Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

 TANZİMAT ŞİİRİNDE YAPI ve AHENK

Tanzimat döneminde şiirin yenileşmesinde ikinci önemli adımı, mevcut şiir şekilleri üzerinde yapılan değişiklikler oluşturmuştur. Bu değişikliğin ilk öncüsü Şinasi olmuştur. Şinasi, Reşit Paşa için yazdığı kasidelerde beyit sayısı, kafiyeleniş gibi yönlerden klasik kasideden bütünüyle ayrılmıştır. Namık Kemal de “Hürriyet Kasidesi”nde eskinin kaside nazım şeklini değişik bir tarzda kullanmıştır. Akif Paşa ise koşma tarzında mersiye yazmıştır.

Çeviriler, Türk şiirinin biçimsel yapısını etkilemiş ve edebiyatımıza “yeni nazım şekilleri” daha çok çeviri yoluyla girmiştir. Çevirilerle birlikte Batı’nın sone, terzarima gibi nazım şekilleri de kullanılmaya başlamıştır. Örneğin Şinasi 1859’da yayınladığı “Tercüme-i Manzume”de yeni şekiller denemiştir. Bu şiirlerde kullandığı kendi aralarında kafiyeli dörtlükler ve La Fontaine çevirilerinde uyguladığı eşleme kafiye tarzı daha sonraları çok tercih edilen şekiller olmuştur. Sadullah Paşa “Le Lac (Göl)” çevirisini bentlerle oluşturmuş ve eşleme tipi kafiyede ısrar etmiştir.

Bu çeviriler, ileride Tanzimat’ın ikinci kuşağından olan Recaizade Ekrem ve Hamit’in bolca deneyeceği sekizli bentlerin (ottavarima) ilk örneğini teşkil etmektedir. Hamit, ünlü şiiri “Makber”i bu tarzda oluşturmuştur. Yine Duhter-i Hindu’daki “Tanaggum” manzumesini sekizli bentlerle kurmuştur. Ekrem ise

Volney, Lamartine, Gilbere, Victor Hugo çevirilerini “Naçiz” adlı kitabında toplamıştır. Bu kitaptaki şiirlerde dörtlüklerden sekizli, hatta onlu bentlere kadar değişen şekiller kullanmıştır.

Bütün bunlara rağmen Tanzimat döneminde, Divan nazmının şekilleri tamamıyla atılamamıştır. Bunun içindir ki, nazım şekilleri bakımından, Tanzimat şiirinde bütünlük görülmez. Yeni şekillerin yanında bazen aynen ve bazen de değişik olarak Divan nazmının şekilleri de (daha çok gazel, terkib-i bend ve kıt’a) yer alır. Bu durum, Tanzimat devrinin hemen her alanda görülen “yeninin yanında eskinin de devamı” tutumunun nazım şekillerinde de görünüşünden başka bir şey değildir.

Recaizade M. Ekrem, Batı’dan yaptığı çevirilerde eşleme, sarma, çapraz kafiye tarzını karışık kullanarak denemiştir. Abdülhak Hamit bazı şiirlerini sarma kafiye tarzı ile şekillendirirken, bazılarında sarma ve çapraz kafiye düzenini karışık kullanmıştır. Ekrem ise yalnızca sarma tipi kafiye tarzını kullanmıştır. Namık Kemal de “Vaveyla”, “Hilâl-i Osmanî” gibi yeni tarzda kaleme aldığı şiirlerde, şekil ve kafiye düzeni bakımından Ekrem ve Hamit’i izlemiştir.

