Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

PİR SULTAN ABDAL EFSANESİ
Aslı Yemenli olan, Ali’nin torunu dördüncü imam Zeynel-Abidin soyundan gelen, ailesi Sivas’ın Banaz köyüne gö çüp yerleşmiş bulunan Haydar adında, yedi yaşında bir çocuk vardı. Bu çocuk bir gün babasının koyunlarını Yıldız Dağı’nda otlatırken uy uy akaidi. Düşünde aksakallı bir ihtiyar gördü. İhtiyar bir elinde dolu, öbür elinde bir elma tutuyordu Haydar ilkin doluyu alıp içti, sonra elmayı alırken ihtiyarın avucunun içinde parıldayan yeşil beni görünce karşısındaki nin Hacı Bektaş Veli olduğunu anladı. Sarılıp elini öptü. Hacı Bektaş ona “Pir Sultan” adını verdi, ününün dört bir yana yayılmasını, sazının üstüne saz, sözünün üstüne söz gelmemesini, Muhammed soyundan olanların hakkını almak için çalışmasını diledi. Düşten silindi. Böylece küçük Haydarın gözü açıldı, erenlerin arasına karıştı, saz çalıp söylediği şiirlerini Pir Sultan adına bağladı. Ünü yayıldıkça yayıldı. Tekke kurdu, nasip verdi.
Sivas’la Hafik arasındaki Sofular köyünde yaşayan Hızır adlı biri, Pir Sultan’ın ününü duyup Banaz’a geldi. Nasıp alıp kapısında yedi yıl hizmet ettikten sonra, bir gün pirine:
— Bana himmet et de bir makama geçeyim, dedi.
Pir Sultan ise şöyle karşılık verdi:
— Hızır, sana himmet ederim, büyük adam olursun, sonunda gelip beni asarsın!
İzin alıp İstanbul’a giden Hızır, Pir Sultan’m himmetiyle orada ilerledi, Paşa oldu. Sonunda Sivas’a vali geldi. Yoksul halkı ezdi, haram yedi, namus gözetmedi.
Bu sırada Sivas’ta, ikisi de haram yiyen, bir Kara Kadı, birde Sarı Kadı vardı. Pir Sultan köpeklerine Kara Kadı, Sarı Kadı adlarını koydu. Bunu duyan kadılar Pir Sultan’ı Sivas'a getirtip sorguya çektiler. Pir Sultan:
— Benim köpeklerim sizden iyidir, siz haram yersiniz, onlar yemez. İsterseniz deneyelim, dedi.
Kentin hacıları, hocaları bir kap helal, bir kap haram yemek hazırladılar. Kadılar oturup haram yemeği yediler. Köpeklerinse haram yemeğe hiç yanaşmayıp doğruca helal yemeğe gittikleri görüldü. Bunu gözleriyle gören hacılarla hocalar:
— İyi köpek, kötü kadıdan üstündür, dediler.
Pir Sultan da haram yiyen kadıları yeren şiirini söyledi.
Bu arada koca başlı kör Müftü, Şah’ın adını anmayı yasaklayan, ananların dilinin kesileceğini, Ali’yi sevenlerin öldürüleceğini bildiren bir fetva vermişti. Pir Sultan bu fetvaya karşı çıkan, ölümü göze aldığını, ne olursa olsun ala gözlü Şah’ından vazgeçmeyeceğini belirten bir şiir söyledi. Hızır Paşa bunu duyunca, Pir Sultan’ı Sivas’a çağırdı. Önce eski şeyhine saygı gösterdi, güzel yemekler sundu, ama Pir Sultan’ın bunları yemediğini görünce nedenini sordu. Pir Sultan
— Sen yoldan çıktın, haram yedin, yetimlerin ahım aldın, bu haram yemekleri ben değil, köpeklerim bile yemez dedi. pencereden seslenip Banaz’daki köpeklerini çağırdı, Pir Suttan'ın haram yemeyen köpekleri yemeklerin yanına bile sokulmadılar. Hızır Paşa öfkelendi, eski şeyhini Sivas’ın Toprakkale’sine, zindana attırdı. Ama içi de bir türlü rahat etmedi Bir süre sonra onu huzuruna getirtip Şah’ın adını anmadan üç şiir söylerse kendisini bağışlayacağını bildirdi.
Pir Sultan gerçi üç şiir söyledi, ama üçünü de baştan sona Şah’ın adıyla ördü. Hızır Paşa çaresiz kalarak büsbütün öfkelendi, Pir Sultan'ın asılmasını buyurdu. Sivas'ta, Keçibulan denen yerde darağacı kuruldu. Pir Sultan darağacına giderken ellerinin bağlanmamasını, çoluk çocuğunun düşmanlara karşı arkasından ağlamamasını dileyen şiirini söyledi.
Hızır Paşa onun ölümü hiçe sayan, verilen cezayı önemsemeyen tavrını görünce daha da ileri gitti, asılırken taşlanmasını, tadamayanların öldürülmesini buyurdu. Pir Sultan’ın tarikata birlikte girdiği, en yakın dostu Ali Baba bu buyruğa uymak zorunda kalınca, taş atar gibi yapıp ona bir gül attı. Bunun üzerine, Pir Sultan yabancıların attığı taşların kendisine değmediğini, ama dostun gülüyle yaralandığını bildiren şiirini söyledi.
Ertesi sabah halk kahvede otururken biri:
— Hızır Paşa Pir Sultan’ı astırmış, dedi.
Bir başkası:
— Olamaz, diye karşılık verdi. Ben onu bu sabah Koçhisar yolunda, Seyfebeli’nde gördüm.
Bir başkası atıldı:
— Nasıl olur, ben onu bu sabah Malatya yolunda, Kardeşler Gediği’nde gördüm.
Bir başkası:
— Yanlışınız var. Ben onu bu sabah Yenihan yolunda, Şahna Gediği’nde gördüm.
Bir başkası:
— Ben onu bu sabah Tavra Boğazı’nda gördüm.
Kalkıp hep birlikte darağacının bulunduğu yere gittiler. Baktılar ki darağacında Pir Suttan’m hırkası asılı, kendisi yok. Meğer asıldıktan sonra Pir Sultan darağacından inip yola düzülmüş. Arkasına asesler, Hızır Paşa’nın adamları düşüp onu yakalamak istemişler. Ama o sırada Pir Sultan Kızılırmak üstündeki köprünün öte yanına geçmişmiş. Arkasından aseslerin geldiğini görünce:
— Eğil köprü, demiş.
Köprü eğilip suya batmış, asesler ırmağın öbür yanında kalakalmışlar. Pir Sultan doğruca Horasan’a gitmiş, Şah’ının yanına varıp iki şiir söylemiş. Oradan Erdebil’e geçerek yatmıs, ölmüş, oraya gömülmüş.
(Memet Fuat: Pir Sultan Abdal. Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999 )

Üye Girişi