşımıza çıkar ve ayrıntılı bir şekilde tanıtılmaz. Hikâyede kişiler sadece olayla ilgili “çalışkanlık, titizlik, korkaklık, tembellik” gibi tek yönleriyle anlatılır. Kişiler veya tipler, belli bir olay içinde gösterilir. Bu tiplerin de çoğu zaman sadece belli özellikleri yansıtılır. Romanda olduğu gibi, kişilerin bütün yönleri verilmez. Bu bakımdan hikâyede kişilerin psikolojik özelliklerine de ayrıntılı olarak girilmez.

NOT: Hikâye - Roman Farkı

Hikâye anlatım olarak romana benzer; ama aslında onun romandan çok farklı yanları vardır:

Hikâye türü, romandan daha kısadır.

Hikâyede temel öğe olaydır. Romanda ise temel öğe karakter, yani kişidir. Hikâyeler olay üzerine kurulur, romanlar ise kişi üzerine kurulur.

Hikâyede tek olay bulunmasına karşılık romanda birbirine bağlı olaylar zinciri vardır. Roman-daki olaylardan her biri hikâyeye konu olabilir.

Hikâyede kahramanların tanıtımında ayrıntıya girilmez, kahramanlar her yönüyle tanıtılmaz. Romanlarda ise kahramanlar ayrıntılı bir biçim-de, hemen her yönüyle tanıtılır. Romandan farklı olarak hikâyede kişiler sadece olayla ilgili yönleriyle anlatılır. Bu yüzden hikâyelerdeki kişiler bir karakter olarak karşımıza çıkmaz.

Öyküde, olayın geçtiği yer (çevre) sınırlıdır ve ayrıntılı olarak anlatılmaz. Romanlarda olaylar çok olduğu için olayların geçtiği çevre de geniştir. Bu çevreler çok ayrıntılı olarak anlatılır.

<!--[if !supportLists]-->· <!--[endif]-->Hikâyeler kısa olduğu için anlatım yalın, anlaşılır ve özlüdür. Romanlarda ise anlatım daha ağır ve sanatlıdır.

Hikâye Türleri

Hikâyeciliğin tarihsel süreci incelendiğinde karşımıza iki tür hikâye çıkmaktadır. Bu türler “olay öyküsü” ve “durum öyküsü” olarak adlandırılır.

1. Olay Hikâyesi (Maupassant Tarzı)

Bu tarz öykülere “klasik vak’a öyküsü” de denir.

Bu tür öykülerde olaylar zinciri, kişi, zaman, yer öğesine bağlıdır.

Olaylar serim, düğüm, çözüm sırasına uygun olarak anlatılır.

Olay, zamana göre mantıklı bir sıralama ile verilir, düğüm bölümünde oluşan merak, çözüm bölümünde gi-derilir.

Bu teknik, Fransız sanatçı Guy de Maupassant (Guy dö Mopasan) tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere “Maupassant tarzı öykü” de denir.

Türk edebiyatında bu tarz öykücülüğün en büyük temsilcisi Ömer Seyfettin’dir. Ayrıca Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu Orhan Kemal, Samim Kocagöz, Necati Cumalı, Talip Apaydın da olay türü öykücülüğünün temsilcileri arasındadır.

2. Durum Hikâyesi (Cehov Tarzı)

Bu tarz öykülere “modern öykü” de denir.

Her hikâye olaya dayanmaz.

Bu tür öykülerde merak öğesi ikinci plandadır.

Yazar, bu öykülerde okuyucuyu sarsan, çarpan, heyecana getiren bir anlatım sergilemez. Onun yerine günlük hayattan bir kesit sunar veya bir insanlık durumunu anlatır.
Bu öykülerde kişisel ve sosyal düşünceler, duygu ve hayaller ön plana çıkar.

<!--[if !supportLists]-->· <!--[endif]-->Durum öyküsü ünlü Rus edebiyatçı Anton Çehov tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere “Çehov tarzı öykü” de denir. Bu tarz öykünün Türk edebiyatındaki temsilcileri: Sait Faik Abasıyanık ve Memduh Şevket Esendal.

Dünya Edebiyatında Hikâye

Öykünün ortaya çıkma sürecinde karşımıza önce fabl türündeki eserler, sonra kısa romanlar sonra da “Bin Bir Gece Masalları” çıkar.

Rönesanstan (16. yüzyıl) sonra Giovanni Boccacio (Bokasyo), “Decameron (Dekameron) Öyküleri” adlı eseriyle öykü türünün ilk örneğini vermiş ve çağdaş öykücülüğün başlatıcısı olmuştur.

18. yüzyılda Voltaire (Volter) öykü türünde ürünler vermiştir. İnsan dışındaki yaratıkları ve olmayacak öyküye katmıştır.

Ne var ki öykü, bir tür olarak karakteristik özelliklerini ancak 19. yüzyılda Romantizm ve Realizm akımlarının yaygınlaşmasıyla kazanmıştır.

Alphonse Daudet (Alfons Dode), Guy de Maupassant (Guy dö Mopasan) gibi Fransız yazarlar öykü örnekleri vermişlerdir.