Bu dönem şiirinde bir başka değişiklik “hecenin” denenmesidir. Yani Tanzimat’la birlikte Türklerin ulusal vezni olan heceye olan ilgi artmıştır. Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Cevdet Paşa gibi şairler, şiirlerin bu ölçüyle yazılması gerektiğini savunmuşlardır. Fakat bu istek geniş bir akım hâlini alamamış, sadece Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Vefik Paşa, Abdülhak Hamit, Recaizade Mahmut Ekrem gibi birkaç sanatçı tarafından yazılan birkaç hece denemesi ile sınırlı kalmıştır. Ziya Paşa “Şiir ve İnşa” makalesinde bir yeni fikir olarak hece ölçüsünü savunmuş ve hece ölçüsüyle bir “Türkü” de yazmıştır. Namık Kemal ise Akif Bey’de “Meyhaneci”, Gülnihal’de “Mezarcı”, Celaleddin-i Harzemşah’ta “Cabir”i hece ile konuşturarak bu vezne ne kadar önem verdiğini ortaya koymuştur. Hamit, Namık Kemal’in de tavsiyesiyle heceyle “Nesteren”i yazmıştır. Fakat başarısızlığını kendi de fark ederek bir daha heceyi kullanmamıştır. Recaizade Ekrem de “Zemzeme”lerindeki bazı şiirleri heceyle yazmıştır. Zemzeme’de 8’li hece ölçüsüyle yazdığı bir şarkıdan bir dörtlük okuyalım:

Sular çağıl çağıl akar 

Aşk ateşi beni yakar 

Dünya güzelmiş kim bakar 

Aşk ateşi beni yakar

Recaizade Ekrem ve Abdülhak Hamit konuya göre vezin seçme görüşünü savunmuştur. Şiirlerinde canlılığı ve hareketliliği sağlamak için de değişik yapıda vezinler denemişlerdir. Ekrem, Takdir-i Elhân’da, Hamit tiyatrolarında bu tür vezinleri denemiştir. Bu anlayış, Servet-i Fünûn şairleri tarafından da benimsenmiş ve Fikret başta olmak üzere, işlenen konunun özüne uygun kalıplarla şiir yazma yolu başarıyla uygulanmıştır. Ayrıca Hâmit “Bâlâ’dan Bir Ses”te herhangi bir vezin kullanmamıştır.

Tanzimat döneminde öne çıkan bir özellik de “beyit değil, bütün güzelliği”ne önem verilmesidir. Divan edebiyatında beyit (parça) güzelliğine önem verilirdi. Tanzimat edebiyatında ise beyitlerin başlı başına birer bütün olmasıyla yetinilmeyip, bütün mısraların aralarında bir anlam bağı bulunmasına, şiirin baştan sona kadar belli bir düşünce etrafında gelişmesine; yani “konu birliği”ne ve “bütün güzelliğine önem verilmiştir.

Sonuç olarak Tanzimat şiirinin Divan şiirine daha çok, yapı ve ahenk unsurları yönünden bağlı kaldığı söylenebilir. Bu dönemde, Divan edebiyatı nazım biçimlerinin dışına pek çıkılmamış, yeni düşünceler eski biçimler içinde dile getirilmiştir. Özellikle Tanzimat’ın ilk döneminde Divan şiirinin birçok nazım şekli (gazel, kaside, terkib-i bent vs.) aynen kullanılmıştır. İkinci dönemde ise eski biçimler bırakılarak yeni biçimler kullanılmaya başlanmıştır. Yeni nazım biçimleri ilkin Fransızcadan yapılan manzum çevirilerde görülmüş, telif şiirlerde çok sonra kullanılmıştır. Özellikle Şinasi, Recaizâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit gibi sanatçılar yeni nazım biçimleri ile şiirler yazmıştır.

Bu dönemde hece ölçüsü savunulmuş, ama tam olarak uygulanamamıştır. Aruz vezni bu dönemde de eski hâkimiyetini sürdürmüş, şiirlerin büyük çoğunluğu aruzla kaleme alınmıştır. Ayrıca kafiyenin göz için olmasına önem verilmiştir.

zambak

 

İLGİLİ İÇERİK

SERVET-İ FÜNÛN İLE TANZİMAT ROMANININ KARŞILAŞTIRILMASI

TANZİMAT EDEBİYATI ÖSS/ÖYS/LYS SORULARI

TANZİMAT EDEBİYATI BULMACA

TANZİMAT EDEBİYATI ÖĞRETİCİ METİN ÖRNEKLERİ

TANZİMAT EDEBİYATININ OLUŞUMU

TANZİMAT TİYATROSU

TANZİMAT I.DÖNEM ve II.DÖNEMİN DİL ANLAYIŞLARI

TANZİMAT EDEBİYATI TEST

TANZİMAT I. DÖNEM SANATÇILARI

TANZİMAT II. DÖNEM SANATÇILARI

TANZİMAT EDEBİYATI (1860-1896)

Üye Girişi