Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

EVHAM

Sabahları uyanınca ağzım çiriş çanağı gibi. Midemde bir sancı... Şöyle bir salya yastığımı ıslatıyor. Sağ gözümde de bir sulanma.. Rıfat Bey dedi: "Yemeklerden sonra biraz kar­bonat al." Karbonatın kilosu da fırlamış. Dünya âlemin ga­liba gönlü bulanıyor olmalı ki bulabilirsen bul. 

Birkaç gün devam ettik Refika dedi ki: "Ayol sen geceleri de çok horul­duyorsun, git kendini bir doktora göster.." Bu zamanda kime gidersin, en aşağısının vizitesi on lira... Hastanenin poli­kliniği, meşhur.. Gittim tabib-i mütehassısına... Şöyle bir muayene etti, bir ilâç verdi. Semtin eczanesine gittim ki üç yüz kuruş imaliyesi dediler. Yandım yakıldım. "Haydi, on kuruş hatırı için inelim." dediler. İki yüz elliden on kuruş indirince yarım kilo ekmek parası... Benim tekaüdiyenin itası Hak sizleri inandırsın, dört bin yedi yüz yirmi yedi kuruş on para..

Ben farkında değilim ya, hastanenin sinir doktoruna iş düştü. Öyle ya, dâhiliyeci geçiremeyince, haydi asabiyeciye diye beni oraya havale kıldı. Ben de kendisine anlatıyorum: "Sabahları midem kötü, geceleri bir çarpıntı, uykularım derin değil, sigaradan sonra..." deyince: "Kaç sigara içersin peder efendi?" dedi. Adam, doktorun da peder efendi demesi hoş olmuyor. "Bir paket beyefendi evlâdım," dedim. "İki siga­raya indir," dedi. Efendim, dedim. İki dedi. Anan yahşi, baban yahşi, etmeyin eylemeyin beyim dedim, dörde razı oldu. Dört sigara ile günde bu, ben ne yaparım? Hay çenem tutulsaydı, dilim kuruyup kalaydı da, evdeki kadına da dörde kadar izin verdiler demeseydim. O da tepeme dikildi, başıma musallat oldu. İçirmez. "Bir yerine inecek, başıma bela olacaksın" der durur. "Yemeği yarıya indir," dediler. Hangi yemeği? Zaten çoktandır tiride, çorbaya, ıspanak haşlamasına razı olduk. Bu sinir doktorları da bir tuhaf oluyorlar. Kör ile düşen şaşı kalkar. Habire bana sorar: "Göbek adın ne efendi?"  "Ah­met" derim, "Peder merhumun göbek adı?" "Süleyman'dı." "E, büyük pederin?" Hoppala.. "Ben büyük pederi görmedim ki..." deyince sözü çevirir: "Dün akşam ne yediniz?" "Efen­dim, ne yiyeceğim, efendime söyleyeyim, ekmek, evet, bir ekmek. Sonra efendime söyleyeyim, o canım pirzola olacak değil a, ekmekten sonra bakla" "Zeytin yağlı mıydı?" Zıkkı­mın kökü... diyeceğim, ama doktor kapı dışarı edecek. E ben de mustaribim hani. Sigarayı bırak bir dert, yanından biri bir nefes çekmesin, alimallah mis gibi kokar.

Otlakçılığa başladım. Ötekinden berikinden dilen... Şimdi eskisi gibi paketi "Buyurun" diye ileri süren kabadayı nere­de? Maaşı alınca akciğer alıyorum da kadın da bendeniz de öyle tuzlanıyoruz. Doktor "Et yeme" diyor. Et nerede? Bir iki senedir yüzünü görmüş kul değiliz. Geçende refika, Beyazıt lokantasının önünden geçermiş de camekândan içeri bakmış, "Efendi" dedi "ne olursa olsun yarım okkacık ala­lım, ay sonuna Allah kerim.." Nefis bu, şu kadın kırk yıldır kahrımı çeker, haydi dediği olsun dedik, müsakkafat vergisi diye tahsildar kapıya dayanınca biçarenin arzusunu yapama­dım. Ne ağlıyorsun mu buyurdunuz?
Bu ağlamak hicran ağlaması değil a canım efendim, şimdi böyle hıçkıra hıçkıra konuşmak da arız oldu kulunuza... Çocuk gibi ağlıyorum. Ondan sonra da bir nevi gülme geliyor.. Asa­biye mütehassısı "Eti kes, damarların sertleşiyor, selâmünkavlen yakındır" diyor. Yüreğimi oynatıyor. Hangi et a Bey­efendi, refika cariyenizin o kadar istediği eti bile alamadık da tahsildara verdik; de dur, kim inanır?
Hastaneye gidip gelmekten de midemin bulantısı arttı.

O ne koku? İrinle karışık tentürdiyot, bir de yeşil bir toz var, aman aman, adamın burnunun direğini kırıyor. İstan­bul'un hastası da galiba arttı. En aşağı seksen kişi saydım bir defasında. Bereket kapıcı ile ahbap çıktık. Bizim dairede bir odacı vardı. Aziz Ağa, onun oğlu imiş. Her gidişimde Allah razı olsun, iskemlesini verir. "Etme, eyleme oğlum, o mümeyyizlikler geçti" derim, "yok biz sizin efendiliğinizi iki elimiz yanımıza gelse unutmayız," der durur.

Ama geçen gün şöyle bir şey oldu: Allah insana dert verip de, derman aratmasın. Bizim eski ahbaplardan Hüseyin Bey'e rast gelmiştim. Gene hastanede doktor beklerken... Ben bu zatı on senedir görmemiştim. Ne fena olmuş. İki büklüm olmuş. Sopaya düşmüş, yani bastonsuz yürüyemiyor. Bak­tım fena çökmüş. Yanına gidip "Geçmiş olsun birader," diye­ceğim ama baktım ki hali hal değil. Dert dinlemeğe mecalimde yok. Neme lazım dedim. Bir kenara çekildim. Fakat ne dersiniz, o beni gördü, ıhlıya pıhlıya yanıma yaklaştı, biraz doğrulur gibi yaptı:
"  Allah Allah Siz Sadık Bey"

"Evet," dedim.

Ta gözümün içine baka baka:

Mütekaidin-i maliyeden?."

"Evet..." dedim.
" Fesuphanallah, sizi öldü biliyordum," dedi.

Bozuldum fena oldum:
Yok, çok şükür Cenabı Hak gecinden versin,"

FAHRİ CELAL GÖKTULGA

Üye Girişi