Türk Edebiyatında Hikâye

Türk edebiyatında roman kavramı ortaya çıkana dek, kısa veya uzun, nesir ya da nazım her yazıya hikâye denmiştir.

Buna rağmen hikâye, Türk edebiyatına yabancı bir tür değildir. Özellikle “Kırk Haramiler”, “Kırk Vezir Hikâyeleri”, “Dede Korkut Hikâyeleri”, aşk ve savaş hikâyeleri Türk toplumunda asırlarca anlatılagelmiştir.

Tanzimat döneminde Fransız edebiyatının etkisiyle romanla tanışılınca, romanın kısa olanına hikâye denmiştir. İki tür arasındaki ayrımdan ilk söz eden, Nabizâde Nazım olmuştur.

Öykü türü edebiyatımıza Tanzimat'la birlikte girmiştir. İlk öykü örneklerini edebiyatımızda "Letaif-i Rivâyet" (Söylenegelen Güzel Hikâyeler) adıyla Ahmet Mithat Efendi vermiştir (1870). Aynı yazarın "Kıssadan Hisse" adlı eseri de ilk öykü örneklerindendir. Batılı anlamda ilk öykü örneklerini ise "Küçük Şeyler" adlı eseriyle Tanzimat'ın ikinci kuşak sanatçısı Samipaşazâde Sezai ortaya koymuştur (1892).

Türk öyküsü, Milli edebiyat döneminde Ömer Seyfettin'le asıl çıkışını yapmış, bu tür Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık, Tarık Buğra, Sabahattin Ali, Haldun Taner... gibi yazarlarla iyice gelişmiştir.

ANLATICI VE BAKIŞ AÇISI

Anlatım, düşüncenin duygunun kısacası sözle, davranışla jest ve mimiklerle alıcıya ulaştırılmasıdır. İnsan iletişimi sağlamak için anlatır ve anlar. Edebi eserde anlatma bir olay çevresinde gelişir. Farklı durumların ve ruh halinin dile getirilmesi çevresinde metinde ifadesini bulur.

ANLATICI

Anlatmaya bağlı edebi metinlerde yazar anlatma görevini bir anlatıcıya yükler.
Okuyucu bütün olup biteni bu anlatıcı aracılığı ile öğrenir. Bu kurmaca bir kişidir. Anlatım bazen birinci ağızdan ve ben merkezli olarak yapılır. Anlatıcı aynı zamanda hikaye ve romanın kahramanıdır.

BAKIŞ AÇILARI

İlahi bakış açısı,
Kahraman bakış açısı,
Müşahpit/Gözlemciı bakış açısı
,

olmak üzere üç tip anlatıcı ve bakış açısı vardır.
Bakış açısını bulabilmek için “Olan biten kimin gözünden ve kime göre anlatılıyor?” sorusunu sormalıyız.

1- İlahi Bakış Açısı

Anlatıcı olayların içerisinde yer almaz.
Her şeyi bilen bir anlatıcının bakış açısıdır.
Anlatıcı kişilerin zihinlerinden geçenleri, geçmişte yaşadıklarını bütün ayrıntısı ile bilir.
Anlatıcı, olayları anlatır, istediği yerleri özetler.
Bu durumda anlatıcı, kahramanlardan daha fazlasını bilir.
Üçüncü ağızdan anlatım vardır.

2- Müşahit/Gözlemci Bakış Açısı

Anlatıcı olayların içerisinde yer almaz.
Olayları bir kamera tarafsızlığı ile anlatır.
Anlatıcı, olayları sadece dışarıdan gözlemleyen bir şahit konumundadır.
Görünüşte tarafsız olan bir şahit gibi olup biteni anlatır.
Bu durumda anlatıcı, kahramandan daha az şey bilir.
Üçüncü ağızdan bir anlatım vardır.

3- Kahraman Bakış Açısı

Anlatıcı, hikâyenin bir kahramanıdır.
Hikâyeyi bize kendi bakış açısından anlatır.
Anlatıcı gördüğünü, duyduğunu, bildiğini anlatır.
Bu durumda anlatıcı ve kahraman eşit bilgiye sahiptir.
Birinci ağızdan anlatım vardır.

Bakış Açılarında Anlatıcının Farklılıkları

Bu bakış açıları, anlatıcının kahramanları karşısında farklı tavırlar almasını sağlar.
İlahi bakış açısında, anlatıcı her şeyin bilgisine ve görüşüne sahiptir.
Gözlemcide ise sadece bir gözlemcidir. Birinci hal, ikinci hale göre anlatıcıya kahramanlarını daha çok yargılama imkânı verir.
Bakış açıları, okuyucunun olay karşısındaki tavrını da etkiler.
Bakış açısı değiştikçe okuyucunun olaya katılım tarzı değişir.

Anlatmaya Bağlı Edebi Metinlerde Dil

Anlatmaya bağlı edebi metinlerde dil, bilinen bütün özellikleri ile karşımıza çıkar.
Kullanılan edebi dilin metnin yazıldığı dönem, sosyal hayat, edebi zevke göre değişiklik gösterir.
Dil, tema ve verilen mesajla ilgilidir.
Dil şiirsel işlevi ile kullanılır.
İletişim aracı metindir.

Çarşamba, 06 Kasım 2013 13:44 tarihinde güncellendi